“3 Yıl İçinde Et İthal Etmeyen Ülke Haline Geleceğiz “ iddiası

 

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakan’ı Ahmet Eşref Fakıbaba:

“3 Yıl İçinde Et İthal Etmeyen Ülke Haline Geleceğiz “ iddiasını gerçekleştirmesi mümkün mü ?

Adnan SERPEN

Veteriner Hekim

İzmir Veteriner Hekimler Odası Veteriner Halk Sağlığı Çalışma Grubu Sekreterya Görevlisi

 

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Ahmet Eşref Fakıbaba makamında göreve başlar başlamaz basına ve kamuoyuna yaptığı açıklamalarda yer alan özellikle “ Kırmızı Et “ ile ilgili ortaya koyduğu hedef basında yer aldığı şekliyle “ Yeni bir çalışma içinde olduklarını belirten Fakıbaba, 2,5 – 3 yıl içinde et ithal eden bir ülke olmayacaklarını belirtti ( Tarım Pusulası, 07.08.2017 )“. Peki sayın bakanın bu hedefini gerçekleştirmesi gerçekten mümkün mü ?, yoksa milletin kırmızı et konusunda ki karamasarlıklarını ortadan kaldırmak için yapılmış bir açıklamamıydı !. Bunu zaman içinde göreceğiz. Fakat bu konuda yıllarını vermiş ve ayni zamanda sayın bakanın bakanlığında uzun yıllar görev yapmış bir Veteriner Hekim olarak sayın bakanın ortaya koyduğu hedefi biraz mantık süzgecinden geçirip başarılı olup olamayacağı hususunda kısa bir değerlendirme yapma ihtiyacı hisset-tim. Sayın Bakanı birilerinin yanlış bilgilendirildiği kanısındayım. Çünkü bu gibi hedeflerin gerçek-leşmesi için dünyada ki gelişmiş ülkelere baktığımızda asgari 5 yıllık bir planlama yaparak çalışma-larını sürdürmektedirler. Bu nedenle sayın bakanın vaadini gerçekleştirebilmesi için şartlar olumlu gitmesi halinde asgari 5 yıla ihtiyaç var.

Sayın Bakanın bu açıklamasında ortaya koyduğu hedefi Türkiye’nin bugünkü şartlarında ger-çekleştirmesinin asla mümkün olmadığını düşünüyorum. İnşallah bu düşüncemde ben yanılırım sayın bakan başarılı olur. Fakat Sayın Bakan oldukça farklı bir disiplinden geliyor, farklı disiplinden gelmemiş bile olsa “ Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı “ gibi devasa bir teşkilat yapısına sahip bakanlıkta hemen göreve gelir gelmez, gerekli incelemeleri ve araştırmaları yapmadan hayvancılık gibi çok hayati bir konuda çok acele açıklamalarda bulunmasının büyük bir hata olduğunu düşünüyorum. Çünkü hayvancılık sektöründe yaşanan sıkıntılar doğrudan biyoloji, zaman ve doğa şartlarıyla bağlan-tılı olmasının yanında 1950’li yıllardan Demokrat Parti döneminden başlayan yarım asırı aşan, çözü-lemeyen çok geniş sorunları içeriyor. Üstelik geçtiğimiz yıllarda mesleği hayvancılık konusuyla yakından ilgili olan Veterine Hekim olan Dr. Mehdi EKER uzun süre önce benzer şekilde  iddialı bir çalışma yapmış olmasına ve direnmesine rağmen gerek KIRMIZI ET, gerek CANLI HAYVAN ithaline bir türlü engel olamamış, boyun eğmek zorunda kalmıştır.

Kısa adı “ GIDA KOMİTESİ “ diye belirtilen, zamanın Başbakan’ı Sayın Ahmet Davutoğlu’-nun 9 Aralık 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan genelgesi ile “ Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşarının başkanlığında; Ekonomi, Gümrük ve Ticaret, Kalkınma ve Maliye Bakan-lıklarının Müsteşarları, Hazine Müsteşarı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı ve Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı ” nın katılımıyla “ Gıda ürünlerinde istikrarlı arz ve fiyat oluşumunu desteklemek “ üzere  oluşturulan “ Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesi “ nce karar verilmesi görevden alınan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı’nı Sayın Faruk ÇELİK’i bile isyan ettirmişti. Çünkü bu toplantıda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığını dinleyen, dikkate alan yok, bu komitede Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na soyunmuş bir Ekonomi Bakanlığı’nın sözü ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı’nın sözü geçerli. Bütün dertleri iki haneli enflasyonu aşağı çekmek, bunun içinde enflasyonist etkiye sahip “ Kırmızı Et “ fiyatlarının kısa sürede ne pahasına olursa olsun aşağı çekilmesi için KARKAS KIRMIZI ET İTHAL edilmesine karar verilmesidir. İthalat kararının üretimi olumsuz yönde etkileyeceği eleştirilerine Gıda Tarım ve Hayvancılık eski Bakanı Faruk Çelik, “ Hiçbir üreticimizin, yetiştiricimizin endişe etmesine gerek yoktur. Zira kesimlik hayvan ve karkas et ithalatı, son Bakanlar Kurulu kararı öncesinde olduğu gibi Bakanlığımızın yetkisi ve kontrolü çerçevesinde yürütülecektir. Yerli üretimin daralmasına sebep olacak ithalat uygulamalarına kesinlikle izin verilmeyecektir. İthalat kaynaklı fiyat oluşumlarında, yurt içi üretim maliyetleri dikkate alınacak ve üretici mağduriyetlerine asla müsaade edilmeyecektir” deme-sine rağmen sanki gizli bir el; sen bu işleri çok karıştırıyorsun dercesine bu güvenceyi hayata geçirecek şekilde görevinde kalmasına müsaade etmedi ve görevinden ayrılmak zorunda kaldı. Komitede söz sahibi olan Merkez Bankası alanı gereği enflasyon ile mücadele ediyordu, Merkez Bankası’nın ‘Aylık Fiyat Gelişmeleri’ raporunda, mevsimsel etkilerden arındırılmış işlenmemiş gıda fiyatlarının haziran ayında da artmaya devam ettiğinin yer alması, “ Bu artışta, özellikle kırmızı et fiyatlarındaki yüzde 4.88’i bulan yüksek artış dikkat çekti. Kırmızı etin yılbaşından bu yana gözlenen birikimli fiyat artı-şının % 16.22’ye ulaşması ” bardağı taşıran son damla oldu. Raporda, kırmızı et fiyatlarındaki artış, lokanta – otel grubunda da yemek yemek hizmetleri fiyatlarını yükselttiğine işaret edilerek, bu durumun enflasyonist etkisine dikkat çekilmesi Merkez Bankası siyasi iktidara karşı et’te ki fiyat artışından dolayı müşkül duruma düştü ve başarısız oldu. Halbuki bu başarısızlıktan; KIRMIZI ET FİYATLARI değil, KIRMIZI ET FİYATLARININ artışına neden olan uygulanmakta olan ekonomik politikaların oluşturduğu kronikleşmiş ekonomik sorunların sorumlu olduğunu MERKEZ BANKASI görmek istemedi. Çünkü önce kendi prestijini kurtarmak zorundaydı. Bu başarısızlığı ortadan kaldırabilmek için TARIM SEKTÖRÜ Türkiye’de yerle bir olsa bile hiç umrunda değil, enflasuyonda başarılı olmak için her türlü argümanlar kullanılacak, bunun için İTHALAT bu argümanların en başında gelen yöntemlerden birisiydi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Sayın Murat Çetinkaya’nın 01.08.2017 tarihinde basına açık olarak yaptığı aylık “ Enflasyon Raporu Bilgilendirme Toplantısı “ nı TV’den canlı olarak izleme fırsatım oldu. Sayın Başkan, kırmızı et fiyatlarında ki artışın enflasyon üzerinde etkili olması nedeniyle hem tüketici aleyhine, hem de yemek sanayi aleyhine bir gelişme olduğunu ( Gıda enflasyonu temelde taze meyve ve sebze grubu öncülüğünde, geçen yıldan gelen düşük bazın da etkisiyle, olumsuz bir seyir izledi. Bunun yanında kırmızı et fiyatlarında süregelen yüksek oranlı artışlar gerek doğrudan gerekse yemek hizmetleri kanalıyla dolaylı olarak tüketici enflasyonu üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturdu. ), “ Kırmızı Et Fiyatları “ nın TÜFE’de yukarıya doğru baskı yaptığını belirtmişti. Kırmızı Et İthali ile ilgili sorulara ise “ Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesi ( Gıda Komitesi ) “ nin hem kısa, hem orta hem de uzun vadeli önlemlere odaklanarak kararlar aldığını belirterek geçiştirmiştir. Dolayısıyla sözde enflas-yonist etki gösteren KIRMIZI ET fiyatlarını ucuzlatmak, fiyatları aşarı çekmek uğruna KARKAS KIRMIZI ET ve KASAPLIK HAYVAN ile diğer bazı tarım ürünlerinin gümrük vergileri Ramazan Bayramı”nda yayınlanan Bakanlar Kurulu kararı ile görülmedik bir şekilde düşürülerek ithalatına Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na rağmen kısa adı “ GIDA KOMİTESİ “ olan komite onay vermesi nedeniyle Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Faruk ÇELİK’i bile isyan ettirmişti. Çünkü komite Tarım’da kronik hale gelen girdi maliyetlerini kimsenin dikkata almayarak sadece etiket üzerindeki fiyat üzerinden değerlendirme yaptığı anlaşılmaktadır. Buna göre aşağıda ki grafikte görüldüğü üzere “ İTHAL KIRIMIZI ET “ getirilerek “ TÜFE “’de  “ ENFLASYON “ düşerken Üretici Fiyatlarında ( ÜFE ) Artış devam edecektir. Buda gelecek aylarda TÜFE’ de tekrar yükseliş demektir. Dolayısıyla geçmişte “ İTHAL KIRIMIZI ET “ te yaşananlar tekrar yaşanacak ve fiyat artışı kaçınılmaz olacaktır. Tek çare ülke içinde üretimi olabildiğince arttırmaktır. Bu yapılmadığı taktirde geçmişten bugüne yaşanan kısır döngü tekrar tekrar yaşanmaya devam edecektir. Geçmişte, bundan tam yedi yıl önce meslektaşım Sayın Veterine Hekim olan Dr. Mehdi EKER’in dikkatini çekmek için kaleme alıp Çiftlik Dergisinde 2010 yılında yayınlanan makalemi  Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Ahmet Eşref Fakıbaba’nın “ 2,5 – 3 yıl içinde et ithal eden bir ülke olmayacağız“.şeklinde ki açıklamalarına karşılık Sayın Bakanın, Sayın Veterine Hekim olan Dr. Mehdi EKER’in geçmişte yaptığı benzer  hatayı  yapmaması için bilgilendirmek amacıyla tekrar yayınlama ihtiyacı duydum, umarım dikkat alır.

 

BİR VETERİNER HEKİM’İN TARIM VE KÖYİŞLERİ BAKANI OLDUĞU DÖNEMDE TÜRKİYE’DE YAŞANAN ET SIKITISI

( Çiftlik Dergisi Kasım 2010, Sayı: 321 ’ de yayınlanmıştır )

 

Adnan SERPEN

Veteriner Hekim

İzmir Veteriner Hekimler Odası Veteriner Halk Sağlığı Çalışma Grubu Üyesi

 

Giriş:

            Veteriner Hekim’lik özellikle gelişmiş ülkelerde son derece ilgi gören önemli mesleklerden biri sidir.Ülkemizde büyük devlet adamı,eski Cumhurbaşkanlarından ve Başbakanlarından merhum İsmet İnönü A.Ü.Veteriner Fakültesinin 100.ncü kuruluş yıl döneminde yaptığı konuşmasında Veteriner He kimliği mesleğinin önemini “ Eğer insan hekimliği bir iç denizse,veteriner hekimlik okyanustur” sözle riyle ifade etmiştir (1).14 Kasım 2003 Tarihinde,A.B.D’de bulunan yakınlarımı ziyaret için yaptığım seyahatte Chicago havaalanında pasaport işlemleri yaptırırken pasaport işlemleri yapan görevlinin Veteriner Hekim olduğumu fark etmesi üzerine Veteriner Hekimliği mesleği ile söyledikleri beni çok et kiledi ve çok çarpıcıydı. Şöyle ki:” biz Veteriner Hekimlerle karşılaştığımızda A.B.D’leri Başkanı ile karşılaşmış kadar mutlu oluyoruz.Çok muhteşem mesleğiniz var insanlığa büyük hizmet sunuyorsunuz, sizlere ne kadar saygı duysak azdır.” şeklinde bana söyledikleri beni çok etkilemiş,adeta şok etmişti. Çünkü ülkemde duymadığım,görmediğim saygı ve itibari elin yabancı memleketinde görmem olmuştur. A.B.D’lerine gidinceye kadar mesleğimin bu kadar önemli bir meslek olduğunu bilmiyordum.Daha doğrusu önemli olduğunu biliyordum fakat bu kadar çok önemli olduğunu bilmiyordum.Veteriner He kimliği eğitimi;bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de yüksek öğretim görerek Veteriner Fakültelerin den mezun olurlar.Veteriner Hekimler sadece yalnız enjektör ve steteskop’ı içine alan hayvanların has talıklarıyla ilgilenmez,bulundukları ülkelerinin hayvancılık politikalarıyla yakından ilgilenirler ve ayni zamanda daima söz sahiptirler.O nedenle bir Veteriner Hekim bulunduğu ülkesinde hayvancılıkla ilgili bir sorun yaşandığında beni ilgilendirmez veya bana ne diyemez bilakis,soruna el atar ve sorunun çözü münde daima müdahildir.09.03.1954 Tarihinde kabul edilerek 18.03.1954 tarih ve 8661 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına,Türk Veteriner Hekimleri Birliği İle Oda larının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun un 5.inci Maddesi’nde Veteri ner hekimlerin vazife ve salahiyetleri aşağıda yazılı fıkralarda gösterilmiştir”

  1. Hayvanları muayene,hayvanların hastalıklarını tedavi etmek ve hayvanlar üzerinde muktedir olabildiği her türlü ameliyatı yapmak,ihtisası icabettiren ahvalde ise mütehassıs ( Veteriner hekim ) ‘e müracaatı tavsi ye eylemek;
  2. Hayvanları vasıfları ve sağlık durumları hakkında rapor vermek,
  3. Kara ve deniz hayvanlarından elde edilen gıdai,sınai maddelerle mamullerini,hayvan yemi olarak kulanı lan maddelerin muayene ve ihtisas sahibi ise tahlil etmek,
  4. (Veteriner hekim) likte tatbik olunan her türlü aşı,serum,biyolojik maddelerle müstahzaratı ( ihtisas sahibi olmak ve maksatların tahakkuku için tedvin olunmuş hususi kanunların hükümlerine uymak şartiyle) ihzar, muayene,tahlil eylemek ve bu gibi hususatta rapor verebilmek,
  5. Eczanesi bulunmayan yerlerde hayvan hastalıklarında kullanılan her nevi aşı,serum,müstehzar ve biyolo jik maddeleri muhtevi bir ecza dolabı tesis eylemek ve bu ilaçları satabilmek,
  6. Memlekette hayvancılığın ıslah ve inkişafını engelleyici hareketleri,ve bulaşıcı hayvan hastalıklarını görür veya işitirse en kısa bir zamanda keyfiyetten resmi makamları haberdar etmek ve istilai mahiyet arzeden vakayide ise derhal muktedir olabileceği önleyici tedbirlere girişmek ve zootekni sahasında haiz olduğu il mi salahiyetini kullanmak (2) şeklindedir.

Veteriner Hekimliği mesleği nedir ?, Veteriner Hekim kimdir ?, Veteriner Hekim

           ne iş yapar ?:

            Veteriner Hekimliği mesleği insanlık tarihinin en eski mesleklerinden biri olarak kabul edilmek tedir (3).Veteriner Hekimliğin hayvan evciltmesi ile başladığı genellikle kabul edilmektedir.Hayvanla rın evciltilmesi uygarlık tarihinde önemli bir dönemin başlangıcı olmuştur.Daha önce et ihtiyacını av lanmakla sağlayan insanın beslenmesi evcil havyan sürülerine sahip olduktan sonra daha düzenli,kolay olmuştur (4).İnsanoğlu hayvanı evciltmekle onun beslenmede,günlük yaşamda ve ulaşımda ne kadar ya rarlı bir varlık olduğunu anlamış ve onu dikkatle korumuş,sağlamlığına özen göstermiştir (5). Hayvan lar evciltilip insan hayatına böyle önemle sokulduktan sonra insanlar ister istemez onların her şeyleriyle ilgilenmişlerdir.Hastalıklardan koruma çarelerini,hastaları tedavi yollarını aramaya başlamış olmaları sonucunda Veteriner Hekimliği mesleği doğmuştur.Klasik kaynaklarda insanların hayvanları evcilleş tirerek ilk zenginliklerine sahip oldukları,bu nedenle hayvanların sağlıklarına büyük özen gösterildiği, böylece insan hekimliğinin yanı sıra hayvanların tedavi sanatının da doğup geliştiği ileri sürülmüştür. Görülüyor ki Veteriner Hekimlik zannedildiğinden çok daha eski bir tarihe sahiptir.Tarih boyunca da hemen hemen insan hekimliğine paralel bir ilerleyiş göstermiştir.Fakat bilimsel anlamda hayvan hekim liğinin başlaması pek o kadar erken çağlara gitmez.18.inci yüzyıl Veteriner Hekimliği tarihi yönünden çok önemli bir olaya şahit olmaktadırlar.Bu da ilk defa olarak veteriner yüksek okullarının açılmasıdır (3,4). 1762 Yılında Fransa’da ilk Veteriner Okulunun açılmasıyla dünyada Veteriner Hekimliği öğreti mine başlanmış,yetişen genç Veteriner Hekimler,insan sağlığı ve refahı için her zaman minnetle anıla cak,hizmetler vermişlerdir (6).Türkiye’de Veteriner Hekimlik öğretimi 1842 yılında başlamıştır (7).İlk olarak 1881yılında veteriner tahsili yapabilmek için sivil öğrenciler de Askeri Veteriner Yüksek okulu na alınmışlardır (1).Veteriner’in rolünü,hayvancılığın önemini çok iyi bilen büyük kurtarıcımız,eşsiz in san ATATÜRK 1933 yılında dünyanın en modern veteriner fakültesini Ankara’da öğretime açmış,de ğerli bilim adamlarının yetişmesini sağlamıştır.Çünkü ATAMIZ;savaş alanlarında yaralanan,sığır veba sı salgını yüzünden telef olan hayvanların veterinerlerin kurtardığına bizzat şahit olmuş,zaferin kazanıl masında sürdürülen çalışmaların etkilerini takdirle karşılamıştır. 19.yy’ın sonlarında ve 20.yy’ın ilk yarısında,meslekleriyle iç içe olan bilim dallarında olumlu sonuçlar getiren bilimsel incelemeler yapmışlardır (6). Türkiye’nin ilk Veteriner Fakültesi 1948 yılında Ankara Üniversitesi ailesine katıl-mıştır. Atamız’ın 1933’de Veteriner Hekimliği mesleği için gösterdiği ilgiyi,verdiği önemi günümüz Türkiye’sin de,Cumhuriyet tarihinde ilk defa bir Veteriner Hekim’in Tarım ve Köyişleri Bakanı olduğu şu günlerde dünyada ki önemine rağmen ne yazık ki göremiyoruz.

Hekimlik nedir ?,hekimlik:sağlığın korunması,hastalıkların engellenmesi,tedavisi ve hafifletil mesiyle ilgilidir.Dünyada hekimlik unvanına hak kazanmış ve buna layık 3 meslek dalı bulunmaktadır. Bunlar,Veteriner Hekimlik,Beşeri Hekimlik ve Diş Hekimliğidir.Veteriner sözcüğü bütün dünyada ulus lararası bir deyim olarak kullanılmaktadır.Türkiye’de ilk Veteriner Hekimliği okulunun 1842 yılında açılışından itibaren, gerek okulların, gerekse mesleğin isimlendirilmesinde 1937 yılına kadar “ baytar ” sözcüğü kullanılmış,1937 Yılından günümüze kadar ise Veteriner Hekimliği terimi kullanılmaktadır. Veteriner Hekimin görevi;hayvan hastalıklarını tanımak,gerektiğinde bu hastalıkları tıbbi ve cerrahi müda halelerle sağıtmak ve çevreye neden olduğu ekonomik kayıpları önlemektir (3,5,8). Çağdaş anlamda Veteriner Hekim:hayvan hastalıklarının sağaltımından,hayvanların ıslah ve üretiminden, hayvan ve hayvansal ürünlerin üretiminden tüketime kadar olan aşamalarda ki işlevlerinden sorumlu ve yetkili meslek adamı olarak tanımlanmaktadır (3).

Veteriner Hekimler yalnızca hayvanların hastalıklarını tedavi etmekle kalmazlar,buna ek olarak:

  1. Salgın ve bulaşıcı hastalıkları önleyerek hayvan sahiplerinin ve milli gelirlerimizin kaybına en gel olurlar,
  2. Hayvanlardan insanlara geçebilen ve bugün sayıları sekiz yüzü aşan zoonotik patojenden kay naklanan hastalığın yayılmasını önleyerek insan sağlığını korurlar,
  3. Yerli hayvan ırklarımızın sağlıklı,kaliteli ve yüksek verimli ırklara dönüştürerek milli gelirimi zin artışına katkıda bulunur,
  4. Hayvanlardan elde edilen gıda maddeleri ile bunların ürünlerini üretimden tüketime kadar kont rol ederek insanların sağlığını ve dengeli beslenmesine hizmet eder.
  5. Biyomedikal alanda insan sağlığının korunmasına yönelik insan tıbbı ile ortak çalışmalarda bu lunmak,
  6. Çevre ve Halk Sağlığı Bilimleri alanında iş birliği yaparak halkın sağlığını korumak.

Özet olarak Veteriner Hekimliği mesleği,hem sağlık,hem de hayvancılık yani tarım alanında hiz met götüren bir meslektir (5,9,10,11).

Hayvancılık Nedir ?,Türkiye için Hayvancılığın Önemi:

            Hayvancılık tarım kavramını oluşturan bir üretim dalıdır.Hayvan yetiştiriciliği ekonomik hayatı etkileyen,insanların günlük yaşantısının her safhasında yeri olan geniş bir faaliyet alanıdır.Üretimden tüketime kadar çok çeşitli konuları olan hayvancılık çalışmaları içinde değişik meslek kollarının yeri vardır.Hatta diyebiliriz ki bu değişik meslek kolları arasında başarılı bir iş birliği yaratılabildiği oranda hayvancılık başarıya ulaşabilir (12).Tarım kavramını oluşturan bitkisel üretim ile hayvansal üretim ara sında daima bir denge vardır.Biri diğerine hiçbir zaman üstün kılınamaz, kılınması halinde tarım kav ramı ortadan kalkar.Binlerce yıllık tarih içinde hayvancılık Türk halkının, sosyal ve ekonomik yaşamın da,kültüründe yer almıştır.Hayvan,kırsal kesimde yaşayan insanımız için hayatın bir parçası,ekonomik örgütlüğün simgesidir. Ülke hayvancılığına yapılacak hizmet ile;

  1. Halkımızın sağlıklı ve dengeli beslenmesi,
  2. Ulusal gelirin arttırılması,
  3. Dış satım gelirlerinin arttırılması,
  4. Sanayiye hammadde temini,
  5. İstihdam gücünün artması,
  6. Toprağa bağlılık,
  7. İnsanların,yerel halkın geçimini yerinde sağlama olanağının yaratılması,
  8. Bölgenin yerel ve doğal olanaklarından azami ölçüde yararlanması.
  9. Bölgeler arası gelir dengesi sağlanır (13,14).

Bugünkü köyden kente akın,şehrin ihtiyaç duyup köy nüfusunu çekmesinden çok,köy itiminin sonucudur.Kentlerimiz hiç bir zaman köyden akan nüfusu emebilecek kapasiteye ulaşamamıştır. Kara daki hayvansal üretim,her şeyden önce toprağa,toprağın korunması ve gereğince kullanılmasına bağlı dır.Eğer hayvanların beslenmesine yetecek ölçüde kaba ve kesif yem üretebilecek,yeterince toprak yoksa,ya da yeterince toprak bulunduğu halde,gereken hayvan yemi bu topraklarda üretilemiyorsa, kuş kusuz böyle bir yerde öz kaynaklara dayanarak verimli bir hayvancılıktan,hayvansal üretimden büyük ölçüde söz edilemez. Eğer doğal ya da insan eliyle az çok bir yem üretimi yapılabiliyorsa, o zaman öyle sine ve ancak ayakta durabilecek ölçüde,çeşitli yönlerinden aksayan bir hayvansal üretimin varlığı söz konusu olabilir (15).

Geçen iki yüz yıl içinde dünyada sığır varlığı üç ayrı verim yönünden yetiştirilmeğe başlanmış, geniş çayır,mer’a ve otlaklara sahip ülkelerde bir yandan süt verimi yönünden sığır ırkları geliştirilirken, diğer yandan da yalnız et verimi amacıyla sığır ırkları geliştirilirken,diğer yandan da yalnız et verimi yönünden sığır ırkları yetiştiriciliği yapılmıştır.Başta Amerika olmak üzere Avustralya,Yeni Zelanda ve Arjantin bu gruba örnek olarak gösterilebilir.Diğer ülkelerde ise hem süt hem de et verimi yönünden üstün olan,yani kombine ırklar tercih edilmiştir.Böyle ülkelerde sığırcılık yapanlar dişi hayvanlardan yüksek düzeyde süt elde ederken,genç erkeklerden de beside bol et elde ederek işletmelerinin daha kâr lı olmasını sağlamaktadırlar.Türkiye dahil bütün Avrupa ülkeleri bu gruba girer.Bu yolla ayni hayvan dan hem yüksek düzeyde süt hem de bol et elde edilmektedir (16).Yine memleketimizde doğal ve sos yal şartlara göre en çok koyun daha sonra kıl keçisi,tiftik keçisi ve sığır üretilmektedir.Koyun üretimi nin memleketimizde yoğun oluşunun nedeni kurak iklimli ve zayıf mer’alardan faydalanma alanlarının geniş,yetiştiricinin etinden,sütünden ve yapağısından istifade edip pazarlarda satabilme olanağına sa hip olmasındandır.Böylece koyunculuk küçük çiftçi ailelerinin en emin bir gelir kaynağı ve halkımızın da çeşitli ihtiyaçlarının karşılanmasında önemli bir gelir kaynağı teşkil eder.Bu bakımdan koyunculuk Türkiye ekonomisinde bir hayli önem taşır (17).

Hayvansal ürünler insan beslenmesinde çok önemli bir yere sahip olması,sanayinin çok geniş ve önemli bir bölümüne hammadde temin eden doğal bir kaynak olması nedeniyle hayvancılık tüm dünya da stratejik bir üretim dalıdır.Türkiye’nin sosyal ve doğal şartları gözden geçirilecek olursa,tarıma daya lı bir ekonomiye sahip olduğu,köy ve kentlerimizde yaşayanlar genellikle geçimlerini çiftçilik ve hay vancılıktan sağladıkları görülmektedir (17). Bu nedenle hayvancılık hiçbir şekilde yeri başka bir üretim veya yolla ikame edilemeyecek kadar Türkiye içinde stratejik bir üretim dalıdır.Bunun yanında Türkiye’nin sahip olduğu coğrafi ve iklim şartları nedeniyle bir hayvancılık ülkesi olduğu ve bu yönde büyük bir gelişme potansiyeline sahip bulunduğudur.Yine Türkiye’nin gelişmekte olan bir ülke olması, nüfusunun genç ve artış hızının yüksek oluşu nedeniyle istihdam alanı yaratmak için çok büyük devlet yatırımlarına ve yabancı sermayeye ihtiyaç duymaktadır. 2008 yılı itibariyle dünyada çiftlik hayvanı ve çiftlik hayvanı ürünlerine ilişkin ticaret, küresel tarımsal ticaretin 1/6’sını oluşturmaktadır (18). Yine OECD tespitlerine göre dünya nüfusunda ki artış göz önün de bulundurarak 2015 yılında dünyada ki kırmızı et tüketiminin % 31 artacağına kesin gözüyle bakıldığında (19), mevcut nüfusumuzun hayvan sal ürün tüketim ihtiyacını karşılanabilmesi ve açığının kapatılabilme si için et üretiminin % 300,süt üre timinin % 50 arttırılması gerekmektedir.İstihdam yaratma maliyeti açısından baktığımızda 2008 yılı iti bariyle hayvancılık sektöründe kişi başına maliyet 12 bin $ (USD),sanayide 80 bin $ (USD) dır (20). Tüm bu veriler hayvancılığın ne kadar önemli ve stratejik bir sektör ve üretim dalını ortaya koymak tadır.Tüm bu verilere rağmen bugüne kadar gerek siyasi ve kamu görevlilerine,gerek bilim çevrelerine ve gerek ise Cumhuriyetten bu yana gelip geçen tüm hükümetlere hayvancılık sektörünün önemi ve sorunları ne yazık ki tüm çabalara rağmen anlatılamamıştır (21). Yine bugün ayni şekilde üstelik bir Veteriner Hekim Tarım ve Köyişleri Bakanının iş başında bulunduğu sırada tüm bu dünya gerçekleri nin göz ardı edilerek ülke kaynaklarını değerlendirmeyip önce masum bir şekilde E.B.K ile başlayıp daha sonra ithalatı yapacakların sınırlarının genişletilerek özel sektöründe dahil edilerek  ithalat yoluna gitmenin hiçbir mantığı bulunmamaktadır.Olsa olsa,bütün bu gerçekleri görmeyerek siyasi bir kararla böyle bir ithalata karar verilmesinin arkasında belli çevrelere ithalatla nema sağlamaktan başka bir şey olmadığıdır.Bugünlere nasıl gelindiğine baktığınızda bunu bütün çıplaklığıyla görmeniz mümkün.

Yaşanan Et ve Hayvancılık Krizinin Ortaya Çıkardığı Yozlaşmış Tarım Politikaları:

Mer’alar hayvancılık ve hayvansal ürünlerin ucuz maliyetle üretilip halka sunulmasında önemli role sahiptir.Türkiye’de ki mer’alarımızın geçmişten günümüze kadar geçirdiği sürece baktığımızda; Cumhuriyetin ilk yıllarında 77.996.000 ha olan mer’alarımız tarım arazilerinden kat kat fazla idi.Fakat ilerleyen yıllarda tarımda,birim alanda verimliliği arttırmak yerine,mera ve otlakların tarım alanlarına dönüştürülmesine hız verilmiş ve 1950 yılında 14 milyon 542 bin hektar olan ekilebilir topraklar,1981 yılında 27 milyon 699 bin hektara ulaşmıştır (13,15). Zamanın FAO uzmanları tarafından mer’alarımız da ki bu vasıf değişikliği ve kayıplar Türkiye açısından tehlikeli görülmüş ve o tarihlerde FAO uzman larınca düzenlenen ve zamanın Tarım Bakanlığına da verilen “Bade” raporunda yer almış ve bu raporda açık ve net bir şekilde tarla haline dönüştürülen 8 milyon hektar mer’a’nın,Türkiye için hayatiyet arz etmesi nedeniyle derhal en az 4 milyon hektarının mer’aya iadesi gerektiği belirtilmiştir.Fakat bunun yapılabilmesi için büyük bir bütçe ve yatırım gerekmekteydi, kaynak bulunamaması nedeniyle ancak 90 bin hektarı meraya dönüştürülebilmiştir (22,23). 4342 sayılı “Mer’a Kanunu” çerçevesinde yürütülen çalışmalar sonucunda 2008 yılı itibariyle mer’a ve çayırlarımızın toplam alanının 14.6 milyon hek tar olduğu görülmüştür.Yıllarca art niyetli olarak “Türkiye Ortadoğu’nun tahıl ambarı olmalıdır” sloga nı ile tahıl üretimi, hayvancılığın gerilemesi pahasına teşvik edilmiştir (24). Bu zihniyet, mer’aların tarla ya dönüştürülmesinde etkili olmuştur.Bugüne kadar 63.396.000 ha mer’a yok edilerek bugün hayvan larımızı beslemememiz çok ciddi bir sorun haline gelmiştir.Ülke olarak bu kadar mer’a onlarca Ziraat Fakültesine ve binlerce Ziraat Mühendisine rağmen düşünmeden,cahil bir insanın dahi cesaret edip ya pamayacağı bir çılgınlıkla yok edilip kimse sesini çıkarmayıp milyonlarca ha mer’a’nın yok oluşu sey redilirken hayvancılık alanında ileri AB ülkelerinden Fransa 1880 yılında tarıma elverişli 31 milyon hektar arazinin;26 milyon ha tarla,5 milyon ha mer’a iken 1965 yılı na kadar çayır – mer’a alanını 8 mil yon ha çıkarırken tarla vasfında ki araziyi 18.7 milyon ha düşürmüş,2.811 milyon ha’da yem bitkileri üretimine tahsis etmiştir (25). Bizde çıkarılan 4342 sayılı “Mer’a Kanunu” na rağmen mer’a çalışmaları çok yetersiz olup mer’a alanlarının arttırılmasını bırakalım elimizde ki mevcut mer’aları dahi kaybetme ihtimalimiz var.Yine hayvancılığı gelişmiş ülkelerden A.B.D’ne baktığımızda; yıllar önce mer’aları nın % 50 payla süt üretimine, % 80 payla sığır eti üretimine ve % 95 payla koyun eti üretimi ne tahsis ettiklerini görüyoruz. Biz ise mer’alarımızı tarım ( bitkisel üretim ) adına yok ettik.Bu yetmiyormuş gibi 1950’li yıllardan 2008 yılı sonuna kadar 2.5 milyon hektar tarım arazisini sanayileşme uğruna sanayiye ve kırsal alandan kentlere işsizlik ve gelir yetersizliği sonucunda meydana gelen göçler sonucunda kent lerde konut açığını kapatabilmek için yasal ve gayri yasal bir şekilde konut alanına açarak tahsis etmi şiz.Bunların sonucunda 1950’lerden bu yana ve geçirilen çok sayıda kalkınma planına rağmen tarım politikalarımız tüm potansiyelimize rağmen ülkemiz insanını ve hayvanını aç olmaktan kurtaramamıştır (15). Hayvanlarımız aç olunca yeterli üretim yapılamamakta,bunun sonucunda insanlarımızda yeterli hayvansal ürün tüketemediği için merhum değerli meslek büyüğümüz ve hocamız Doç.Dr.Osman Nuri Koçtürk yıllarca yırtınırcasına bas bas bağırıp tüm kitaplarında ve makalelerinde dile getirdiği gibi,”ye terli et,süt,peynir,yoğurt,tereyağı tüketememeden dolayı gizli bir açlık yaşamakta midesini hububatla, ekmekle doldurarak fiziki doyuma ulaşma mücadelesi vererek açlığını gidermektedir”.

Dünyada yer alan hayvansal üretim çeşitleri:

  • 1) Yalnız yetiştiricilerin kurup,yönetip yürüttükleri örgütler,
  • 2) Yalnız devletin kurup,yürüttüğü örgütler ve,
  • 3) Devletin değişen ölçüde katılıp desteklediği,ama yetiştiricilere dayalı biçiminde ki örgüt ler şeklinde sınıflandırılabilir.

Bu tür örgütlerin çalışmalarından alınan sonuçlar incelendiğinde,hayvan yetiştiricilerinin kurup, yönetip yürüttükleri Dernek,Birlik yada Kooperatiflerin en sağlıklı ve verimli örgüt tipleri olduğu açık ça görülmektedir. Oysa Türkiye’de işin gerçek, hem de acı yanı şudur ki, kooperatifçiliğin ne ölçüde anlamından uzak amaçlara araç edildiği, bilerek ve bilgisizlik sonu, bilmeyerek ne ölçüde yozlaştı-rıldığı ve sonuçta halkın kooperatifçilikten ne denli soğutulup,uzaklaştırıldığı bilinmesine rağmen tüm sorumlular olumlu bir düzenlemeye girememiş,hatta kooperatiflerin yozlaşmasına şu yada bu nedenle çokluk yardımcı olmaktan çekinmemiş olmalarıdır.Bunun için hayvansal üretimde tüm sorunların büyük ölçü de çözümü ve üretim kesiminin geliştirilmesi en başta, zaman yitirmeden, Türkiye koşul-larıyla tutarlı, yetiştiricilere dayalı ve onların yürütüp,yönettiği gerçek hayvansal üretim kooperatif-lerinin kurulması ve bunların gereğince çalışmalarının sağlanmasına bağlıdır (26). Fakat bugün serbest piyasa ekonomisi adı altında uygulanan ekonomik programlar ile sürdürülebilir bir destekleme politikasının söz konusu olma ması,devlet tarafından her birim verim için maliyet düşürücü tedbirlerin alınmaması,hayvansal verim ve üretimin düşük olması nedeniyle bu gibi kuruluşlar birinci derece suçlu gösterilip binlerce hayvandan oluşacak sermaye odaklı endüstriyel hayvancılık empoze edilmektedir. Oysa bugün kapitalizmin merkezi olan A.B.D’de bile 500 başın üzerinde endüstriyel hayvancılık işletmelerinin hayvancılık sektörü içinde ki  oranı % 5’i geçmemektedir (27). Yine AB’ne baktığımızda tarımsal yapının % 30’unu bitkisel üretim,% 70’ni hayvansal üretim oluşturmaktadır.AB’ne girmek üzere uyum çalışmalarını yürüttüğümüz şu günlerde AB’nin bu tarımsal yapısına en uygun tek ilimiz İzmir’dir. İzmir bugün Türkiye’ de üretilen süt’ün 1/10’nunu üretmektedir. Peki diğer illerimiz bunu  gerçekleştirememiştir, neden ?, Sayın Bakan, Bakanlığının Müfettişlerini görevlendirip bunun nedeni-ni araştırmalıdır.

Hayvan yetiştiriciliğinin karlı olabilmesi;hayvansal verimin yükseltilmesi ve üretilen hayvan ve hayvansal ürünlerin iyi şartlarda pazarlanabilmesine bağlı olduğu kadar, her verim birimi başına yapılan masrafların azaltılmasına da bağlıdır. Çeşitli nedenlerle ürettiği hayvan ve hayvansal ürünleri gerçek de ğer fiyatı ile satamayan yetiştirici için rasyonel yemleme ekonomik olamaz.Bu nedenle yetiştirici mas raflarını azaltmak için hayvanlarını ucuz ve değersiz yemlerle ilkel şekilde besleme yoluna gider (25). Buda hayvanlarımızın verimlerinin düşük olmasının nedenidir.  

Veteriner Hekimlik ve Hayvancılık:

            Gelişmiş ülkelerde,et,sakatat,süt,süt ürünleri,deri,yapağı,boynuz,gübre ve enerjilerinden yarar- landıkları hayvanları evlatları gibi sever,bakar,bu nedenle Veteriner Hekim’e ve hayvancılığa olağan üs tü önem verilmektedir (6). Çünkü hayvancılığın gelişmesinde ve hayvansal üretimin artmasında Veteriner Hekim’in rolü büyüktür.Her şeyden önce Veteriner Hekim,çok büyük sayıda hayvan ölüm-lerine neden olan salgın ve paraziter hastalıkları önler,gerektiğinde tedavisini yapar.Bunun yanı sıra Veteriner Hekim’in çeşitli çalışma alanlarını yakından tanımayanlar, bu mesleğin yalnız hayvan hasta-lıklarını önleme ve tedavi etme görevi yüklendiği sanısındadırlar oysa hayvan sağlığını koruma yanında, çeşitli biyolojik yöntemler uygulayarak hayvanları ıslah etmekle ülke şartlarına uygun hayvanların yetiştirilme si ve hayvansal besin üretimini arttırmak;hayvansal besinlerin,besleme niteliği ve insan sağlığına uygunluğu yönünden kontrolu ve değerlendirmesi de Veteriner Hekimliğin çalışma alanları arasındadır (28).

Düşük verimli hayvan ırklarımızı yüksek verimli ırklara dönüştürme veteriner mesleğinin so rumluluğu ve yetkisi içindedir.Bu amaçla bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de sun’i tohumlama dediğimiz bir teknikle dişi koyun,inek ve kısraklar aşılanır.Böylece ekonomik ve en emin yolla verim leri düşük ilkel sığır ve koyun ırkları ıslah edilir,geliştirilir. Ülkemizde Veteriner Hekimler 1925’de baş lattıkları ıslah çalışmaları sonu, Karacabey Atı, Karacabey Esmer Sığırı,Türk Merinosu gibi ülkemiz ik lim özellilerine uyumlu ırklar geliştirmişlerdir.Bunlar eti,sütü,yapağısı ile hem yetiştiriciye hem ülke mize büyük kazanç sağlamıştır. Bir bebeğin sağlıklı büyümesinde nasıl ki bilgili, yeterli ve dengeli bir beslemeye gerek varsa iyi bir ürün vermesi beklenen hayvanın da aynı özenle beslenmesi gerekmek tedir.Bu nedenle hayvan besleme ve zootekni konusu Veteriner Hekimliğin çok önemli sorumluluk alanları olup bu sorumluluk sağlık yanında üretime ve ekonomiye yaptığı katkılarından kaynaklanmak tadır (5). Ülkenin evcil hayvan varlığının sağlığını korumak ve kontrol etmek,modern bir hayvan yetişti riciliği için şartları sağlamak, insan sağlığını tehdit eden ve çeşitli hayvan türleriyle insana geçebilen hastalıkları kontrol altında tutmak ve halka sunulan hayvansal ürünlerin zararsız ve kaliteli olmasını ilgili kuruluşlarla birlikte sağlamak Veteriner Hekimliğin önemli faaliyet alanlarıdır.Bu nedenle Vete riner Hekimliği mesleğinin hayvancılık faaliyetiyle ilgili sorumluluğu 09.03.1954 Tarihinde kabul edile rek 18.03.1954 tarih ve 8661 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcra sına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği İle Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun ” un 5.in ci Mad desi’nde Veteriner hekimlerin vazife ve salahiyetleri” başlığı altında ( f )  fıkrasında gös terilmiştir. Bunun dışında her Veteriner Hekim mezuniyeti sırasında kabul ettiği ve söz verdiği “Vete riner Hekim andı” gereği görevini hiçbir baskı ve zümrenin etkisi altında kalmadan ifa etmesi gerek mektedir.Ayrıca geçtiğimiz yıllarda,her 4 yılda bir düzenlenen XXIII ‘üncü Dünya Veteriner Kongre sinde “Hayvansal Kaynakların Akıllıca Kullanılması” ana tema olarak seçilmiştir (29). Bir diğer kaynak ise, A.B.D’leri “Mississippi Üniversitesi Veteriner Kollej’den Sayın H.Graham Purchase 1993 yılında Avian Pathology dergisinde yayınladığı “ Future role of veterinarians in animal production(30) adlı makalesinde Veteriner Hekimliğin,hayvanın sağlığının korunmasından,üretiminin arttırılmasına kadar tüm safhalarda hayvan yetiştiriciliğinde ve üretiminde ki önemini çok güzel bir şekilde anlatmaktadır.

     Tartışma ve Sonuç:

Hayvancılık, beslenmeden sanayiye kadar Türkiye’nin ekonomik ve sosyal yaşamını direkt etki lediği için toplumumuzun çok geniş kesiminin ekonomik ve sosyal yaşamında önemli bir yer tutar. Sadece belirli bir zümreyi ilgilendiren sınırlı bir konu olarak düşünülmesi ve ele alınması, soruna gösterilen ilgisizliği ortaya koyar. Bu nedenle Türkiye’de et- çiğ süt üretimi arasında bir denge sağlan-ması, sorunların ciddi bir şekilde ele alınması,konunun enine boyuna tartışılıp ülkemiz gerçeklerine ve menfaatine uygun çözüm yolları oluşturulup uygulanması gerekmektedir. Çünkü bugün et fiyatlarında yaşanan fiyat artışları,üretim yetersizliği;yıllardır süre gelen et – çiğ süt üretimi arasında ki dengesiz-liğin giderek bo zulması,mevcut hükümetin iş başına geldiği andan itibaren uyguladığı yanlış tarım ve hayvancılık politikalarının bir sonucudur. Et krizine; zaman zaman Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ki ki terör gerekçe gösterilse de Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ki teröre bağlı üretim açığının diğer 5 coğrafi bölgemizde ( Ege, Marmara, Akdeniz, Karadeniz ve Marmara Bölgelerimiz ) uygulamaya konulacak ciddi bir hayvancılık politikasıyla ihtiyacımız olan et’i ve çiğ süt’ü üretmemiz mümkündür. Örneğin: İzmir ili polikültür bir tarım yapısına rağmen AB’ne benzer % 30 bitkisel, % 70 hayvansal üretim şeklinde bir yapı lanmaya giderek geliştirdiği bu üretim yapısı sonucunda şu anda Türkiye’de üretilen toplam çiğ süt’ün 1/10’nunu üretmektedir. Her ne kadar hükümet yetkililerinin Türkiye’nin büyümesinden bahsedip GSMH arttığını dile getirseler de sosyal devlet anlayışından uzak gelir dağılımına bağlı gelir dengesizliğinin ülkemizde giderileme-mesi nedeniyle halkımızın çok büyük bir kısmı dengeli,yeterli ve sağlıklı beslenmesi için ihtiyaç duy-duğu eti, süt’ü, peynir’i, yoğurt’u ve tereyağını satın alamadığı için tüketemi yor. Buna rağmen bugün Türkiye’de yaşanan et krizine baktığımızda üretim yetersizliğinden kaynaklandığı, üretim yetersizli-ğinin de mevcut hükümeti temsil eden Sayın Bakanın bugüne kadar uygulamaya koyduğu yanlış, hatalı Tarım ve Hayvancılık politikalarından kaynaklanmaktadır.

Bir kaç yıldır çiğ süt üreticisi çiğ süt fiyatlarında ki spekülasyonu bas bas bağırıp dile getirme sine rağmen Sayın Bakan ilgisiz kalmış,çaresiz kalan hayvan yetiştiricisi hayvanlarını zararın neresin den dönülürse kârdır düşüncesiyle mezbahaya götürmüş atı alan üsküdarı geçtikten sonra Ulusal Süt Konseyi kurulmuştur. Fakat Ulusal Süt Konseyinin etkinliğinden,piyasayı düzene soktuğundan bahset mek çok zor,varlığı ancak kağıt üzerinde söz konusudur.Şayet et – çiğ süt üretimi arasında bir denge oluşturulabilmiş olsa idi bugün yaşanan et krizi yaşanmayacaktı. Maalesef bu denge oluşturulamamış ve temelleri atılamamış, sorunun çözümü için gereken gayret gösterilmemiş,çözümler uzun vadeli olmak tan ziyade  kısa vadeli ve günlük tedbirler şeklinde olmuştur.Tıpkı bir anda uygulamaya konulan sıfır faizli hayvancılık kredilerinde olduğu gibi ancak tüketime bağlı bir kriz,sorun yaşandığında hareket edi lerek devlet kaynakları seferber edilmektedir. Oysa kırmızı et’in sorunlarının çözümünde kısa vadeli günlük tedbirler yerine,tıpkı hayvancılığı gelişmiş ülkelerde olduğu gibi en az 5 yıllık uzun vadeli tedbirlerin alınması gerekmektedir.Buda sığır ve koyun yetiştiriciliğinde üretim için biyolojisinin gereği uzun bir zamana ihtiyaç duyulmasındandır. Ondan sonra kalkıp geçen 4-5 yılda hayvancılık alanında yapılan yanlış uygulamaları ve politikaları görmezlikten gelinerek adeta ört bas edilircesine, sıfır faizli kredi verilmesi bir anda uygulamaya konarak,hayvancılığa gereken önemin verildiğinin bahsedilmesi abestle iştigal olup kamuoyuna bu şekilde  lanse edilmesi, kamu oyunun tepkilerinin giderilmesinden ve yanıltılmasından başka bir şey  değildir.Şayet politikalar doğru idiyse bugün et tüketiminde ve üretimin de yaşanan kriz nereden çıktı ?, sürekli dışarıdan damızlık hayvan ithalatı yapılmasına rağmen niçin sürekli sayıları azalıyor ve bugün ithal etme ihtiyacı duyuluyor ?, madem yeterli hayvan rezervi var ise, yaklaşan kurban bayramı nedeniyle niçin kurbanlık hayvan ithalatı yapılıyor ?. Bugün Anadolu, sıfır faizli krediyi duyup,hayatında hayvanla ilgilenmemiş, yanına dahi yaklaşmamış kişilerin eline çantayı kapıp köy köy dolaşarak arazi arayıp tesis kurmak için arayış içinde olanlarla dolu olması çok manidardır. Hayvancılığımızı bu insanlar mı kurtaracak ?, zannetmi-yorum, hayvancılığımız bu şekilde mi kurtulacak ? asla, bu şekilde ancak günü kurtarabiliriz. Yaşanan bu krizi biraz daha irdeleyerek daha iyi anlaşıl ması açısından bir hayvanın insanın hayvansal protein ihtiyacına cevap verebilecek hale gelebilmesi için geçirdiği sürece kısaca göz atmamızda fayda var, şöyle ki:

  1. Sığır yetiştiriciliği açısından ele aldığımızda;

Bir ineğin gebelik süresi 280 gün,yeni doğan bu yavru erkek ise gerek miktar ve gerekse kalite bakımından besiye en uygun yaş olarak genel olarak 11-18 aylar arasında olması kabul edilmektedir (31). Buna göre bir kasaplık hayvan; anasından doğduğu andan itibaren asgari 610 gün ( 20 ay ), azami 820 gün ( 27 ay ) sonra kasaplık olarak kesimi yapılabilmekte ve et ihtiyacımızı karşılaya-bilmekteyiz. Süt verimi açısından ele aldığımızda: bir ineğin 280 gün gebelik süresi,yeni doğan yavru dişi ise asgari 14 ay ( 420 gün ), azami 22 ay ( 660 gün ) çiftleşme yaşına eriştiğini dikkate alırsak buna göre:asga ri,280 gün anne karnında geçirdiği süre +  420 gün gelişim çağına ulaşma  + 280 gün gebe kalma süresi = 980 gün ( 32,5 ay ) sonra,azami 280 gün anne karnında geçirdiği süre + 660 gün gelişim çağına ulaşma + 280 gün gebe kalma süresi = 1220 gün ( 40,5 ay ) sonra süt verimine geçebilmektedir.

  1. Koyun yetiştiriciliği açısından ele aldığımız da;

Bir koyunun gebelik süresi 145 gün olup dişi  bir yavru doğduktan sonra asgari 365 ( 12 ay ) gün – azami 547 ( 18 ay ) gün arasında ilk defa çiftleşebilir hale gelmektedir. Süt veriminden faydalanacağı mız bir koyun: 145 gün anne karnında geçirdiği süre + 365 ( 12 ay ) gün gelişme çağı + 145 gün ( yak laşık 5 ay ) gebe kalma süresi = 655 gün ( yaklaşık 22 ay ), azami 145 gün anne karnında geçirdiği süre + 547 ( 18 ay ) gün gelişme çağı + 145 gün ( yaklaşık 5 ay ) = 837 gün ( yaklaşık 28 ay ) sonra süt veri mine geçebilmektedir (32). Genç Kuzu Besisi açısından baktığımızda; asgari 145 gün ( yaklaşık 5 ay )  an ne karnında geçirdiği süre + 120 gün ( 4 ay ) besi süresi = 265 gün ( 9 ay ) ,azami 145 gün ( yaklaşık 5 ay )  anne karnında geçirdiği süre + 210 gün ( 7 ay ) besi süresi = 365 gün ( 1 yıl ) sonra kasaplık hay van olarak kesimi yapılabilmektedir. Toklu Besisi açısından baktığımızda; asgari 145 gün ( yaklaşık 5 ay )  anne karnında geçirdiği süre + 300 gün ( 10 ay ) besi süresi = 445 gün ( yaklaşık 15 ay ), azami 145 gün ( yaklaşık 5 ay )  anne karnında geçirdiği süre + 330 gün ( 11 ay ) besi süresi = 475 gün ( yakla şık 16 ay ) sonra kasaplık hayvan olarak kesimi yapılabilmektedir (33).

Tüm bunların sonucunda sıfır faizli bir kredi aldığınızda, her şey dört dörtlük, eksiksiz yürüdü-ğünü düşündüğümüzde ” yeni doğacak yavrulardan,sığırlardan ;asgari 610 gün ( 20 ay ), azami 820 gün ( 27 ay ) sonra kasaplık, asgari 980 gün ( 32,5 ay ) sonra,azami 1220 gün ( 40,5 ay ) sonra süt veriminden,koyunlardan;asgari 655 gün ( yaklaşık 22 ay ), azami  837 gün ( yaklaşık 28 ay ) sonra süt veriminden,kasaplık kuzu besisi olarak asgari 265 gün ( 9 ay ) ,azami 365 gün ( 1 yıl ) sonra, toklu besisi olarak asgari 445 gün ( yaklaşık 15 ay ), azami 475 gün ( yaklaşık 16 ay ) sonra kasaplık hayvan olarak faydalanmak” mümkündür. Şayet şartlar istendiği gibi olmazsa,nitekim mevcut 31.9 milyon kaliteli kaba yem açığı, süt sanayi tarafından çiğ süt fiyatlarında uygulanan spekülatif uygu-lamalar, hastalıklar, küresel ekonomik uygulamalarına ve sürdürülebilir olmayan destekleme politika-ları sonucunda üretimin istenilen düzeyde olmaması, tüm bu sorunlara nüfus artışının da ilave edilmesi sonucunda, Türkiye’de zaten bugüne kadar satın alma gücü düşüklüğü nedeni ile et üretim fazlalığı olan, süt üretimini de talebe göre karşılayan bir yeterlilik içinde olan bir ülke konumunda olması şeklinde ki bu yeterlilik durumunu ortadan kaldırarak Türkiye’de  bugünkü et krizini ortaya çıkar-mıştır.

Bir Veteriner Hekim ve ayni zamanda meslektaşımız olan Sayın Bakanın başarısı bizimde başa rımızdır.Sayın Bakanın bir Veteriner Hekim olması nedeniyle haklı olarak meslek camiamızın beklenti leri çok yüksekti, fakat gelişmeler beklentilerimizin tamamen tersi yönünde gerçekleşmiş,bu nedenle bugün hayvancılık sektöründe yaşananlar karşısında camiamız çok üzgündür. Sayın Bakan’ın Veteriner Hekim olması nedeniyle yaşamakta olduğu bu başarısızlığı Veteriner Hekimliği mesleğine de zarar ver meğe başlamıştır. Sayın Bakan’ın hayvancılık alanında ki uygulamaları Veteriner Hekimliği camiamız tarafından asla kabul edilebilir uygulamalar değildir,onaylamıyoruz. Şayet meslek camiası olarak yıllar dır yaptığımız uyarılara kulak verilmiş olsa idi Sayın Bakan bugünkü kötü et krizini ve görevinde ki başarısızlığı yaşamayacaktı.Yaşanan et krizi Türkiye’nin ulusal güvenliğini yakından ilgilendiren,Cum huriyet tarihinde ilk defa yaşanan çok önemli tarihi bir krizdir. Sayın Bakan Tarım ve Köyişleri Bakanlı ğında bugüne kadar yaptığı icraatları sırasında zaman zaman kendisi meslek örgütlerimizin temsilcileri tarafından ziyaret edilerek gerek mesleki,gerek hayvancılık sektörüne yönelik kaygılar ve sorunlar gö rüş olarak kendisine iletilmiş olmasına rağmen dikkate almamış kendi bildiğini yapmış ve bunun sonu cunda yanılmıştır. Bu kriz kolay kolay ithal et ve hayvanla giderilecek bir kriz olmayıp Cumhuriyet tari himizde yaşanan ilk ve tek olması nedeniyle Türkiye açısından çok önemli ve ciddi bir krizdir. Çünkü her ne kadar dalgalı kurdan bahsediliyor ise de uygulanmakta olan örtülü sabit kur sisteminden (34) dolayı ithal et ve hayvan cazip görünmekte,yine dünyada hayvan ve et stokları belli olup ellerinde stok ları olan ülkeler bu stoklarını elden çıkardıktan sonra fiyat artışları kaçınılmaz olacağından çok yakın bir tarihte her şeyin tersine dönmesi kaçınılmazdır. O nedenle hayvancılık konusunda kaynaklarımızı se ferber edecek şekilde bir üretim seferberliğine gidilmediği taktirde ciddi fiyat artışları ve sosyal sorun lar yaşamamız olasıdır.Yaşanan bu kriz,Sayın Bakanın icraatları açısından hem Tarım ve Köyişleri Ba kanlığı,hem de Veteriner Hekimliği tarihine önemli bir not halinde geçecektir. Makalemi yabancı mes lektaşım Sayın Dr.K.F.Meyer’in önemli bir sözü ile bitirmek istiyorum: Hayvanlar her zaman insan oğlunun kaderini belirlemiştir.Acaba Türkiye’nin de kaderini hayvanlar mı belirleyecek ?, göreceğiz.

Kaynaklar:

  1. BERKMEN,L.(1966) Türkiye’de Veteriner Hekimliği Mesleğinin Tarihi ve Gelecekteki Gelişme Hedefleri. Etlik Veteriner Bakteriyoloji Enstitüsü Dergisi,Yıl:1966,Sayı:1-2,Cilt:3 -ANKARA
  2. 6343 Sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına,Türk Veteriner Hekimleri Birliği İle Odaları nın Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun. http://www.mevzuat.adalet. gov.tr/html/981.html ,26.09.2010, Saat 03:49
  3. ÖZGÜR,A.(1997) Veteriner Hekim Terimi Üzerine Tarihsel Bir Araştırma.A.Ü.veteriner Fakültesi Dergisi,44:1-8,1997 – ANKARA
  4. ERK,N. (1968) Türkiyede 125 Yılını Dolduran Veteriner Hekimlik Öğretiminin Başlangıç Tarihi. Türk Veteriner Hekimler Derneği Dergisi,Yıl:1968,Sayı:1,Vol:38 – ANKARA
  5. DİNÇER,F. (1983) Veteriner Hekimlik Mesleği.Veteriner Hekimler Derneği Dergisi,Yıl: 1983,Sayı:2,Cilt:53 – ANKARA
  6. MİMİOĞLU,M.M. (1987) Veteriner Hekimliği Öğreniminin 144. Yılında.Türk Veteriner Hekimler Derneği Dergisi,Yıl:1987,Sayı:1,Cilt:57 – ANKARA
  7. ERK,N. (1972) Çeviri: Türkiye’de Veteriner Hekimlik ( 19 uncu Yüzyıl Ortalarında ) Godlewsky ve Sommer.A.Ü.Veteriner Fakültesi Yayınlarından:281,Çalışmalar:183 – ANKARA
  8. ÇAKIROĞLU,S.(1987) Fakültemizde Veteriner Hekimliğin 144.Yılı Kutlandı.A.Ü.Veteri ner Fakültesi Konferans Salonunda düzenlenen törende yaptığı konuşma – ANKARA
  9. SCHWABE,W,C.(1984) Veterinary Medicine and Human Health.Third Edition (The Challenge of ” One Medicine”-The Implacations of Veterinary Practice)-The Williams and Wilkins Company, Baltimore,USA
  10. KING,L.(2007) Global Animal Health Initative:The Way Forward”Veterinary and Public Health Collaboration”.-U.S.A
  11. KHAN,R,A,S.(2010) One Health:The Human Public Health Perspective.ASTHO One Health Webinar,April 15,2010 – U.S.A
  12. SÖNMEZ,R.(1972) 6-8 Aralık 1972 Ege Bölgesi I.Hayvancılık Semineri Açış Konuşması – İZMİR
  13. SERİN,Y.(1999) Doğu Anadolu Bölgesi’nde Mer’aların Problemleri ve Çözüm Yolları. Tarım ve Köy,Mayıs-Haziran 1999,Sayı:177,Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Dergisi – ANKARA
  14. Türkiye Hayvancılığı ve Et ve Balık Ürünleri A.Ş ile ilgili bilgi notları.03 Mart 2004,Öz-Gı da İş Sendikası-ANKARA
  15. BARAN,İ.(1981) Ü.Veteriner Fakültesi 1981 Yılı Mezuniyet Törenini Açış Konuşması – ANKARA
  16. ALPAN,O.(1983) Sığır Besiciliğinin Esasları.Et ve Balık Kurumu Yayınları No:24-ANKARA
  17. ÇETİN,H.(1972) Hayvancılığın Genel Sorunları ve Çözüm Yolları.6-8 Aralık 1972 Ege Bölgesi I.Hayvancılık Semineri – İZMİR
  18. TEMİZYÜREK,A.(2008) Çeviri: Hayvansal Orijinli Biyolojik Felaketlerde Veteriner ve Halk Sağlığı Hizmetlerinin Rolleri ve Hazırlıkları.(The role and preparedness of veterinary and public health services), Biological disasters of animal origin.Rev.sci.tech.Off.int.Epiz. 2006,25 (1),O.I.E,12 rue de Prony -75017 Paris –FRANCE ).İzmir Veteriner Hekimler Odası Veteriner Halk Sağlığı Çalışma Grubu.
  19. ÖZEL,S.(2009)Tarımda Global Trend – Denizbank Tarımda Özel Bankacılık faaliyetleri, Çiftçi Top lantısı-10.07.2009.Turgutlu-MANİSA
  20. CİVAN,Ö (2008)9.2008 Tarihli Manisa,E.B.K Özelleştirme İptal Davası Bilirkişi Rapo ru-ANKARA
  21. DOĞRUMAN,N,F.(1968) Yurdumuzun Kalkınmasında Hayvancılığın Yeri.Türk Veteriner Hekimler Derneği Dergisi,Ocak 1968, Sayı :1,Vol.: 38 – ANKARA
  22. DİLMEN,S(1968)No’lu Tebliğ tartışmalarına cevabı.13-14-15 şubat 1968 Türkiye Birin ci Hayvancılık Kongresi – ANKARA
  23. DİLMEN,S(1968) Türkiye Hayvancılık Endüstrisinde Yem ve Hayvan Besleme Sorunla rı. 13-14-15 şubat 1968 Türkiye Birinci Hayvancılık Kongresi – ANKARA
  24. KOÇTÜRK,O,N.(1977) Hayvansal Besinlerin İnsan Beslenmesinde ki Rolü ve Etkileri. Ve teriner Hekimler Derneği Dergisi, Yıl: Nisan – Mayıs – Haziran – 1977, Cilt: 47 , Sayı: 2 – ANKARA
  25. ERUS,G.(1968) Hayvancılığımızın geri kalmasında etkili faktörler ve kalkınmasını gerekti ren tedbirler.Türk Veteriner Hekimler Derneği Dergisi, Mayıs 1968, Sayı:5, Cilt.:38 – ANKARA
  26. SEVİNÇ,A (1981) Türkiye’de Hayvansal Üretimin Yapısı,potansiye’li,Geliştirme Olanakla rı ve Önlemleri.A.Ü.Veteriner Fakültesi Yayınları:367,Bilimsel Araştırma:265 – ANKARA
  27. KUYULULU,K,Ç,Y.(2007) Türkiye’de Süt Üretimi ve Kalite.10-11 Eylül 2007, Antibiyo tik Kullanım Stratejileri ve Kalıntıları Sempozyumu.Veteriner Kontrol ve Araştırma Ensti tüsü Müdürlüğü, Bornova-İZMİR
  28. SEVİNÇ,A.(1968) Açlıkla Savaş ve Veteriner Hekimlik.Türk Veteriner Hekimler Derneği Dergisi, Ocak 1968, Sayı:1, Vol.: 38 – ANKARA
  29. URMAN,H,K.(1987) Fakültemizde Veteriner Hekimliğin 144.Yılı Kutlandı.A.Ü.Veteriner Fakülte si Konferans Salonunda düzenlenen törende yaptığı konuşma – ANKARA
  30. PURCHASE,H.G.(1993) Future Role of veterinarians in animal production.Avian Patholo gy,1993: 22,203-209 – ANKARA
  31. SAKARYA,E. (1988) Türkiye’de Sığır Besiciliğinin ve Sığır İşletmelerinin Sosyo Ekono mik Yapısı. Et ve Balık Endüstrisi Dergisi,Aralık 1988,Sayı:55,Cilt:9 – ANKARA
  32. ERK,H. ve Ark. (1980) Veteriner Doğum Bilgisi ( Obstetrik) ve Jinekoloji (İkinci Baskı). A.Ü.Veteriner Fakültesi Yayınları:263,Ders Kitabı:261 – ANKARA
  33. SARICAN,C.(1983) Kuzu Besisi Şekilleri.Tahirova,23-27 Mayıs 1983 Koyun Yetiştiriciliği Semineri.Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Proje ve Uygulama Genel Müdürlüğü – ANKARA
  34. URAS,G.(2010) Sabit Kurdan Dalgalı Kura Geçmenin Zamanıdır.29 Eylül 2010 Tarihli Mil liyet Gazetesi – İSTANBUL

 

 

 

 

ÇİFTLİK DERGİSİNİN  WEB SAYFASINDA YAYINLANMA TARİHİ: 13 Eylül 2017

URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=121001

Yazan - Eyl 13 2017. Kategori HAYVANCILIK, MANŞET, Vet.Hek Adnan SARPEN. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

Yoruma kapalı

| Designed by Mavikedi internet Hizmetleri |