Bilgisiz Gıda Uzmanlarına Bakanlık Neden Susuyor?

Son günlerde gıda konusunda ele alınan tüm olumsuzluklara karşı çıkan ve kanıt isteyen bakanlık, uzman geçinen ve tüm yayın organlarında yalan yanlış bilgi vererek halkın aklına karıştıranlara karşı suskun kalması merak konusu oluyor.

 

Bunun son örneği de aylardır kendisine bilgi verildiği halde ısrarında devam eden ve kartvizitinde Onkoloji Ünvanı yazan Yavuz Dizdar.

 

Bu uzman geçinen insane gerek tavuk,gerekse süt ürünleri konusunda yayın organlarında yalan yanlış bilgi vererek halkın ve tüketicinin aklına karıştırıyor.

 

YARIŞMA PROGRAMINA GİRSE NE PUAN  ALIR ACABA?

 

Yarışma programlarında ilk soruda elenen Üniversite mezunları konu edilirken uzman geçinenlerin bilgisizliği dikkat çekmiyor.

 

Yavuz Dizdar bir çok yayın organında tavukların aldıkları yanlış gıdalarla günde 3 yumurta yaptığını öne sürüyor.Bu konu ilkokullarda bile işleniyor ve bir tavuğun günde üç yumurta yapması mümkün değil.

 

Bilimsel verilere göre bugün hibrit yumurta tavukları yılda(365 gün) 280 civarında yumurat verebiliyorlar.Yavuz Dizdara göre tavukların yılda 1095 adet yumurtlaması gerekir.

 

KULUÇKA DEVRESİ SAPTIRILIYOR

 

Yavuz Dizdar,tavukların yine aldıkları gıdalarla kuluçka devrelerinin 17 güne indirildiği konusunda ısrarlı.Halbuki yine ilkokullarının kitaplarında bile bu süre 21 gün.Bundan aşağıya bir kuluçka dönemi olmadı.

 

Aynı uzman yani Yavuz Dizdar tavukların göğüslerinden kanser tümörleri fışkırdığını iddia ediyor.Ama örenk gösteremiyor.Zira böyle bir durum yok. 45 günde kesilmeyen tavuklar kendiliğinden ölüyorlarmış.Böyle bur durumunda olmadığı biliniyor.

 

 

BAKANLIK NEDEN SUSUYOR

 

Her gıda eleştirisine karşı kanıt isteyen Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın bu uzmana bir yanıt vermemesi de ilginç değil mi?

 

 

Gelelim Yavuz Dizdar’ın bir başka uzmanlık dalına “RAKI”.

 

Bu makale kendi internet sitesinden alınmıştır:

 

 

Biz neden rakı içeriz?

 

Yavuz Dizdar

 

 

Rakının nasıl içilmesi gerektiği üzerine çok yazıldı. Ne kıvamda nasıl soğutulup ya da belki soğutulmadan bardağa konulan iki parça buz üzerine yavaş yavaş sızdırılarak zehrinin alınmasından tutun, “illa ki sek” diyenlere varana kadar ben bunlardan en az iki düzine okumuş ya da dinlemişimdir. Rakının içilme adabı kendini rakı müdavimi addedip de ayda yılda bir kadehi zor görenlerin sohbet konusudur daha çok; oysa benim bu konuda bildiğim tek kaide açılan şişenin bitirilmesi gerektiğidir, zira yarım kalmış bir şişe yeni başlanacak bir sofranın dünden yarım kalmış mezelerini, üstü geçiştirilmiş sohbetlerini çağrıştırır da, rakı içmeye durmanın tazeliğini yorarmış gibi gelir, “nimetin” ziyan edilmemesinden ziyade.

 

“Nimet” yakıştırmasını abartılı bulup, hatta hoşlanmayanlar lütfen alınmasın. Dünyadaki her şey gibi rakı da nimettir. Onu nasıl değerlendireceğiniz, keyif ve hikmetinden mi yararlanacağınız, yoksa mihnet ve illete mi dönüştüreceğiniz tamamen kendi elinizdedir. Lakin rakı alkollü diğer içeceklerden ciddi olarak farklıdır. Üstelik birkaç satır ilerde size kendi yorumumla sıralayacağım bu farklar, aslan sütü nitelendirmesiyle kendimize yakıştırmamız, hatta daha ileri götürüp milli içkimiz olarak tanımlamamızdan da kaynaklanmamaktadır. Herkese kendi yavrusu aslan görünür, ama nedendir bilinmez, alkolle arası kötü olmayanlar belki hak vereceklerdir, rakı için söylenecek çok daha fazlası var.

 

Bütün içkiler yudumlanarak içilmeye başlanır, ancak rakı önce kokusuyla içilir. Şarap merakı olanlar, hatta degüstatörler istedikleri kadar koklayıp, rengine baksınlar, taze, kekremsi, gövdeli ve hatta yaramaz, şakacı diye adlandırsınlar şaraplarını, kokusuyla içilmeye başlanan hiçbir içecek yoktur. Kokuyla içmek sandığınız gibi bir kelime oyunu, şereflendirme değildir. Tat duyusu koku algısıyla birlikte çalışır (nezle olduğunuzda bu nedenle koku alamazsınız desem daha iyi anlaşılacaktır), lakin kokunun başka bir özelliği vardır. Koku en derin hafızamızı taşır. Büyüdüğünüz evin kiler kokusu, aşık olduğunuz kadının ten kokusu, siz her şeyi unutsanız bile duygularınızla öyle iç içe geçmiştir ki, kimi zaman olayları bile hatırlayamaz, ama o duyguları aynı sıcaklığıyla hissedersiniz kokuyu duyduğunuzda. Rakının kapağı açılıp da ortaya yayılan bu kokusunun içilmesinin esprisi de budur. O koku en içten paylaşılan anların öncesindeki katıksız birliktelik, aşık olmuşlukların heyecanıdır. O koku hafızanın kendisidir. Bence biz işte en çok bundan rakıyı severiz ve severek içeriz.

 

Rakının ikinci önemli hafızası ise boğazınızdan yuvarlanıp gidiverirken bıraktığı o yanma hissidir. Acı olduğunu bile bile içersiniz, ama hiçbir zaman bir ilaç niyetine değil. Arkasından atıştıracağını mezenin tadını daha iyi alacağınızın bilincidir bu, o tat ahenginin uzatılmasıdır. Aceleye getirilip, “mırk mırk” yutuluvermez, belki de bundandır rakı öyle üstünkörü sofraların içeceği de olamaz, hani iki paket cips biraz çerezle düzülüvermez o sofralar, az olur ama lezzetli olur, keseye göre, bunun tek istisnası beyaz leblebidir ki, o zamanın yokluklarına inattır da, bu zamanın şükran borcunun hatırlanmasıdır.

 

Lakin rakı arka bahçelerin kendine dönüp sessiz sakin düşünme seanslarının içkisi değildir, rakı birlikteliklerin içkisidir. Üstelik öyle üstünkörü dostlukların yeni bitivermiş birlikteliklerin sığlığına da sığmaz. Velakin böyle birliktelikler bira tadında, şarap kıvamında yaşanıverir de rakı bardaklarının sığlığında yarıya kadar doldursanız bile boğuluverir. Bundandır belki de rakıyı sadece kendi kendinizle paylaşacaksanız, sohbeti müzikle yapmak zorunda kalırsınız, aslında türkülere de pek sığmaz, ille de sanat müziğiyle ister, hatta bana göre mümkünse Zeki Müren, “kader kime şikayet deyim seni” derken,  “bir alev halinde düştün elime, hani ey gözyaşım akmayacaktın” oluverir, yalnızlığın en güzel bedelidir, ağlarım.

 

Şaraba sigara yakışmaz, viski puroyla gider, lakin rakı ne olsa kabul eder duman niyetine. Kim bilir belki dumanı içindedir de, suyu yavaş karıştırırsanız görürsünüz. Şampanya büyük mutlulukların, viski ince hesapların içkisi oladursun, rakı büyük buluşmaların ve büyük düşlerin içeceğidir. Soğuklar votkayla, kanyakla sıvanıp, sıcaklar birayla serinletilebilir; şarapla aşklar tutuşturulup, cinle geçiştirilebilir. Lakin rakıyla gerçekten ülkeler kurtarılıp, devletler tesis edilebilir. Sakın unutmayın.

 

Ben bütün bu satırları kısa bir süre sonra Efe’ye kardeş olarak beğeninize sunulacak olan “yeni yetişme” Çilingir adlı rakının kokusu hürmetine yazdım. İçimi biraz daha sert, tadı yerinde derler, oradaydım ama henüz tatmadım. Alkolden haz etmeyenler sakın bu sözlerimden alınmasınlar; herkesin hayattan aldığı tatları, pekiştirdiği alışkanlıkları, üzüntülerini söndürdüğü bardakları ve yalnızlığını paylaştığı kaçamakları vardır. Rakı benim için hep dost ve kardeş sofralarının içeceği oldu, sizinle paylaşmaya da bundandır meylim.

URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=37091

Yazan - Oca 31 2013. Kategori MANŞET. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

16 yorum - “Bilgisiz Gıda Uzmanlarına Bakanlık Neden Susuyor?”

  1. ARZ

    Hani ‘et proteini’ kriterini sağlamak üzere yurt dışından ‘et proteini’ ithal edip sucuğa süt proteini katan kafayı savunmuş sayın YAZAR:

    Ona önerimiz kendi çocuklarına sanayi üretimi hybrit “piliç” yedirsin.

    Süt ürünleri konusunda da bu ÜNVANINI bilemediğimiz sayın YAZAR(!) çocuklarına konvansiyonel üretim UHT süt içirsin.

    Hatta Çİn’den ithal süt tozu ile yapılmış jöle katılmış(DOMUZ JÖLE) yedirebilir. Malum bilgi sahibi kendisi.
    tavukların göğüslerinden “fışkırmayan” bunun yalan olduğunu idda eden UZMAN(!) yazarımız;;
    Tavuk ciğeri yesin lütfen bolca.
    Hatta varsa bu hybrit piliççiklerin taşlıklarını ve yüreğini yesin.

    Son önerimiz “batak” kokan ve HAŞLAMA SUYUNDAN ÇORBA OLMAYAN (Çünkü iğrenç kokuyor yapan bilir çok sayın yazarımız sanırım koku duyularını yitirmiş) bu PİLİÇÇİKLERİN suyuna çorba yapıp yesin.

    Ey ahali!!!!

    Var bu bu Piliççiklerden tiksinmeden suyuna çorba yapıp yiyebilen?

    Nerde o güzelim köy tavuğunun mis kokulu şifalı çorbası?

    Sayın Recep bey OPardon sayın YAzarımız, Anadıluda bir söz var, “ATMA RECEP DİN KARDEŞİYİZ” diye.

    Bu yazını attın ya ortaya çok komik oldu.

    Çok güldüm.

    Allah(c.c.) da seni güldürsün.

    Bu arada rakı denen “aslan sütü” içemek haramdır evet.

    Fakat yalancılık, kul hakkı, millete yanlış bilgi vererek onların hastalanmasına sebep olmak ve adını yazmadan burada kalem silahşörlüğü yapmak da zavallılıktır.

    kanser tümörleri

    • Arzu hanım,

      kilosuna 5 lira veremeyen halkımız 24 liraya satılan organik denen tavuğu unasıl yesin/Bu kötülediğiniz ürünleri 75 milyonun %99’u yemek mecburiyetinde.Ki bu tavuğu Avrupası da Amerikasıda,Rusu’u da yiyor

      Köylülerin bile şehire inip yumurta ve tavuk aldığını bilmiyormusunuz?

      Yazıda et proteini savunulmuyor.Tanınmış sucuk firmaları normal tavuğuu kullanıyorlardı.Yasaklandı.Şimdi et proteininin katıldığı belirtiliyor.

      Selamlar

      • ARZ

        Sayın Editör konu 24 liraya nasıl yesin konusu değil sağlıklı ürünlerin üretilmesi ve tüketiciye sunulması konusu. Bu ülke dünyanın en pahalı benzinini tüketirken kimsenin gıkı çıkmıyor.
        Etin kilosu bilmem kaç lira iken kimsenin gıkı çıkmıyor.
        Konu kanatlılara gelince büyük tartışmalar çıkıyor.
        Bakınız “Türkiye’de kırmızı et arzının ve fiyatlarının istikrarsızlığı, kanatlı eti sektörünü ön plana çıkardı ” öneriminden buralara geldik.
        Piyasa oluşturulurken tıpkı bir zamanların Vita yağı gibi Amerikan bazlı mısırözü yağlarına ve margarinlerine pazar yaratmak için bu ülkede yıllarca oyunlar oynanmadı mı?

        Binlerce zeytin fidanı sökülmedi mi?

        Tereyağı nasıl yiyecekler çok pahalı diyemedikleri için zararlı dediler.

        – zeytin yağı yemeyin yumurtayı zeytin yağına kırmayın zehirlenirsiniz, demediler mi?

        -kalbinizin dostu, doymuş/doymamış yağ oranı, yok sütlüymüş etliymiş diye margarini kakalamadılar mı?

        Aynı oyun tavukta da oynanıyor.

        Doğru üretimin maliyeti 24 lira değildir.

        Siz SOYA denen illeti ithal etmezseniz ve yerli DARI ile beslerseniz gerçek TAVUKLARINIZ daha az maliyete üretileblir.

        BU saadet zinciri yumurtadan civciv üretimine ve yeminden ilacına, antibiyotiğine kadar uzanıyor.

        Bu PİLİÇ dedikleri garabeti üretirken mutlaka kullanmaları gereken özel yem dedikleri yemlerinde kullanılan mısır, soya ve balık ununun büyük oranda ithal edilmesi değil midir maliyetleri arttıran?
        Siz damızlığınızı ithal ederseniz maliyetiniz elbet artacak.
        Damızlık materyal teminindeki dışa bağımlılığı ortadan kaldırabilmek amaçlanmıyor illa dışa bağımlı o devlere sömürüleceğiz.
        Köylünün yerinde kendi bahçesinde ürettiğini yok etti bu hükümet. Ne oldu kuş gribine?
        Düşüncelerinize saygı duyarım fakat” 24 liraya nerden gerçek tavuk nasıl yesin zavallı fakir halk? ” savı büyük br endüstriyel aldatmacadır.
        Endüstriyel tarzda üretime uygunlukları nedeni ile bu PİLİÇÇİKLER tercih ediliyor amaç ucuz et yedirmek falan değil eğer sanayici bunu amaçlasaydı onca ithal ete rağmen düşmeyen büyükbaş et fiyatları gerçeği önümüzde durmazdı.

        Kanatlı et üretenler birer ikişer batacaktır.

        Çünkü asla süreklilik sağlanamayacak bunlar sadece çok uluslu üreticilerin ve tekellerin işçisi çalışanı konumundalar.

        Onlar damızlığı verip büyütüp yemini de verip satışını yaptırıp hiç yorulmadan para kazanıp ülkemizi sömürüyoırlar.
        Lütfen inceleyin ŞEKER PİLİÇ iflas sebeplerini.

        SOYA yemini ödeyemediği için icra geldi.

        SOYA yemi.

        Kanatlı hayvancılık sektöründe görülen Tavuk Vebası (Kuş Gribi) hastalığına karşı sektörün korunabilmesi amacıyla köy tavuklarının itlafının da dâhil olduğu önlemler paketi uygulamaya konulmuştur

        neymiş?

        köy tavuklarının itlafının ….

        Ne için?

        Emdüstriyel tavukçular daha fazla kar etsin diye.

        Bu yüzden köylü bile(!!!) bu piliççiklerden alıyor.

        Çünkü 2005 yılında Hükümet onların tavuklarını YOK ETTİ:

        Tavuksuz köylü artık PİLİÇÇİK almak zorunda!!

        Bu piliççik üreten yerli(!) üreticilere sordum be sektöre yabancı değilim.
        Ne dediler biliyor musunuz?

        mâliyetlerin yüksek

        , girdilerde dışa bağımlılık var

        , tüketimin gelişmiş ülkelere göre düşük .

        . ihracat ile ilgili sorunlar var.

        Yani bu kanatçıkları dışarıya satamıyorlar.

        Adamlar almıyor.

        Bize kakalıyorlar.

        Ucuz etmiş.
        SAYIN EDİTÖR;
        Tarım ülkesi Türkiye’de samana bile muhtaç bırakan hükümet piliççik üreticisinin ana maliyet unsuru olan YEMİ üretebilecek altyapıyı sağla(ya)mıyor.

        Bakınız Mâliyetin % 70’ini yem giderleri oluşturmaktadır

        %70 dışa para ödüyor piliççikleri üretenler.

        Yazık değil mi?

        Türkiye’de yem hammaddelerinin yüksek fiyatlarla üretilmesinin müsebbibi Tarım Bakanlığı ve Hükümettir.

        Motorinden gübreye, tarom ilaçlarından tohum yasasına kadar durum budur.

        Hibrit piliççik gibi hibrit TOHUMCUK sebebiyle köylü artık kendi tohumunu da üretemediği iin dışarıdan gebelik devam etmektedir.

        Bu zavallı halk aç mı kalsın edebiyatı asıl ne zaman yapılır biliyor musunuz?

        Bu montajcı sanayicilerimizin ithal ettikleri damızlıklarla ilgili sorun olursa ?

        Damızlık ithali yapılan ülkelerdeki olası bir ambargo uygulamasının, savaş, salgın hastalık vb durumunda o ucuz dediğiniz piliççikleri nasıl üretecekler?

        YOK Kİ?

        Derginizden çiftçi ve köylüyü destekleyen yerel politikaların hükümet tarafından uygulamaya konulmasını desteklemenizi bekliyoruz.
        Endüstri kar hırsı ile sağlıksız ve lezzetsiz üretim yapıyor.

        5 liraya bile tavuk alamayanlar endüstrinin yüzünden tavukları imha edilen köylü ve çiftçilerin ve tarrlaları arazileri bankalarca ellerinden alınan mağrur ve gururlu eski(!) çiftçi ve köylüler olmasın sakın?
        Saygılarımla.

        • Sayın yorumcu,Bu dediklerinize katılmamak mümkün değil.Bu söyledikleriniz tüm dünya ülkelerinde var.Halkımıza sağlıklı bulacakları gıdaların nerelerde bulunacağını da işaret etmemiz gerekir.

          Normal kümeslerde üretilen yumurtaları tavuk gübresine bulayarak “köy yumurtası” diye 4 kat fiyatla satanlar.Ekonomik ömrünü bitirmiş yumurta tavukları eskiden yem yapılırdı.Şimdi pazarlarda köy tavuğu diye 3 kat ücretle satılıyor.Dün söylediğimiz gibi adres gösterdiğiniz köyllülerde çarşıya inerek bu beğenilmeyen ürünleri alarak köylerine dönüyorlar.

          Eleştiri yapalım da fakir ve fukaranın en sağlıklı ,en ucuz gıdayı nereden bulacaklarının adresine de verelim.

          Dergimizde arşiv bölümüne girdiğinizde hep üreticilerden yana olduğumuza şahit olabilirsiniz.Bunu sivil toplum örgütleri bilirler

          Selamlar

          • ARZ

            Yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz buradaki tek yetkili kimse suç onundur.
            Yanlış tarım ve hayvancılık politikalarının sahipleri kimlerse onların sorumluluğunda ucuz ve temiz gıdayı halkımıza sunulmasını sağlamak.
            Bakınız köylerdeki temiz ve saf köylüyü yıllarca sömüren yapıyı politikacılar desteklediler. Sadece mevcut hükümet değil geçmiş hükümetler de aynı şekilde halkımızın çiftçi ve köylümüzün diğer yazınızda bahsettiğiniz “tavuk gübresine bulayarak köy yumurtası diye satıyorlar” durumuna gelmelerine sebep oldular.
            DENETİm ve CEZA yine mevcut hükümetin sorumluluğunda.
            Pazarları denetleyip “köy yumurtası diye” sahtekarlık yapanları cezalandıracak ve onları caydıracak mekanizmalar kuramayanlardadır suç.
            Anadoluda bir söz var “köpekleri salıp taşları bağlamışlar”.
            Evet bu azgınlık ve vurdumduymazlık, suça meyilli nesiller, büyük bir şımarıklıkla sağlık personeline saldırılar, cahil ve eğitimsiz bırakılan görgüsüzleştirilen halkın sorunlarına ilgisiz yöneticiler.
            Hatırlayın İstanbul’da su baskınlarını taşan dereleri.
            Namaz takkeli hacı hoca amcalar televizyon kameraları önünde “yağmalamalara” katıldılar.

            İhtiyacı olmadığı halde kendisini “fakir” yazdırıp yine mutaasıp ve dini bütün vatandaşlar yakacak ve yiyecek yardımı aldı.
            Güneydoğuda camilerden dergahlardan çıkmayan tarikat ehli insanlar “kaçak eektrik” kullanıyor.
            Yani konu haram helal inanç konusundan çıkmış durumda.
            Adam namazını kılıyor camiden çıkıyor hırsızlık gasp kula hakkı tecavüz tahdiş sahte gıda sağlığa zararlı tarım ilaçları kurbanlıklara hormon iğnesi daha binlerce sahtekarlık.
            Sağlıklı gıdayı halkımıza sunabilmek için

          • ARZ

            Yine dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz buradaki tek yetkili kimse suç onundur.
            Yanlış tarım ve hayvancılık politikalarının sahipleri kimlerse onların sorumluluğunda ucuz ve temiz gıdayı halkımıza sunulmasını sağlamak.
            Bakınız köylerdeki temiz ve saf köylüyü yıllarca sömüren yapıyı politikacılar desteklediler. Sadece mevcut hükümet değil geçmiş hükümetler de aynı şekilde halkımızın çiftçi ve köylümüzün diğer yazınızda bahsettiğiniz “tavuk gübresine bulayarak köy yumurtası diye satıyorlar” durumuna gelmelerine sebep oldular.
            DENETİm ve CEZA yine mevcut hükümetin sorumluluğunda.
            Pazarları denetleyip “köy yumurtası diye” sahtekarlık yapanları cezalandıracak ve onları caydıracak mekanizmalar kuramayanlardadır suç.
            Anadoluda bir söz var “köpekleri salıp taşları bağlamışlar”.
            Evet bu azgınlık ve vurdumduymazlık, suça meyilli nesiller, büyük bir şımarıklıkla sağlık personeline saldırılar, cahil ve eğitimsiz bırakılan görgüsüzleştirilen halkın sorunlarına ilgisiz yöneticiler.
            Hatırlayın İstanbul’da su baskınlarını taşan dereleri.
            Namaz takkeli hacı hoca amcalar televizyon kameraları önünde “yağmalamalara” katıldılar.

            İhtiyacı olmadığı halde kendisini “fakir” yazdırıp yine mutaasıp ve dini bütün vatandaşlar yakacak ve yiyecek yardımı aldı.
            Güneydoğuda camilerden dergahlardan çıkmayan tarikat ehli insanlar “kaçak elektrik” kullanıyor.
            Yani konu haram helal inanç konusundan çıkmış durumda.Toplumumuzda korkunç bir çürüme var.

            Ve evet haklısınız.

            Bunları denetleyecek de bir irade yok.

            Adam namazını kılıyor camiden çıkıyor hırsızlık gasp kula hakkı tecavüz tahdiş sahte gıda sağlığa zararlı tarım ilaçları kurbanlıklara hormon iğnesi daha binlerce sahtekarlık.

            Galiba mecburuz önümüze konanı yemek ve kaderimize rıda göstermek zorundayız.

            Biz bunu hakediyoruz.

            Nasıl yönetilmeyi hakediyorsak tam da o şekilde yönetiliyoruz.

            O şekilde üretiyoruz.

            O şekilde tüketiyoruz.

            Biz bunu hakediyoruz.

          • Bu söylediklerinize katılmamak mümkün değil.Ama yanlış bilgilerle halkı ayaklandırmak ta bir suç.Biz bunu işaret ettik.Eleştirilere de açığız ama çözüm gösterilmiyor.Bu 75 milyon insanı kendi ihtiyacını bile şehirden temin eden köylere gönderemezsiniz bu dürüstlük olmaz.Bizim anlatmak istediğimiz tüm ileri dünya devletlerinin kullandığı teknoloji ile üretim yapan bur sektörü sadece bu sistem sadece Türkiye’de var olarak gösterilmez.

            GDO’da da doğru olan ve doğru olmayan bilgiler aktarılıyor.Bu konuda TBMM bir komisyon kurarak tüm dünya bilim adamlarının da bilgileri doğrultusunda bir rapor hazırladı.Bu herkes tarafından kabul gördü.Lütfen bu raporu bir inceleyin.

            Selamlar

  2. Meryem Tuzcu

    Bu yazının sahibine soralım;
    Sizin uzmanlık alanınız nedir?

    Kısca söyleyelim yazıdan önce;

    ALLAH korosun eğer kanser olursanız
    ……….
    Bu Yavuz Dizdar denilen

    Yarışma programına girse kaç puan alacağı öeçhul Zavallı(!) bilgisiz(!) Uzman doktor,

    Sizin Radyasyon Onkoloğunuz olablir.

    Diğer meslektaşları ile birlikte.

    Bir radyasyon onkoloğu olarak bu yazının sahibini merak ettim doğrusu ne kadar bilgisizce yazılmış ısmarlama bir yazı.

    Kime yaranacaksınız ey yazar?

    Uzmanlık geçmişinizi gerçekten merak ettim doğrusu.

    Yavuz Dizdar’ın uzmanlık geçmişi;
    1989-1992 yıllarında İstanbul Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı’nda ilaç bilimi üzerine, 1992-1996 yıllarında Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı’nda kanser üzerine uzmanlık eğitimini tamamladı. Bu eğitimlerinin yanı sıra İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü’nde kanser biyolojisi ve immünolojisi doktorası unvanını aldı. Halen aynı enstitüde radyasyon onkolojisi uzmanı olarak çalışmaktadır.

    Yani bu brolier yetiştiricilerinin AŞI-İLAÇ-PREMİKS üçgeninde yetiştirdikleri ve SOYA ana maddeli besledikleri ürünlerini yedikten sonra kanser olursanız eğer?

    Allah korusun inşallah olmazsınız.

    Ama olursanız ..

    Gideceğiniz kişilerden biridir. bu zat.

    Çünkü tedavinizi o yapacak.

    Bence açıklamayın isminizi.

    Malum yüzünüz tutmayabilir.

    • Burada önemli olan dünya yüzünde günde üç yumurta yumurtlamayan tavuk olmaması.

      Kuluçka devresinin 178 değil 21 gün olması.

      Tüm düna teknolojilerinde üretilen Hangi tavukta gördünüz göğüs bölümündeki kanser hücrelerini.

      Bu ülkede hiç mi denetim yok diyorsunuz.

      Onkoloji uzmanı olabilir ama buna kimsenin itirazı yok.,ilk okul çocuklarının bile bildiği bir tavuğun günde 3 yumurta yapamayacağını,kuluçkanın 17 günde değil 21 günde olduğunu bilmeyen bir bilim adamı gördünüz mü? Ki bu uzmana bu konuları bilenler saatlerce bu konuları anlattılar.Kendiside biliyor.Fakat bu öerilen bilgileri kulak arkası yapıp yine bilim dışı açıklamalar yapmaya devam ediyor.Ülkede hiç bir gıdayı beğenmiyor.

      Size kimse bu tavuk ve yumurtaları yiyin diye zorlamıyor.

      • Meryem Tuzcu

        Bu yazının sahibine soralım;
        Sizin uzmanlık alanınız nedir?

        Kısca söyleyelim yazıdan önce;

        ALLAH korusun eğer kanser olursanız Bu Yavuz Dizdar denilen

        Yarışma programına girse kaç puan alacağı öeçhul Zavallı(!) bilgisiz(!) Uzman doktor,

        Sizin Radyasyon Onkoloğunuz olablir.

        Diğer meslektaşları ile birlikte.
        Replay.(!)

        • Tavukların Günde 3 yumurta yapamayacağını dağdaki çoban bile biliyor.
          Bir tavuğun 21 günde kuluçka sonucu civciv çıkarılacağını herkes biliyor.(Uzman diye göklere çıkardığınız uzman bilmiyor)
          Tavukların göğüslerinden kanser hücreleri fışkırdığını söyleyerek herkesi yanıltıyor.
          Bu konunun uzmanları kendisine bilgi veriyorlar ama dinlemiyor.

          Bu yalan dolanla ekranları dolduran canbazları koruyarak bir yere gelemezsiniz.Sizin uuzmanlık alanınız bu sahtekarları korumak mı?

          Bu konuyu anlamadan dinlemeden yorum yapmayın.

          Siz kanser olursanız size çok iyi bakacağı muhakkak.

          Bu söyledikleri doğru olmadını kendisi de biliyor. Binlerce ailenin geçimini sağladığı ve tüm dünya devletlerinin kullandığı teknoloji ile üretim yapan üreticilere attığı bu karalama onu iyiye götürmez.Zaten tüm gıdaları kötülüyor,bir tek sitesinde hayran olduğu rakı konusuna güzel değiniyor.

          Size hayırlı methiyeler dileriz.

  3. zafer er

    yavuz dizdar 2012 mayıs ayında tavukları çifter cifter 3 er 3er yumurtlattın ya ozaman yumurta piyasasını alt üst ettin binlerce belki milyonlarca tavuk senin yüzünden kesime gitti bu milletin sermayesi milli serveti senin yüzünden heba oldu tavukculuk sektöründe calısan aileler senin yüzünden işlerinden oldular bilmiyorsan anlatayım tavukculuk sektörü bu ülkeye ciddi döviz girdisi saglayan bir ihracat koludur üretici yumurtasının iç piyasadamı yoksa ihracattanı satılacagını bilmez toptancı nerede karlı olursa orada değerlendirir yurt dısına cıkan yumurta veya beyaz et uyumluluk geçerlilik testlerine tabi tutulur yoksa ihrac edilmez kusura bakma ama kimse malını gümrükte çürütmez kaldıki alıcıların basında israil iran gibi devler varken uygun olmayan malı kesinlikle almazlar dometeste bulunan ilaç kalıntılarında oldugu gibi buraraya kadar anladıgını ümit ediyorum

    senin sandıgın gibi yumurta 25 kurus değildir kümes çıkısı son 4 aydır en fazla 180 kurusu gecmemiştir üreticinin büyütme dönemindeki harcamalarını kapatıp kar etmeye baslaması için yumurtasını 20 kurustan en az 6 ay satılması gerekir.

    tatmin olmuyorsan kanatlı üreticileriyle veteriner hekimlerle kooperatiflerle ihracatçılarla bir tv programına cıkarsın dobra dobra her şeyi görürsün ama bu aziz milletin dar geliirli vatandaşın baslıca protein kaynagı beslenme kaynagı olan et süt yumurtayla uğraşma gerçek organik yumurtayı 1 tl ye alıp yiyecek insan yok bu memlekette kimsenin vebaline girme

  4. İSLAM

    “Organik yumurtayı 1 liraya yiyecek insan yok bu memlekette ” zihniyeti endüstriyel yumurtaya çanak tutan zihniyettir.
    Benim ödediğim sosyal güvenlik primi kanser olduğunda tedavine yetmiyor bu aziz milletin vergi paraları da senin tedavine harcanıyor.
    “Kanserin devlete maliyeti yıllık 2.3 milyar euro” muhterem kardeşim senin döviz girdinin toplamı hasta ettiğin insanların 1 aylık tedavi masrafını karşılamıyor.
    Türkiye’de her yıl 200 bine yakın kişiye kanser teşhisi konuluyor.
    tek ünite kan bedeli 160 TL. Her kemoterapiden sonra yaklaşık 8 ünite kan verilmesi gerekir.
    Yani senin milyonlarca sahte “piliççiklerin” yüzünden bu aziz millet milyonlarca lira ödemek zorunda kalıyor.
    Bu edebiyatı bırakın adam gibi sağlıklı ürünler üretin.

    Organik yumurta da isteyen yok.

    Sadece “SOYA” ile beslenmeyen GDO’dan arındırılmış, Hayvan refahına ve aşırı kar hırsına yenik düşmemiş sanayicilerin “kümeslerde” değil “serbest gezen tavuk” üretimi yapması.

    Yanı eski KÖY TAVUĞU üretin.

    Biz de bu aziz milletin parasını sisizn yüzünüzden lanser olan hastalar için harcamayalım.

    Dar gelirli insanların başlıca protein kaynaklarını siz sanayiciler tükettiniz.
    Balık bırakmadınız denizlerde.

    Sanayi atıklarınıza kirlettiniz doğayı.
    Ağır metalden kurşuna kadar son kalan özgür balıklar da zehirlendi tezgahlardaki.

    Mera bırakmadınız.

    Endüstriyel üretim hırsıyla hayvancılığı öldürdünüz.

    Kimyasal ilaçlarla tarlalarımız zehirlediniz.

    Siz neyi savunuyorsunuz?

    İlaç şirketlerine çalışıyorsunuz ve onların günahlarına ortak oluyorsunuz.

    Bırakın dar gelirli edebiyatını.

    Bu millet kimin ne yaptığını gayet iyi biliyor.
    Bu çırpınışlarınız inanın faydasız.

    Ya adam gibi SAĞLIKLI üreteceksiniz ya da batacaksınız.

    Ha bu arada organik yumurta 12 tanesi 5,50 bugün markette gördüm ve aldım.

    Yani üfürmeyelim…
    Din kardeşiyiz.

    Aziz milletimin ferdi..

    • zafer er

      köy tavugunun civcivi nereden geliyor yada tavuk olarak nereden alınıyor? yada köylerde yerden gökten neler yiyor once onları bir arastırın derim

    • Sizin besleme ile ilgili bir bilginiz var mı?Soya diye tutturdunuz bizim ülkemizde kullanılan soya tüm modern ülkelerde kullanılıyor.Türk tavukçulus da dünya devlerinin yetiştirdiği tavukları aynı teknoloji ile sunuyor.Beğenir veya beğenmezsiniz.Ama bize şu anda sizin tavsiye edeceğiniz ürünleri nerelerde bulacağımızın adresini de verin.Ama bize köyü adres göstermeyin onlarda şehire inip tavuk ve yumurtasını alıyor.

      Gelelim soyaya.Soya hayvan beslenmesinde önemli bin protein kaynağıdır.Soya kullanmazsan mısır kullanırsın.Ama soyanın %45 proteini mısırda sadece %8. Bu beslemede önemlidir.

      Diiğer konulanınıza da kmatılıyoruz.Şimdi sizin sağlıklı ürünlerinizin satıldığı adresleri bekliyoruz.

      • İSLAM AKYILDIZ

        Firma isimlerini vereyim hemen bunları tüketebilirsiniz son derece sağlıklı ama Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının denetimlerine güveniyorsanız tabi ki.
        Mesela;
        Nestle’nin emülgatör olarak ayçiçek lesitini kullanması oldu. Bu daha mı iyi, inanın bunu da bilemiyorum. Sarelle ise soya lesitini ibaresine * koyup, açıklamada GDO’suz soya kullandıklarını belirtmiş. Bunları karar sizin tüketebilirsiniz.
        Dünya üzerinde hindistan ve çin dışında gdo’suz soya üretimi neredeyse yoktur. brezilya 15 yıl öncesine kadar gdo’suz soya üretirken bugün %70’nin üzerinde gdo’lu soya üretmekte.
        Bizim ise hala şansımız var ama sizin de desteğiniz lazım bu fakir edebiyatını önce bırakmalısınız.
        “Ülkemizde yetiştirilen soya, mısır, sebze ve meyve GDO’suzdur. Bu piliççikleri üretenler ülkemiz çiftçisinden bunu alsalar bize de GDO suz piliççik yedirseler olmaz mı?”
        Bir kere gdo’lu tohum ekimi yapılan bir tarım alanında uzun yıllar gdo’suz ekim yapılsa bile analizler gdo’lu netice verecektir. polenler, arılar, kuşlar, rüzgar daha bir çok faktör bu bulaşı riskini arttıracak, yan yana bulunan iki tarım arazisinden biri gdo’suz ekim yapılmış olsa bile pozitif olarak sonuç verecektir.
        Bu yüzden bunları asla ülkemize sokmamalıyız bunu da desteklemelisiniz.
        Bakınız BANVİT ne yapıyor;

        “Kullanılan yemler GDO içermeyen soya ve mısır küspesi . Avrupa , Kuzey ve Güney Amerika’da GDO’lu yemlerin ( hem kanola hem mısır hem soya küspesi ) piyasada çok yaygın olduğunu hatta % 75′lere varan oranlarda olduğunu biliyoruz, bu yüzden Hindistan’dan alımı tercih ettik. Şimdilik durum Hindistan’da olumlu, ileride negatife döner mi bekliyoruz . GDO’suz yemi tercih etmek bize % 20 oranında fiyatta dezavantaj olarak yansıyor ama tercihimiz bu. Banvit kendi yemini kümeslere dağıtıyor, periyodik olarak tavukların kontrolü için ziyaret yapıyor, büyüme koşullarında bir olumsuzluk olursa gerekli önlemlerin o kümes için alınmasını sağlıyor”
        Nasılmış?
        GDO suz SOYA oluyormuş.
        %20 fiyat farkı ile.
        Yani 5 lira yerine 6 liraya razı olan GDO suz SOYA ile beslenen piliççik alırmış.
        Hiç yoktan iyidir.
        Olayın GDO kısmını çözdük sayın Çiftlik dergisi editörü.
        Şimdi gelelim Piliççik kısmına.
        Bakınız BANVİT ne diyor. Bu kısmı çok önemli lütfen dikkatli okuyalım.

        “. Ben pek çok anne babanın çocuğunda erken ergenlik belirtisi görmesi halinde doktora başvurduğunu ve doktorların bir bölümünün tavuk eti tüketimini durdurmalarını önerdiğini biliyorum. Mesela çocukların genital bölgelerinde tüylenme gibi belirtiler bunlar.
        Kendi adımıza konuşabilirim, bizim tavuklarımızda bu soruna yol açacak hormonlu yem kullanımı ve antibiyotikle büyütülmüş tavuk eti , pişirilmiş ürünlerimizde E sınıfı katkı maddeleri ve diğer zararlı sanayi katkıları olmadığı için bu görüşe katılmıyorum.”
        Ne diyor Banvit?
        Kendi adımıza konuşabilirim.
        Çocuklarınızın genital bölgeleri kıllanıyor ve doktorlar tavuk eti yedirmeyin diyor.!!!!
        EEE???
        EEE sınıfı katkı maddesi kullanan piliççik firmalarının ürünlerini yemeyeceğiz.

        Kim bulacak bunları?
        Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı.
        Ne zaman?
        Hani denetleniyordu?

        Bu piliççik işletmeleri için zorlama çıkartılan kanun yüzünden;
        “Mevzuat çerçevesinde bugüne dek GDO’lu 19 adet soya ve mısır çeşidine sadece yem amaçlı izin verilmiştir.”
        Bakınız yerli SOYA tüketmiyorlar.
        İlla ithal ve GDO lu soya istiyorlar.
        Neden bunu görmemekte ısrarınız?
        GDO açlığı bitirecek. Diye kandırdılar yıllarca dünyayı değil mi?
        Ne oldu?
        Türkiye’nin GDO’suz tohumla ürettiği mısır ve soya verimi, dünya ortalamasının üzerinde; bu ürünleri %90 oranında GDO’lu tohumla yetiştiren ülkelerin hemen hepsinin oldukça üzerindedir.
        Fakat bu GDO lobisi el ele verip Türk tarım ve hayvancılığını hükümet politikaları ile bitirmeye çalışmadı mı?
        GDO tarım ilacı kullanımını ortadan kaldıracak demedi mi bunlar?
        Peki ne oldu?
        GDO’lu tohumla tarım yapan çiftçilerin GDO’suz tohum kullanan meslektaşlarına oranla 144 bin ton daha fazla tarım ilacı kullandıklarını ortaya çıkmadı mı?
        GDO’lu tohumları üreten çokuluslu şirketler aynı zamanda dünyanın en önde gelen tarım ilacı üreticileridir ve kazançlarının en önemli bölümünü de tarım ilacı satışları oluşturmaktadır.
        Piliççik üretimini zorlayan çok uluslu şirketler aynı zamanda GDO lu o sizin éSOYA SOYA ” dediğim için eleştirdiğiniz katkılı yemleri kullanmalarını ısrarla istemekte ve Şeker Piliç’e sorun bakalım neden batmış açıklasın. Sebebi SOYA dır.
        GDO’lu buğdayı 2002 yılında Monsanto yaratmıştır.
        Köşe yazarlarımızın gönlünden geçen amaçlar için değil, tarım ilacı satışlarını artırsınlar diye yabancı ot ilacına dayanıklı tohum geliştirmişlerdir
        Aynı piliççik gibi.
        Yüksek kar elde ederken aynı safsatayı öne sürmüşlerdir.
        “5 liraya alamayan zavallı halk 20 liraya nasıl alsın” muhabbeti.
        Sonuç olarak;
        • Hibritçiler ve GDO cular dünyadaki açları değil, çokuluslu şirketleri besleme projesidir.
        • Hibrit piliççikçiler ve GDOcular tüm dünya çiftçilerini tohum ve tarım ilacı kapsamında sadece birkaç çokuluslu şirkete bağlama projesidir.
        • Hibrit Piliççik savunucuları ve GDO’cular dünyadaki açlığa ya da tokluğa sadece birkaç çokuluslu şirketin karar verme projesidir.
        • Hibrit piliççik ve GDO’cular tüm insanlığı birkaç çokuluslu şirketin yönetmesi projesidir.
        • Hibrit piliççikçiler ve GDO’lar biyolojik çeşitliliğin azaltılması, tek bir ürünün geniş alanlarda yetiştirilmesi (monokültür) projesidir.
        • Hibrit piliççikçiler ve GDO’cular tüm insanlığın ve tabiatın kobay olarak kullanılması projesidir.
        • Hibrit piliççikçiler ve GDO’cular bilimin ticarileştirilmesi ve gerçeklerin üzerinin örtülmesi projesidir.
        • Hibrit piliççikçiler ve GDO’cular ve bunların taraftarları,şakşakçıları, aslında tüm bu olumsuzlukları çok iyi bildiklerinden gıdaların üzerine “GDO’ludur” yazmaya yanaşmamaktadır.

        Bakınız biz;
        Mısır unu, mısır yağı, mısır nişastası, modifiye nişasta, mısırdan üretilen nişasta bazlı sıvı şeker (mısır şekeri veya mısır şurubu), fruktoz, dekstroz, glukoz, soya yağı, bitkisel yağ, soya kıyması, soya dolgu eti, soya mix kıyma, soya lesitini (E322), soya sütü, soya peyniri, isolate, isoflavone, soya unu, soya proteini, bitkisel protein, kanola yağı, pamuk yağı varsa bir ürünün içinde ondan da şüpheleniriz. veee.
        Tüketmeyiz.
        Üretmeye devam.
        Biz tüketmeye devam etmeyeceğiz.
        Çikolata, gofret, ekmeğe sürülen kakao kreması, bisküvi, hazır çorba, kahvaltılık gevrek, cips, turşu, hazır unlu mamuller, gazlı içecek, hazır meyve suyu, enerji içeceği, şekerleme, çiklet, hazır kek, hazır puding, meyveli yoğurt, alkollü içkiler, bebek maması, krem peynir, ekmek, margarin, mayonez, ketçap, salam-sosis gibi şarküteri ürünleri, hatta hazır şerbetli tatlılar bu yukarıda saydığımız ürünlerden içerebiliyor. Yani, okul kantinlerinde, marketlerde satılan hemen her şeyin GDO’lu olma ihtimali var. Bu yüzden bunların da tüketimini yaparken bir önceki içeriğe uygun yani İÇİNDEKİLER kısmını okuyup alıyoruz veya aslında ALMIYORUZ:
        Pastanelerde satılan poğaça, açma, börek bitkisel (soya, kanola veya pamuk yağından) margarin ile yapılıyor. Hazır şerbetli tatlılarda mısır nişastası ve mısır şekeri kullanılıyor. Pastaneler, baklavacılar da GDO şüphelileri arasında. Güllaç yufkaları bile artık buğday nişastası ile değil, mısır nişastası ile hazırlanıyor. (Baklavalarını böreklerini sadece tereyağı ile hazırlayan, şerbetini yerli şeker pancarı şekerinden yapanlar da var elbette.)
        Bu yüzden pastanelerde de genellikle ÇAY içiyoruz. Meyve tabağı istiyoruz.
        Tüketicinin gücü: Satın almamak
        İşte bizim amacımız Sanayiciyi bu konuda zorlamak.
        Sizin de bize destek olmanız gerekiyor.
        SOYA ile başladık ya.
        Bunu yaygınlaştıralım.
        Tüketmeyerek temiz ve kaliteli yiyeceğe ulaşalım.
        Ne mi yapalım?
        Sayın Editör bakın BARIŞ yapalım sizinle;
        Bizim önerilerimizi dikkate alınız lütfen buradan siz yayınlayın yanlışları da düzeltin.
        -Alışveriş yaparken her ürünün etiketini okuyun. Eğer yukarıda saydıklarımızdan biri varsa o ürünü satın almayalım.
        – Gıda şirketlerine, Tarım Bakanlığına ve Meclise e-mail atarak, mektup yazarak GDO’suz ürün üretirlerse satın alacağımızı, şüpheli malzeme ile üretime devam ederlerse satın almayacağımızı yazalım. Ürün paketlerinin üzerinde “kesinlikle GDO içermez” yazana kadar satın almayacağınızı bildirelim.
        – Alışveriş yaptığımız marketlere, bakkallara da bu talebinizi anlatalım.
        – Okul kantinlerinde şüpheli ürünlerin satılmaması için mücadele verelim; çocuklar etiket okumaz.
        • Toplu yemek yapan şirketlerin, lokantaların kullandıkları malzemeyi sorgulayalım.
        • Pastanelere margarin, soya yağı, kanola yağı, mısır nişastası, mısır şekeri yemek istemediğinizi söyleyelim.
        Türkiye’ye GDO’lu tohum girişi kanunen, halen yasak. Bütün bunlara rağmen ODTÜ’de yapılan bir araştırmada Türkiye’de GDO’lu domates satıldığı ortaya çıktı.
        GDO’lu olup olmadığını bilmiyoruz ama kış ortasında bile kıpkırmızı satılan domatesten uzak durmakta fayda var.
        Yani mevsim ürünlerini tüketelim.
        Kış ortasında domates almayalım. Kışın domates, salatalık, patlıcan, kabak, taze fasulye yemenize gerek yok; vücudunuzun pırasa, lahana, turba ihtiyacı var.
        Velhasıl kelam istenirse temiz ürüne ulaşılabilirsiniz. Tavuk yemeden de bir insan yaşayabilir. Amacımız tavuk üreticisine ” temiz ve GDO suz gerçek tavuk üretene kadar yemeyeceğimizi beyan edip tüketimi düşürüp onları buna zorlamak.”
        TÜKETMEYEREK onlara bunu yaptırtabiliriz.
        Köylere gitmeye gerek yok.
        BU iş çığırından çıktı zaten
        Kendileri de satış rakamlarından TAVUKÇUKların tüketiminin düştüğünü görüyorlar.
        Bu işe erken başlayan yol alır ve diğerlerinden bir adım önde başlar.
        Hafızalarda da o yer eder.
        Yoksa batacaklar.
        Onlar da farkında.
        Sanal alem denen bu kötü alışkanlık Facebook başta olmak üzere Greenpeace gibi örgütler de buna el attılar artık.
        Piliççik üreticilerini iyi günler beklemiyor.
        Bizden söylemesi.

Yoruma kapalı

| Designed by Mavikedi internet Hizmetleri |