Bilgisiz Gıda Uzmanlarına Bakanlık Neden Susuyor?

Sosyal medyada paylaş.

Son günlerde gıda konusunda ele alınan tüm olumsuzluklara karşı çıkan ve kanıt isteyen bakanlık, uzman geçinen ve tüm yayın organlarında yalan yanlış bilgi vererek halkın aklına karıştıranlara karşı suskun kalması merak konusu oluyor.

 

Bunun son örneği de aylardır kendisine bilgi verildiği halde ısrarında devam eden ve kartvizitinde Onkoloji Ünvanı yazan Yavuz Dizdar.

 

Bu uzman geçinen insane gerek tavuk,gerekse süt ürünleri konusunda yayın organlarında yalan yanlış bilgi vererek halkın ve tüketicinin aklına karıştırıyor.

 

YARIŞMA PROGRAMINA GİRSE NE PUAN  ALIR ACABA?

 

Yarışma programlarında ilk soruda elenen Üniversite mezunları konu edilirken uzman geçinenlerin bilgisizliği dikkat çekmiyor.

 

Yavuz Dizdar bir çok yayın organında tavukların aldıkları yanlış gıdalarla günde 3 yumurta yaptığını öne sürüyor.Bu konu ilkokullarda bile işleniyor ve bir tavuğun günde üç yumurta yapması mümkün değil.

 

Bilimsel verilere göre bugün hibrit yumurta tavukları yılda(365 gün) 280 civarında yumurat verebiliyorlar.Yavuz Dizdara göre tavukların yılda 1095 adet yumurtlaması gerekir.

 

KULUÇKA DEVRESİ SAPTIRILIYOR

 

Yavuz Dizdar,tavukların yine aldıkları gıdalarla kuluçka devrelerinin 17 güne indirildiği konusunda ısrarlı.Halbuki yine ilkokullarının kitaplarında bile bu süre 21 gün.Bundan aşağıya bir kuluçka dönemi olmadı.

 

Aynı uzman yani Yavuz Dizdar tavukların göğüslerinden kanser tümörleri fışkırdığını iddia ediyor.Ama örenk gösteremiyor.Zira böyle bir durum yok. 45 günde kesilmeyen tavuklar kendiliğinden ölüyorlarmış.Böyle bur durumunda olmadığı biliniyor.

 

 

BAKANLIK NEDEN SUSUYOR

 

Her gıda eleştirisine karşı kanıt isteyen Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın bu uzmana bir yanıt vermemesi de ilginç değil mi?

 

 

Gelelim Yavuz Dizdar’ın bir başka uzmanlık dalına “RAKI”.

 

Bu makale kendi internet sitesinden alınmıştır:

 

 

Biz neden rakı içeriz?

 

Yavuz Dizdar

 

 

Rakının nasıl içilmesi gerektiği üzerine çok yazıldı. Ne kıvamda nasıl soğutulup ya da belki soğutulmadan bardağa konulan iki parça buz üzerine yavaş yavaş sızdırılarak zehrinin alınmasından tutun, “illa ki sek” diyenlere varana kadar ben bunlardan en az iki düzine okumuş ya da dinlemişimdir. Rakının içilme adabı kendini rakı müdavimi addedip de ayda yılda bir kadehi zor görenlerin sohbet konusudur daha çok; oysa benim bu konuda bildiğim tek kaide açılan şişenin bitirilmesi gerektiğidir, zira yarım kalmış bir şişe yeni başlanacak bir sofranın dünden yarım kalmış mezelerini, üstü geçiştirilmiş sohbetlerini çağrıştırır da, rakı içmeye durmanın tazeliğini yorarmış gibi gelir, “nimetin” ziyan edilmemesinden ziyade.

 

“Nimet” yakıştırmasını abartılı bulup, hatta hoşlanmayanlar lütfen alınmasın. Dünyadaki her şey gibi rakı da nimettir. Onu nasıl değerlendireceğiniz, keyif ve hikmetinden mi yararlanacağınız, yoksa mihnet ve illete mi dönüştüreceğiniz tamamen kendi elinizdedir. Lakin rakı alkollü diğer içeceklerden ciddi olarak farklıdır. Üstelik birkaç satır ilerde size kendi yorumumla sıralayacağım bu farklar, aslan sütü nitelendirmesiyle kendimize yakıştırmamız, hatta daha ileri götürüp milli içkimiz olarak tanımlamamızdan da kaynaklanmamaktadır. Herkese kendi yavrusu aslan görünür, ama nedendir bilinmez, alkolle arası kötü olmayanlar belki hak vereceklerdir, rakı için söylenecek çok daha fazlası var.

 

Bütün içkiler yudumlanarak içilmeye başlanır, ancak rakı önce kokusuyla içilir. Şarap merakı olanlar, hatta degüstatörler istedikleri kadar koklayıp, rengine baksınlar, taze, kekremsi, gövdeli ve hatta yaramaz, şakacı diye adlandırsınlar şaraplarını, kokusuyla içilmeye başlanan hiçbir içecek yoktur. Kokuyla içmek sandığınız gibi bir kelime oyunu, şereflendirme değildir. Tat duyusu koku algısıyla birlikte çalışır (nezle olduğunuzda bu nedenle koku alamazsınız desem daha iyi anlaşılacaktır), lakin kokunun başka bir özelliği vardır. Koku en derin hafızamızı taşır. Büyüdüğünüz evin kiler kokusu, aşık olduğunuz kadının ten kokusu, siz her şeyi unutsanız bile duygularınızla öyle iç içe geçmiştir ki, kimi zaman olayları bile hatırlayamaz, ama o duyguları aynı sıcaklığıyla hissedersiniz kokuyu duyduğunuzda. Rakının kapağı açılıp da ortaya yayılan bu kokusunun içilmesinin esprisi de budur. O koku en içten paylaşılan anların öncesindeki katıksız birliktelik, aşık olmuşlukların heyecanıdır. O koku hafızanın kendisidir. Bence biz işte en çok bundan rakıyı severiz ve severek içeriz.

 

Rakının ikinci önemli hafızası ise boğazınızdan yuvarlanıp gidiverirken bıraktığı o yanma hissidir. Acı olduğunu bile bile içersiniz, ama hiçbir zaman bir ilaç niyetine değil. Arkasından atıştıracağını mezenin tadını daha iyi alacağınızın bilincidir bu, o tat ahenginin uzatılmasıdır. Aceleye getirilip, “mırk mırk” yutuluvermez, belki de bundandır rakı öyle üstünkörü sofraların içeceği de olamaz, hani iki paket cips biraz çerezle düzülüvermez o sofralar, az olur ama lezzetli olur, keseye göre, bunun tek istisnası beyaz leblebidir ki, o zamanın yokluklarına inattır da, bu zamanın şükran borcunun hatırlanmasıdır.

 

Lakin rakı arka bahçelerin kendine dönüp sessiz sakin düşünme seanslarının içkisi değildir, rakı birlikteliklerin içkisidir. Üstelik öyle üstünkörü dostlukların yeni bitivermiş birlikteliklerin sığlığına da sığmaz. Velakin böyle birliktelikler bira tadında, şarap kıvamında yaşanıverir de rakı bardaklarının sığlığında yarıya kadar doldursanız bile boğuluverir. Bundandır belki de rakıyı sadece kendi kendinizle paylaşacaksanız, sohbeti müzikle yapmak zorunda kalırsınız, aslında türkülere de pek sığmaz, ille de sanat müziğiyle ister, hatta bana göre mümkünse Zeki Müren, “kader kime şikayet deyim seni” derken,  “bir alev halinde düştün elime, hani ey gözyaşım akmayacaktın” oluverir, yalnızlığın en güzel bedelidir, ağlarım.

 

Şaraba sigara yakışmaz, viski puroyla gider, lakin rakı ne olsa kabul eder duman niyetine. Kim bilir belki dumanı içindedir de, suyu yavaş karıştırırsanız görürsünüz. Şampanya büyük mutlulukların, viski ince hesapların içkisi oladursun, rakı büyük buluşmaların ve büyük düşlerin içeceğidir. Soğuklar votkayla, kanyakla sıvanıp, sıcaklar birayla serinletilebilir; şarapla aşklar tutuşturulup, cinle geçiştirilebilir. Lakin rakıyla gerçekten ülkeler kurtarılıp, devletler tesis edilebilir. Sakın unutmayın.

 

Ben bütün bu satırları kısa bir süre sonra Efe’ye kardeş olarak beğeninize sunulacak olan “yeni yetişme” Çilingir adlı rakının kokusu hürmetine yazdım. İçimi biraz daha sert, tadı yerinde derler, oradaydım ama henüz tatmadım. Alkolden haz etmeyenler sakın bu sözlerimden alınmasınlar; herkesin hayattan aldığı tatları, pekiştirdiği alışkanlıkları, üzüntülerini söndürdüğü bardakları ve yalnızlığını paylaştığı kaçamakları vardır. Rakı benim için hep dost ve kardeş sofralarının içeceği oldu, sizinle paylaşmaya da bundandır meylim.


Sosyal medyada paylaş.

URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=37091

Yazan - Oca 31 2013. Kategori MANŞET. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
En Yeniler Eskiler
Bildir
ARZ
Ziyaretçi
ARZ

Hani ‘et proteini’ kriterini sağlamak üzere yurt dışından ‘et proteini’ ithal edip sucuğa süt proteini katan kafayı savunmuş sayın YAZAR: Ona önerimiz kendi çocuklarına sanayi üretimi hybrit “piliç” yedirsin. Süt ürünleri konusunda da bu ÜNVANINI bilemediğimiz sayın YAZAR(!) çocuklarına konvansiyonel üretim UHT süt içirsin. Hatta Çİn’den ithal süt tozu ile yapılmış jöle katılmış(DOMUZ JÖLE) yedirebilir. Malum bilgi sahibi kendisi. tavukların göğüslerinden “fışkırmayan” bunun yalan olduğunu idda eden UZMAN(!) yazarımız;; Tavuk ciğeri yesin lütfen bolca. Hatta varsa bu hybrit piliççiklerin taşlıklarını ve yüreğini yesin. Son önerimiz “batak” kokan ve HAŞLAMA SUYUNDAN ÇORBA OLMAYAN (Çünkü iğrenç kokuyor yapan bilir çok sayın yazarımız… Read more »

Meryem Tuzcu
Ziyaretçi
Meryem Tuzcu

Bu yazının sahibine soralım; Sizin uzmanlık alanınız nedir? Kısca söyleyelim yazıdan önce; ALLAH korosun eğer kanser olursanız ………. Bu Yavuz Dizdar denilen Yarışma programına girse kaç puan alacağı öeçhul Zavallı(!) bilgisiz(!) Uzman doktor, Sizin Radyasyon Onkoloğunuz olablir. Diğer meslektaşları ile birlikte. Bir radyasyon onkoloğu olarak bu yazının sahibini merak ettim doğrusu ne kadar bilgisizce yazılmış ısmarlama bir yazı. Kime yaranacaksınız ey yazar? Uzmanlık geçmişinizi gerçekten merak ettim doğrusu. Yavuz Dizdar’ın uzmanlık geçmişi; 1989-1992 yıllarında İstanbul Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı’nda ilaç bilimi üzerine, 1992-1996 yıllarında Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı’nda kanser üzerine uzmanlık eğitimini tamamladı. Bu eğitimlerinin yanı sıra İstanbul Üniversitesi… Read more »

zafer er
Ziyaretçi
zafer er

yavuz dizdar 2012 mayıs ayında tavukları çifter cifter 3 er 3er yumurtlattın ya ozaman yumurta piyasasını alt üst ettin binlerce belki milyonlarca tavuk senin yüzünden kesime gitti bu milletin sermayesi milli serveti senin yüzünden heba oldu tavukculuk sektöründe calısan aileler senin yüzünden işlerinden oldular bilmiyorsan anlatayım tavukculuk sektörü bu ülkeye ciddi döviz girdisi saglayan bir ihracat koludur üretici yumurtasının iç piyasadamı yoksa ihracattanı satılacagını bilmez toptancı nerede karlı olursa orada değerlendirir yurt dısına cıkan yumurta veya beyaz et uyumluluk geçerlilik testlerine tabi tutulur yoksa ihrac edilmez kusura bakma ama kimse malını gümrükte çürütmez kaldıki alıcıların basında israil iran gibi devler… Read more »

İSLAM
Ziyaretçi
İSLAM

“Organik yumurtayı 1 liraya yiyecek insan yok bu memlekette ” zihniyeti endüstriyel yumurtaya çanak tutan zihniyettir. Benim ödediğim sosyal güvenlik primi kanser olduğunda tedavine yetmiyor bu aziz milletin vergi paraları da senin tedavine harcanıyor. “Kanserin devlete maliyeti yıllık 2.3 milyar euro” muhterem kardeşim senin döviz girdinin toplamı hasta ettiğin insanların 1 aylık tedavi masrafını karşılamıyor. Türkiye’de her yıl 200 bine yakın kişiye kanser teşhisi konuluyor. tek ünite kan bedeli 160 TL. Her kemoterapiden sonra yaklaşık 8 ünite kan verilmesi gerekir. Yani senin milyonlarca sahte “piliççiklerin” yüzünden bu aziz millet milyonlarca lira ödemek zorunda kalıyor. Bu edebiyatı bırakın adam gibi sağlıklı… Read more »

zafer er
Ziyaretçi
zafer er

köy tavugunun civcivi nereden geliyor yada tavuk olarak nereden alınıyor? yada köylerde yerden gökten neler yiyor once onları bir arastırın derim