Duayen Tevfik Türesin’i kaybettik

Sosyal medyada paylaş.

Türk Kanatlı Sektörünün duayen ismi Mudurnu Tavukçuluk Şirketinin kurucusu Tevfik Türesin’i kaybettik.

 

Merhumun çenazesi 1Ağustos 20018 Çarşamba günü Mudurnuda kılınacakt namazın ardından aile mezarlığına defnedilecektir.

 

Merhuma ve ailesine ile sektörümüze başsağlığı dileriz.

 

ŞİMDİ SÖZ SIRASI MUDURNU TAVUKÇULUK

ŞİRKETİNİN ORTAĞI SÜREYYA ASTARCI’DA

 

Erkan KONURALP

 

 

 

(Fotograflar Çiftlik Dergisi arşivinden alınmıştır.)

 

Bugün Türkiye’nin neresine giderseniz gidin “Mudurnu” deyince hemen tanırlar, bilirler… Mudurnu Bolu’nun tarihi bir ilçesidir, Son yıllarda İpek Yolu Festivali, restore edilen evleri ile ismini duyurmaktaysa da Mudurnu’yu asıl ülkeye tanıtan Mudurnu Tavukçuluktur. Bir ilçeden bir marka yaratan Mudurnu Tavukçuluktur. Hatta Mudurnu markasının değeri, tesisler el değiştirirken neredeyse gayrimenkullerinin değerine yakın fiyata satılmıştır. İşte ülkeye böylesine önemli bir marka kazandıran köyleri

ve Bolu’nun ilçeleriyle birlikte bir zamanlar muhteşem istihdam sağlayan ve katma değer üreten Mudurnu Tavukçuluğu sahiplerinden Süreyya Astarcı bilinmeyenleri aydınlattı. Süreyya Astarcı, ortağı Tevfik Türesin le beraber uzun yıllar önce başladıkları tavukçuluk serüvenin hikâyesini ayrıntıları ile dile getirdi.

 

 

 

Süreyya Astarcı Kimdir ?

 

Ben Mudurnu da ticaret yapan bir ailenin çocuğuyum. İlkokuldan sonra ticarete başlayacağım diye şartlandırmıştım kendimi. Dükkânda çalışmaya başlamanın planlarını yapıyordum. Öyle bir dükkândı ki işyerimiz çividen tutun şekere basmadan nalına kadar her şey vardı. Okuyamadım ama benim yetiştiğim yer Sultanhamamı ve Tahtakale. Ben buralarda ticareti öğrendim. Askerden geldiğim hafta işimi büyütmeye başladım ve toptan bakkaliye işine başladım. Mudurnu’ya Fruko ve Pepsi’yi ilk ben getirdim. Bolu’da İlyas Karamanlı vardı oda Pepsi bayisiydi. Bende onun kadar mal satıyorum; ancak ben Mudurnu da sattığım için ve Mudurnu ilçe olduğu için beni onun sorumluluğu altına verdiler. Bu kez de ondan mal alacağım diye çok büyük mücadeleler verdim. Dedim ki büyümek lazım kendi kendime. Kolay değildi kabuğumu kırmak ama başarmalıydım. Bolu Belediyesi Muhasebe Müdürü Yavuz Kınacı’nın desteğini alarak bir depo bulduk. Oraya dükkân açma kararı verdim. Ama oraya istediğim dükkânı bir türlü açamadım.

 

Ancak o arada da tavukçuluk macerası da başladı. Yem kimyevi gübreyi Mudurnu ya ilk ben getirdim. Aynı zamanda süt yemi civciv yemi satıyorum. Daha broilercilik yok. Bu anlattıklarım 1965 yılında oluyor. Tevfik Türesin Bey evinin bahçesinde ufak çaplı yumurta tavukçuluğuna başladı, bende ona yem veriyorum. Tevfik Bey, benim aynı zamanda ürünlerimini reklamını gezdiği yerlerde yapıyordu. Ziraat teknisyeni olduğu için ticaret yapamıyordu, Onun için zirai ilaçları da ben satıyordum. Tavukçuluğa yemcilikten başladım. Adapazarı’nda üretim yapan devlete ait yem fabrikasının bayiliğini aldım.

 

Radyocu Selahattin ve ben üçümüz birlikte otururken, Tevfik Bey bize kümes yapalım önerisinde bulundu.

 

Aylığı 120 Lira kira ile ziraat odasının hayvan ahırı vardı askerlik şubesinin kenarında orayı kiraladım. Oraya broiler civcivi lazım ve İzmir’den bulduk. Ben burada kümesi hazırlarken Tevfik Bey ve rahmetli Selahattin Ağabey civcivleri İzmir’e almaya gittiler. Üç bin civciv almışlar; ancak gelirken civcivlerin ikiyüzü telef olmuş. Neyse tavukları kümese yerleştirdik. O dönem şimdiki gibi aşılama da yok. Tavuklar hastalandı ardından Selahattin Ağabey de hastalandı. Eyvah dedik. Hayvanlar koksidiyoz (ishal) oldu.

 

Neyse biz o devreyi efa cefa çıkardık. Canlı olarak tavukları Ankara ya götürüp Ankara’nın tanınmış tavukçusu Fazlı Kul’a sattık. Zarar etmedik o devreden ancak karda etmedik. Tavukçuluğun tüm sermayesi de dükkânın parası. Biz paraları tavuk işi için bol bol kullandık. Sattığımız tavukların parasını bir süre alamasak da kısa zaman sonra alabildik.

 

Ben ardından tavukçuluğu bırakıp bakkaliye’ye ağırlık verdim. Bolu’dan kırk iki iyi müşterim vardı. Ve diğer bakkallara duman attıracak kapasiteye ulaştım. Büyük firmaları dize getirmeyi başardım. Bu arada Tevfik Bey hala memuriyete devam ediyordu. Selahattin ağabey dükkâna döndü. Tavuk işindeyken de devam etti. Ben bakkalcılığa devam ederken Belediye Başkanı Selahattin Baysal’ın kümesi var. Tevfik yumurtacılığa yöneldi ve bunu piyasada satıyor. Ancak Belediye Başkanı Baysal satamadığı için tavuklar elinde kalmış ve bana rica ettiler satmam için, o zamanlar Ankara’nın en eski tavukçusu var. Fazlı Kul’a gittim ve bu ürünleri almalarını teklif ettim. Daha sonra Çepni köyünden biri daha benim tavukları satıverin dedi.

 

Evet, bir baktık biz ıskarta tavukları haftada bir gün Ankara ya götürüp satmaya başlamışız. Ve bu esnada broilercilikte bir hayli canlandı ve o dönemin en büyük ismi ve modern Türk tavukçuluk sektörünün emekçisi İzmir’li Henry Benazus. O arada 60 ihtilalin de emekli olan subaylar da tavukçuluğa başladılar. Ve Henry’i bile zorlar duruma geldiler. Ondan sonra Tevfik bana geldi ve tavukçuluğa yeniden başlamayı ve ortak olmayı teklif etti. Kendisine radyocu Selahattin ile görüşmeden onun da rızasını almadan ortaklık yapamayacağımızı söyledim. Ancak Selahattin ağabey en sıkıntılı anımızda bizi bırakmıştı. Neyse Selahattin Abiye gittik ve “Biz yeniden tavukçuluğa başlıyoruz. Bizimle var mısın abi?” dedik. Ancak bize “Ne tavuğu? Ben yokum artık bu işte” dedi. Her neyse biz iki ortak olarak Tevfik Türesinle yeniden çalışmalara başladık. Henry Benazus’dan civciv bayiliği almayı başardık. Yine Adapazarı ndan yem alıyoruz. Güntav dan yemlikler alıyoruz. İlk olarak 5–10 binle kapasitemiz başladık. Yetiştirdiğimiz tavukları canlı olarak Fazıl Kul’a satıyoruz. Ardından burada kesime başladık. 1975 yılında İstanbul dan iki kesim ustası getirttik.

 

Tabii şimdiki gibi dondurucularda yok. O dönem tavuklar kesilip havuzlara atılıyor. Ardından aynı fiyattan Fazlı Kul’a kesilmiş hayvanları vermeyi teklif ettik ve o da kabul etti. 1976 Yılının Mart ayında Artık bir dükkân açma zamanı geldi ancak Tevfik Bey bu arada hala memurluğa devam ediyor. Eti kendim götürüyorum araçla. Bir Pazar günü kaymakam Tevfik Bey ve ben bir görüşme yaptık ve Tevfik’in Ankara ya tayini konusunu konuştuk. Çünkü dükkânı Ankara da açacağız. O da işin tutup tutmayacağı konusunu tam göremiyordu. 1 Nisan günü dükkânı Maltepe de açtık. Tavuklar açık kamyonla . taşındığı için Nisan ayında sıcaklar nedeniyle sıkıntılar baş göstermeye başladı. Almanya’dan bin bir zorlukla bir frigofirik araç satın aldım. Belediyeye hibe ettim ve Belediyeden aracı 10 yıllığına resmi plakalı aracı kiraladım.

 

Evet, resmi plakayla tavuk taşıyoruz o dönem. Hem kira bedeli verdiğim için durum belediyenin de işine geliyor. Biz yaz dönemini de bu araçla geçirdik. Şoförün biri kaza yapınca araba paramparça oldu ancak zaten işlerimize araç yetmez olmuştu. 1975’te kesimhane yaptık, 1976 da Ankara da dükkân açtık.

 

Ben o zamanlar Bolu’da bulunan yemci Hacı Yusuf’un Bolvit’in en iyi bayisiydim. Otuz gün vadeyle yem alıyordum. Hacı Yusuf Bey röportajda kendisi de ifade etti, çok ihtiraslı bir adamdı. Birden bire yemi peşine çevirdi sonra baskıyı daha da arttırdı. Bu yaptığına şükretmemiz gerek zira bir şekilde yem fabrikası yapmaya bizi mecbur bıraktı.”Kötü komşu insanı elek saç edindirir” misali ben kızdım hatta fabrikanın girişine Hacı Yusuf’un resmini asacağım dedim. Yedi ayda fabrikayı bitirdim.

 

O zamanlar biz bu günün tersine tavuğu kırmızı etin üç katına satıyoruz.O dönem kırmızı et 10 lira, biz satıyoruz tavuğu 30 liraya. Oysa bizim satmamız gereken fiyat 3 lira; ancak bu fiyata mal etmemiz mümkün değil. Böyle olması için soya fasulyesi lazım. O dönem soyanın ne olduğunu bilen yok.Ağaçta mı yetişir, yerde mi kimse bilmiyor.

 

Evet, araştırmalarımızı yaptık en iyi Karadeniz’de yetişir dediler. Ordu’da çiftçilere Alım garantisi vererek soya fasulyesi ekmelerini önerdik. Soya fasulyesi yaş başladı yanmaya. Malı kurtarmak ve kurutmak için ben rendering makinesinde soya kavurmaya başladım. Parayı kurtarmak için pişirdim onun içinde, Binbir zorluklar çektik. Ve kattık yeme. Bu sayede soya fasulyesini yemde biz kullandık. Aksini ispat eden varsa buyursun gelsin karşıma.

 

Vergi Olayı…

 

Hayrettinin eşi Bolu da memurdu ancak Hayrettin çalışmıyordu. Tevfik beyin çocukluk arkadaşı Turan Albay’dan Salıbeyler’den kümesler aldık. Orada broilercilik yapacağız. O dönemin şartlarına göre devasa tesis gözüyle bakılıyor. Avukat Tuncel Ethem Yılmaz ın önerisi ile Tevfik bey’in arkadaşı Hayrettin’i bu kümeslerin başında görevlendirdik. Hayrettin Çorumlu’ydu ve bize Çorum’a tavuk satacağım dedi. Ancak Hayrettin o dönem parayı batırdı. Ben kimseyi icraya vermem. Zaten adamın parası varsa gelir öder. Kalemim kuvvetlidir, hemen üstünü çizerim. Hiç kimseyi icraya vermeyi adet edinmedim kendime. Tevfik üstüne gitti olayın ve Hayrettin’e icra gönderdi. Ve Hayrettin’in arabasını aldı. Ardından Hayrettin bizi vergi kaçakçılığı yaptığımız gerekçesiyle şikâyet etmiş.O dönem de vergi kaçırmaya gerek yok. KDV yok, fatura yok, teslim fişi var sadece. Bunlar Özal döneminde çıkan uygulamalar. Eş zamanlı Ankara İstanbul ve Mudurnu’daki evlerimiz arandı, telefon rehberlerimize kadar alınarak 40 çuval evrak götürüldü operasyonlarda. Daha sonra Hayrettin’in bizi şikâyet ettiğini ispatladık.

 

Danışma Meclisi Üyesi ve Maliye Bakanı Adnan Başar Kafaoğlu bir kanun çıkardı ve o kanun sayesinde cezalar ödeyerek bu sıkıntıyı atlattık. O dönem ama devasa bir büyüme gerçekleşti, ihracata başladık bir taraftan. Anormal büyümenin verdiği sancıları çekiyoruz bir diğer yandan.

 

YÜZDE BİR OLAYI

 

1983 de Mudurnu Tavukçuluk A.Ş. olduk, o dönem yüzde 50 yüzde 50 ortağız. Tevfik Bey Kayınbiraderi Muzaffer Resne’ye az bir hisse verelim dedi. Bunu fabrika müdürü Senayi duymuş biraz da ona verelim dedim. İki tarafa toplam yüzde bir hisseyi yarı yarıya verdik. O NOT. dönem bilgisizlikten dolayı yüzde 1’i kaybettik kendi rızamızla. Ama bilmiyoruz o dönem böyle işlemleri.

 

Senayi dedi ki Tevfik Beye hissesi sende, Süreyya beyin hissesi bende.” Sonra fabrika müdürü Senayi (Senayi Gökçe) işten ayrılmak istedi. Yarım hisseyi önce bana sattı. Daha sonra aynı hisseyi Tevfik Bey’e sattı. Senayi’nin yaptığını

kimse yapmaz. Böylelikle yüzde 50 yüzde 50 dengesi bozuldu. Tevfik Bey çoğunluk hisseleri ele geçirdi. Her neyse 1988 Mayıs’ında ben geldim şirketin başına geçtim. 1991 senesinin ekime kadar direkt kendim yönettim fabrikayı. Öyle bir yönetme ki, bir kişiye dahi imza yetkisi vermedim. Muhasebe müdürü imzalar ardından benim imzam olmadan ödeme yapılamazdı. Bir kuruşu dahi takip ederek Mudurnu Tavukçuluk un o dönemki servetini oluşturdum.

 

Ardından Tankut Bey’i(Tankut Baytaroğlu) buraya getirdik ve yetki verdik. 1991–1995 e kadar çalıştı. O dönem aslında burayı Koç Holding’e satmayı düşünüyorduk. Buraya fiyat değer tespiti yapıldı. 14 Eylül 1995 te ben Mudurnu Tavukçuluk’tan ayrıldım. Ben ceketimi alıp kurtulmaya baktım.

 

Mudurnu Tavukçuluk aslında o dönemlerde batmayı başladı. Aslında Mudurnu tavukçuluk batmadı, içi boşaltıldı. O zamanki genel müdürümüz Tankut Bey’in (Tankut Baytaroğlu) yaşanan problemlerden dolayı hala Türkiye ye girişi yasak. Oradan aldığım parayla Mudurnu Tavukçuluk tan aldığım parayla ertesi gün gidip Masstaş ı aldım. Nakit parayla alındı Masstaş. Küçük oğlum Erkan Astarcı’yı fabrikanın başına koydum. Masstaş, Gentaş derken devam ettik, bir sene sonra oğullarım bu işi bırakma kararı aldı.

 

Tevfik Türesin’le ayrıldıktan sonra hiç görüşmedim ardından kendimi eğitime adadım ve çocuklara burs vermeye başladım.

 

Herkes bana kitap yazmayı öneriyor. Ancak benim yazacağım kitapta bir çok kişi rencide olur.

 

Eğitimle ilgili nasıl girişimler yapıldı

 

Mudurnu da Tavukçuluk Yüksek Okulu vardı. Okul perişan vaziyetteydi müdahale ettim. Orada da kalmadım. Abant İzzet Baysal Üniversitesine bağlı olarak Süreyya Astarcı Meslek Yüksek Okulu nu kurdum.

 

Şimdi de sınavlara hazırlanan öğrencilere destek olmak için ücretsiz dershane açtım. Yüzde yetmiş beş başarımız var. Devlet üstün hizmet madalyası aldım. Yaptırdığım okula AİBÜ benim ismimi verdi. Bunlar benim hayatımın en büyük anıları, çok mutluyum. İçimden çıktığım ilçeye hizmetler verebildim. Devlette benim bu hizmetlerimden ötürü onere etti. TBMM Başkanı’nın elinden ödül aldım.Şu anda bütün işim hayır işleri ile ilgilinmek.

 

(Katkıları nedeniyle Çiftlik Dergisi Bolu bürosu Temsilcisi Aydın Özpelit ve Zeki Ercivan-Bolu Gündem gazetesine teşekkür ederim)

 

 

 


Sosyal medyada paylaş.

URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=129020

Yazan - Tem 31 2018. Kategori MANŞET, HAYVANCILIK. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

Yoruma kapalı

| Designed by Mavikedi internet Hizmetleri |