GDO Avrupa Birliği’nin sonu olacak!

unnamed (2)

 

 

Avrupa Parlamentosu, 5 Temmuz itibariyle, genetiği değiştirilmiş ürünlerin kendi bölgelerinde yetiştirilmesinin yasaklanıp yasaklanmaması kararını üye ülkelere bıraktı.

 

Üçüncü bir ülkede onay almış ve yemlerde % 0,1 seviyesine kadar bulunabilecek GDO ürünlerini ve EFSA’ya yapılan başvuru dosyalarını kapsayan AB Yönetmeliği’nin 24 Haziran’da kabulünün ardından Avrupa Parlamentosu, genetiği değiştirilmiş ürünlerin kendi bölgelerinde yetiştirilmesinin yasaklanıp yasaklanmaması kararını üye ülkelere bıraktı ve gerekçelerini listeledi.

 

Parlamento’dan yapılan açıklamada, 5 Temmuz’da yapılan oylamada, AB düzeyinde güvenlik onayı almış GDO ürünlerinin kendi bölgelerinde yetiştirilmesinin sınırlandırılması ve yasaklanması konusundaki kararın üye ülkelere bırakılmasına ilişkin Avrupa Komisyonu’nun AB yönetmeliği değişiklik tasarısının oylandığı bildirildi. Tasarının onaylanması AB’nin GDO ürünlerin yetiştirilmesi konusundaki sıkı politikaları yumuşatmaya başladığı şeklinde değerlendiriliyor. Tasarının arka planında ise Avrupa Komisyonu’nun 15 Nisan’da yayınlamış olduğu bir rapor yer alıyor.

Parlamento’nun GDO izinlerinden sorumlu Fransız Liberal Parlamento Üyesi Corinne Lepage, hazırladıkları tasarının üye devletlere sağlam bir yasal dayanak sunduğunu belirterek şöyle söyledi: “Bu oylama, Parlamento’dan, Konsey ve Komisyon’a çok açık bir sinyal. Bir AB izin sistemi oluşturulmalı ve tarımsal ve çevresel etkilerin yanı sıra kontaminasyona bağlı sosyo-ekonomik etkiler göz önüne alınmalıdır .”

 

Komisyon’un ilk tasarısında, ülkelerin kendi üretimlerini kısıtlayabilmesi ya da yasaklayabilmesi öneriliyor ancak sağlık veya çevre konusundaki değerlendirmenin sadece Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu (EFSA) tarafından yapılacağı belirtiliyor.

 

Parlamento raporu üye ülkelere GDO ürünlerinin yetiştirilmesinin yasaklanmasına ve ticari ortakların yasaklamalara karşı olmasıyla yaşanabilecek zorluklara ilişkin sağlam bir yasal temel sağlamayı amaçlıyor. 548 kabul, 84 ret ve 31 çekimser oyla kabul edilen raporda, üye devletlerin yasakları uygulamasına izin verilmesine ilişkin aşağıdaki gerekçeler yer alıyor:

 

• Çevre: pestisit direnci, bazı bitkilerin yayılma kapasitesi, biyolojik çeşitlilik ve çevreyle ilgili olası olumsuz sonuçlara ilişkin veri eksikliği.

• Sosyo-ekonomik değerlendirmeler: GDO’nun diğer ürünlerde de yanlışlıkla bulunmasının, arazinin parçalanmasının önlenmesi, tarımsal uygulamalardaki fikri mülkiyet rejimleri ile ilgili değişiklikler ve çeşitliliğin ve farklı tarımsal uygulamaların korunması gibi sosyal politika hedefleri ile ilişkili önlemlerin uygulanabilirliği ve maliyeti.

• Arazi kullanımı ve tarımsal uygulamalar ile ilgili gerekçeler.

 

Komisyondan geniş destek

 

EurActiv, konuyla ilgili yayımladığı haberinde Sağlıktan Sorumlu Komisyon Üyesi John Dalli’nin, bu ürünlerin kısıtlanmasıyla ilgili gerekçelerin belirlenmesinin AB tasarısını geliştirmesinde önemli rol oynadığını kaydederek bu yaklaşımı bu nedenle desteklediğini belirttiğini yazdı. Ayrıca Parlamento’nun kısıtlama kriterlerinin büyük ölçüde Komisyon tarafından geliştirilmiş listeden esinlendiğini belirtti.

Dalli, GDO ürünlerinin yasaklanması konusunda ortaya konan çevresel etkenlerin zaten Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu (EFSA) tarafından değerlendirilenlerden açık bir şekilde farklı olması gerektiğinin altını çizdi.

 

Buna ek olarak, her gerekçenin söz konusu bölgedeki gerçekliği ile paralel olarak kanıtlanmış olması gerektiğini vurguladı.

 

Parlamento başka bir oylamada, Madde 114’ün (iç pazarın oluşturulmasında ulusal yasaların uyumluluğu) çevreyle ilgili AB Bölgesi Madde 192’ye ilişkin AB Komisyon tasarısının yasal temelinde değişiklik yapılmasını oyladı.

 

Parlamento raportörü, Fransız Parlamento Üyesi Corinne Lepage, tasarının Madde 192’ye dayandırılmasının üye ülkelerin bu konuda daha fazla görüş bildirmelerine olanak tanıyacağını söyledi. Ancak Dalli tasarı için Madde 114’ün daha uygun olduğu görüşünde.

 

Çiftçilere ve tüketicilere seçim özgürlüğü

 

Tasarının kabulünün ardından Alman Parlamento Üyesi ve Çevre Komitesi Başkanı Jo Leinen “Uzun süredir çiftçiler, üreticiler ve perakendeciler için GDO yetiştirilmesini düzenleyen ve uygun yasal dayanağı olan bir kanuna ihtiyaç vardı. ABD ve Brezilya gibi diğer ülkelerin aksine, AB halkı GDO’lara şüpheyle bakıyor. Dolayısıyla üye ülkeleri bu ürünleri kabul etmeye zorlamak doğru değil. Bu kanun doğru yönde ilerliyor; çiftçiler ve tüketicilere seçim özgürlüğü tanıyor” dedi.

 

Belçikalı Parlamento Üyesi Bart Staes, AB genelinde açık bir moratoryumun üye ülkeler açısından GDO’ların yetiştirilmesi konusunda büyük ölçüde kesinlik sağlayacağını ve karşı çıkanların çoğunluğunu ikna edeceğini belirtti. Ayrıca yasak getirmek isteyen üye ülkeler açısından da yasal kesinlik sağlayacak önemli bir adım olduğunu belirtti.

 

Hollandalı Üyei Kartika Liotard, bir Üye Ülke GDO yetiştirilmesine izin verirken, bir diğeri yasaklamayı seçebilir; dolayısıyla da üye ülkeler, özellikle de çiftçiler, arasındaki rekabetin bozulacağını ifade etti.

 

Avrupa Biyo Endüstrileri Derneği (EuropaBio), Avrupa Komisyonu’nun “AB düzeyinde kapsamlı bir güvenlik değerlendirmesinden sonra Üye Ülkelerin GDO ürünlerini yetiştirmeyi seçebileceği” şeklindeki vizyonunu destekliyor. Bunun yanı sıra Parlamentoda, güvenli olduğu kanıtlanan ürünlerin yasaklanmasıyla ilişkili yasal sorunlar konusunda tartışmalar olduğunu belirtiyor. EuropaBio, GDO’lu ürünlerin güvenliğini kanıtlayan bilimsel verilere dayalı politikaları destekliyor. AB düzeyindeki çok sıkı izin süreci GDO’ların yalnızca güvenli olduğu kanıtlandığında yetiştirilmesini garanti ediyor.

 

AB destekli GDO araştırmaları

 

Avrupa Komisyonu bu yılın başında genetiği değiştirilmiş organizmalarla ilgili tartışmalara ışık tutmak için “AB destekli GDO araştırmasının on yılı” başlıklı bir kitapçık yayınlamıştı. Kitapçıkta, GDO’ların çevre, hayvan ve insan sağlığına etkilerini inceleyen 50 araştırma projesinin sonuçlarının özeti verildi. Bu projeler 25 yıldır süren GDO araştırmalarının bir parçası olarak 2001-2010 arasında AB tarafından sağlanan 200 milyon Euro maddi destekle gerçekleştirildi.

 

Bu yayın, araştırma sonuçlarını bilim insanları, resmi kurumlar ve kamu ile paylaşarak GDO tartışmalarına katkıda bulunmayı amaçlıyor. GDO güvenliği konusunda yapılmış olan AB destekli yayınların devamı niteliğinde. Son 25 yıldır gerçekleştirilen bu araştırmalara 500’den fazla bağımsız araştırma grubu katıldı.

 

Proje sonuçlarına göre bugün itibariyle GDOların çevre için ya da gıda ve yem açısından geleneksel bitki ve organizmalardan daha yüksek risk taşıdığına dair hiçbir bilimsel kanıt bulunmuyor.

 

Kitapçıkta yer verilen araştırma projelerinin çoğunluğu GDO’ların çevresel etkileri, gıda güvenliği ve GDO’lu ürünlerle GDO’suz olanların bir arada bulunması konusundaki potansiyel endişeleri bilimsel açıdan değerlendirme amacını taşıyor.

 

Avrupa Komisyonu raporu

 

Kitapçığın yayınlanmasından birkaç ay sonra 15 Nisan’da Avrupa Komisyonu GDO satışı ve yetiştirilmesinin sosyo-ekonomik etkilerinin objektif analizlerinin yapıldığı bir rapor yayınladı. Komisyon yeni rapora ilişkin açıklamasında, Çevre Konseyi tarafından 2008 yılı Aralık ayında Üye Ülkelerden talep edilen verilerin uzun süre beklendiği ve verilen bilgilerin elde edilmesinde ulusal otoritelerin “kutuplaşmış algılardan uzak” daha somut ve objektif sonuçlar almak için yeterli analizleri yapmadığına ilişkin eleştirilerde bulundu. Üye Ülkelerden toplanan verilerin GDO hakkında önyargılı fikirlere dayalı olduğu belirtildi.

 

Verilerdeki eksikliklere rağmen, Avrupa düzeyindeki ekonomik çalışmaların 3 yıllık dönemde BT mısır üretiminde, geleneksel üretime göre artış oldu. (İspanyol Zaragoza %11,8). Portekiz, Romanya ve Çek Cumhuriyetinde %7-12,5 arasında verim artışı gerçekleşti.

 

Bu sonuçlar 3. dünya ülkelerindeki küçük ölçekli üreticilerin BT ürünlerden de büyük üreticilere eşit oranda ya da daha yüksek faydalandığını gösterdi. AB biyoteknoloji endüstrisi derneği EuropaBio raporu memnuniyetle karşılasa da rapora farklı tepkiler geldi.

 

Yeni raporun önemini savunan DG SANCO yetkilileri ise bunun AB kurumları ve paydaşlar arasında daha derin ve daha odaklı tartışmalar için “başlangıç noktası” olduğunu vurguladılar. Rapor GDO üretiminin sosyo-ekonomik perspektifiyle ilgili AB destekli araştırma projelerinin (CO-EXTRA, SIGMEA, CONSUMERCHOICE) sonuçlarına ilişkin bir inceleme de sunuyor.

 

Onay sürecindeki ürünlerde GDO

 

Bir diğer gelişme olarak, onay sürecindeki ürünlerde GDO bulunup bulunmadığı konusunda resmi yem kontrolü için numune alma ve analiz yöntemlerine ilişkin AB 619/2011 sayılı 24 Haziran 2011 tarihli Komisyon Yönetmeliği de yürürlüğe girdi. Yönetmelik, üçüncü bir ülkede onay almış ve yemlerde % 0,1 seviyesine kadar bulunabilecek GDO ürünlerini ve EFSA’ya yapılan başvuru dosyalarını kapsıyor.

 

AB Gıda ve İçecek Endüstrisi FoodDrinkEurope (FDE) 15 Temmuz’da yaptığı açıklamada; yem üreticileri gibi gıda üreticilerinin de hammadde ithalatına bağımlı oldukları ve benzer sorunlarla karşı karşıya kaldıklarını kaydetti.

 

“Düşük düzeyde bulunma” Yönetmeliğin, birincil amacının yanında ikinci adım olarak mevzuat kapsamında acil sorun olarak gıdayı da kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiği belirtilen FDE açıklamasında şu bilgilere yer verildi:

 

“İçerdiği tüm GDO türlerinin yetiştirilmesine izin verilen soya fasulyesinin yaklaşık %80’i sadece üç ülkede (ABD, Brezilya, Arjantin) üretilmektedir. Dünya toplam soya üretiminin yaklaşık yüzde 75’i GDO türleri içermektedir. Son on yılda, Çin, tek başına en büyük dördüncü soya fasulyesi üreticisi ve kısa süre içinde de açık ara en büyük soya fasulyesi ihracatçısı olmuştur. Mısır açısından da dünya pazarlarında benzer durum söz konusudur. AB kendine yeterli üretim yapmakta, talebin sadece bir kısmını ithalat yoluyla karşılamaktadır.

 

Gıda endüstrisi, geleneksel tarımsal hammaddeleri ithal etmektedir. Toplu ticarette “çapraz bulaşma” ve soya dışında diğer tarımsal gıdaların tedarikinde bir sorun haline gelebilecek olan “düşük düzeyde bulunma” olasılığı vardır. “Düşük düzeyde bulunma” olasılığı endüstride kullanılmakta olan kimlik korumalı ürünlerin üretiminde ve ticaretinde daha düşüktür ama bunlarda bile ticari risk açısından göz ardı edilemez”.

 

URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=16836

Yazan - Eyl 30 2011. Kategori SAĞLIK. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

Yoruma kapalı

| Designed by Mavikedi internet Hizmetleri |