Hayvancılık Sektörümüzde Bitmeyen Oyun; Hayvan ve Et İthalatı

HAYVANCILIK SEKTÖRÜMÜZDE BİTMEYEN OYUN

HAYVAN VE ET İTHALATI

Adnan SERPEN

Veteriner Hekim

İZMİR  Veteriner Hekimler Odası Veteriner Halk Sağlığı Çalışma Grubu Üyesi

 

Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı 3 yıl boyunca et fiyatını düşürmek için yaptığı canlı hayvan ve et ithalatını 28.12.2012 tarihinde  fiilen durdurduğuna dair haberler kamuoyunda yer aldı. Yine bakanlığın bu kararı almasında çok sayıda süt ineğinin kesilmesinin etkili olduğu ifade belirtildi. Mevcut hükümetin, tıpkı geçmiş siyasi iktidarların yaptığı gibi hayvancılığın sorunlarını çözme yerine kolaycılığa kaçıp 2009 sonunda kırmızı et fiyatındaki artışı durdurmak için canlı hayvan ve kırmızı ette gümrük vergilerini düşürerek ithalata izin verdi. Bunun sonucunda 2010 – 2011 ve 2012’de toplamda 3 milyar dolarlık kırmızı et ve canlı hayvan ithal edildi. İthalat nedeniyle besiciler ve süt hayvancılığı yapanlar büyük zarara uğradı. Zarar eden bir çok işletme kapandı veya el değiştirdi. Koç – Ata Çiftliği ve Mc.Donalds gibi büyük işletmeler ithalata ve yüksek yem fiyatlarına dayanamayarak sektörden çekildi. Birçok işletme besilik hayvan ihtiyacını ithalatla karşılamaya başladı. Ancak, yem fiyatındaki yükselme özellikle saman fiyatının 1 liraya kadar yükselmesi buna karşılık çiğ süt fiyatının düşmesi süt ineklerinin kesilmesine neden oldu. Süt inekleri kesilince kırmızı et fiyatı düştü. Üretici daha çok mağdur oldu. Öncelikle ithalatta gümrük vergileri artırıldı ancak bu da çözüm olmayınca Hükümet, 2008’de olduğu gibi daha büyük bir krizi önlemek ve karkas et fiyatını belli bir seviyede tutmak için ithalatı durdurmaya karar verdi (1).

Yaşanan acı tecrübelere rağmen, yaşananlardan ders alınmamış olsa gerek  Saray Çiftliği Genel Müdürü Sayın Nadir Yürüktümen’in, 27 Temmuz 2013 tarihi itibariyle “ geçen hafta 16.25 lira civarında olan karkas etin kilogram fiyatının 16.50 liralara çıktığını söyledi. Marketlerdeki ramazan kampanyaları nedeniyle bu artışın tüketiciye yansımasını beklemediklerini ifade ederek Türkiye’de doğan hayvanlar, talebi karşılamıyor. İthalat yapılmalı ancak kesimlik hayvan getirmek yerine 200-250 kilogramlık canlı hayvan getirilip burada beslendikten sonra kesilmeli. Böylece katma değerin Türkiye’de kalmasını sağlayabiliriz “ (2) şeklinde ithalat çığırtkanlığı içeren basında yer açıklamaları çok manidar. Çok merak ediyorum, bu ülkede özel sektör, ne işe yarar ?, neden kolay para kazanma yollarını daima tercih eder de, emek ve bilim gereken yolları kullanarak Türkiye’de doğan hayvanların, talebi karşılayacak şekilde üretimini gerçekleştirmek üzere, kırsalda ki yetiştiriciyi de yanına alarak Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile iş birliği yaparak bu ülkeye katma değer sağlayacak üretim yapmaz ?, zor mu ?, hayır. Sorun zihniyet sorunu, sadece kolay para kazanma zihniyetini bir kenara bırakarak  sabır, emek ve zaman’a ihtiyaç var. Tüm gelişmiş ülkeler bizim yaşadığımız bu sorunu bizim gibi ithalat yaparak değil, bilime inanarak ve bilimin önderliğinde, yıllarını vererek ve büyük emekler harcayarak başarmışlar, hala da geleceğe yönelik bilimsel çalışmalarını sürdürmektedirler.

Yine özel sektörle ilgili bir diğer haber ise;  internet ortamına düşen ve bir haber portalında da yayınlanan, RedHack tarafından yayınlanan ses kaydında yer alan  Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Dr. Mehdi Eker ile işadamı Ethem Sancak arasındaki diyalogları içeren haber bu ülkede hay- vancılık politikalarının nasıl ve kimlerin çıkarları doğrultusunda belirlendiğini ortaya koyan çok çarpıcı bir haber olduğunu düşünüyorum. Yayınlanan bu ses kaydı ile bugüne kadar aksi bir açıklamanın yapılmaması ses kaydının doğruluğunu ortaya koymaktadır. Bu ülkede hayvancılığı kurtarmak kala kala; o kadar Veteriner ve Ziraat Fakültesi, binlerce Veteriner Hekim ve Ziraat Mühendisi dururken, yaklaşık 25 dakikalık ses kaydında ( ses kaydına  http://www.odatv.com/n.php?n=ethem-sancak-hangi-bakana-asik-1906131200 linkinden ulaşabilirsiniz ) Sayın Bakan Eker’e övgüler düzen, ” 15 yıl öncesine kadar bu ülkenin demokrasiye kavuşması ve muasır medeniyet seviyesine çıkması için nere deyse canım dahil her şeyimi vermek üzere koşullanmıştım. Devrim yapmaktan yola çıktık, buralara kadar geldik. Fakat 15 yıl önce bir gerçeği keşfettim, tarımı modernleştiremezsek bir köylü toplumu olmaktan kurtulamayız. Ne devrim olur hiç bir şey olmaz. Bu tarımın modernleşmesi gerekiyor. Ve bu tarımın köylünün de elinden alınması gerekiyor. Sayın Bakanımla işte o noktada zaten bir araya geldik ve o günden bugüne ben bu Bakan’a aşık oldum. Bunu sakın şey olarak algılamayın. Dalkavukluk ya da yağ çekme değil. Ben sivri dilli bir adamım, eleştirmeyi de biliyorum” (3) şeklinde açıklamalarda bulunan Sayın Ethem Sancağa’ mı kaldı ?, kesinlikle hayır. Acaba tarımı köylünün/çiftçinin elinden alıp sadece özel sektör vasıtasıyla yapan, çiftçiyi dışlayan kaç tane ülke var ?, kapitalizmin beşiği A.B.D’de bile köylü/çiftçi tarımla uğraşıyor, bunun için 1, 2 ve 3 ‘no’lu çizelgelere bakmak yeterli..

 

Görüldüğü üzere bizde bazı iş çevrelerinin sık sık gündeme getirdiği gibi yabancı ülkelerde endüstriyel hayvancılıkla hayvancılık sektörleri kalkınmamış bilhassa örgütlenmiş küçük yetiştiricilerin ve çiftçilerin üretim faaliyetleriyle kalkınmış ve ayakta durmaktadır. Durum dünyada bu iken bunun çarptılarak kamuoyuna farklı şekilde anlatılmasının, lanse edilmesinin amacı; serbest piyasa düzeni adı altında yere göğe sığdırılamayan özel sektör kolay bir şekilde bizim vergilerimizle oluşan devlet kaynaklarını ve 76 milyonun hakkı bulunan doğal kaynakları her dönemde sırtını siyasete dayayarak kolayca, kısa yoldan elde ederek, sermaye ve kazanç sağlamayı prensip edinmesidir. Bu zihniyete sahip bazı özel sektör iş çevreleri verimlikten uzak oldukları için sadece kasalarını doldurmayı hedefledikleri için ülkemizin dış borcu sürekli artmaktadır.

1Hayvansal gıda maddelerinin üretim ve tüketim potansiyeli ülkelerde hayat standardının bir öl çüsü sayıldığı düşünülürse güçlü endüstri ve tarım sektörlerine sahip ülkelerin üretim politikalarında hayvansal gıda maddeleri üretimine öncelik tanımalarının nedeni daha iyi anlaşılır. Bir ülkede yaşama standardı kalitatif beslenme temelinde yükselir. Kalitatif beslenmeyi gerçekleştiren biyojen nitelikte gıda faktörleri üretimi optimal bir düzeye çıkarılamadığı sürece bir ülkede yaşama standardını yükseltmek mümkün olmaz. Hayvansal gıda maddeleri kişilerde kalitatif beslenmenin temel taşlarını verirler. Hayvansal gıda maddeleri vücudun mimari ve estetik motifini, beynin yaratıcı gücünü sağlamakla kalmazlar ayni zamanda enerji ihtiyacının karşılanmasında da büyük rol oynarlar. Hayvansal gıda maddelerinin elde edilmesi dolaylı bir üretim sistemine dayanır.Bu sistem yem ve hayvan olmak üzere iki halkadan oluşmuştur. Bu üretim sisteminde yem, hayvan kanalından geçerken özellikle protein ve kalori (primer kalori) bölümlerinde önemli yoğunluklarda bir yitik meydana gelir.Örneğin;yemlerdeki primer kalorinin 1/7 si hayvansal gıda kalorisi (prodüktif kalori) halinde değerlendirilir.Bu bakımdan bir ülkenin,hayvansal gıda maddeleri üretimin de bu yüksek yitiği göze alma derecesi bu ülkede ulusal gelir düzeyi ile tarımsal potansiyele göre değişir (5). Bugün tarımda gelişmiş AB’ği ülkelerine baktığımızda tarım’ın % 30’unu bitkisel,% 70’ni hayvansal üretim oluşturur. Böyle bir yapılanmanın temelinde; tarımın misyonunun bitkisel ve hayvansal gıda üretmek olması, yukarıda belirtmiş olduğum gibi hayvansal gıdanın bir insanın sağlıklı sürdürülebilir bir yaşamı için vazgeçilemez, önemli bir gıda maddesi olması nedeniyle bitkisel gıda üretimine nazaran hayvansal gıda üretimine daha fazla ihtiyaç duyulması nedeni yatmaktadır.

bir

Gothe; << Rakam ve sayılar dünyayı yönetmezler, fakat bunlar dünyanın nasıl yönetileceğinin anlaşılmasına yardım ederler >> (5).İşte bu önemli sözden yola çıkarak ülkemizin hayvancılık sek- törünün ve hayvansal gıda üretim sorunlarını yeri geldikçe bazı istatistik rakamlarla açıklamaya çalışa cağım, özellikle ülkemizde uzun yıllardır üretim kargaşası ve sorunu yaşanan gıda maddesi hayvansal gıda maddeleridir. Ülkemizin hayvancılık sektörü ve hayvansal gıda maddeleri ile ilgili bugün güncel olan herhangi bir istatistik’i  rakam veya bilgi yarın başka bir rakama veya bilgiye yerini bırakmaktadır. Hayvansal gıda maddeleri içinde kırmızı et, süt ve süt ürünleri çok önemli bir yere sahiptir. Hayvansal gıda maddelerinin üretimi demek, tarım konseptini oluşturan bileşenlerden hayvancılık sektörü demek tir. Tarım,bilimsel olarak hepimizin bildiği üzere bitkisel ve hayvansal üretim faaliyetlerinin birlikte oluşturduğu bütünsel bir kavramdır. Hiçbir zaman biri diğerine üstün kılınamaz, şayet kılınırsa araların da ki denge bozulur ve bunun sonucunda tarım kavramı ortadan kalkar (6). Ülkemizde özellikle çok partili döneme geçildiği tarihten bugüne kadar yaşananlar TARIM kavramının devleti yöneten siyasi iktidarların belli çevrelerle birlikte iyiçe suistimal edilerek kullanılan bir kavram haline gelmiştir. Türk halkı  bu kavram suistimalinin bedelini bugüne kadar gizli açlıkla ödedi, bundan sonrada ödemeğe devam edeceği anlaşılmaktadır. Çünkü toplumumuzun sağlıklı sürdürülebilir bir yaşamı için gerekli hayvansal gıda ihtiyacı nüfus artışıyla orantılı bir şekilde artmamakta, artmamasına rağmen gelir dağılı- mı dengesizliğinin yarattığı satın almada ki kısıtlama mevcut hayvansal gıda üretiminin toplumumuzun ihtiyacını sanki karşılıyor intiba’nı vermektedir.

iki

Cumhuriyet döneminden bugüne kadar geçen ürece baktığımızda, üzere bitkisel ve hayvansal üretim arasında birbirini tamamlayacak şekilde olması gereken dengenin varlığından bahsetmek çok zor. Çünkü cumhuriyetle birlikte tarım üzerinde önemle durulmuş ve bütünsel bir politika oluşturularak adeta bir üretim seferberliğine gidilmiştir. 1924 Yılında çıkarılan “Teşviki Sanayi Kanunu” ile tarıma dayalı sanayileşme için önemli adımlar atılmıştır. Bu yasaya rağmen özel sektör tarafından tarıma ( Bitkisel ve Hayvansal Üretim ) dayalı sanayi yatırımları gerçekleştirilememiştir. Bunun üzerine devlet harekete geçerek tarımı oluşturan bitkisel ve hayvansal üretim bileşenini içine alan, bu üretim dallarının önemli alt dalların da kapsayarak entegre olabilecek şekilde ve ayni zamanda üreticinin dolaylı bir şekilde desteklenmesini sağlayan, Şeker Fabrikaları, E.B.K, Yem ve Süt Sanayi v.s olmak çok sayıda       tarıma dayalı sanayi yatırımı gerçekleştirmiştir (7). Fakat 1946 yılından itibaren siyasette çok partili siste me geçişle birlikte bu bütünsellikten yavaş yavaş sapılarak sistemli bir şekilde bitkisel üretim ön plana çıkarılarak hayvancılık sektörü ihmal edilmiş, bitkisel üretim bilinçli bir şekilde tarım olarak yıllarca lanse edilmiş, bitkisel üretim üzerinden tarım politikaları oluşturularak zamanın Tarım Bakanlığında teknik eleman istihdamı bu yönde gerçekleştirilerek , hayvansal üretim sürekli devlet eliyle sistemli bir şekilde ihmal edilmiş, bir et sanayi oluşturulamamıştır. Bunun sonucunda bugünde olduğu gibi tarımsal üretimde çok önemli rolü olan ziraat mühendisliği ve veteriner hekimliği meslekleri arasında üretimi aksatacak şekilde kavram kargaşası ve bu kavram kargaşası paralelinde hizipleşme yaratılmıştır. Bu kargaşa ve hizipleşme sonucunda bu iki meslek üretimi arttırmak için uyum içinde çalışıp iş birliği yapmaları gerekirken aksine düşman kardeşler haline getirilmiştir. Durum böyle olunca toplumun ihtiyacını karşılayacak şekilde hayvansal üretimin gerçekleştirilebilmesi için   “ Hayvancılık Bakanlığı” kurulması bile zaman zaman gündeme gelmiştir (8).

üç

Hayvancılık sektörümüzün kırılma noktası 1946 yılından itibaren siyasette çok partili sisteme geçilmesi, bunun sonucunda iş başına gelen zamanın DP ( Demokrat Parti ) iktidarının uyguladığı tarım politikaları olmuştur. Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesinden Sayın Prof. Dr. Suat Oktar ve Öğretim Görevlisi Arzu Varlı tarafından ortak yürütülen bir çalışmanın sonucu olarak Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Dergisinin Yıl:2010, Cilt:XXVIII, Sayı:I, Sayfa:01-22’de yayınlanan “ Türkiye’de 1950 – 54 Döneminde Demokrat Parti’nin Tarım Politikası “ başlıklı makalelerinin on ikinci sayfasında yer alan “  1949 ile 1956 yılları arasında altı yıllık dönemde ekilebilir tarım arazisi, 1954 yılı dışında her yıl bir milyon hektar artmıştır. Traktör kullanımı, çayır ve mera kategorisine dâhil olan toprakları ekilebilir araziye katmıştır. Nitekim, 1948 yılında 13 milyon hektar olan ekili alan, 1950’de ekilen tarla 14.120 milyon hektar, 1960’da ekili alanların 23.2 milyon hektara yükseldiği görülürken, 1950’de 37,8 milyon hektar olan meralar 1960’da 28,6 milyon hektara inmiştir. Ancak meraların traktörle beraber tarıma dâhil edilmesi, Anadolu’da hayvancılığı olumsuz etkilemiştir. Daha çok toprak sürme gereği tarıma açılan meralar, hayvanları otlatacak yer bulamaması problemi doğurmuş; Kıvılcımlı’nın tespitlerine göre, şehirlerde bir kilo etin fiyatı 5 liraya yükselmiştir.” (9) şeklinde ki değerlendirmeleri her şeyi anlatmaktadır. Bunun sonucunda yaşanan et sıkıntısı nedeniyle 30.04.1958 yılında ilk defa Yeni Zelenda ‘dan et ithalatı yapılmıştır (10) . Mer’a tahribatı zamanın FAO uzmanlarınca tespit edilerek düzenlenen ve zamanın Tarım Bakanlığınada verilen “Bade” raporunda yer almış ve bu raporda açık ve net bir şekilde tarla haline dönüştürülen 8 milyon hektar mer’a’ nın,Türkiye için hayatiyet arz etmesi nedeniyle derhal en az 4 milyon hektarının mer’aya iadesi gerektiği belirtilmiştir.Fakat bunun yapılabilmesi için büyük bir bütçe ve yatırım gerekmekteydi, kaynak bulunamaması nedeniyle ancak 90 bin hektarı meraya dönüştürülebilmiştir (11,12). FAO’nun yıllar önce yaptığı uyarının bugün yaşadıklarımızla nasıl örtüştü ğünü hep birlikte görüyoruz.

SETBİR eski başkanlarından merhum Doğan Vardarlı, 1996 yılında hazırladığı “Türkiye’ nin tarım ve Hayvancılık Raporu  < Sorunlar ve Çözüm Önerileri>” nda ;” kimi çevrelerce, tarımın yalnız ca bitkisel üretim olduğu, hayvancılığın tarım dışında bağımsız  bir sektör niteliği taşıdığı görüşü yay gındır. Kimi zaman bu görüş nedeniyle bitkisel üretim olarak algılanan tarım ile hayvancılık birbirine rakip olarak bile görülmektedir.Halbuki bu iki sektör,bir birinin tamamlayıcısıdır ve bir bütündür. Dünyanın hiçbir ülkesinde Tarım ve Hayvancılık,Türkiye’de olduğu gibi birbirinden ayrı tutulmamış tır.” (13) şeklinde ifade etmiştir. Yine merhum Doğan Vardarlı bu raporunun devamında sanki bugünleri görürcesine bahse konu bu raporunda “ Türk tarım ve hayvancılığının maliyeti gittikçe yükselen, ekonomik olmayan,< siyasi çıkar > kaynaklı bir dizi sorunlarla boğuşması nedeniyle, güç kaybetmesi kaçınılmaz olacaktır.Tarım sektörünün geleceğini yeni ekonomik şartlarda değerlendirmek ve yapısal dönüşüm için hazırlık yapmak ulusal bir görev olmaktadır ” (13) şeklinde açıklamalarda bulunarak çok önemli uyarı da bulunmuştu. Aradan geçen on yedi sene sonra bugün hayvancılık sektöründe yaşananlar merhum Doğan Vardarlı ‘ yı haklı çıkarmış ve çıkarmaktadır. Türkiye’nin çok genç bir nüfus yapısına sahip olması, son yıllarda beklenmedik nüfus artışı ( doğum, turizm, mülteci göçleri ) yaşaması nedeniyle nüfus artışına paralel olarak hayvansal gıdalar içinde önemli bir yere sahip kırmızı et ve süt üretimi ,toplumun; yeterli,dengeli ve sağlıklı beslenmesini sağlayacak şekilde bugüne kadar gerçekleştirilememiş ve halâda gerçekleştirilememektedir. Bu tutarsızlık unutmamak gerekir ki hayvansal gıda maddeleri açığımızın sürüp gitmesi ve gittikçe genişlemesi toplumumuzun ve gelecek kuşakların mutluluğunu,huzurunu ve halk sağlığını tehdit eder niteliktedir. Bundan 2000 yıl önce yaşamış Seneca’nın açlık sorunlarıyla ilgili söylediği “ Aç bir ulus ne akıl, ne adalet, ne de Tanrı dinler ” (5) sözleri çok çarpıcı dır. Seneca’nın 2000 yıl önce söyledikleri bugün toplumumuzda hayvansal gıdadan kaynaklanan beslenme ve sosyal sorunlarla tamamen örtüşmektedir.

Hayvan yetiştiriciliği çok ağır uğraş, bilgi, beceri, sabır ve yılın 365 günü doğa ile mücadele ge rektiren bir faaliyet alanıdır. Böyle bir faaliyeti gerçekleştirebilmeniz için çok büyük fedakarlıkta bulunmanız gerekmektedir. Bundan dolayıdır ki herkes hayvan yetiştiriciliği yapamaz. Ülkemizde sanayiciye gösterilen ilgi ve destek hayvan yetiştiricilerine gösterilmemektedir. Bu nedenle hayvan yetiştiricileri uzun yıllar emeklerinin karşılığını alamadılar, zaman zaman iyileştirmeler oldu ise de bu iyileştirmeler kalıcı ve sürdürülebilir olmamış ve olmamaktadır. Bu sonucunda hayvancılık faaliyet- lerinde daima inişli çıkışlı bir tablo hakim olmuş ve olmaktadır. Hayvansal üretimde sonuç alınabilmesi için daima istikrarlı ulusal, milli bir politikaya ihtiyaç vardır. İstikrarlı, sürdürülebilir bir politikanız yok ise üretim gerçekleştirmeniz çok zor, aksamalar kaçınılmazdır.

Geçtiğimiz yıllarda ülkemizin gündemine oturan,insanımızın beslenmesini ve halk sağlığını yakından ilgilendiren kaçak “At ve Eşek Kesimi ve Etlerinin Piyasaya Sürüldüğüne ilişkin” haberlerin ulusal görsel ve yazılı medyada yer alması üzerine,yine bir anda et üre timi ve fiyatlarının masaya yatırılması süreci ile birlikte “At eşek eti yemeyelim diye ithalata izin çıkıyor” başlıklı haberlerin yazılı ve görsel medyada yer almasıyla başla yan ve daha sonra bazı çevrelerce desteklenen “et ve hayvan ithalatı” ülkemiz gündemine oturmuş tur. Daha önceki yıllarda da bazı turistik otellerde avlanan domuz etlerinin yemeklerde kullanılmasıyla et tüketimi ve hayvancılık konuları yine ülkemiz gündemine oturmuştu. Fakat görünen odur ki, arz ile talep arasında bir denge oluşturacak şekilde hayvancılıkla ilgili kalıcı ve tutarlı politikalar oluşturuluncaya kadar zaman zaman et tüketimi ve hayvancılık konuları görsel ve yazılı medyada önümüzdeki günlerde, aylarda hatta yıllarda yerini alacağını ortaya koymaktadır. Çünkü henüz arz ile talep arasında denge oluşturulacak şekilde sağlam bir politika oluşturulamadığı gibi toplumun tüm kesimlerinin eşit şekilde et ve süt ihtiyaçlarını karşılayacak ve temin edebilecekleri şekilde bir üretim gerçekleştirilemediği için spekülatörlerin daima bu fırsatı değerlendirecekleri bir ortam mevcuttur. Hayvancılık faaliyetinin, et ve süt tüketiminin bu kadar hassas dengeler üzerine oturmasının nedeni, insanların günlük beslenmesinde çok önemli bir yere sahip olması nedeniyle gıda sanayi ve yemek sanayi başta olmak üzere toplumumuzun tümünü, çok geniş katman- larını etkilediğinden çok geniş sosyo-ekonomik boyutu bulunmaktadır. O nedenle hayvancılık,et ve süt üretimi ve tüketimi çok stratejik bir konuma gelmiş bulunmaktadır (8). Evet, bugün Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı geçmişe göre kat kat fazla hayvancılık faaliyetleri için kaynak ayırıyor fakat mevcut şartlar bu kaynakların yeterli olmadığını ortaya koyduğu gibi sistemde sorunlar olması nedeniyle hayvan yetiştiricisi bir Amerikalı ve Avrupalı yetiştirici gibi emeğinin karşılığını alamamak- tadır. Ayni şekilde tüketicide bir Amerikalı veye Avrupalı tüketici gibi et ve süt tüketemediği gibi bir Amerikalı ye Avrupalı tüketiciye nazaran kaliteli hayvansal ürün tüketememektedir.

2010 yılı Ocak ve Şubat aylarından başlayarak  yıl içinde süren spekülasyonlar soncunda et ithalatı krizi çıktığında ithalata direnebilmek, ülke içinde yeterli üretimin olduğunu gerçekçi bir şekilde ortaya koyabilmek için zamanın Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Dr. Mehdi Eker çok usta manevra ile 2010 Şubat’ının üçüncü haftasında tüm bakanlık teşkilatını seferber ederek 81 ili kapsayacak şekilde besi hayvanı sayımı yaptırması spekülatörlere çok güzel bir cevap olmuştur. Bu sayımlar sonucunda Türkiye genelinde toplam 2.069.000 adet besi hayvanın damlarda olduğunun saptanması,bu ka dar hayvanın kabaca 500.000 ton et üretimine tekabül etmesi,yine bu hayvanların 6’şar aylık besi dö nemlerinde besiye alındığı düşünüldüğünde, iki ile çarptığımızda toplam 1 milyon ton et üretiminin ya pıldığı ortaya çıkmıştı. Bu rakamlar, 2009 yılında çiğ süt üreticilerinde yaşanan krize bağlı olarak bazı yetiştiricilerin hayvanlarını mezbahaya kesime götürmelerine rağmen ortaya çıkan et üretimine yönelik besiye alınmış hayvan miktarları idi. Sayın Bakanın bu bilgileri medya ve kamuoyu ile paylaşması sonucunda et fiyatlarının 1 Mart 2010 tarihi itibariyle 22.00 – 23.00.-TL’ya kadar indiği gözlemlen- miştir. Fakat hemen bu gelişmelere müteakip 2 Mart 2010 tarihi itibariyle bir önceki hafta << Bir firma, süt aldığı üreticileri, kooperatifleri tek tek arayarak şubat ayında satılan çiğ süt için fatura kesmemelerini bildirdi.Yani, şubat ayı içerisinde üretici sütünü satmış. Faturayı kesip parasını alacak,Süt sanayicisi telefon ederek “faturayı kesme, fiyatı 10 kuruş düşürdüm” diyor. Üretici, sütünü satarken 90 kuruştan satıyor. Ama parayı tahsil etmeğe gelince sanayici “ben senin sütünü değerlen- diremedim, zarar ettim. Bu nedenle 80 kuruştan ödeme yapacağım”>> (14) şeklinde ki gelişmeler yaşanmıştı. Çünkü et üretimi her ne kadar etçi sığır ırklarıyla karşılansa da ülkemizde yerleşik etçi ırkların olmaması nedeniyle büyük oranda süt hayvanı yetiştiriciliğinde doğan erkek buzağıların damızlık olarak ayrılanların dışında kalanların besi danası olarak değerlendirilmesi ve yine süt verimi düşen ineklerin beside değerlendirilmesiyle karşılanmaktadır. Durum böyle olunca süt sanayicisinin çiğ süt üreticisine karşı uyguladığı fiyat politikası ülkemizde ki et üretimini yakından etkilemiş hatta bazı süt sanayicisinin süt fiyatlarını spekülatif şekilde düşürmesi halinde süt hayvanı yetiştiricilerinin hayvanlarını mezbahaya götürmesi halinde Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Dr. Mehdi Eker’ in verdiği besi rakamlarında önümüzde ki besi döneminde veya dönemlerinde değişiklik- lerin meydana gelmesi olası görünmekte idi. Bunun sonucunda açıklanan rakkamlarda değişikliğin meydana gelmesi halinde et ve hayvan ithalatı tekrar gündeme gelecekti. Fakat 2011 yılında ülkemiz de seçimlerin olması nedeniyle mevcut iktidar üreticiyi karşısına almamak için ithalata direnecekti. Bu durum karşısında seçimlerden sonra tekrar ithalat lobisi harekete geçerek et ve hayvan ithalatı için yeni gelecek iktidarı zorlayacaktı. Bu zorlama çiğ süt fiyatlarının düşürülerek, çiğ süt üreticilerinin hayvanlarını mezbahaya götürmesi şeklinde karşımıza çıkması muhtemel görülmekteydi. Fakat olaylar bu şekilde gelişmedi 2010 – 2011 ve 2012’de, hayvan yetiştiricisinin çığlıklarına ve karşı çıkmasına rağmen en üst siyasi otorite kendi siyasetçisi ve atadığı bakanı dahi kaale almadan en radikal bir şekilde yetiştiriciyi terbiye etme ve tüketiciye ucuz et yedirme vaatiyle canlı hayvan ve et ithalatı yapıldı, karşılığında 3 milyar dolar [USD ($)] ödendi,ithalat sayesinde yabancı ülkelerin çiftçileri dünyada yaşanan ekonomik krizden bizim ülkemizin ödediği paralar sayesinde etkilenmeyip ihya oldular, yine ithalatı yapan firmalar oturdukları yerden bir telefonla kasalarını doldurdular. Şayet 3 milyar dolar [USD ($)] yurt içindeki hayvan yetiştiricilerimiz için harcansa idi bugün yaşanan sıkıntıları yaşamaya- caktık, çok farklı bir üretim tablosu ile karşı karşıya olacaktık.  Sonuç tam bir hezimet, yetiştiriciyi terbiye etme ve tüketiciye ucuz et yedirme savının ithalatı meşru kılmak için düzenlenmiş bir oyun olduğu kendiliğinden ortaya çıktı. Bu ithalattan büyük ders alan zamanın Tarım ve Köyişleri Bakanlığı hemen harekete geçerek özelleştirmelerine devam edilen E.B.K’ndan elde kalanların özelleştirmesini durdurarak hayvancılık sektörüyle ilgili önemli bir tarihi karara imzasını atmış oldu.

Tüm bu yaşanan acı tecrübeye rağmen ithalat lobisi son günlerde ithalat çığırtkanlığı yapmağa yine başladı. Bir vatandaş olarak ödediğim verginin iş adamı kılığında ortaya çıkan, canlı hayvan ve et ithalatı çığırtkanlığı yapanlara canlı hayvan ve et ithalatı için kullanılmasına karşıyım. Tüm kamu- oyunu ,yetiştiricileri ve meslek örgütlerini bu ithalat çığırtkanlığı yapanlara karşı mücadele etmeğe çağırıyorum. Artık bizim ödediğimiz vergilerin yabancı ülkelerin çiftçilerini ve ithalatçıları ihya etmek için kullanılmasını istemiyoruz, bilakis ödediğimiz vergiler kırsal alanda yaşam ve üretim mücadelesi veren cefakar ve vefakar yetiştiricilerimize, çiftçilerimize harcanmasını istiyoruz. Ülkemizde sanayici- ye sağlanan tolerans ve olanakları artık hayvan yetiştiricisine tüketici konumunda ki halkımıza da sağlanmalı. Son çiğ süt taban fiyatı 1.-TL olmakla birlikte süt sanayicisi 1.-TL’ye satın aldığı çiğ süt,ısıtıp,şişeleyip 3.-TL civarında bir raf fiyatıyla pastörize süt olarak satması bir tüketici olarak kabul edilebilir olmadığını düşünüyorum. Yine Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından insanlarımızın hayvandan sağılan doğal çiğ süt’e en yakın süt günlük pastörize şişe süt’ü olması nedeniyle güvenli ambalaj olan cam şişede günlük pastörize süt üretimini teşvik etmelidir. Bugün A.B.D’de dört galon  ( her galon 3,7 Litre olup 4 x 3,7 = 14,8 litre ) pastörize süt promosyonlu olarak 11.-USD ( $ )’dan promosyonsuz olarak 12.-USD ($)’dan satılmaktadır. Artık ülkemizin hayvan yetiştiricisi de bir Amerikalı hayvan yetiştiricisi/çiftçisi gibi kazanmalı, bie Amerikalı tüketici gibi halkımız ucuz pastörize süt tüketmelidir. Bunun sağlanması için Gıda,tarım ve Hayvancılık Bakanlığı- mıza büyük görevler düşmektedir. Bu görev, bazı çevrelerce sık sık askeri anayasa deyip, siviller tarafından hazırlanmadığı dile getirilerek eleştirilen 1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ nın, Üçüncü Bölüm; Sosyal Haklar ve Ödevler, III.Kamu Yararı kısmı; C -Tarım, hayvancılık ve  bu üretim dallarında çalışanların korunması, Madde-45: “ Devlet, tarım arazileri ile çayır ve mer’aların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi arttırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçle rinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırı. Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendi rilmesi ve gerçek değerlerini üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır “ (15) maddesiyle verilmiştir.

Evet yoğun eleştirilerimiz sonucunda çiğ süt taban alım fiyatı belirlenmiş olmakla birlikte yetiştiricimizin sürdürülebilir bir hayvancılık ve üretim yapabilmesi ve tüketicilerin ucuz ve sağlıklı süt içebilmesi ve süt ürünleri, et ve et ürünleri tüketebilmesi için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız yukarıda ilgili anayasa maddesinde de görüldüğü üzere girdi maliyetlerinin aşağı çekilebilmesi için acilen gerekli tedbirleri alarak uygulamaya koymalı, hayvansal üretimi mevcut nüfusumuzun talepleri doğrultusunda ve önümüzdeki yıllarda Sayın Başbakan’ın her çift için üç çocuk önerisi doğrultusunda nüfus artışını dikkate alarak hayvancılıkta ciddi bir üretim planlaması yaparak üretim seferberliğine gitmelidir ki  Saray Çiftliği Genel Müdürü Sayın Nadir Yürüktümen’in “ Türkiye’de doğan hay- vanlar, talebi karşılamıyor. İthalat yapılmalı ancak kesimlik hayvan getirmek yerine 200-250 kilogram- lık canlı hayvan getirilip burada beslendikten sonra kesilmeli. “ şeklinde ki eleştiri ve taleplere fırsat tanınmasın. Örneğin: Hay vancılığın yapılanmasında önemli bir yere sahip olan ve zamanın Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) tarafından 1980’li yıllardan itibaren AET ülkelerinde  uygulamaya konulan 1208/81, 2930/81,563/82,1186/ 90 ve 344/91 (AET) Konsey Tüzükleri ile 83/471(AET) Komisyon Kararı henüz ülkemizde uygu lamaya konulmamıştır/ konulamamıştır.Bu tüzük ve kararlar uygulamaya konulmadığı için ülkemizde besicilikte karkas standardı oluşturacak şekilde bir destekleme politikası söz konusu değildir. Karkas standardı uygulaması yürürlüğe konulmadığı için kesimlerde karkas standardı bulunmamaktadır( Bazı özel firmaların kendisine has uygulamaları hariç ). Sübvansiyonlar bu standardı oturtacak şekilde yapılmamaktadır. Sübvansiyonlar hayvan başına veril- diği için karkas standardını oluşturan ile oluşturmayan arasında hiçbir fark bulunmamaktadır. Bunun sonucunda sığırcılıkta hayvan başına verimde sağlanan artış olmasına rağmen bu artış sayıca azalmayı karşılayacak düzeyde olmamıştır ve olmamaktadır.Aksi taktirde mevcut hayvancılık politikalarıyla hayvan sayımızın ve hayvansal ürünlerin artması asla mümkün olmadığı için canlı hayvan ve et ithalatı için atmaca gibi kenarda bekleyenlere fırsat verilmiş olur.

Bir diğer husus ise, dünyanın şu anda ki nüfusu bundan elli yıl öncesine göre daha fazla hayvansal gıda ve bitkisel gıda tükettiği gibi dünyanın her tarafından hayvansal gıda ve bitkisel gıdaya olan talep artmaktadır. Çünkü bugün dünyada çiftlik hayvanı ve çiftlik hayvanı ürünlerine ilişkin ticaret, küresel tarımsal ticaretin 1/6’sını oluşturmakta, söz konusu ticaret esas olarak gelişmekte olan ülkelerde artan insan nüfusu, ekonomik durum ve tüketici tercihleri doğrultusunda oluşan talebe bağlı olarak şekillenmektedir (16). Bu bağlamda OECD tespitlerine göre dünya nüfusunda ki artış göz önünde bulundurarak 2015 yılında dünyada ki kırmızı et tüketiminin % 31 artacağına kesin gözüyle bakıl maktadır (17). Yine dünyanın sadece % 10’luk bölümünün tarımsal üretim için ayrıldığını ve kullanılabildiğini (18) dikkate aldığımızda, elde ki dünya verileri önümüzde ki yıllarda dünya nüfusunda ki artışlara bağlı olarak bugünkü gıdaya olan talebin daha da katlanarak artacağını ortaya koymakta ve  bugün bazılarının kolayına geldiği şekilde en büyük silahları olan ithalatla da olsa canlı hayvan ve et ithalatı ile halkımızın et ihtiyacını karşılamanın mümkün olmayacağı, olsa bile çok az miktarda bazı ülkelerin ihtiyaç fazlası ürünlerini temin edilerek karşılamanın mümkün olacağı apaçık ortadadır. O nedenle şimdiden harekete geçerek kendi kaynaklarımızı en verimli bir şekilde kullanarak dışa bağımlı olmayacak şekilde üretime yönelmek zorundayız. Son söz; canlı hayvan ve et ithalatı, ithal ettiğimiz ülkenin yetiştiricisini kalkındırmaktan, ithalat yaparak kolay kazanç peşinde koşanların kasasını, cebini doldurmaktan başka bir işe yaramaz, bunun sonucunda eti pahalı yemeğe, süt’ü pahalı içmeğe devam ederiz, tek çare ve çözüm ülke kaynaklarını en iyi şekilde değerlendirerek üretmektir.

 

Kaynaklar:

  1. EKBER, A. ( 2012 ) Canlı hayvan ve et ithalatı fiilen durduruldu. 28.12.2012 tarihli makalesi.    http://www.tarimdunyasi.net/?p=3030#more-3030
  2. Ucuz Et Tehdit Altında. 27 Temmuz 2013 tarihli Habertürk Gazetesi Ekonomi. http://ekono mi.haberturk.com/para/haber/ 864016-ucuz-et-tehdit-altinda
  3. YAVUZ,Y. (2013) 19.06.2013 Tarihli, “ Redhack yine bombayı patlattı. ETHEM SANCAK HANGİ BAKANA AŞIK “ başlıklı haber. http://www.odatv.com/n.php?n=ethem-sancak-hangi-bakana-asik-1906131200
  4. KUYULULU,K,Ç,Y.(2007) Türkiye’de Süt Üretimi ve Kalite.10-11 Eylül 2007, Antibiyotik Kullanım Stratejileri ve Kalıntıları Sempozyumu.Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Bornova-İZMİR
  5. DİLMEN,S. ( 1968 ) Türk Toplumunda Beslenme Standardında Veteriner Hekimliğimizin aksiyonu. Türk Veteriner Hekimler Derneği Dergisi, Ocak 1968, Vol:38, Sayı:1 – ANKARA
  6. YALÇIN,B,C. ( 1981 ) Genel Zootekni.İ.Ü.Veteriner Fakültesi Yayınları,Rektörlük No: 2769, Dekanlık No:1-İSTANBUL
  7. ÇADIRCI,E.(1993) Kırsal Kesim Sanayileri ve Finansmanı,6-8 Nisan 1993 Kırsal Sanayi Sempozyumu-ANKARA
  8. SERPEN, A.(2010) Bitmeyen Oyun: Hayvan ve Et İthalatı. İnfovet Dergisi, Yıl: Haziran 2010, Sayı: 78 – İSTANBUL
  9. OKTAR,S.ve VARLI,A. ( 2010 ) Türkiye’de 1950 – 54 Döneminde Demokrat Parti’nin Tarım Politikası. Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Dergisinin Yıl:2010, Cilt:XXVIII, Sayı:I, Sayfa:01-22 –İSTANBUL
  10. Türkiye’de 30.04.1958 Tarihinde yaşanan et sıkıntısı nedeniyle Yeni Zelenda’dan et ithalatı. Habertük-TV’nin  30.04.2013 tarihli Tarihte Bugün Haber Programı
  11. DİLMEN,S(1968) V.No’lu Tebliğ tartışmalarına cevabı.13-14-15 şubat 1968 Türkiye Birinci Hayvancılık Kongresi – ANKARA
  12. DİLMEN,S(1968) Türkiye Hayvancılık Endüstrisinde Yem ve Hayvan Besleme Sorunla rı. 13-14-15 şubat 1968 Türkiye Birinci Hayvancılık Kongresi – ANKARA
  13. Türkiye’nin Tarım ve Hayvancılık Raporu,Sorunlar ve Çözüm Önerileri ( Mayıs,1996 ). SETBİR – İSTANBUL
  14. YILDIRIM,A.E ( 2010 ) Telefonlar çalıştı,çiğ süt fiyatı düşürüldü.. http://www.tarimdun yasi.net/?p= 904#more-904
  15. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (2005) Adalet Yayınevi – ANKARA
  16. TEMİZYÜREK,A. ( 2008 ) Çeviri:Hayvansal Orijinli Biyolojik Felaketlerde Veteriner ve Halk Sağlığı Hizmetlerinin Rolleri ve Hazırlıkları. (The role and preparedness of veterinary and public health services), Biological disasters of animal origin.Rev.sci.tech.Off.int.Epiz.2006,25 (1),O.I.E,12 rue de Prony -75017 Paris –FRANCE ).İzmir Veteriner Hekimler Odası Veteriner Halk Sağlığı Çalışma Grubu.
  17. ÖZEL,S.(2009) Tarımda Global Trend-Denizbank Tarımda Özel Bankacılık faaliyetleri, Çiftçi Toplantı sı-10.07.2009.Turgutlu-MANİSA
  18. Belgesel; Dünya v2.o.(2013) 9.8.2013 Tarihli CNNTürk TV Programı.

URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=44032

Yazan - Ağu 10 2013. Kategori HAYVANCILIK, KÜMES HAYVANCILIĞI, MANŞET, Vet.Hek Adnan SARPEN, YAZARLAR. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

1 Yorum - “Hayvancılık Sektörümüzde Bitmeyen Oyun; Hayvan ve Et İthalatı”

  1. Prof.Dr. Tülin AKSOY

    Sayın Serpen, elinize sağlık önemli bir konuda önemli hususları gündeme taşımışsınız.
    “Bu ülkede hayvancılığı kurtarmak kala kala; o kadar Veteriner ve Ziraat Fakültesi, binlerce Veteriner Hekim ve Ziraat Mühendisi dururken, yaklaşık 25 dakikalık ses kaydında Bakan’a övgüler düzen Sancak’a mı kaldı?” diyorsunuz.. Zootekni bölümlerinin sayısı 19-20 civarı, Çiftlik dergisindeki habere göre Veteriner fakültesi sayısı da 26 ve bu bakımdan dünyanın öndegelen bir kaç ülkesinden biriymişiz. Demek ki bu iş sadece sayısal büyüme ile olmuyor.
    Akademisyenler ülkenin gelişmesi ve kalkınmasında öncü rolü oynamak zorunda olan meslek insanlarıdır, kendi alanlarında ülkenin durumunu iyileştirici önerileri getirmek, çalışmalar yapmak, bu alanda son derece nitelikli insanlar yetiştirmek zorundadırlar, “koşullar ne olursa olsun”. Bilimsel olarak hazırlanmış raporları, makaleleri ile, danışmanlıklarıyla hem karar alıcılara ve uygulayıcılara hem de üreticilere yardımcı olmak, gerektiğinde eleştirmek görevleridir. Bunu gereği gibi yapabilmeleri için de konularında oldukça iyi yetişmiş ve özgüvenli olmaları gerekmektedir. Sığırcılık konusunda buna uyan kaç akademisyen tanıyoruz, neredeler, neler söylüyorlar, son yıllarda kaç adam yetiştirdiler? Sığır yetiştiriciliği ve ıslahı konusunda doktora yapmaya pek çok genç cesaret edemiyor, sahadan kopuk akademik yapılanma ve hocalar da buna pek cesaret edemiyor. Sığırcılık alanında çalışan nitelikli hocalarımız var mutlaka ama ben bu alanda çalışanların toplamdaki oranının giderek azaldığını düşünüyorum. Akademik camianın silkinmesi gerekiyor, akademik yaşamın her alanında liyakate dayalı, verimlilik odaklı ve hesap verebilir bir işleyiş egemen kılınmalıdır. Fakülteler ve bölümler ülkenin ve bölgenin gereksinimleri doğrultusunda öncelikli alanlarını önemseyerek yapılanmalı ve gelişmelidir.Tavukçulukta da herşey yolunda gibi görünüyor ama işgücü dışında ithalat ağırlıklı olarak işler yürüyor, hani yakında göçmen işçi çalıştırmaya da başlarsak dışa bağımlılık % 90’ları bulacak. Saygılarımla, Prof.Dr. Tülin AKSOY

Yoruma kapalı

| Designed by Mavikedi internet Hizmetleri |