Kırmızı Et Sorunumuz da Bilgi Üretimindeki Eksikliğimizden Kaynaklanmaktadır

hero4

 

 

 

Tülin AKSOY, Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, ANTALYA

 

 

Ne yazık ki bu konuda faaliyet gösteren akademik birimler (bölümler/fakülteler) son derece verimsizdir ve ilgili bakanlık ve özel sektörle aralarında yeterli işbirliği yoktur

 

 

Ülke gündeminin yoğunluğu da, hepimizi derinden sarsan acı haberler de kırmızı et sorunumuzu gündem düşürememiştir. Aslında beslenme konusunun giderek önem kazanması olumlu bir durumdur ve insanların daha bilinçli olmaya başladığının göstergesidir.

 

Ancak, konu ile ilgili olarak yapılan açıklamaların ve tartışmaların, sağlıklı bir kamuoyu oluşturmaya yetecek derecede kapsamlı ve zengin içerikli olduğunu söylemek zordur. Yapılmış açıklamaların çoğu kanımca, ya belirli bir grubu ya da kitleyi aklamaya ya da bu kitlelerin kendi çıkarlarını korumaya yönelik gibi görünmektedir. Konuyu izlemeye çalışan bir akademisyen olarak herhangi bir özeleştiri çabasına rastlamadım, üstü örtülü de olsa özeleştiri içeren bir açıklama okumadım (umarım vardır). Ne yazık ki her konuyu tartışırken, işi kolaylıkla kayıkçı kavgasına dönüştürüyoruz ve bunun sonucunda tartışmalar ya hiçbir işe yaramıyor ya da çok az şey kazandırıyor bizlere. Kim ağzını açsa, hemen kendi tarafının haklılığını sıralıyor, uzun uzun.

 

Çalışma konum tavuk başta olmak üzere kanatlı hayvan yetiştiriciliği ve ıslahıdır. Bütün dünyada, özellikle de kalkınmış ve kalkınmakta olan ülkelerde kanatlı hayvancılık sektörü ile kırmızı et sektörü (sığırcılık, domuzculuk ve koyun-keçi yetiştiriciliği) kıyasıya bir rekabet halindedir. Bu nedenle tarafım gibi akademisyenler, göz ucu ile de olsa, kırmızı et dünyasındaki gelişmeleri de izlemek durumundadırlar. Ayrıca öğrencilerimize verdiğimiz bazı genel derslerde, kırmızı et ve süt sektörü hakkında bilgiler de sunmakla görevliyiz.

 

Ülkemizdeki ziraat fakültelerinde yer alan zootekni bölümlerinde hem kırmızı et ve süt elde ettiğimiz büyük ve küçükbaş hayvanlar hem de kanatlı hayvanlarla ilgili faaliyetler yapılmaktadır. Bu faaliyetler ar-ge çalışmaları ile lisans ve lisansüstü eğitim ve bilgi yayma ile ilgilidirler.  ABD ve İngiltere gibi endüstriyel hayvancılık teknolojisine (üretim bilgisine) beşiklik etmiş ülkelerde, zootekni (hayvansal üretim) eğitimi ve ar-ge’si bakımından daha ileri bir uzmanlaşma geleneği vardır. Buralardaki ziraat ve/veya doğa bilimleri fakültelerinde, zootekni bilimi faaliyetleri iki ayrı bölümde yürütülmektedir. Söz konusu fakültelerde yer alan “Animal Science (Hayvancılık Bilimi)” bölümlerinde sığır, domuz, koyun-keçi ve at gibi çiftlik hayvanlarının yetiştiriciliği konusunda ar-ge yapılır ve her düzeyde (ön lisans, lisans ve lisansüstü) eğitim verilir. Bu fakültelerin  “Poultry Science (Kanatlı Hayvancılık Bilimi)” bölümlerinde ise tavuk başta olmak üzere tüm kanatlı çiftlik hayvanları konusunda ar-ge ve eğitim çalışmaları yapılır. Özellikle ABD’de bilginin yayımı (tarımsal yayım) konusunda bu bölümler doğrudan sorumluluk sahibidirler.

 

Söz konusu ülkelerdeki bölümler ülkenin ihtiyacı ile uyumlu sayıdadır ve genellikle endüstriye yakın bölgelerde kurulmuşlardır, gerektiğinde de ihtiyaç kalmayan bölümler kapatılmaktadır. Bu ülkelerde “Veterinary Science (veterinerlik Bilimi)” tamamen bir tıp bilimi olarak kabul edilir ve zootekni bilim alanındaki ar-ge ve eğitim faaliyetlerini kapsamaz, İngiltere gibi bu mesleğin beşiği olan ülkede veterinerlik fakültesi sayısı  5-7 civarındadır. Oysa ülkemizde ziraat ve veteriner fakültelerinin sayısı otuzu bulmuştur.

 

Sonuç olarak, her ne kadar bir tavukçuluk uzmanı olsam da, ülkemizdeki yapılanma gereği, genel hayvancılık konusunda da kırmızı et konusunda da fikirlerimi paylaşma hakkına sahip olduğumu düşünüyorum. Bu vesile ile teknoloji ithal ettiğimiz başlıca ülkelerdeki durumdan da söz etmiş oldum.

 

Kırmızı et sorunumuz

 

Tavukçuluğun son 40-50 yılda (dünya genelinde) sergilediği üretim artışı başka hayvancılık sektörlerinde (domuz yetiştiriciliği de dâhil) gözlenmemiştir. 2012 yılı itibariyle dünyada yıllık toplam et üretim miktarı yaklaşık 292 milyon ton’dur (Çizelge 1). Bunun % 37’si domuz eti, % 36’sı tavuk başta olmak üzere kanatlı hayvan eti, % 22’si sığır eti ve kalan % 5’ise koyun-keçi etidir.

 

Çizelge 1. Dünyada ve ülkemizde et üretimi (2012)

Dünya Türkiye
Üretim miktarı,Bin ton/yıl Toplamdaki payı, % Üretim miktarı,Bin ton/yıl Toplamdaki payı, %
Domuz eti 109.122 37,4 0 0
Kanatlı hayvan eti 105.637 36,2 1.737 60,8
Sığır eti 63.289 21,7 799 28,0
Koyun-keçi eti 13.771 4,7 321 11,2
Toplam 291.819 100,0 2.857 100,0
Kırmızı et 190 63,8 1.120 39,2
Kanatlı hayvan eti 106 36,2 1.737 60,8

Kaynak: http://faostat.fao.org

 

 

Dünyada her yıl tavuk, domuz, sığır ve koyun-keçi eti üretimi artmaktadır, ancak tavuk (yani piliç) eti üretimindeki artış diğerlerinden daha fazladır. Bu nedenle dünyada üretilen etin içinde piliç başta olmak üzere kanatlı etinin payı her yıl artmaktadır. Dünyada üretilen kanatlı etinin yaklaşık % 88’i piliç etidir, kalan kısmı ise hindi başta olmak üzere diğer kanatlı hayvan türlerinden elde edilmektedir.

 

Çizelge 1’de ülkemize ait veriler de yer almaktadır. Buradan görüleceği üzere, kanatlı hayvan etinin toplam et üretimimizdeki payı yaklaşık % 61’dir ve bunun tamına yakını (% 97-98’i) endüstriyel standart piliç etidir. Kırmızı etin toplam üretimimizdeki payı (% 39), dünya ortalamasına (% 64) göre bir hayli düşüktür. Ancak kalkınmış tüm ülkelerde hatta bizimle benzer düzeyde kalkınmış ülkelerde kırmızı et tüketimi oldukça yüksektir (Çizelge 2).

 

Çizelge 2’den görüleceği üzere ABD’de, balık ve su ürünleri ile hindi vb diğer kanatlı etleri hariç olmak üzere, toplam et tüketimi yaklaşık 109 kg/kişi/yıl düzeyindedir, hindi eti tüketimi (8 kg/kişi/yıl) ve su ürünleri tüketimi de eklenince bu rakam çok yükselmektedir.  Yıllık kişi başı tüketim miktarı AB’de ise 77 kg’dır ve bu rakam ülkemizde sadece 31,5 kg’dır.

 

Uzmanlar, süt ve ürünleri ile yumurta gibi protein kaynakları dâhil edildiğinde, ABD’de kişi başı yıllık tüketimin olması gerekenden % 50 oranında daha fazla olduğu görüşündedirler, AB ülkelerinin tüketimi ise olması gerekenin bir miktar üzerinde kabul edilmektedir. Kişi başı milli geliri ülkemizdeki ortalamaya yakın olan Rusya ve Çin’deki et tüketim ortalamasının, neredeyse ülkemizdekinin 2 katı olması da dikkat çekicidir. Dini ve geleneksel nedenlerle domuz eti tüketiminin olmadığı ülkemizde et açığının piliç eti ile kapatılmasına çalışılmıştır. Ancak kırmızı eti tamamen kanatlı hayvan eti ile ikame etmek mümkün değildir. Çizelge 2’den görüleceği üzere, insanımızın yıllık tavuk eti tüketimi AB ortalamasının üzerindedir, 2014 yılı verilerine göre tüketimimiz 20 kg’ın üzerine çıkmıştır.

 

Sağlıklı ve dengeli beslenmek için tüketilen etin eşit miktarlarda kırmızı et, kanatlı eti ve su ürünlerini kapsaması gerektiği bilinmektedir. Bu nedenle ülkemiz insanın et ihtiyacını tamamen kanatlıların eti ile karşılamak mümkün değildir.

 

 

Çizelge 2. Seçilmiş bazı ülkelerde kişi başı yıllık et tüketimi (2012)

Ülkeler kg/kişi/yıl
Domuz Piliç Sığır Koyun-keçi Toplam
ABD 27,3 43,2 38,4 0,0 108,9
AB 40,7 18,1 15,7 2,6 77,1
Brezilya 13,5 42,7 41,2 0,0 97,4
Rusya 21,5 22,9 17,6 1,0 63,1
Çin 38,4 10,1 4,2 1,9 54,6
Japonya 19,7 16,2 9,7 0,0 45,5
Mısır 0,0 6,8 6,8 1,0 14,6
Hindistan 0,0 2,3 1,7 1,0 5,0
Türkiye 0,0 19,3 10,7 1,5 31,5

Kaynak: http://besd-bir.org, http://faostat.fao.org

 

1010057_693495374000758_191715140_n

 

 

Kırmızı etteki sorunları neden tavukçuluk sektöründe (endüstrisinde) yaşamıyoruz?

 

Dünyada ve ülkemizde tavuk etinin öne çıkmasının altında yatan temel neden tavuk türünün kendine özgü avantajlarıdır. Tavuk türünün sahip olduğu biyolojik özellikler, onu endüstriyel üretim modelinin baş tacı haline getirmiştir. Tavukçuluk endüstrisini kurmak ve geliştirmek, kırmızı et ve süt endüstrisini kurmak ve geliştirmekten çok daha kolaydır, ucuzdur, kısa sürelidir ve kolay yönetilebilirdir. Bu nedenle kalkınmakta olan ülkelerde artan hayvansal gıda talebini karşılamada ilk seçenek tavukçuluk sektörüdür.

 

Kanatlı hayvancılık sektörü, insanlara tavuk ve hindi eti başta olmak üzere etin yanı sıra yumurta gibi çok kıymetli bir gıda daha sağlar. Dünya genelinde yıllık toplam yumurta üretimi 72 milyon ton’dur, ülkemiz yıllık 931 bin ton’luk yumurta üretimi ile dünyanın önde gelen ülkelerindendir. Altmış gram ağırlığındaki bir yumurtanın yaklaşık olarak 40 g ette bulunan proteini taşıdığı ve bu proteinin çok değerli olduğu bilinir. Buna dayanarak yumurta tavukçuluğunun bize et kadar değerli ürün sunduğunu söyleyebiliriz.

 

Ülkemizde tavukçuluk sektörü, diğer kalkınmakta olan ülkelerde olduğu gibi, teknoloji transferi ile başlamıştır ve özellikle son 20-30 yıldaki gelişmeler çok hızlıdır. Türkiye, İngiltere orijinli yumurta tavukçuluğu teknolojisini ve ABD orijinli et tipi tavukçuluk ve hindicilik teknolojisini çok başarılı bir şekilde transfer edip uygulamıştır. ŞU ANDA ÜLKEMİZDEKİ SEKTÖR TAM OLARAK BATI STANDARTLARINDADIR.

 

Türkiye tavukçuluğunun tek eksiği pazardaki çeşitliliğin az olması ve çok önemli bazı girdilerde dışa bağımlılıktır. Bizde üretilen yumurtanın % 98-99’u endüstri tarafından büyük kümeslerdeki kafes sistemlerinde (standart ya da konvansiyonel sistem) üretilir. AB ülkelerinde ise yumurta tavukçuluğunun yaklaşık yarısı kafes dışı sistemlerde (alternatif üretim sistemleri) yapılmaktadır. Et tavukçuluğunda alternatif sistemlerin payı daha düşüktür ama örneğin Fransa’da üretilen tavuk etinin  % 16’sı organik üretim modeline çok benzeyen “Label Rouge (Kırmızı Etiket)” üretim modelinde üretilmektedir. Kırsal kalkınma, sürdürülebilirlik, yüksek kalite ve izlenebilirlik odaklı bu sistem lezzete düşkün Fransızlara özel ürünler sunmaktadır.

JoyceChickenPouletrRouge3.0-2

 

 

Label Rouge vb alternatif sistemler bir ülkenin ilgili alandaki yenlikçilik (innovasyon) kapasitesinin göstergesidir. Bu vb üretim modellerine Fransa, İngiltere ve ABD gibi ülkelerin kamuoyları değişik gerekçelerle (hayvan refahı, üretimin ve hayvan ıslahının sürdürülebilirliği, kırsal kalkınma ve özel lezzete sahip daha sağlıklı ürünler) ilgi göstermektedir. Bu ülkelerde devletin ilgili birimleri (bakanlıklar ve üniversiteler) ya da diğer ar-ge merkezleri ile STK’lar da bu konuda çok faaldir.

 

Ülkemizde organik tavukçuluk son yıllarda atak yapmıştır, organik kırmızı et ve süte de talep vardır. Ancak gelişmeler çok yavaştır, bu gelişmelerin çok yavaş ve cılız olması her şeyden önce devletin kurumlarının (bakanlık ve üniversitelerin) bu konuda yeterince faal olmadığının ve güçlü STK’larımızın bulunmadığının kanıtıdır.

 

Batıda geliştirilmiş olan endüstriyel tavukçuluk sektörünü başarıyla transfer eden Türkiye, aynı başarıyı alternatif sistemleri kurma ve geliştirmede henüz sergileyememiştir. Oysa Türkiye gibi kırsal nüfusu yüksek olan bir ülkede, bu tip emek-yoğun ve yüksek değerli (Premium) üretim modelleri ayrı öneme sahiptir.

 

Bilgiyi üretmenin ve hedef kitlelere iletmenin bu denli kolay ve hızlı olduğu bir zaman diliminde, halen organik vb alternatif tavukçuluk sistemlerinin yeterince gelişmemiş olması, kanımca hem ilgili bakanlığın hem de ilgili akademik birimlerin faaliyetlerinin sorgulanmasını gerektiren bir durumdur.

 

Endüstriyel tavukçuluğun temel özelliği büyük ölçekli üretimdir, bu nedenle yatırım yapacak sınırlı sayıda girişimci başlangıç için yeterlidir. Pazar da büyüyorsa sektör hızla gelişecektir, Türkiye’de de böyle olmuştur.

 

Organik vb alternatif (diğer) sistemler ise doğası gereği daha küçük işletmelerde yapılır, bu işletmelerin teknik bilgiye ve pazara ulaşmaları çok daha zordur. Benzer durum ülkemizdeki sığır ve koyun-keçi yetiştiriciliği için de geçerlidir. Çok sayıdaki küçük üreticiye aktif şekilde teknik bilgi aktarılması ve onların sorunlarını çözecek şekilde bir sistem kurulması, yoğun ve devamlı çabayı gerektiren zorlu bir iş paketidir. Maalesef bu konuda bakanlığımız da akademik kurumlar da kendilerinden beklenen ivmeyi sağlayamamışlardır.

 

Dünyada üretilen toplam gıdanın % 70’i küçük ölçekli aile işletmelerinde üretilmektedir. Bazı uzmanlara göre dünyayı beslemek için tek çare endüstrileşmektir ancak küçük işletmelerin verimliliğini arttırarak dünya gıda üretiminin sürdürülebilirliğine katkı sağlamanın önemine inananların sayısı giderek artmaktadır. Bilimsel çalışmalar ve bazı projeler, üreticinin teknik bilgi ihtiyacı karşılandığında ve pazara girişi kolaylaştırıldığında, küçük ölçekli işletmelerin verimliliğinin önemli düzeyde arttığını ortaya koymuştur. Hem teknik bilginin götürülmesinde hem pazara girişte en önemli unsur bu küçük üreticilerin sürdürülebilir şekilde örgütlenmeleridir.

 

Küçük ölçekli tavukçuluk da küçük ölçekli sığırcılık ve koyun-keçi yetiştiriciliği de ekonomik önemi yüksek olan üretim modelleridir. Bu tarz üretimin gelişmesi için üreticilerimiz örgütlenmek zorundadır. Hem ilgili bakanlık hem de ilgili alandaki akademik birimler bu konuya büyük önem vermelidirler.

 

Akademik kurumlar ile ilgili bakanlık nasıl daha etkin hale gelebilir?

 

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız (GTHB), ülke tarımının gelişmesi ve kontrolü konusunda önemli görevler ve sorumluluklar yüklenmiştir. Son yıllarda tarımsal alanda sağlanan pek çok ilerleme ilgili bakanlığımızın görevlerini yerine getirmedeki başarısının kanıtıdır. Ancak Türkiye’nin tarımdaki potansiyeli çok büyüktür ve bu halen tam olarak değerlendirilmemiştir.  Dolayısıyla yapılacak çok şey, alınacak çok yol bulunmaktadır.

 

Tarım bakanlığımız görevlerini yerine getirirken, özellikle de bazı alanlarda ilgili akademik birimlerle daha yakın ilişki kurmalı ve bu ilişki daha çok bir işbirliği şeklinde olmalıdır.

 

Gerek akademisyenler gerekse akademik birimler ise ilgili bakanlığımızın davetini beklemeden kendi başlarına ya da birlikte bu işbirliğinin nasıl kurulacağı konusunda fikir üretmeli ve paydaşlarla paylaşmalıdır.

 

Bakanlığın da özel sektörün de sırtında küfe vardır, ülkesel olarak gelinen nokta her iki kesimin de şimdiye dek önemli başarılar gerçekleştirdiğini ortaya koymaktadır. Ancak günümüzde artan rekabet herkesi ve her kesimi daha rekabetçi olmaya zorlamaktadır. Hem ilgili bakanlık hem de özel sektörümüz daha ileri gitmek için akademik camiayla beraber ve eşgüdüm içinde çalışmak durumundadır.

 

Ülkemizdeki tarımla ilgili akademik birimler devlet üniversiteleri bünyesinde yer alırlar.  ABD’de bile tarımla ilgili akademik birimler devlet destekli üniversitelerin bünyesi içinde bulunmaktadır. Dolayısıyla ülkemizde daha uzun süre bu alandaki akademik birimlerin sadece devlet üniversiteleri içinde yer alması ve devlet tarafından desteklenmesi beklenmektedir.

 

Akademik kurumlarımız ne yazık ki verimlilik odaklı ve rekabetçi şekilde kurulmamıştır. Hemen hemen tamamen devlet kaynakları ile desteklenen akademik kurumlarımızda hiçbir akademisyen ve yönetici daha verimli olmak zorunda değildir. Akademik kurumlarda verimlilik odaklı bir sistem olmaması buralarda yozlaşmanın ortaya çıkmasına ve serpilmesine olanak vermektedir. Yozlaşmanın ilacı ise şeffaflık ve özellikle iç ve dış paydaş denetimine açık olmaktır. Akademik kurumların ilgili kamu kurumları (bakanlıklar başta olmak üzere) ve özel sektör ile yakın işbirliği yapması her şeyden önce tüm taraflardaki yozlaşmayı kontrol altına alacak ve azaltacaktır. Tüm kesimler birbirlerine hesap verirken daha verimli ve rekabetçi hale geleceklerdir.

 

Kırmızı et konusunda yaşanan sorunların temel nedenlerinden birisi, bu alandaki akademik birimlerin yeterince verimli olmaması, bu alanda gerek duyulan bilgiyi üretmede yetersiz kalmasıdır. Tarımsal üretim alanında bilgi üretmek kadar, belki de daha çok önemli olan husus, üretilmiş bilgilerin üreticilere uygun şekilde iletilmesi konusudur. Bu konuda gerekli işbirliği acilen oluşturulmalıdır.

 

Aksi takdirde bizler yaşadıkça daha çok kırmızı et krizleri yaşarız ve bu krizleri kendileri için fırsata çevirmek isteyenler ortaya çıkıp havanda su dövebilir.

 

Kanımca ülkemiz tarımına hizmet edenler şehitlerimiz kadar samimi olmak zorundadırlar. Gencecik yaşta vatan uğruna aramızdan ayrılanların hepsinin mekânı cennet olsun ve Allah bizlere, onlara layık olacak derecede çalışma azmi versin, Âmin.

Saygılarımla.

 

 

 

 

 

 

 

URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=78986

Yazan - Ağu 19 2015. Kategori GÜNDEM, HAYVANCILIK, MANŞET, Prof. Dr.Tülin Aksoy. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

Yoruma kapalı

| Designed by Mavikedi internet Hizmetleri |