PROF. DR. HAZIM GÖKÇEN: Türkiye’de Hayvancılığın Sorunlarını Ancak Devlet Çözebilir

Sosyal medyada paylaş.

 

Türkiye’de hayvancılık alanında eksikliği duyulan girdilerden biri kaliteli kaba yem, diğeri de damızlık düve ve besi danasıdır. Ülkemizde hayvancılık kaliteli kaba yem üretimindeki yetersizlik nedeniyle daha çok fabrika yemine dayalı olarak yapılmakta, bu da doğal olarak maliyetleri yükseltip karlılığı azalmaktadır. Hayvancılığın temel taşını oluşturan düve ve besi danası eksikliği ve pahalılığı nedeniyle Türkiye’de süt sığırcılığı ve besicilik zora girmekte, çiğ süt fiyatları yerinde sayarken alınan tüm önlemlere karşın kırmızı et fiyatları bir türlü düşmemektedir. Bu önlemlerin başında gelen düve, besilik dana ve kırmızı et ithalatı ise özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelere büyük darbe vurmaktadır. Sonuç olarak, Türkiye’de kaliteli kaba yem ile düve ve besi danası üretiminin arttırılması ve ucuza temin edilmesi çözümün temelini oluşturmaktadır. Ancak, bu konuda devletçe alınan önlemler ne yazık ki olumlu bir sonuç vermemiştir. Çünkü devlet sorunun çözümünü kendisi üstlenmek yerine topu başta Milli Tarım Projesi olmak üzere hazırladığı kimi projelerle özel sektöre atmaktadır. Özel sektör ise hayvancılığın içinde bulunduğu kronikleşmiş sorunlar nedeniyle çözüm konusunda ne yazık ki başarılı olamamaktadır. Bu durumda asıl görev devlete düşmektedir. Devlet özel sektöre has profesyonel bir anlayışla işe el atabilir ve sorunu orta vadede çözebilir.

 
Bugün devletin elinde iktisadi bir devlet kuruluşu olan Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM)’ne bağlı 17 adet Tarım İşletmesi mevcuttur. Türkiye’nin her bölgesine yayılan bu tarım işletmelerinde; 1.756.346 dekar tarla arazisi, 276.759 dekar yem bitkileri arazisi, 632.836 dekar doğal mera alanı ve 879.372 dekar da sulanabilir arazi bulunmaktadır. Türkiye ölçeğinde bakıldığında çok geniş bir alanı kaplayan bu arazilerde ne yazık ki mono kültürel yani çoğunlukla tahıl üretimine dayalı bir zirai faaliyet söz konusudur. Öte yandan, 17 tarım işletmesinde 14.866’sı damızlık olmak üzere çeşitli ırklardan toplam 30.486 baş sığır ve 87.732’si damızlık olmak üzere çeşitli ırklardan toplam 180.646 baş koyun bulunmaktadır. Tarım işletmelerinin sahip olduğu yem bitkileri ekim arazilerine ve doğal mera alanlarına bakıldığında mevcut sığır ve koyun sayılarının çok az olduğu görülecektir. Zaten anılan işletmeler atçılık dışındaki hayvancılık faaliyetlerinden zarar etmektedirler.

 


Şimdi de, dane yem, kaliteli kaba yem ve TMR yani toplam karıştırılmış günlük yem üretimi ve yetiştiricilere dağıtımı konularında tarım işletmelerinin neler yapabilecekleri konusuna değinmek istiyorum. Süt sığırcılığı ve besicilik konusunda Dünyada gelinen son nokta hayvan yetiştiricilerinin kendi kaba ve kesif yemlerini kendilerinin üretmeleridir. Eğer yetiştiriciler bu olanaktan yoksun ise TMR yani toplam karıştırılmış yemlerini dışarıdan da temin edebilirler. Günümüzde yem karıştırma, ambalajlama ve saklama konusundaki gelişmeler dışarıdan yem teminini olanaklı hale getirmiştir. Örneğin mısır silajı ve kuru yonca bugün ambalajlı olarak satılmaktadır. Ancak özel kişilerce satılan ambalajlı kaba yemler nispeten pahalı olduğundan yetiştiricileri maddi yönden zorlamaktadır. Kanımca devlet, TMR’ı tarım işletmelerinde üreterek yetiştiriciye ucuz olarak satabilir. Şimdi bazı okuyucuların aklına, “ Devlet de bu işi yapar mı? “ sorusu gelebilir. Devlet nasıl Et ve Süt Kurumu aracılığı ile yurt dışından canlı hayvan getirip yetiştiriciye satıyorsa bunu da yapabilir. Kaldı ki, Tarım işletmeleri Genel Müdürlüğü bürokratik açıdan tam bir devlet kurumu olmayıp Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na dolaylı olarak bağlı olan yarı iktisadi bir devlet teşekkülüdür. Bu kurum bağlı işletmelerindeki arazileri kiraya verebildiği gibi özel sektörle müşterek tarımsal faaliyetlerde de bulunmaktadır.

  
Tarım işletmelerinde mevcut olan yüzbinlerce dönüm tarla arazilerinde ve halen yem bitkileri üretilen tarlalarda başta arpa, buğday ve yulaf olmak üzere yemlik tahıllar ile onların hasılları ve silajlık mısır, yonca, fiğ, tritikale, yemlik bezelye, raygras gibi yem bitkileri üretilebilir. Ayrıca, meralardan ve otlaklardan kuru ot elde edilebilir. Dışarıdan ise ayçiçeği küspesi, pamuk tohumu küspesi gibi protein ağırlıklı yem maddeleri satın alınabilir. Yem bitkileri üretiminde tarım işletmelerindeki mevcutlara ilaveten sözleşmeli olarak yeterince ziraat mühendisi istihdam edilebilir. İşletmelerde üretilen bu yem maddeleri hazırlanacak süt ve besi rasyonları uyarınca karıştırılıp plastik ambalajlama makinelerinde sıkıca sarılarak balya haline getirildikten sonra uygun koşullarda depolanır. Daha sonra bu TMR yani toplam karıştırılmış günlük yem başta işletmelerin yakın çevreleri olmak üzere Türkiye’nin her yerinde mevcut olan tarım kredi kooperatiflerine nakledilip belli bir plan dahilinde küçük ve orta ölçekli yetiştiricilere maliyetine ve vadeli olarak satılabilir. Bu uygulama başlangıçta zor gibi görünse de iyi bir organizasyonla başarılmaması için hiçbir neden yoktur. Kanımca bu uygulama, yetiştiricilere parasal destek vermekten daha yararlıdır.

 


Aynı uygulama hayvancılık alanında da yapılabilir. Bugün mevcut tarım işletmelerinde bulunan damızlık ineklerin ve koyunların sayıları yurt içi ve yurt dışı alımlarla Türk yetiştiricisinin ihtiyacını karşılayacak bir sayıya getirilip damızlık düve, besilik dana ve koyun üretimine başlanabilir. Bu konuda ilk aşamada damızlık inek sayısının 100 bine, damızlık koyun sayısının da 500 bine çıkartılması mümkündür. Şimdi de akla bu işin finansmanının nereden bulunacağı sorusu gelebilir. Türkiye’de sadece 2017 yılında 3.1 milyar dolarlık hayvan ve hayvansal ürün ithalatı yapılmıştır. Öte yandan, 2017 yılında devlet tarafından hayvancılığa yaklaşık 3.5 milyar lira destek verilmiştir. Devlet bir yıl yetiştiriciye destek vermeyip bu 3.5 milyar lirayı tarım işletmelerinde damızlık düve, besi danası ve koyun üretimine ayırsa sorun kendiliğinden çözülmüş olacaktır. Bu konuda halen işsiz durumda olan veteriner hekimlerinden ve zooteknist ziraat mühendislerinden yararlanılabilir.

 

Her yeni fikre başlangıçta kuşku ile yaklaşılması doğaldır. Ne var ki, Türkiye’de hayvancılığın sorunları yıllardır alınan tüm önlemlere karşın bir türlü çözülememiştir. Son sekiz yıldır yapılan yoğun ithalat bile derde deva olmamıştır. Benim yıllar önce önerdiğim Ulusal Ürün Komiteleri ( Kırmızı Et ve Süt Konseyleri ) ve Organize Hayvancılık Bölgesi modelleri de başlangıçta yadırganmış ama sonradan her ikisi de bir şekilde hayata geçmiştir. Bu önerimin de iyi bir planlama ile hayata geçebileceğine dair umudum tamdır. Önemli olan Türkiye hayvancılığının kendi kendine yeten ve katma değer üreten bir hale gelmesidir.

 

– PROF. DR. HAZIM GÖKÇEN

http://www.hazimgokcen.net/

 

Kaynak: http://www.hazimgokcen.net/hayvancilik/turkiyede-hayvanciligin-sorunlarini-ancak-devlet-cozebilir/


Sosyal medyada paylaş.

URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=129961

Yazan - Eki 23 2018. Kategori MANŞET, HAYVANCILIK. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz

1
Kimler Neler Demiş?

avatar
1 Comment threads
0 Thread replies
0 Followers
 
Most reacted comment
Hottest comment thread
1 Comment authors
Cehahir Taşkın Recent comment authors
  Subscribe  
En Yeniler Eskiler Beğenilenler
Bildir
Cehahir Taşkın
Ziyaretçi
Cehahir Taşkın

Sayın Profesör çok güzel değinmiş. Düzgün bir plan ve sabır ile çözülebilecek bir sorun.

| Designed by Mavikedi internet Hizmetleri |