Sığır Değil, Bilgi İthal Ediyoruz, hem de Uruguay’dan

12-bin-500-canli-angus-daha-turkiyede-1060840-01

 

 

Sığır Değil, Bilgi İthal Ediyoruz, hem de Uruguay’dan:

YÖK’e, İlgili Dekanlarımıza ve Yeni Milletvekillerimize Duyurulur!

 

 Prof.Dr. Tülin AKSOY, Ziraat Fakültesi, ANTALYA

 

“YÖK Tarımla İlgili Fakültelerin Dekanlarını Neden Toplantıya Çağırdı? Çünkü “Tükettiğimiz ve İhraç Ettiğimiz Domatesler/Tavuk Eti/Yumurta ‘Yerli’ Değilmiş!” başlıklı yazım, Çiftlik Dergimizde çok kısa süre önce yayınlandı

(http://www.ciftlikdergisi.com.tr/yok-tarimla-ilgili-fakultelerin-dekanlarini-neden-toplantiya-cagirdi.html). Yazı, YÖK’ün tarımsal üretimle ilgili fakültelerin (ziraat, veterinerlik ve su ürünleri) dekanlarını bir toplantıya davet etmesiyle ilgiliydi. Ve yazıda, gazeteci Sayın İsmet BERKAN’dan bir alıntı yapmıştım: “İthal edilen şey, aslında tohum değil bilgidir, daha yüksek refah düzeyine ulaşmak için bilgiyi bizzat üretmemiz hatta diğer ülkelere satar hale gelmemiz gerekiyor”.

 

Tamamen katıldığım bu görüşe göre, birkaç gün önce Uruguay’dan besilik canlı sığır (http://www.ciftlikdergisi.com.tr/uruguaydan-9-bin-250-besilik-buyukbas-hayvan-ithal-edildi.html) değil, yine bilgi ithal ettik, hem de bizden pek de ileri olmayan bir ülkeden. Bu ithalatın devam edeceği de anlaşılıyor. Son dönemde özellikle İstanbul’da ve diğer pek çok büyük merkezimizde ardı ardına ABD’deki et restoranlarından (steak house=büftek evi) esinlenen ve sadece kırmızı et (özellikle lop et) servisi yapan lüks restoranlar açılıyor. Allah’tan bunların bazılarının karizmatik ve medyatik patronları sıkça medyada görünüp “daha çok kımızı et tüketmemiz lazım” diyor da, halkımız bu değerli ürünün eksikliğinin farkına varıyor. Şüphesiz sığır ithalinden para kazananlar da vardır ancak ilgili camianın büyük kısmının kendimize yeterli hale gelmemizden memnuniyet duyacağını düşünüyorum. İthalat, et tüketimimizin arttığının göstergesidir, ancak artan ihtiyacı kendi kaynaklarımızla karşılayabilmek çok daha sevindirici olacaktır.

 

Endüstriyel tarımın tepe noktasındaki tavukçulukta, en kritik girdi olan damızlık hayvan bakımından dışa bağımlılığımız mutlak (% 99,5) düzeydedir. Sığırcılıkta tamamen kendimize yeter düzeye maalesef ulaşamadık, şimdi olduğu gibi zaman zaman besilik dana, damızlık düve ve hatta doğrudan kırmızı et ithali yapmak durumunda kalıyoruz. Yerli koyun-keçi ırklarımızın ve melezlerinin veriminin arttırılmasında da çok çok başarılı olduğumuz söylenemez. Bileşik kaplar misali; insanımızın et, süt, yumurta ihtiyacını karşıladığımız tüm alanlarda belirgin şekilde dışa bağımlıyız. Ülkemizde, yerli tahıl ve sebze tohumluğu üretiminde önemli başarılar elde edilse de, hayvancılıkta durumun pek iç açıcı olmadığı ortadadır.

 

“Daha fazla kırmızı et tüketmeliyiz, üretimin artması için şunları yapmalıyız” diyen özel sektör temsilcileri bol da, bunları söyleyen akademisyenlere pek rastlayamıyoruz. Yoksa ben mi göremiyorum?

462angus-tasiyan-gemi

Yine son günlerde, Çiftlik Dergimiz aracılığıyla, ardı ardına yapılan bilimsel toplantılardan haberdar oluyoruz. Genellikle öncesinde haberdar olamadığımız bu toplantılarda, çoğunlukla yabancı uzmanların sunum yapması ve bu durumun da öne çıkarılması oldukça ilginç! Genellikle “biz bu toplantıyı çok önemsedik ve çok para harcayarak bir düzine yabancı uzman getirdik” iması sezilmekte. Oysa bu durum “bizim bu konularda pek fazla iyi yetişmiş uzmanımız yok” anlamına da gelmektedir ve bu durum pek sorgulanmamaktadır. Kanımca, sık sık yabancı uzmanlara başvurulması da kalıcı etkisi çok sınırlı olan bir çeşit “bilgi ithali”dir ve hayvan ithalimiz ile kısa süreli uzman ithalimiz birbirine paralel şekilde gitmektedir.

 

Çiftlik’de yer alan bir diğer habere göre; 10 ziraat mühendisi, 1 veteriner hekim ve 1 ziraat teknisyeni vekilimiz, değişik partilerden seçilerek yeni meclise girmeye hak kazanmışlardır. Şüphesiz, onlar da her milletvekili gibi, sorun çözmede ve ülkemize katkı yapmada fark yaratmak için sabırsızlanmaktadır. Toparlamak gerekirse; tarımsal üretim alanında ve özellikle de hayvancılıkta bariz bir bilgi ithalatımız söz konusudur, bilgi üretmede birinci derecede sorumluluk yüklenen akademik kurumlarımızı daha iyi hale getirmek üzere YÖK tarafından ortaya konmuş bir irade vardır ve heyecanla ülkeye hizmet etmek isteyen yeni bir meclisimiz ve vekillerimiz bulunmaktadır. Eh artık, “bu helvanın karılması/pişirilmesi şarttır” diyebiliriz. Biz akademisyenler de diğer paydaşlarımız da, artık “neden sıklıkla hayvancılıkta bilgi ithalatı yapıyoruz?” sorusunu daha fazla önemsemeli, yanıt bulmada ve sorunu çözmede daha etkin olmalıyız.

 

DIGITAL CAMERA

 

Hayvansal üretim alanında sıklıkla bilgi ithal etmemizin temel nedenlerinden birisi, diğer alanlardakilere benzer şekilde, ilgili akademik birimlerimizin verimlilik odaklı ve şeffaf bir biçimde çalış(a)maması ve hesap vermemesidir. Ayrıca konu ile ilgili paydaşların arasında etkin bir işbirliği olmaması da önemli bir eksikliktir. Bir yandan akademik kurumlarımız daha etkin ve verimli çalışabilir hale getirilirken, diğer yandan da ilgili kesimlerin sıkı ve kalıcı bir işbirliğine gitmeleri sağlanmalıdır.

 

Yeni tanıştığım öğrenci gruplarına, “Allah Batılıları daha çok seviyor ki, bütün yüksek verimli çiftlik hayvanlarını onlara bahşetmiş, bize de düşük verimlileri bırakmış, ne dersiniz?” sorusunu yönelterek, “hayvan ıslahı” konusuna giriş yaparım. 1800’lü yıllardan beri, bitki ve hayvan ıslah etmek, Batı toplumlarının önemli bir faaliyeti, hatta hobisidir. Bunun doğal sonucu olarak evcil çiftlik hayvanı ırklarının yaklaşık yarısı Avrupa kıtasında geliştirilmiştir. “Bu saatten sonra artık onlara yetişmemiz mümkün değildir” diyenlerimiz olacaktır. Onlara yetişmek olanaksız olmasa da zordur ama kolayca yetişemesek bile daha iyi durumda olabiliriz.

 

Yüksek verimli saf ırklar, karışık köy sürüleri içinden yüksek verimli ve dış görünüş bakımından birbirine benzer hayvanların damızlık (döl veren) olarak seçilmesi (seleksiyon, kantitatif ya da klasik ıslah) ve bu faaliyetlerin yıllarca sürdürülmesi sonucunda geliştirilmiştir. Batıdakine benzer yüksek verimli ırkların ıslahı için en az 50 yıla ihtiyacımız olduğu söylenebilir. Ancak son 10-15 yılda moleküler biyoloji alanındaki hızlı ilerlemelerin hayvan ıslahı programlarına dâhil edilmesi sonucunda, artık gelişmelerin çok hızlandığı ve özellikle Çin’in bu konuda baş döndürücü büyüklükte atılımlar yaptığı ve İran’ın da yetişmeye çalıştığı unutulmamalıdır. Türkiye benzer düzeyde çabayı henüz sergilemeye başlamamıştır.

 

Bu alanda yapılan önemli hatalardan birisi de, tarımsal biyoteknolojinin klasik hayvan ıslahının yerine geçebileceğini sanmak ve buna uygun şekilde davranmaktır. Moleküler biyolojik yöntemlerin hayvan ıslahında kullanılması, ancak kantitatif ıslah programlarına eklemlenmesi şeklinde olabilir.

 

Pek çok ziraat fakültemizde tarımsal biyoteknoloji bölümleri ardı ardına açılmıştır, buna karşılık fakültelerimizde hatta ülkemizde gerçek hayvan ıslahı projesi neredeyse “yok” denecek kadar az ve cılızdır. Klasik hayvan ıslahının başarılamadığı yerlerde, moleküler biyoloji uygulamalarını içeren tez ve bilimsel çalışmalar pek fazla anlam taşımayacaktır.

 

Çiftlik hayvanlarının ıslahı projeleri çok uzun süreli, masraflı ve büyük alt yapı gerektiren ve disiplinler arası çalışmayı zorunlu kılan etkinliklerdir. Geçmişte kamu kurumları tarafından başlatılan pek çok çalışma bir süre sonra durdurulmuş ya da zayıflamıştır.

 

“Şu tip hayvanı ıslah ettik” diyebilecek akademisyenler bir yana “daha fazla kırmızı et yemeliyiz” diyecek akademisyeni bile çok az görüyoruz. Çünkü sığırcılık hatta koyunculuk-keçicilik alanında akademik çalışma yapmak ve bu konuda genç akademisyen yetiştirmek, ayrıca hayvan ıslahı alanında yetişmek ve çalışmak çok zorlu süreçler olduğundan, akademisyenlerin çoğu bu konularda çalışmaktan kaçınmaktadır. Tüm akademisyen adaylarının ortalamanın üstünde kapasiteye sahip olması beklenir/gerekir, ancak hayvan ıslahı gibi disiplinler arası (hayvan yetiştiriciliği –genetik – istatistik – ileri bilgisayar uygulamaları) alanlarda çalışacak olanlar daha da özenle seçilmeli ve yetiştirilmelidir. Bir de, daha zor alanlarda çalışmanın bir karşılığı olmalıdır.

 

veteriner-hekim

 

Türkiye’de yüksek öğretim alanı özellikle son yıllarda çok büyük bir hızla genişlemiştir, ziraat ve veterinerlik fakültelerinin sayıları 30’u bulmuştur. Bu kadar çok sayıda birimin hepsinde ileri düzeyde çalışmalar yapmaya uygun alt yapı ve kadroyu oluşturmak mümkün değildir. Sayın Dekanlarımız da YÖK üyeleri de, yeni vekillerimiz de bu hakikati görmek durumundadırlar. Bu fakülte ve bölümlerimizin bir kısmı hayvan ıslahı ve sığırcılık gibi çok önemli ve geniş alt yapı gerektiren konularda öne çıkmalı, ar-ge ve genç akademisyen yetiştirme faaliyetleri buralarda yoğunlaşmalıdır. Ayrıca daha yüksek başarı gösteren genç ya da deneyimli akademisyenlerin bu merkezlere geçebilmelerinin, duraklama gösterenlerin ise daha alt gruptaki akademik birimlere geçmelerinin önü açılmalıdır.

 

Alt yapı eksiklikleri nedeniyle ve daha zor alanlarda çalışmanın önemli bir getirisi olmadığından, son yıllarda pek çok zooteknist akademisyen kanatlı hayvanlarla, özellikle de model hayvan bıldırcınla çalışmayı tercih eder hale gelmiştir. Buna rağmen kanatlı hayvancılık alanındaki dışa bağımlılığımız halen çok yüksek düzeydedir ve ilgili alandaki toplantılarımız çok fazla sayıda yabancı uzmanı ağırlamaktadır. İlim neredeyse alınacaktır ama bu alımların artık geçici değil kalıcı nitelikte olması gerektiği unutulmamalıdır.

 

Tavukçuluk sektörü, haklı olarak hayvan ıslahı gibi uzun süreli faaliyetlere pek ilgi göstermemektedir. Nitelikli damızlıklar için yapılan harcamaların, toplam ürün maliyetindeki payı düşük (% 1-2) olduğundan, “ithal ederiz, olur biter” yaklaşımı yaygındır. Ancak, Kıbrıs Barış Harekâtı (1974) esnasında ülkemize uygulanan ambargo nedeniyle hibrit damızlıkların ithalatı durduğunda, yeni gelişmeye başlayan sektörün büyük yara aldığı unutulmamalıdır. Ayrıca Avrupa’da en yüksek tarımsal geliri üreten, tavukçulukta ve süt üretiminde liderler arasında yer alan Türkiye’nin, sürekli ya da sık sık damızlık hayvan ithal etmesi, her şeyden önce ciddi bir prestij kaybıdır. Hayvansal ürün ihraç eden ülke konumuna gelsek de, “elden gelenle öğün olmaz” atasözümüzü göz ardı etmemeli ve artık bilgi üretir hatta ihraç edebilir hale gelerek, taşeronluktan kurtulmalıyız.

 

veteriner_hekimliginin_171_yili_h1969

 

Unutulmaması gereken bir husus da, hayvan ıslahı alanında akademisyen yetiştirmek ve hayvan ıslahının temel ilkelerini öğretmek için en uygun çiftlik hayvanı türünün “tavuk” olduğudur. Tavuk ıslahında başarılı olanlar, koyun-keçi ve sığır ıslahında da başarılı olacaklardır. Ağır-aksak ilerleyen bütün ülkesel hayvan ıslahı projelerimiz ivme kazanmalıdır, bu konuda eleman yetiştirilmesi adına ve daha kolay uygulanabilir olması nedeniyle, tavuk ıslahı çalışmaları daha da önemsenmelidir.

 

Ayrıca gözden kaçırılmaması gereken bir husus da ziraat fakültelerimizin yapılanmasıdır. Bilindiği üzere tarım iki temel alanı kapsar, bitkisel ve hayvansal üretim; ayrıca zengin ülkelerde tarımsal gelirin en az yarısının hayvancılıktan elde edildiği de bilinen bir gerçektir. Buna karşılık ziraat fakültelerimizde, zootekni (hayvansal üretim) bölümlerinin payı sadece % 10 civarındadır. Kalan % 90’lık kesimin tamamına yakını bitkisel üretim alanında çalışmaktadır ve kaynakların büyük çoğunluğu bu alana akmaktadır. Batı ülkelerinin çoğundan farklı olarak, veteriner fakültelerimiz, asıl uğraşıları olan tıbbi alanın dışında zootekni yani hayvan yetiştiriciliği alanında da ar-ge ve eğitim faaliyetlerinde bulunmaktadırlar. Ancak bu fakültelerimizde de, zootekni bilim dalının payı oldukça küçüktür. Hayvansal üretim alanı ile ilgili ar-ge ve eğitim konusunda çalışanların ve ilgili akademik birimlerin sayısı ve oransal büyüklüğü, ne yazık ki konunun önemi ile uyumlu ölçekte değildir ve ayrıca ziraat ile veterinerlik alanları arasında bölünmüşlük söz konusudur.

 

Akademik birimlerimizin yapılanmasındaki çapraşıklıklara bir örnek daha vermekte yarar vardır. Son 5-6 yılda hemen hemen bütün ziraat fakültelerimizde “Tarımsal Biyoteknoloji Bölümleri” kurulmuştur ve pek çoğunda öğretim üye sayısı 5’i hatta 10’u bulmuştur. Oysa zootekni (ziraat) bölümlerindeki “Genetik ve Biyometri Anabilim Dalları”nda bu konudaki ar-ge çalışmaları ile eğitim faaliyetleri de bir yandan devam etmektedir. Tarımsal biyoteknoloji bölümlerinde hem bitkisel hem hayvansal üretimle ilgili çalışmalar yapılırken, zootekni bölümü dışındaki pek çok bölümde (tarla bitkileri, bahçe bitkileri, bitki koruma, toprak, gıda mühendisliği) daha bu çalışmalar sürdürülmektedir. Veteriner fakültelerimizdeki “Zootekni ve Hayvan Besleme” bölümlerindeki “Genetik Anabilim Dalı”nda da benzer çalışmalar yapılmaktadır. Dolayısıyla, üniversitelerimizde tarımsal biyoteknoloji alanında çalışan (ar-ge ve eğitim yapan) en az 4-5 adet hatta daha fazla birim ve çok sayıda birbirinin aynı olan laboratuar bulmak mümkündür. Üniversitelerimizdeki birbirinden bağımsız moleküler biyoloji laboratuarlarının sayısı araştırıldığında, çok şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşılacaktır. Bilindiği üzere, ülkemizde aynı bölümdeki farklı akademisyenlerin ayrı ayrı laboratuarlara sahip olması da güçlü bir gelenektir. “Çoğu son 5 yıl içinde kurulmuş olan bu laboratuarların yenilenmesi gerektiğinde (ki ilgili teknoloji çok hızlı değişmektedir) ne olacaktır?” ve “Türkiye bu kadar zengin midir?”  diye sormadan edemiyorum.

 

Uruguay’dan sığır/bilgi ithal etmemizden başladık ve nerelere geldik. Bence iyi ettik, bu vb beyin fırtınalarını çok daha katılımcı şekilde ve sonuç odaklı olarak hayata geçirmek zorunda olduğumuzu unutmamalıyız. Eğer daha iyiye gitme konusunda gerçekten samimiysek!

 

Bu vesileyle birazdan kep atacak olan Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi lisans öğrencilerimizi kutlar mesleki hayatlarında başarılar dilerim. Umarım onların içinden de akademik hayatı seçenler olur ve çok daha iyi koşullarda ve yüksek verimlilik düzeyinde çalışabilirler.

 

Saygılarımla.

 

URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=76285

Yazan - Haz 12 2015. Kategori EKONOMİ, HAYVANCILIK, MANŞET, Prof. Dr.Tülin Aksoy. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

Yoruma kapalı

| Designed by Mavikedi internet Hizmetleri |