Sokak Köpekleri… Prof. Dr. F. Tahir Aksoy

2539293-de2979409d45a2f6

 

 

 

 

Prof. Dr. F. Tahir Aksoy

 

(güncelliğini hala koruyan 20 Ocak 2000 tarihli bir yazım)

 

 

 

Son günlerde, hayvan hakları, sokak köpekleri ve kuduz hastalığı, birbirini çağrıştıran kavramlar haline geldi.

 

Hayvan haklarının korunması, toplumlar için bir çeşit uygarlık göstergesidir. Sokaklarda başıboş köpeklerin dolaşması, kuduz hastalığının insan sağlığını tehdit etmesi ise gelişmekte olan toplulukların önemli bir sorunudur.

 

Kuduz hastalığı yalnız köpeklere has değildir. Bu konuda köpeklere haksızlık edildiği söylenebilir. Hastalık, insan dahil tüm hayvanlarda görülebilir. Yabani memeli hayvanlar ve sokak köpekleri gereği kadar korunamadıkları için hastalığa karşı daha fazla risk taşırlar.

 

Kuduz hastalığı ile ilgili olarak bilinenler şöyle özetlenebilir. Etken, bir virüs’tür. Bu virüs, hasta hayvanın sinir sistemine özellikle beynine yerleşir. Hastalığın bulaşması, hasta olanın diğerini ısırması ve tükürükte bulunan etkenlerin yaraya bulaşması ile olur.

 

Hastalığın tedavisi yoktur. Aşı ile korunma sağlanır. Hasta, kasılarak, korku içerisinde ve acı çekerek ölür. Kuduz hastalığı, gerekli önlemler alınmadan göz ardı edilecek küçük bir olay değildir. Önlem alınan ülkelerde “kuduz”, sorun olmaktan çıkmıştır.

 

İnsanlar “homo sapiens” ve köpekler “canis familiaris” arasındaki yakın ilişki çok eskillere gider. Kaynaklara göre insan, günümüzden on bin yıl kadar önce hayvanları evciltme aşamasına gelmiştir. Evcilleşen ilk hayvan türü köpektir. Evcil köpek, insanın en eski ve en sadık dostudur.

 

Ticari amaçla yapılan yığınsal köpek üretimi, tüm ülkelerde köpek sayısının artmasına yol açmıştır. Genişleyen pazarlama ağının da yardımı ile pek çok kişi, hiç fedakarlık yapmadan, kolayca köpek sahibi olmaktadır. Sonuçta sorumsuz köpek sahiplerinin sayısı artmış, sokak köpekleri sorunu ortaya çıkmıştır. Sokak köpekleri, özellikle çöp toplama sorununu çözememiş yerleşim merkezlerinde ve çevresinde, başıboş, sağlıksız, aç ve perişan dolaşan, kendi aralarında üreyip çoğalan sahipsiz hayvanlardır.

 

Sokak köpeği sorununun her ülkede çeşitli boyutlarda var olduğu söylenebilir. Ancak bu işin kontrolünü elde tutan ülkeler başarıyı, eğitim yaparak ve yasalar düzenleyerek elde etmiştir. Bu eğitim ve yasaların ana fikri, UNESCO tarafından 15 Ekim 1978 tarihinde Paris’te yayınlanmış on dört maddelik “hayvan hakları evrensel bildirisi” içerisinde bulunmaktadır.

 

İşte söz konusu bildiriden birkaç madde:

 

Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğar ve aynı var olma hakkına sahiptir (1. madde).

 

Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bir tür hayvan olan insan, öbür hayvanları yok edemez, haklarını çiğneyerek onları sömüremez, bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların, insanlarca gözetilme, bakılma ve korunma hakkı vardır (2. madde).

 

Hiçbir hayvana kötü davranılamaz, onlara karşı acımasız ve zalimce eylem yapılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu olursa bu, bir anda acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır (3. madde).

 

İnsanların yanlarına aldıkları bütün hayvanlar, doğal ömür uzunluklarına uygun sürede yaşama hakkına sahiptir. Bir hayvanı terk etmek, acımasız ve aşağılık bir davranıştır (6. madde).

 

Hayvanların korunmasını ve refahını savunan örgütler hükümet düzeyinde temsil edilmelidir (14. Madde)…

 

Farklı ülkelerde köpekler konusunda çıkarılan yasa ve yönetmelikler vardır.

 

Pek çok ülkede köpeklerin tasma numarası veya tetavür (dövme) ile kalıcı olarak işaretlenmesi, vesikalanması ve hayvanın çevrede başıboş bırakılmaması yasa gereğidir. Sorun karşısında hayvan sahibine, trafik suçlarında olduğu gibi para cezası verilmektedir. Amerika, Almanya ve Fransa bu uygulamanın öncülüğünü yapan ülkelerdir.

 

Kısırlaştırma kliniklerinin açılması ve kısırlaştırılmayan köpeklerden alınan vesika ücretinin yüksek tutulması, gereksiz üretimin kontrol edilmesini amaçlamaktadır. Köpeklerin kuduz hastalığına karşı gereği gibi aşılanmaları da pek çok ülkede yasa gereğidir.

 

Kısırlaştırma kliniklerinden ve vesika ücretlerinden sağlanan gelir, halk eğitimi için kaynak oluşturmaktadır.

 

Köpek çalmak, terk etmek, zehir veya silahla öldürmek pek çok ülkede ağır ceza gerektiren suçlardır.

 

Hasta, yaralı, yaşlı, istenmeyen ya da evsiz köpeklerin yok edilmesi (euthanasia) ancak dikkatli incelemelerden sonra, hayvan korkutulmadan ve uyutularak yapılabilmektedir. Hayvanların son dakikalarının acısız, korkusuz ve hoş geçmesi için özen gösterme konusunda hayvan uyutan görevlilerin eğitilmeleri, bazı ülkelerde yasa gereğidir.

 

Türkiye’de köpeklerle ilgili işe yarar bir yasa henüz yoktur. Hayvan hakları ve köpek idaresi konusunda eğitim yapıldığı da söylenemez. Genel durum ise oldukça iç karartıcıdır.

 

Meşhur hikaye malum: Ülkenin birisinde, ırmak kenarında bir köy varmış. Bu köyde her yıl, yağışlı mevsimlerde, ırmağın taşan suları, evleri yıkar, tarlaları bozar, kimi insan ve hayvanları alıp götürürmüş. İnsanlar, bu doğal afet karşısında çaresiz kalır, ağlaşır ve canlarını kurtarmaya çalışırmış. Sonra, sular çekilince tekrar evlerine tarlalarına döner, olanları unutur, güle oynaya yaşarlarmış.

 

Anlaşılan o ki; haksız yere pek çok köpek ve kedi vurulacak, zehirlenecek, acı çekecek. Bunu insanlar izleyip psikolojik yaralar alacak. Ardından sokaklar başıboş, aç, perişan, sağlıksız köpeklerle tekrar dolacak. Sorun, yeni bir kuduz olayı yaşanıp, yine birileri kudurup ölene kadar buzdolabına kaldırılacak. Sonra; sil baştan…

URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=83487

Yazan - Ara 6 2015. Kategori HAYVANCILIK, MANŞET, Prof. Dr. F. Tahir Aksoy. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

Yoruma kapalı

| Designed by Mavikedi internet Hizmetleri |