Tavuk Tavuğu Yemez ise Üretim Maliyetleri Artar

c7f235d8c46a4d42bdb066f14c157beb

 

 

 

 

 

Tülin AKSOY, Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, ANTALYA

 

Tavuk kesimhanelerindeki rendering tesisleri atıkların imhası açısından da önemlidir

 

  1. Giriş

“Tavuk Tavuğu Yesin mi, Yemesin mi?” başlıklı yazı biz konuyla ilgilenenler için de ortalama vatandaş için de ilgi çekici. Bu nedenle olsa gerek, tirajı yüksek bir gazetemiz konuya yarım sayfadan fazla yer ayırmış1.

 

Tavukçuluk tüm dünyada özellikle de kalkınmakta olan ülkelerde artan hayvansal gıda talebini karşılamak için önemli bir seçenektir. Bir önceki yazımda2 da belirttiğim üzere, dünyada üretilen etin yaklaşık % 36’sı tavuk başta olmak üzere kanatlı hayvan etidir ve tavuk etinin payı sürekli artış göstermektedir. Tavuk türünün sahip olduğu biyolojik özellikler nedeni ile tavuk eti ve yumurta gibi kaliteli hayvansal gıdaları çok ucuza mal etmek mümkündür. Bu çok kaliteli hayvansal ürünlerin tüketilmesi bakımından, domuz etinde olduğu gibi, kültürel ve/veya dinsel sınırlama olmaması da önemli bir avantajdır.

 

Pek çok kalkınmakta olan ülkedekine benzer şekilde, Türkiye’de tavukçuluk sektörü özellikle 1980 sonrasında gelişmeye başlamıştır. Son yıllardaki gelişme baş döndürücüdür. Kişi başı tavuk eti tüketimimiz 90’lı yılların başında 3,5 kg/kişi/yıl iken 2000 yılında 11 kg’a çıkmış ve günümüzde ise 20 kg’ı bularak AB ortalamasının üzerine çıkmıştır. Kırmızı et tüketimimiz düşük olduğu için, tavukçuluk sektörümüz yıllık kişisel piliç eti tüketim düzeyimizi ABD ve Brezilya’da olduğu gibi 40 kg’ın üzerine çıkarmayı hedeflemektedir. Peki, bu doğru bir hedef midir?

 

Sektör açısından doğru bir hedef olabilir. Ancak ben yıllık kişi başı piliç eti tüketimimizin en fazla 25 kg/kişi/yıl düzeyine çıkması gerektiğini düşünenlerdenim. Sağlıklı ve dengeli beslenmek aşırı derecede hayvansal gıda tüketmek ve bunu sadece bir kaynaktan karşılamak anlamına gelmemektedir.

 

Bir önceki yazımda2 da belirttiğim üzere yılda yaklaşık 20 kg piliç eti ve 12-12,5 kg kırmızı et (sığır, koyun ve keçi eti) tüketiyoruz, yıllık kişi başı balık tüketimimiz de 10 kg’ın altındadır. Süt ve yumurta tüketimimizi de AB ortalamasının altındadır.

 

Bir diyetisyeni ziyaret ettiğimizde, gençlerin günde yaklaşık 200 g, daha ileri yaştakilerin ise 150 g civarında et tüketmesi gerektiği önerisi ile karşılaşıyoruz. Ve bu etin 3 farklı kaynak arasında eşit dağıtılması gerektiği de söyleniyor; kırmızı et, kanatlı hayvan eti ile balık ve diğer su ürünleri. Hepsinin kendine özgü üstünlükleri var.

 

Basitçe bir hesaplama yapalım: Günde 150 g’lık et tüketen birinin yıllık et tüketimi toplam 54 kg/kişi/yıl olacaktır ve bunun 1/3’i de 18 kg’dır. Bu hesaplamaya dayanarak, insanlarımızın yılda 18’er kg kırmızı et, kanatlı hayvan (tavuk, hindi vb) eti ve balık yemesi gerektiğini söyleyebiliriz. Piliç eti tüketimimiz olması gereken düzeyi yakalamış hatta geçmiştir, bu nedenle ülkesel olarak kırmızı et ve balık tüketimimizin artmasına öncelik vermeliyiz.

 

Yıllık kişi başı yaklaşık 50-60 kg’lık et tüketimi ulaşılması gereken bir hedeftir, ancak bu rakamın 70’in üzerine çıkması kanımca sakıncalı bir durumdur. Yetersiz hayvansal gıda tüketimi kadar fazla tüketim de sakıncalıdır. Aşırı hayvansal gıda tüketiminin obeziteye yol açtığı, kanser riskini arttırdığı ve böbrekleri yorduğu bilinmektedir

 

548564_139962199489472_335585278_n

 

Endüstriyel hayvansal üretim modellerini geliştiren ve ilgili teknolojiyi üretip bizim gibi ülkelere ihraç eden AB ve ABD’de tarım ile ilgili en önemli gündem maddesi sürdürülebilirliktir. Çocuklarımıza daha sürdürülebilir (İng., sustainable) bir dünya bırakmanın kilit noktası hiçbir şeyi gereğinden fazla tüketmemektir. ABD, Brezilya ve AB’de insanlar daha az hayvansal gıda ve özellikle de et tükettiklerinde hem kendi sağlıklarını korumuş hem de sürdürülebilirliğe katkı sağlamış olacaklardır. Hayvansal üretim her şeyden önce çevrenin kirlenmesi anlamına gelmektedir. Ayrıca aşırı beslenen her insan aslında bir şekilde gıda fiyatlarının artmasına ve dezavantajlı insanların bu ürünlere daha zor ulaşmasına katkı sağlamaktadır. Hayvancılığın önde gelen ülkeleri, ekonomik büyümeleri adına hayvancılık sektörlerinin küçülmesinden kaygı duyduğundan bu gerçekleri görmezden gelebilmekte ve diğer yandan farklı enstrümanlarla sürdürülebilirliğe katkı sağlamaya çalışmaktadırlar.

 

  1. Tavuk tavuğu yemez ise ne olur?

 

Modern bir tavukçuluk sektörüne sahip olan ülkemizde tavuk kesimhaneleri de son teknolojiye göre yapılmıştır. Son yıllarda birbiri ardına kurulan modern kesimhanelerin günlük kesim kapasitesi 100-150 bin tavuktur. Etlik piliçler genellikle 2,5 kg civarında canlı ağırlığa ulaştıklarında kesilirler ve bu ağırlığın % 70-75’i yenilebilir kısımlar (karkas ve yenilebilir iç organlar), % 25-30’u ise yenmeyen kısımlardır ve bunlar kafa ve bacaklar, kan ve tüyler ile yenilemeyen iç organlardır.

 

Günde 100 bin adet piliç kesen bir tavuk kesimhanesinde elde edilecek günlük kesimhane artığı yaklaşık 69 ton’dur (100.000 piliç x 2,5 kg canlı ağırlık x % 27,5 atılacak kısım). Bunun dışında tonlarca da atık su söz konusudur. Böyle bir kesimhanenin çevreye bir ölçüde zarar vermesi kaçınılmazdır.

 

Modern kesimhanelerde kurulan rendering tesislerinde kesimhane artıkları işlenerek kesimhane unu ve hayvansal yağ elde edilmektedir. Bu hayvansal yağ ve kesimhane unu ülkemizde tavuk yemlerine düşük bir oranda katılmaktadır. Hayvansal proteince zengin bu yem hammaddelerinin Ocak 2016’dan sonra tavuk yemlerine katılamayacak olması etçi entegre firmaları kaygılandırmıştır.

 

Kesimhane unu hayvansal proteince zengindir ve yeme katılmaması durumunda, zaten yemlere yüksek oranda katılan soya fasulyesi ve ürünleri bir miktar daha fazla katılacaktır. Dolayısıyla atık bir ürün yerine daha fazla miktarda soya kullanımı, yem ve ürün maliyetini bir miktar arttıracaktır.

 

Tavukçulukta yem giderleri toplam üretim maliyetinin % 70’ini oluşturur, ancak bu yeni uygulamadan kaynaklanan yem maliyeti artışının % 5 civarında olması muhtemeldir. Bu nedenle de üretim maliyetindeki artış çok büyük olmayacaktır.

 

Sektörde kâr payı çok düşüktür ve rekabet çok yüksektir. Son yıllarda piliç eti tüketiminin daha yavaş artıyor olması da sektörü kaygılandırmaktadır.

 

Ancak toplumun gıdaların kalitesi bakımında daha bilinçli hale geldiği ve AB’deki standartları talep ettiği de unutulmamalıdır.

 

D-8.1

 

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızı başarılı bulanlar kadar başarısız bulanlar ya da yaptıklarını yeterli bulmayanlar olabilir. Ancak ilgili mevzuatları AB ile paralel hale getirmede çok mesafe aldıkları yadsınamaz. İnsan gıdası olarak kullanıma uygun olmayan hayvansal yan ürünler ilgili yönetmelik (2011)3 de hem insan sağlığı hem de çevrenin korunması konusunda AB standartlarına yaklaşmamızı hedefleyen mevzuatlardır.

 

Rendering tesislerinde işlenmiş kesimhane atıkları (un ve yağ) tavuk yemi olarak kullanılmayacak olsa bile, kesimhane atıklarının bu tesislerde dönüştürüldükten sonra imhası çevremizi koruma açısından çok daha uygun olacaktır. Çevreyi korumanın da bir bedeli vardır.

 

Sonuç

 

Bilinçli tüketici sadece kendisinin daha sağlıklı olmasını hedefleyen değil, sürdürülebilirliği de göz ardı etmeyen tüketicidir.

 

Endüstrimiz son derece başarılıdır, bu yeni sıkıntıyı da aşabilecek güçtedir.

 

Kaynaklar

1) http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/29857359.asp

2)http://www.ciftlikdergisi.com.tr/kirmizi-et-sorunumuz-da-bilgi-uretimindeki-eksikligimizden-kaynaklanmaktadir.html

3) http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2011/12/20111224-3.htm

URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=79044

Yazan - Ağu 20 2015. Kategori GÜNDEM, HAYVANCILIK, KÜMES HAYVANCILIĞI, MANŞET, Prof. Dr.Tülin Aksoy. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

Yoruma kapalı

| Designed by Mavikedi internet Hizmetleri |