TMMOB Zirat Mühendisleri Odası Danışma Kurulu Sonuç Bildirgesi

1458506_10152067711091350_1677136586_n

 

 

 

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, 44. Dönem 1. Danışma Kurulu`nu 24 – 26 Ekim 2014 tarihleri arasında Manisa`da gerçekleştirmiştir. Toplantıda; ülkemiz tarımının içinde bulunduğu durum ile mesleki alanımızı ilgilendiren güncel gelişmeler tartışılmış, çözüm yolları üzerinde durulmuş ve özetle aşağıdaki değerlendirmelerde bulunulmuştur.

 

Türkiye tarımında özellikle son çeyrek asırdır uygulanan neo-liberal politikalar çerçevesinde çiftçimize yapılan yetersiz desteklemeler nedeniyle üretim kısıtlanmış; altyapı yatırımları ihmal edilmiş; tarımın iklim koşullarına bağımlı yapısı devam etmiştir. 2013-2014 tarım yılında yaşanan meteorolojik olumsuzluklar nedeniyle bitkisel üretimde bir önceki yıla göre önemli gerilemeler olmuş; buğday üretimi %13,8, arpa üretimi %20,3, nohut üretimi %11,1, kırmızı mercimek üretimi %16,5, tütün üretimi %22,2, kayısı üretimi %65,4, fındık üretimi ise %25 oranında düşmüştür. Yaşanan şiddetli kuraklığa karşın ekonomik ölçütlerde sulanabilir tarım arazilerimizin %30`dan fazlası hala sulama yatırımlarının yapılmasını beklemektedir.

 

Kuraklığın tarım alanları dışında mera alanlarına olan etkisi de göz ardı edilemez. Yem bitkileri gibi yaprak aksamı yüksek olan bitkiler hafif kuraklıklardan dahi zarar görmektedirler. Bu kapsamda, kuraklığın mera alanlarındaki etkilerinin ölçümü ve değerlendirilmesinin yapılması bu konuda Tarımsal Kuraklıkla Mücadele Eylem Planı tedbirleri içinde meralara ilişkin önlemlerin acilen alınması ve kuraklığa dayanıklı yem bitkisi çeşitlerinin ıslah edilerek geliştirilmesi hayvancılığımız ve doğal kaynaklarımızdaki tahribatı durdurmak açısından büyük önem taşımaktadır.

 

Yasa gereği odamız temsilcilerinin de yer aldığı Toprak Koruma Kurulları fiilen tarım arazilerinin tarım dışı amaçla kullanımı taleplerinin sekretaryası gibi çalışmaktadır. Bilindiği üzere 5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu`nun 14. Maddesi tarımsal potansiyeli yüksek büyük ovaların belirlenmesi ve korunması ile ilgilidir. Ovalarımızın korunabilmesi için, kurulların asli işlevlerinin başında gelen “Büyük ovalarda koruma ve geliştirme amaçlı tarımsal altyapı projeleri ve arazi kullanım planları kurul veya kurulların görüşü alınarak, Bakanlık ve valilikler tarafından öncelikle hazırlanır veya hazırlattırılır” hükümlerini yerine getirilmek için acilen çalışamaya başlamaları sağlanmalıdır.

 

6360 Sayılı Büyükşehir Yasası ile yapılan düzenlemelerin, süreç içinde topraklarımız ve özellikle meralarımız bakımından giderilmesi imkânsız sonuçlar doğuracak uygulamalara yol açacağı kaygısını taşımaktayız. Bunun somut örneği, gerek 3202 Sayılı Köye Yönelik Hizmetlere İlişkin Kanun ve gerekse 5403 Sayılı İl Özel İdaresi Kanunda yazılı görev ve sorumlulukların 6360 Sayılı yasa ile devri yapılan Büyükşehir Belediyelerinin teşkilat yapılarında ve uygulamalarında görülmektedir. Büyükşehir belediyelerinin tarımsal sulama hizmetleri başta olmak üzere tarımsal-kırsal altyapı hizmetlerini yerine getirmede isteksiz hatta kayıtsız kaldığı gözlemlenmektedir. Bu anlayış ve uygulamalar bir an önce terk edilmelidir.

 

6360 sayılı Büyükşehir Kanunu gereğince 30 Mart 2014`ten sonra 16 bini aşkın köy mahalleye dönüşmüştür. Bu yerlerde köy tüzel kişiliğine ait tüm varlıklar belediyelere devredilmekte; tarım arazileri, meralar ve yaylaklar imara açılmaktadır. Böylelikle tarımsal üretimden zaten kazanç sağlayamayan çiftçilerin ellerindeki araziyi satıp üretimden çekilmeleri için zemin hazırlanmış olmaktadır.

 

1980-2009 yıllarını kapsayan 30 yıllık dönemde sığır varlığı %33, manda varlığı %92, koyun varlığı %55, keçi varlığı %73 düzeyinde azalmıştır. Buna karşılık 2009`u izleyen 4 yılda sığır, manda ve koyun varlığı %35; keçi varlığı ise %80 düzeyinde artmış ya da artırılmıştır. Hayvan popülasyonumuzun bu kadar kısa sürede bu denli artması biyolojik olarak mümkün değildir. İthalatla artırılan sayılar ise hayvancılığımızın gelişmesi olarak ifade edilemez. Tarım istatistikleri hızla daha güvenilir bir hale getirilmelidir.

 

Gayri safi yurtiçi hasıla 2014 yılı ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre sabit fiyatlarla %2,1`lik artış göstermiş, yılın ilk 6 ayındaki büyüme ise %3,3 olarak gerçekleşmiştir. Buna karşılık tarım 2014 yılı ikinci çeyreğinde %1,8 oranında küçülmüş, yılın ilk 6 ayındaki büyüme ise yalnızca %0,2 olarak gerçekleşmiştir. Bu veriler tarımda yapay büyüme döneminin sonuna gelindiğini göstermektedir.

 

2014 yılı prim desteğinde sadece yağlık ayçiçeğinde (kilo başına 6 kuruş) ve pamukta (kilo başına 5 kuruş) artış yapılmıştır. Diğer 15 üründe ise geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da herhangi bir artış yapılmamıştır. Tarımda koruma ve müdahale bir zorunluluktur. Aksi halde çiftçiler girdi satın alırken ve/veya ürünlerini satarken, piyasa koşullarından dolayı çift yönlü sömürüye maruz kalmaktadırlar.

 

Yağlık ayçiçeği tohumu destekleme fiyatları 2002-2014 döneminde %165 oranında artırılmıştır. Buna karşılık söz konusu dönemde kimyasal gübre fiyatları cinsine göre %240-%320 düzeyinde yükselmiş, karma yem ve mazot fiyatlarındaki artış ise %300`ü bulmuştur.

 

30 Ağustos 2014 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı`na göre elektrik borcunu ödemeyen çiftçilerin bu borcu 2014 yılı tarımsal destekleme ödemelerinden mahsup edilecektir. Başka bir deyimle elektrik borcu olan çiftçinin tarımsal desteklemesine el konularak, elektrik firmalarına verilecektir. Hükümet bu kararı ile elektrik firmalarının tahsildarlığını üstlenmiştir.

 

Elektrik Piyasası Kanunu ile Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Araştırılması Hakkında Kanun Değişikliğine Dair Kanun Tasarısı ile zeytinlikler “seracılık, madencilik, elektrik üretimi, petrol ve doğalgaz arama ve işletme, konut, yol altyapı ve üstyapısı” yatırımlarına açılmak istenilmektedir. Öte yandan zeytin bahçelerinin ortalama büyüklüğünün 10 dekar olduğu ülkemizde 25 dekardan küçük zeytinliklerin zeytinlik saha olarak kabul edilmemesi, toz ve duman çıkaran tesislerin kurulmasına izin verilecek olması zeytinciliğin ölüm fermanı anlamına gelmektedir.

 

19 Nisan 2014 tarihli Bakanlar Kurulu Kararına göre Toprak Mahsulleri Ofisi‘nin (TMO) toplam 4,2 milyon ton hububat ithalatı yapabilmesi için tarife kontenjanı açılmıştır. Karara göre, TMO ihtiyaç halinde sıfır gümrük vergisi ile 2,5 milyon ton buğday, 1 milyon ton arpa, 500 bin ton mısır ve 200 bin ton pirinç ithal edebilecektir.

 

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdürlüğü, besilik dana ithalatında uygulanacak şartları belirlemiştir. Hastalık nedeniyle yasak konulan ülkeler dışında kalan tüm ülkelerden besilik dana ithalatı yapılabilecek; işletmesinde 100 baş hayvanı olmayanların başvuruları dikkate alınmayacaktır. Ayrıca 100 baş hayvan sahibi kişi veya işletme en çok 40 baş besi hayvanı ithal edebilecektir.

 

Hayvan ithalatından sonra sırada zincirin son halkası olan süt ithalatı vardır. Süt sanayicileri Dahilde İşleme Rejimi (DİR) kapsamında yurtdışından süt ithal edebilecekler. Gerek canlı hayvan, gerekse süt ithalatına ilişkin kararların hayvancılığı tümüyle dışa bağımlı hale getireceği, üretici fiyatlarını baskılayacağı ve sektörü geri dönüşü olmayacak şekilde olumsuz etkileyeceği konusunda yetkilileri uyarmak istiyoruz.

 

Soma faciası sonrasında iş güvenliği ve işçi sağlığını daha iyi duruma getirme iddiası ile çıkarılan ve 11 Eylül 2014 tarihinde yayımlanan 6552 sayılı Kanunda 4342 sayılı Mera Kanunu`nun 14. maddesinin birinci fıkrasına bir bent eklenmiştir. Buna göre “Bakanlar Kurulunca kentsel dönüşüm ve gelişim proje alanı olarak ilan edilen” yerlerin tahsis amacı değiştirilebilecek (mera amacı dışında kullanılabilecek), kentsel dönüşüm adı altında betonlaşacak, kentleşecektir.

 

Hayvancılığını geliştirmek isteyen bir ülkenin meralarını kentsel ranta açması değil, meralarını ıslah edip ot kalitelerini yükseltmesi gerekir.

 

Başta Ege bölgemiz olmak üzere jeotermal kaynaklarımızdan faydalanmaya yönelik çabalar hız kazanmıştır. Ancak bu kaynakların kullanımı sırasında ortaya çıkacak kirlilik ve ekolojik dengeye olan etkisi göz ardı edilmemelidir.

 

Nüfusumuzun 2003 yılında 70,8 milyon olduğu dönemde çiftçi sayımız 3 milyon iken, 2013 yılında 77 milyona yükselmesine rağmen çiftçi sayısı 2 milyona düşmüştür. Buna paralel olarak son 10 yıllık dönemde 30 milyon dekar arazi (Belçika`nın toplam yüzölçümüne eşdeğerdir) tarımsal üretimde kullanılmaz olmuştur.

 

2014 yılını “Uluslararası Aile Çiftçiliği Yılı” ilan eden Birleşmiş Milletler; açlık ve yoksullukla mücadele, gıda güvenliği ve yeterli beslenme, doğal kaynakların yönetimi, çevrenin korunması, kırsal kalkınma açısından aile çiftçiliğinin ve küçük ölçekli çiftçiliğin önemine dikkat çekmektedir. Türkiye`de son yarım yüzyıldır uygulanmakta olan emek karşıtı politikalarla aile çiftçiliği ve küçük ölçekli çiftçilik büyük ölçüde erimiştir. Böylesi bir yapıya direnmek için küçük ölçekli çiftçilerin güçlerini birleştirmeleri büyük önem kazanmaktadır.

 

Gıda fiyatlarının, ortalama enflasyonun üzerine çıkarak %15 oranında artması, uygulanan tarım ve gıda politikalarının yanlışlığını kanıtlamaktadır. Tüketicinin gıdaya erişimi giderek zorlaşırken, sektördeki özelleştirmeler ve gıda güvenilirliğini tehdit eden uygulamalar, yaşanan sıkıntıları daha da artırmaktadır.

 

Tüm bu uygulamalar Ziraat Mühendisleri Odamız çatısı altında örgütlü bulunan mühendisliklerin de istihdam alanlarını daraltmakta ve sektördeki sorunları çözümsüz kılmaktadır. ODA`mız meslektaşlarımızın özlük hakları ve istihdamı konusunda kuracağı komisyonlarla hızlı çözümler elde etmek üzere çalışmalarını sürdürecektir.

 

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası

 

 

URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=69191

Yazan - Eki 31 2014. Kategori MANŞET, TARIM. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

Yoruma kapalı

| Designed by Mavikedi internet Hizmetleri |