Veteriner Hekimler Derneği “Sütümüze Dokunmayın..!”

SÜTÜMÜZE DOKUNMAYIN

Sağlıklı bir nesil için gerekli en önemli gıda maddelerinin başında süt gelmektedir.

İnsan  yaşamının  her evresinde tüketilmesi hayati bir önem taşıyan sütün, özellikle yetişme çağındaki çocuklarımızdan başlayarak, ergenlik ve yaşlılık dönemlerinde de gerektiği kadar tüketilmediği  bir ülke gerçeğimiz olarak ortadadır.

Süt içerdiği vitamin ve mineraller sayesinde, sağlıklı olarak işlenip ve bilinçli bir şekilde tüketildiği takdirde gerçekten insan yaşamının vazgeçilmez bir gıdasıdır.

Ancak burada üzerinde önemli olarak durulması gereken bazı noktalar ve alınması gerekli önlemler vardır.

Sütün sağlıklı hayvanların memesinde çıkış noktasından itibaren, yani sağımdan önce ön hijyenik koşulların yerine getirilmesi gerekir. Bunlarda meme başlarının temizlenmesi, otomatik sağım makinelerinin başlık dezenfeksiyonu, elle yapılan sağımlarda ellerin dezenfeksiyonu, toplama kap veya tanklarının hijyenik kontrolü, soğuk zincir ve işleme evrelerine gösterilecek özen olarak kabaca sıralanabilir.

Böylelikle sağlıklı süt elde edilmiş olur. Sağlıklı bir süt yaşam için ne denli önemli ise, kural dışı üretilen sağlıksız bir süt de o denli tehlikelidir. Zira süt zararlı  mikroorganizmaların üremeleri için çok uygun bir vasattır. İnsanlarda ciddi hastalıklara neden olan, Brusella, tüberküloz, tifo, paratifo, şap, şarbon ve sarılık gibi hastalıkların etkenleri çiğ süt ile insanlara geçebilmektedir. Süt gerekli koşullar yerine getirilmeden üretilirse hayvanlardan yada hayvansal gıdalardan insanlara geçebilen yani zoonoz denilen  hastalıklar için önemli bir kaynak oluşturur.

Böylesine önemli bir gıda maddesinin, tehlikeli bir ajan haline dönüşmemesi ancak yukarı da  belirtilen  hijyen kurallarına dikkat etmekten ve sonrasında da gerekli koşullara sahip işletmelerde sütün işlenme ve paketlenmesinden geçer.

Ülkemizde yaklaşık olarak yılda 10 milyon ton civarında süt üretilmekle birlikte bu sütün sadece  % 22  kadarının modern işletmelerde işlendiği, geriye kalan sütün yarıya yakınının, hijyen koşullarını hangi ölçüde yerine getirdiği şüpheli olan mandıralarda,  diğer kısmının ise halkımıza çiğ olarak sunulduğu bilinmektedir. Gelişmiş Avrupa ülkelerinde modern tesislerde işlenen süt oranının % 95’in üzerinde olduğu dikkate alınırsa ülkemizdeki durumun  vahameti  daha rahat anlaşılır. Ülkemizde üretilen sütün büyük bölümünün çiğ veya  gerekli işlem görmemiş olması insan sağlığının ne kadar büyük bir risk altında olduğunun göstergesidir. Her eğitim gibi tüketici eğitimi de son derece önemlidir. Halkımıza sokak satıcılarından aldıkları sütün ne kadar büyük tehlike odağı olduğu, bu sütün evlerde kaynatılırken içindeki zararlı mikroorganizmalarda kurtulacağız derken tüm protein ve vitamin vb besin maddelerinden  arıtıldığı ve besin değeri çok düşük veya besin değeri olmayan sıradan bir emtiaya dönüştüğünü anlatmadığımız sürece süte  ve dolayısı ile insan sağlığına karşı yapılan haksızlıklar giderilemez.

Bu gün için ileri teknolojinin eseri olan Pastörize ve UHT (Ultra High Temperature-Ultra Yüksek Isı) işlem yöntemleri dışında sütten  istenilen faydaların sağlanamayacağı gerçeğini kabul etmek bence bir insanlık görevidir. UHT sütün bozulmama nedeni bazılarının dediği gibi içinde katkı maddesi olmasından değil uygulanan ışıl işlemdir.

Pastörizasyonda, süt 90 santigrat derecede 15 saniye işleme tabi tutulmakta, sütte bulunan toplam canlı sayısı % 95 civarında azaltılmaktadır. Canlı sayısı tamamen yok edilemediği için, pastörize sütlerin dayanma süresi 4 gün ile sınırlı kalmaktadır.

UHT sütte ise, 1-4  saniyelik süreçte süte 140 santigrat derecelik ısı uygulanmakta ve sonrasında süt ani olarak oda derecesine soğutularak tamamen steril   bir ortamda  paketleme yapılmakta ve böylelikle besin değerlerinden kayba uğramamış ve raf ömrü 4-6 ay gibi oldukça uzun süre dayanabilen süt elde edilmektedir. Kaynatma işleminin sütün besleyici değerine verdiği zarar pastörizasyon ve UHT işlemlerinden daha fazladır. Pastörizasyon, hele ki UHT işlemlerinde laktalbumin ve laktoglobulin denatürasyonu ise kaynatma işlemiyle kıyaslanmayacak kadar düşüktür. Çünkü süt hedeflenen dereceye ısıtılıp aniden soğutulmaktadır. Kaynatma işleminde ise hemen soğutabilmek mümkün değildir.

Ülkemizde süt tüketiminin özellikle ambalajlı süt tüketiminin çok düşük olduğu gerçeği inkar edilemez.

Modern tesislerde işlenmiş sütlerin tüketimini artırmanın en kesin çözümü, halka sunuş fiyatının ülke gerçekleri doğrultusunda halkın alım gücüne uygun olarak sunulmasından geçer.

Bazıları “Sütçüyü uzun zamandır tanıyorsanız, hayvanlarının sağlıklı olduğunu biliyorsanız” şeklinde bir ön koşul getirerek sokak sütünü önermeleri gerçekten bilim dışıdır.

Sütçüsünün soy ağacını bilen, hayvanlarını gidip gören, hele ki gördüğünde bir bakışta sağlıklı mıdır, meme sağlığı, sağım hijyeni ne düzeydedir anlayabilen tüketiciler varsa, veteriner fakültelerinin tamamını kapatmayı öneriyorum.

Üreticiden en iyi  80 krş.a alınan süt ambalajlı olarak bu fiyatın 2.5-3 katı fiyatla satılırsa, esasen geçim sıkıntısında olan halk kapısına gelen 1-1.25 TL olan sütü tercih etmek zorunda kalır. Üreticisi,  yem ve yetiştirme girdileri tavan yapmışken sütün değeri fiyatına satılamadığı bir ülkede süt hayvancılığının yaygınlaşması ve geliştirilmesi söz konusu olamaz. Ancak büyük entegreler bu yükün altından kalkabilir. Çünkü aile hayvancılığı yapan bir üretici ile aynı oranda mal ettiği  sütü işleyip ambalajladıktan sonra sattığı fiyatta kar marjı oldukça yükselmektedir.

Bunun çözümü küçük işletmelere sağlanacak olanaklar ile yetiştirme girdilerinde destek sağlamak, üreticileri birlik olmaya ve kooperatifçiliğe yönlendirmek ve giderek entegre olmaya özendirmekten geçer.

Bu ülkede bizler halkımızın et, süt ve yumurta gibi önemli hayvansal protein kaynaklarını daha fazla tüketmelerini sağlamak amacıyla elimizden geleni yapmaya çalışırken bazı çevreler halkımızı bu değerli gıda maddelerinden uzaklaştırmak için adeta bir lobi çalışması yapıyorlar. Gün geçmiyor ki bir gün tavuk eti diğer gün yumurta bir başka gün kırmızı et ve şimdi de süt gündeme getirilerek toplum adeta bu ürünlerin tüketiminden uzaklaştırılmaya çalışılıyor.  Kuşkusuz bu değerli ürünlerin sağlıklı bir şekilde üretilmesi gerekir. Bizler veteriner hekimler olarak sağlıklı et, süt ve yumurta üretimini sağlamak ve halkımızın tüketimine sunmak gibi önemli bir misyonu yüklenmiş bulunuyoruz. Söz konusu lobi faaliyetlerini sürdürenlerin ülkeye iki yönde zarar verdiklerini anlamaları gerekir.  Bunlar bir yandan halkımızın dengeli ve sağlıklı beslenmesinin önünü kesmek diğer taraftan hayvancılığımızın gelişmesini engellemek gibi gerçekten çok tehlikeli sonuçları görmezden geliyorlar.

Pek tabiidir ki, bu arada tüketim bilincinin yerleştirilmesi için küçük yaşlardan başlayarak insanlarımızın doğru bilgilendirilmesi ve yeterli eğitimin verilmesi  kaçınılmazdır.

Veteriner Hekimler Derneği Yönetim Kurulu

YÖNETİM, KILIÇDAROĞLU’NU ZİYARET EDEREK DAVETTE BULUNDU

Veteriner  Hekimler Derneği Yönetim Kurulu üyeleri,CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret ederek kendisine hayvancılık ile ilgili bir dosya sundular.

10 Şubat 2012 tarihinde 82.yıl kutlamaları ile ilgili olarak Kılıçdaroğlu’na davetiye verilerek kendisi yapılacak olan toplantı ve baloya davet edildi.

 

URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=23536

Yazan - Oca 30 2012. Kategori HAYVANCILIK. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

Yoruma kapalı

| Designed by Mavikedi internet Hizmetleri |