Yara bandı!


 

 

yalovali_balikciliklar_bolluk_bekliyor13776723270_h1067131

 

Yara bandı!

 

DEFNE KORYÜREK / HABERDAR

68407

 

Bu istişare toplantıları sözde bir gün ama o bir gün bitmek bilmiyor! Günlere haftalara uzadı, hala tartışması sürüyor ve daha da uzayacak gibi görünüyor.

 

Hatırlayacaksınız, yazdım. Hem de ardın ardına iki yazımı buna ayırdım. Mayıs ayının son haftası, su ürünlerinin avcılığını ve ticaretini düzenleyen 1380 numaralı kanunun önümüzdeki 4 yıl için tazeleyecek 4/1 numaralı tebliğe ilişkin, Ankara’da, bakanlık salonlarında bir istişare toplantısı düzenlendi.

 

Su Ürünleri Kooperatifleri Merkez Birliği Genel Başkanı Ramazan Özkaya’nın, kendi yayın organları SürKoop Haber’de yayınlanan son makalesinden alıntılıyorum; “Genel Müdürlük tarafından belirlenen yöntem üzerine, sadece Genel Müdürlük tarafından tartışılması gereken maddelerin belirlendiği bir istişare toplantısı yapılmıştır. Genel Müdürlük bu maddelerin kendilerine iletilen değişiklik önerilerinden derlendiğini ve diğer maddeler üzerine bir istişare yapılmayacağı, kesin ve net bir dil ile açıklanmıştır. Şüphesiz, gerek var olan maddeler üzerinde gerekse tebliğe eklenmesi gereken yeni maddeler üzerine bir- çok öneri bu toplantının gündemine giremedi.”

 

Bizim, yani ekolojik sürdürülebilirlik için mücadele veren sivil inisiyatifin katılamayışının yani sıra balıkçının da ancak temsilcileri aracılığıyla katıldığı, hatta katılımın kısıtlı tutulacağı ilan edildiği halde son anda büyük ölçekli avcılık yapan gırgır reislerinin salona girdiği, çoğunluk oluşturduğu bu toplantının ardından yükselen itirazlar; haliyle şimdi balıkçı barınaklarında, forumlarda ve Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nün kapısında itirazlarının duyulması için savaş veren SürKoop heyetinin sözlerinde devam ediyor.

 

Bakanlığın yasa yapım aşamasına türlü katmandan muhatabı davet ettiği bir rapor, öneri ve görüş iletme sürecini takiben gerçekleşti bu toplantı, doğru. Yani, söyleyecek sözü olanlar sözlerini öncesinde söylediler diye değerlendirebiliriz. Bir bağlamda istişare toplantısı bir bürokratik detaydı. Doğru.

 

Elbette 1971 yılında yazılmış ve gerek filosu, gerek av kabiliyeti bağlamında değişen balıkçısını da, artan taleplerin karşısında artmayacak stokların da hakkını vermeyen, veremeyen bir yasanın, 1380’in, nasıl tadil edileceğinin, bunun 4 yıllık bir tebliğe nasıl yansıyacağını ortak bir dile dönüştürmenin bir kaç saat tartışılarak başarılması mümkün değil. Bu da doğru.

 

Ancak katılımcı bir toplantı yapamadıktan sonra ne 1380’i tadil etmekten bahsetmek mümkün ne de sürdürülebilirlik adına ufku, sözü ve gücü birleşmiş bir ortam yaratmak mümkün. Kaldı ki konular özel tartışmaları gerektiren konular. Dolayısıyla çok daha başka cereyan etmeliydi bu toplantı.

 

Madem istişarede çözülemedi, devam ediyor tartışmalar, bari bu sütundan sizi de davet edeyim, birlikte takip edelim.

10255729_303152009834800_3983416586760349043_n

İtirazlara sebep konular şöyle:

 

– İstanbul Adalar bölgesinde, gırgır ve trollere halihazırda yasak olan bölgenin küçük ölçekli balıkçıların kullandığı voli ve uzatma ağları ile avcılığa da kapanması ve sadece olta balıkçılığına serbest bırakılması,

 

– Marmara’da 1 Eylül- 1 Kasım tarihleri arasında ışık ile avcılığın serbest bırakılması,

 

– Marmara’da misina ağ yasağının kaldırılması

 

Konuların ne kadar özel olduğu en bilmeyenine dahi aşikar kanaatimce ama bilmeyene de hemen açalım konuları.

 

Öncelikle Adalar bölgesinde avcılık yapan küçük ölçekli balıkçılar sadece ada kooperatiflerinin balıkçılarının sayısı ile sınırlı değil. Küçükyalı’dan Kadıköy’e tüm kooperatiflerin balıkçıları da dahil. Ama çok da değilller, geniş ölçekten bakarsanız. Türkiye’de soframıza gelen balığın, tüm balığın, %95’ini gırgırlar ve troller tutar. Küçük ölçekli balıkçıların tutabildiği, tutacağı %5’lik kısımdır. Ruhsat bağlamında ise, küçük ölçekli balıkçılar, Türkiye’nin balıkçı nüfusunun %95’ini oluştururlar.

 

Diyeceğim, Adalar bölgesinin küçük ölçekli balıkçıları ne tutarlar ki, yasaklansınlar?!

 

Bzim, yani benim de bir gönüllüsü olduğum Slow Food’un yıllardır ilettiği talebi İstanbul Boğazı’nın, Adalar bölgesini de içine alacak şekilde sadece ve sadece küçük ölçekli balıkçılığa izinli hale getirilmesi, trole zaten yasak olan bu bölgeden gırgırın da çıkması şeklindeydi. Adalar bölgesinin öncelikli sivil temsilcilerinden Adalar Kent Konseyi de Adalar bölgesinin koruma alanının genişletilmesi talebinde bulunmuştu. Bu küçük ölçeklinin av araçlarına kısıtlama getirilmesi talebinin gırgır reislerinden geldiği, “biz avlanamıyorsak onlar da avlanamasın” dedikleri söyleniyor. Bölgeye kaçak giren trol ve gırgırları denetlemede zaafiyeti gözlenen bakanlığın denizdeki gözcülerinin bu küçük ölçekli balıkçılar olduğu da herkesin malumu. Hal buyken, Adalar bölgesinde alınacak bir karara bölgenin kooperatif başkanlarını, beraberlerinde getirecekleri bir kaç delege ile birlikte tartışmak gerekmez miydi? Adalar bölgesinin küçük ölçekli balıkçısına yasak getirene kadar, İstanbul Boğazı gibi değerli bir biyolojik koridordan gırgır avcılığını silip atmak daha adil, daha doğru ve çok, çok daha sürdürülebilir bir karar olmaz mıydı? Adalar bölgesi küçük ölçekli balıkçısına avlanma kısıtı getirene kadar Bakanlık, deniz kirliliğinden ölmekte olan mercanları korumak üzere, İstanbul başta olmak üzere tüm Marmara bölgesi belediyelerine su arıtması hususunda baskı getiremez miydi? Bir Kurbağalıdere’nin Adalar bölgesine etkisi üzerine özel oturum gerçekleştiremez miydi? Evet, tebliğin konusu değil bunlar ama problemi sahiden çözmekle çözer gibi yapmak arasında dağlar gibi bir fark var, onu da ilan etmeden geçmeyelim istedim. Adalar bölgesi küçük ölçekli balıkçıları bundan sonra elktirkçilik, marangozluk yapar, ekmeklerini öyle götürürler eve, diyelim. Denizin derdini çözecek mi bu alınan karar?

 

Ben de pek çokları gibi bu kararın, geri adım atılmayan 24 m derinlik yasağı ve 20 cm yasal lüfer boyu hususlarında gırgır reislerinin öfkesini dizginlemek için alındığını düşünüyorum. Ancak eklemek de isterim, 24 m derinlik yasağı bu tebliğde 30 m’ye çıkacaktı. 2012’de öyle öngörülmüştü. Geri adım değilse de durmak demek bu, ıslahatta. Bakanlığın bir açıklaması olmasını diliyorum. 20 cm lüfer av boyu ise uygulanmayan bir kuraldır. Ne tezgahta ne de halde yeterli denetimi olmadığı gibi, yasal boy altı balıklar “adet” ve “kasa”ya ilaveten “demet” olarak halde kategorilenerek ve yasal satışları yapılarak ödüllendirilmeye devam ediliyor.

 

Ne hüzünlü bir zaman bu yaşadığımız! Lüferin yokolduğuna inandırmak için hiç tutulmadığı günleri beklememiz gerekiyor.

 

Tüm bunların üzerine bir de Marmara’da ışıkla avcılık var ki, kanaatimce bu bir katliama izin vermek demek! Kaldı ki toplantıya katılanların aktardığı, zaten engelleyemiyoruz bari bir süreliğine izin verelim dendiği! İznin öyle çıktığı.

1378228_685261058164664_1224415494_n

Akla zarar!

 

Doğrudur, gırgır reisleri artık mümkün değil ne palamut ne de lüferden kazanamıyorlar. Tayfanın günlüğünü kurtarmak için bir kaç kasa yavru lüfer için denizi saran reislerden bahsolunuyor, bu bölgede. Işık da geride ne kaldıysa ağa çağırmak için kullanılıyor. Buna izin vermek açık yazayım, bilinsin: hıyanet olur bu denize, bu balığa. Hele bu izni engelleyemediğimiz için vermek…. gırgır avcılarından nefes alamayan, av araçları ve güçleri bağlamında denize zararları gırgırlarınkiyle ölçüşemeyecek, balığın tükenişini en yakından yaşayan, gözlemleyen, tuttukları av kayıtlarının her biri denizlerimizin almanak’ını oluşturmaya aday küçük ölçekli balıkçıların forumlarda “ben de artık trol çekeceğim, besbelli bugüne kadar yasaya saygılı avcılık yapmanın bedelini ödüyoruz” diye isyan ettiği günler, bu günler. Bu isyanın %5’lik gırgır reislerinde değil, %95’lik küçük ölçekli balıkçıda yaşanıyor. Denizde %5’i denetleyemediği için stokları eriyen bir memleketin %95’in güvenini kaybetme lüksü yok.

 

Mİsina ağ konusu ayrı yara! Ağların boyunu konuşmak varken, ağların plakalanmaını talep etmek varken, ağların ha misina ha sentetik ip oluşu üzerinden bir hayalet ağlar konusu tartışması yürüyor ki, buraya bu yazıda girmiyorum artık!

 

Diyeceğim, tebliğin bu haliyle yara bandı dahi olmayacağı! Olamayacağı!

 

Dolayısıyla diliyorum siz de tartışın bu konuları, önümüz sonbahar. Tezgahlar geçen yıldan da boş olacak. Diliyorum Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik de okusun dediklerimi. Tebliğ onun imzası olmadan yürürlüğe girmeyecek. Bu deniz neticede bir emanet. Yağmalanmasına verilecek izin, çocuklarımızın, torunlarımızın hepimizi barbarlar diye hatırlamasına sebep verecek. Diliyorum hepimiz can diye, canan diye bakalım bu denize, yokolmaya yüz tutmuş sucul canlılığa.


Yazan - 4 Temmuz 2016. Kategori MANŞET, HAYVANCILIK, SU ÜRÜNLERİ. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oy
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x