Yeni gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanını Bekleyen Bitmeyen Oyun.Canlı Hayvan ve Et İthalatı

Faruk-Çelik-2009

 

 

 

 

 

 

YENİ GIDA TARIM VE HAYVANCILIK BAKANINI BEKLEYEN

BİTMEYEN OYUN: CANLI HAYVAN VE ET İTHALATI

 

Adnan SERPEN

Veteriner Hekim

İZMİR  Veteriner Hekimler Odası Veteriner Halk Sağlığı Çalışma Grubu Üyesi

 

Tarımsal üretim ( Bitkisel + Hayvansal Üretim ) insanlık tarihinin en eski üretim faaliyetidir ve dünyanın ilk ve köklü politikaları da yine tarım alanında geliştirilmiştir. Tarım ( Bitkisel + Hayvansal Üretim ), toprağa, suya ve iklim şartlarına bağlı zahmetli, deneyim, özveri ve sabır isteyen bir sektördür (1,2). Bu nedenle doğa şartlarıyla mücadeleyi gerektiren bir sektördür. Tarım, ürettiği tarımsal ürün-lerin % 90’nının, insanların yaşaması için gerekli olan gıda maddelerinden oluşması, yani doğal ihtiyaçlarını karşılaması (3) nedeniyle dünyada insanoğlunun gıda gereksiniminin karşılanması, gerek bu gıda maddelerini işlenmesi ve üretimi sırasında ve geriye kalan % 10’luk pay ile sanayi sektörüne girdi sağlama, ihracat ve yarattığı istihdam olanakları açısından (4) bugüne kadar önemini korudu, bundan sonrada önemini korumaya devam edecektir. Çünkü dünya nüfusu hızla artmakta,insanlığın yaşamını sürdürebilmesi için beslenmeye, beslenebilmesi için gıdaya ( bitkisel ve hayvansal ) gıdaya ihtiyacı var. Bu nedenle tarım, ürettiği tarımsal ürünlerin % 90’nının, insanların yaşaması için gerekli olan gıda maddelerinden oluşması, yani doğal ihtiyaçlarını karşılaması (3) ve gıda güven-liğinin sağlanmasındaki önemi nedeniyle hiçbir şekilde vazgeçilemeyecek bir sektördür. Tarım bu nedenle dünyadaki tüm ülkeler için stratejik özelliğe sahip bir sektördür (5,6). Toplumların giderek artan ve çeşitlenen gıda maddeleri taleplerinin karşılanması, tarıma dayalı sanayiler aracılığıyla ulusal gelir, ihracat ve istihdama olan katkısı, biyolojik çeşitlilik ve ekolojik dengeye olan etkileri nedeniyle de tarım, tüm ülkeler için çok önemli ve stratejik bir sektör niteliğindedir (1). Çünkü strateji; Yunanca strategos kelimesinden gelen askeri bir terim olmakla beraber ulus – devletlerin birbirlerinin kuyusunu kazdığı bir dönemde strateji kavramının içeriği de zenginlik kazanmıştır. Tarihçi Edward Mead Earle tarafından;” bir devletin ya da devletler topluluğunun kaynaklarını ve silahlı güçlerini kontrol altına alıp, onlardan faydalanmak suretiyle hayati çıkarlarını geliştirip güvenlik altına alınmasıdır” şeklinde tanımlanmıştır. Bir başka şekilde tarif edecek olursak strateji, bir kurumun farklılaşması yoluyla rakip-leri üzerinde avantaj sağlama planıdır. Strateji, ne yapmak ve ne olmak istediğinizi anlamanızla ilgili bir bakış açısıdır ve daha önemlisi, hedeflerinize ulaşmayı nasıl planladığınızdır (7). Bu nedenledir ki ülkeler tarih boyunca ülkelerinin toprak ve su gibi doğal kaynaklarına ve bu kaynaklara bağlı olarak yapılan tarımsal faaliyet ve üretime sahip çıkmışlar, tarım konusunda politikalar oluşturmuş ve tarımda dışa bağımlılığı azaltmayı ve kendi kendine yeterliliği sağlamayı hedef edinmişlerdir (1,7). Günümüz iş dünyasında ki insanlar askeri benzetmelerden daima hoşlanmışlar, bu nedenle de onların strateji nosyonlarını hayati çıkarlarını geliştirmek ve garanti altına almak; insan unsurunu, fiziksel ve finansal kaynaklarını kontrol etmek ve bunlardan en üst düzeyde fayda sağlamak için bir plan olarak düşün-meye başlamışlardır (7). Bu nedenle strateji günümüzde devletlerin,ülkelerin,şirketlerin v.s’nin kullan-dığı ve uygulamaya koyduğu önemli bir kavram olmuştur. Strateji, kurum misyonundan kaynaklanan hedeflerle başlar. Hedefler kurumun kapasitesinden ve kurum dışında ki koşullardan etkilenir.  Günümüz iş dünyası önemli olan pek çok şey gibi,strateji oluşturulmasına da bir süreç olarak yaklaş-maktadır. Strateji oluşturma süreci genellikle kapsamlı araştırmaları, analizleri ve uzun vadede başarılı olmak için nelere öncelik verilmesi gerektiğine ilişkin üst yönetimin öncelik sıralamasıyla başlar. Strateji oluşturmak zaman alan ve üst yönetimle öteki birimler arasında ikili iletişimleri gerektiren bir süreci kapsar; bu süreç içerisinde bulunan bütün taraflar gelişmeleri sorgular, tartışır ve planı kusur-larından arındırmaya çalışırlar (7). Tüm bu strateji açıklamaları çerçevesinde ülkemizin tüm dünyanın çok stratejik bir sektör olarak kabul ettiği Tarım ( Bitkisel + Hayvansal Üretim ) sektörümüz konu-sunda Atatürk’ün ölümünden sonra ki çok partili dönemlerden bugüne kadar stratejik hareket etme-diğini ve bu sektörü stratejik sektör olarak görmediğini rahatlıkla söylememiz mümkün. Özellikle 24 Ocak 1980 kararları nedeniyle serbest piyasa kuralları gereği alınan ve uygulamaya konan ekonomik tedbirler bunun en güzel örneğini oluşturmaktadır. Tabii ki bunun sonucu olarak yukarıda belirtmiş olduğumuz  tarımsal ürünlerin % 90’nının, insanların yaşaması için gerekli olan gıda maddeleri  bugün ülke ekonomisinde enflasyon üzerinde etkili en büyük aktör haline gelmiş bulunmaktadır.

Bir çok kez uğradığı isim değişikliği nedeniyle eski adıyla Tarım Bakanlığı, yeni adıyla Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, ülkemiz için gerçek anlamda tarım ( Bitkisel + Hayvansal Üretim ) konusunda stratejik planlar yaptığı ve uygulamaya koyduğunu söylemek çok iyimserlik olacağını düşünüyorum. Çünkü özellikle Demokrat Parti döneminden itibaren uygulamaya konularak bugüne kadar süre gelen tarım politikaları sürekli yaz boz tahtasına dönerek ülke ve halkımız çıkarlarının aleyhine olmuştur. Tarımın en önemli ayağını oluşturan hayvancılık sektörümüzün kırılma noktası 1946 yılından itibaren siyasette çok partili sisteme geçilmesi, bunun sonucunda iş başına gelen zamanın DP ( Demokrat Parti ) iktidarının uyguladığı tarım politikaları olmuştur. Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesinden Sayın Prof. Dr. Suat Oktar ve Öğretim Görevlisi Arzu Varlı tarafından ortak yürütülen bir çalışmanın sonucu olarak Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Dergisinin Yıl:2010, Cilt:XXVIII, Sayı:I, Sayfa:01-22’de yayınlanan “ Türkiye’de 1950 – 54 Döneminde Demokrat Parti’nin Tarım Politikası “ başlıklı makalelerinin on ikinci sayfasında yer alan “  1949 ile 1956 yılları arasında altı yıllık dönemde ekilebilir tarım arazisi, 1954 yılı dışında her yıl bir milyon hektar artmıştır. Traktör kullanımı, çayır ve mera kategorisine dâhil olan toprakları ekilebilir araziye katmıştır. Nitekim, 1948 yılında 13 milyon hektar olan ekili alan, 1950’de ekilen tarla 14.120 milyon hektar, 1960’da ekili alanların 23.2 milyon hektara yükseldiği görülürken, 1950’de 37,8 milyon hektar olan meralar 1960’da 28,6 milyon hektara inmiştir. Ancak meraların traktörle beraber tarıma dâhil edilmesi, Anadolu’da hayvancılığı olumsuz etkilemiştir. Daha çok toprak sürme gereği tarıma açılan meralar, hayvanları otlatacak yer bulamaması problemi doğurmuş; Kıvılcımlı’nın tespitlerine göre, şehirlerde bir kilo etin fiyatı 5 liraya yükselmiştir.” (8) şeklinde ki değerlendirmeleri her şeyi anlatmaktadır. Bunun sonucunda yaşanan et sıkıntısı nedeniyle 30.04.1958 yılında ilk defa Yeni Zelenda ‘dan et ithalatı yapılmıştır (9). Bu zihniyet 7 Haziran 2015 seçimlerine kadar onüç yıl görev yapan hükümet döneminde aynen devam ettiğini söyleyebiliriz. Özellikle doksan sekiz yılı itibariyle kırk bir yıl çıkarılmayan 28 Şubat 1998 Tarih ve 23272 sayılı Resmi Gazete’de  yayınlanarak yürürlüğe giren 4342 Sayılı Mer’a Kanunu bu hükümet tarafından yapılan çok sayıda ki değişiklikler sonunda adeta kalbura dönmüş elde mer’a kalıp kalmadığı,kaldı ise ne kadar kaldığı bilinmemektedir. DP’nin yanlış tarım politikalarıyla başlayan mer’a tahribatı sonucunda ülkemizde mer’a tahribatı ciddi boyutlara varmış ve bu tahribat zamanın FAO uzmanlarınca tespit edilerek düzenlenen ve zamanın Tarım Bakanlığınada verilen “Bade” raporunda yer almış ve bu raporda açık ve net bir şekilde tarla haline dönüştürülen 8 milyon hektar mer’a’ nın,Türkiye için hayatiyet arz etmesi nedeniyle derhal en az 4 milyon hektarının mer’aya iadesi gerektiği belirtilmiştir. Fakat bunun yapılabilmesi için büyük bir bütçe ve yatırım gerekmekteydi, kaynak bulunamaması nedeniyle ancak 90 bin hektarı meraya dönüştürülebilmiştir (10,11). FAO’nun yıllar önce yaptığı uyarının bugün yaşadığımız et sıkıntısıyla nasıl örtüştüğünü hep birlikte görüyoruz.

Peki mer’a nedir ?,niçin hayvancılık açısından önemlidir: Mer’alar diğer arazi nevileri arasında, belirli bir satha en az iş ve sermaye isteyen arazi nevidir.”Üzerinde hayvan otlatmaya elverişli yem bitkileri yetişen araziye mer’a” adı verilir (12). 4342 Sayılı Mer’a Kanunu’nda Mer’a: hayvanların otlatılması ve otundan yararlanılması için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yer (13) olarak tanımlanmaktadır. Mer’a’nın bitki örtüsü, buğdaygiller, baklagiller ve diğer familyalardan birçok yem bitkilerinden oluşur. Bir kaç yıl hayvan otlatmada kullanılıp, sonra tekrar tarlaya çevrilen araziler bu kapsama girmez. Mer’a otların her zaman bol ve kuvvetli olabilmesi için mer’a toprağının iyi olması ve yeterli bir yağışın vejetasyon zamanına çok düzenli bir şekilde intikali şarttır. Bu şartlara ekseriya deniz kıyılarında rastlanır. Senenin bütün aylarında muntazam yağmur alan, ayni zamanda yapan yağmur daneleri ince sis halinde olan, toprağın kuvvetli mıntıkalarda, dünyanın en yumuşak ve iyi mer’a otu,oldukça yeşil bir tabaka halinde daima mevcut bulunur. Bu özellikteki mer’alarda, dışarı-dan hiçbir yem ilavesi yapılmadan sığır semirtilmesi için idealdir. Bu gibi mer’alara, sağladığı faydalılık göz önünde bulundurularak  “ Besi Mer’ası ” olarak adlandırılır. Bir bölgede mer’a toprağı ne kadar kaliteli olursa olsun yeterli ve düzenli yağış almazsa bir önem taşımaz. Bu gibi mer’aların ot kalitesi düşük olup bu gibi mer’alarda ikinci derecedeki otlardan en fazla istifade eden hayvanların otlatılması gerekir. Bu tip mer’alar süt inekleri için idealdir, bu nedenle bu tip mer’alara “ İnek Mer’ası ” ( Sığır Mer’ası ) adı verilir. Düzensiz yağış ile birlikte yağmurun kıt olması ve ayni zamanda toprak vasfının bozuk olması halinde gerek özçimenler ve gerekse diğer yabani otlar, muhtelif kümecikler halinde toprağın bütün yüzeyini kapsamayacak şekilde öbekler halinde bulunur. Su azlığı ve otların gelişmesi yavaş ve yetersiz olduğu için otlar yumuşaklığını kaybederek odunlaşmış bir özellik gösterir. Böyle mer’alarda dışardan hiç yem ilave etmeden ancak koyunların otlatılabildiği mer’alardır, bu gibi mer’alara “ Koyun Mer’ası ” denilmektedir. Ülkemizde bilhassa Orta Anadolu’da ki mer’alar bu tip mer’alardır. Bazı mer’alardan sürekli istifade edilir ki bu tip mer’alara “ Daimi Mer’a “ adı verilir. Şayet bu mer’a arazisi başka kültüre elverişli değilse, ekonomik şartlar değişse de, arazi mutlak mer’a arazisi olarak daima ayni şekilde kalır. Bazı mer’aların arazisi ise değişik zamanlarda mer’a ve tarla olarak kullanılır ki böyle mer’alara “ Daimi Olmayan ( Geçici ) Mer’a “ denir. Yine fazla engebeli, sarp yerler, üzerinde orman yetiştirmek dahi mümkün olmayan kumlu topraklardan oluşan mer’alara “ Mutlak Mer’a “ adı verilir. Bazen, üzerinde bitkisel üretim ziraati yapılabilmesi  kabil olan arazilerde mer’a olarak kullanılabil-mektedir, bu tip mer’alara “ Seçilmiş Mer’a “ adı verilir. Bir işletmenin veya çiftlik avlusu yakınında,bazen tarla, bazen mer’a olarak kullanılmak üzere genç yaştaki hayvanlar için bırakılan araziler mer’a olarak kullanılabilmektedir, bu tip mer’alara “ Genç Hayvan Mer’ası “ adı verilir. Mer’a arazisinin kalitesi, mer’anın toprak yapısı ve özelliğine, bulunduğu yere, aldığı yağış miktarına, sulama durumuna,mer’a’nın vejetasyonunda yer alan bitkilerin nevine ve oranlarına ve dolayısıyla dekar başına besleyebileceği hayvan miktarı ve cinsine göre değişir. A.B.D’de yapılan bir araştırmada doğal mer’ada bulunan 600 çeşit mer’a bitkisi otunun, 56’nı sığırların, 81’ni atların ve 570’ni koyunların yem olarak tükettiği saptanmıştır (12).

Bir diğer husus ise özel sektörün devlet et, süt, yem üretir mi ? eleştirisi üzerine yapılan en önemli darbe S.E.K, E.B.K , Yem Sanayi gibi hayvancılık sektörünün bel kemiğini oluşturan kuru-luşların özelleştirilmesi sonucunda özelleştirme ile bu kuruluşlar sektöre özel sektörün himaye-sinde kazandırılmayınca destekten mahrum kalan sektörün iyice çökmesidir. 2010 yılı Ocak ve Şubat aylarından başlayarak  yıl içinde süren spekülasyonlar soncunda et ithalatı krizi çıktığında ithalata direnebilmek, ülke içinde yeterli üretimin olduğunu gerçekçi bir şekilde ortaya koyabilmek için zamanın Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Dr. Mehdi Eker çok usta manevra ile 2010 Şubat’ının üçüncü haftasında tüm bakanlık teşkilatını seferber ederek 81 ili kapsayacak şekilde besi hayvanı sayımı yaptırması spekülatörlere çok güzel bir cevap olmuştur. Bu sayımlar sonucunda Türkiye gene-linde toplam 2.069.000 adet besi hayvanın damlarda olduğunun saptanması,bu kadar hayvanın kabaca 500.000 ton et üretimine tekabül etmesi,yine bu hayvanların 6’şar aylık besi dönemlerinde besiye alındığı düşünüldüğünde, iki ile çarptığımızda toplam 1 milyon ton et üretiminin yapıldığı ortaya çıkmıştı. Bu rakamlar, 2009 yılında çiğ süt üreticilerinde yaşanan krize bağlı olarak bazı yetiştiricilerin hayvanlarını mezbahaya kesime götürmelerine rağmen ortaya çıkan et üretimine yönelik besiye alınmış hayvan miktarları idi. Sayın Bakanın bu bilgileri medya ve kamuoyu ile paylaşması sonucunda et fiyatlarının 1 Mart 2010 tarihi itibariyle 22.00 – 23.00.-TL’ya kadar indiği gözlemlenmiştir. Fakat hemen bu gelişmelere müteakip 2 Mart 2010 tarihi itibariyle bir önceki hafta << Bir firma, süt aldığı üreticileri, kooperatifleri tek tek arayarak şubat ayında satılan çiğ süt için fatura kesmemelerini bildirdi.Yani, şubat ayı içerisinde üretici sütünü satmış. Faturayı kesip parasını alacak, Süt sanayicisi telefon ederek “faturayı kesme, fiyatı 10 kuruş düşürdüm” diyor. Üretici, sütünü satarken 90 kuruştan satıyor. Ama parayı tahsil etmeğe gelince sanayici “ben senin sütünü değerlen- diremedim, zarar ettim. Bu nedenle 80 kuruştan ödeme yapacağım”>> (14) şeklinde ki gelişmeler yaşanmıştı. Çünkü et üretimi her ne kadar etçi sığır ırklarıyla karşılansa da ülkemizde yerleşik etçi ırkların olmaması nedeniyle büyük oranda koyun – keçi yetiştiriciliğinin yanı sıra süt hayvanı yetiştiriciliğinde doğan erkek buzağıların damızlık olarak ayrılanların dışında kalanların besi danası olarak değerlendirilmesi ve yine süt verimi düşen ineklerin beside değerlendirilmesiyle karşılanmakta-dır. Durum böyle olunca süt sanayicisinin çiğ süt üreticisine karşı uyguladığı fiyat politikası ülkemizde ki et üretimini yakından etkilemiş hatta bazı süt sanayicisinin süt fiyatlarını spekülatif şekilde düşürmesi halinde süt hayvanı yetiştiricilerinin hayvanlarını mezbahaya götürmesi halinde zamanın Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Dr. Mehdi Eker’ in verdiği besi rakamlarında önümüzde ki besi döneminde veya dönemlerinde değişikliklerin meydana gelmesi olası görünmekte idi. Bunun sonucunda açıklanan rakamlarda değişik-liğin meydana gelmesi halinde et ve hayvan ithalatı tekrar gündeme gelecekti. Fakat 2011 yılında ülkemiz de seçimlerin olması nedeniyle mevcut iktidar üreticiyi karşısına almamak için ithalata direne-cekti. Bu durum karşısında seçimlerden sonra tekrar ithalat lobisi harekete geçerek et ve hayvan ithalatı için yeni gelecek iktidarı zorlayacaktı. Bu zorlama çiğ süt fiyatlarının düşürülerek, çiğ süt üreticilerinin hayvanlarını mezbahaya götürmesi şeklinde karşımıza çıkması muh-temel görülmekteydi. Fakat olaylar bu şekilde gelişmedi 2010 – 2011 ve 2012’de, hayvan yetiştirici-sinin çığlıklarına ve karşı çıkmasına rağmen en üst siyasi otorite kendi siyasetçisi ve atadığı bakanı dahi dikkate almadan en radikal bir şekilde yetiştiriciyi terbiye etme ve tüketiciye ucuz et yedirme vaadiyle canlı hayvan ve et ithalatı yapıldı, karşılığında 3 milyar dolar [USD ($)] ödendi, ithalat sayesinde yabancı ülkelerin çiftçileri dünyada yaşanan ekonomik krizden bizim ülkemizin ödediği paralar sayesinde etkilenmeyip ihya oldular, yine ithalatı yapan firmalar oturdukları yerden bir telefonla kasalarını doldurdular. Şayet 3 milyar dolar [USD ($)] yurt içindeki hayvan yetiştiricilerimiz için harcansa idi bugün yaşanan sıkıntıları yaşama-yacaktık, çok farklı bir üretim tablosu ile karşı karşıya olacaktık.Sonuç tam bir hezimet, yetiştiriciyi terbiye etme ve tüketiciye ucuz et yedirme savının ithalatı meşru kılmak için düzenlenmiş bir oyun olduğu kendiliğinden ortaya çıktı. Bu ithalattan büyük ders alan zamanın Tarım ve Köyişleri Bakanlığı hemen harekete geçerek özelleştirmelerine devam edilen E.B.K’ndan elde kalanların özelleştirmesini durdurarak hayvancılık sektörüyle ilgili önemli bir tarihi karara imzasını atmış oldu. Ne oldu ? zamanında bu kurumların özelleştirmesine karşı çıkanlar hiç olmadık bir şekilde çok ağır siyasi üslupla aşağılandılar fakat yıllar sonra haklı çıktı, fakat kaybeden ülke ve halkımız oldu.

Değişik tarihlerde yapılan gerek can hayvan, gerek ise et ithalatı sonucunda 2010 – 2011 ve 2012’de toplamda 3 milyar dolarlık kırmızı et ve canlı hayvan ithal edildi. İthalat nedeniyle besiciler ve süt hayvancılığı yapanlar büyük zarara uğradı. Zarar eden bir çok işletme kapandı veya el değiştirdi. Koç – Ata Çiftliği ve Mc.Donalds gibi büyük işletmeler ithalata ve yüksek yem fiyatlarına dayana-mayarak sektörden çekildi. Birçok işletme besilik hayvan ihtiyacını ithalatla karşılamaya başladı. Ancak, yem fiyatındaki yükselme özellikle saman fiyatının 1 liraya kadar yükselmesi buna karşılık çiğ süt fiyatının düşmesi süt ineklerinin kesilmesine neden oldu. Süt inekleri kesilince kırmızı et fiyatı düştü. Üretici daha çok mağdur oldu. Öncelikle ithalatta gümrük vergileri artırıldı ancak bu da çözüm olmayınca Hükümet, 2008’de olduğu gibi hayvancılık sektöründe daha büyük bir krizi önlemek ve karkas et fiyatını belli bir seviyede tutmak için ithalatı durdurmaya karar verir (15).

Yaşanan acı tecrübelere rağmen, yaşananlardan ders alınmamış olsa gerek  Saray Çiftliği Genel Müdürü Sayın Nadir Yürüktümen’in, 27 Temmuz 2013 tarihi itibariyle “ bir önceki hafta 16.25 lira civarında olan karkas etin kilogram fiyatının 16.50 liralara çıktığını söyler. Marketlerdeki ramazan kampanyaları nedeniyle bu artışın tüketiciye yansımasını beklemediklerini ifade ederek Türkiye’de doğan hayvanlar, talebi karşılamıyor. İthalat yapılmalı ancak kesimlik hayvan getirmek yerine 200-250 kilogramlık canlı hayvan getirilip burada beslendikten sonra kesilmeli. Böylece katma değerin Türkiye’de kalmasını sağlayabiliriz “ (16) şeklinde ithalat çığırtkanlığını içeren açıklamaları basında yer alır. İşte özel sektörümüzün hali,acaba bu ülkede özel sektör ne işe yarar ?, neden mer’alar ve tarım alanları kentleşme v.s uğruna yok edilirken sesini çıkarmayıp kolay para kazanma yollarını daima tercih ederler de, emek ve bilim gereken yolları kullanarak Türkiye’de doğan hayvanların, talebi karşı-layacak şekilde üretimini gerçekleştirmek üzere, kırsalda ki yetiştiriciyi de yanına alarak Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile iş birliği yaparak bu ülkeye katma değer sağlayacak üretim yapmaz ?, zor mu ?, hayır. Sorun zihniyet sorunu, sadece kolay para kazanma zihniyetini bir kenara bırakarak  sabır, emek ve zaman’a ihtiyaç var. Tüm gelişmiş ülkeler bizim yaşadığımız bu sorunu bizim gibi ithalat yaparak değil, bilime inanarak ve bilimin önderliğinde, yıllarını vererek ve büyük emekler harcayarak başarmışlar, hala da geleceğe yönelik bilimsel çalışmalarını sürdürmüşlerdir.

Yine özel sektörle ilgili bir diğer haber daha;  internet ortamına düşen ve bir haber portalında da yayınlanan, RedHack tarafından kamuoyu ile paylaşılan ses kaydında yer alan  Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Sayın Dr. Mehdi Eker ile işadamı Ethem Sancak arasındaki diyalogları içeren haber bu ülkede hayvancılık politikalarının nasıl ve kimlerin çıkarları doğrultusunda belirlendiğini ortaya koyan çok çarpıcı bir haber olduğunu düşünüyorum. Yayınlanan bu ses kaydı ile bugüne kadar aksi bir açıklamanın yapılmaması ses kaydının doğruluğunu ortaya koymaktadır. Bu ülkede hayvan-cılığı kurtarmak kala kala; o kadar Veteriner ve Ziraat Fakültesi, binlerce Veteriner Hekim, Ziraat Mühendisi ve çiftçi dururken, yaklaşık 25 dakikalık ses kaydında yer alan  Sayın Bakan Eker’e;” 15 yıl öncesine kadar bu ülkenin demokrasiye kavuşması ve muasır medeniyet seviyesine çıkması için nere deyse canım dahil her şeyimi vermek üzere koşullanmıştım. Devrim yapmaktan yola çıktık, buralara kadar geldik. Fakat 15 yıl önce bir gerçeği keşfettim, tarımı modernleştiremezsek bir köylü toplumu olmaktan kurtulamayız. Ne devrim olur hiç bir şey olmaz. Bu tarımın modernleşmesi gerekiyor. Ve bu tarımın köylünün de elinden alınması gerekiyor. Sayın Bakanımla işte o noktada zaten bir araya geldik ve o günden bugüne ben bu Bakan’a aşık oldum. Bunu sakın şey olarak algılamayın. Dalkavukluk ya da yağ çekme değil. Ben sivri dilli bir adamım, eleştirmeyi de biliyorum” (17) şeklinde övgüler yağdıran Sayın Ethem Sancağa’ mı kalmış tı ?, kesinlikle hayır. Acaba tarımı köylünün / çiftçinin elinden alıp sadece özel sektör vasıtasıyla yapan, çiftçiyi dışlayan kaç tane ülke var ?, kapitalizmin beşiği A.B.D’de bile köylü/çiftçi tarımla uğraşıyor, bunun için 1, 2 ve 3 ‘no’lu çizelgelere bakmak yeterli..

 

 

Kapsam alanı,Bölge

Hayvan Sayısına Göre Sürü Büyüklüklerindeki Dağılım ( % olarak)
1-29 30-49 50-99 100-199 200-499 > 500
Kuzey Doğu Bölgesi 17 25 38 13 5 2
Yukarı Orta Batı Bölgesi 38 18 27 13 3 1
Batı ve Güney Bölgesi 35 3 7 10 16 28
ABD Geneli 28 19 30 13 6 4
Çizelge-1: ABD’de hayvancılık sektörü sürü büyüklükleri  Kaynak:NASS  (9)

 

 

 

Ülkeler

Ortalama Sürü

Büyüklüğü

(Baş Sığır)

Hayvan Sayısına Göre Sürü Büyüklüklerindeki Dağılım (%) olarak
1-2 3-9 10-19 20-29 30-49 50-99 ³   100
Almanya 36.0 3.2 13.6 22.8 19.6 21.3 15.7 3.8
Belçika 35.3 3.3 7.4 15.5 19.8 30.8 21.4 1.7
Danimarka 75.0 2.3 4.2 4.8 5.7 17.9 37.2 28.0
Fransa 35.8 2.8 4.4 11.5 20.3 39.7 20.1 1.2
Hollanda 54.1 4.6 7.0 6.5 8.0 21.2 43.6 9.1
İtalya 25.2 16.6 30.4 18.1 9.8 10.8 9.3 5.0
Birleşik Krallık 79.2 3.6 7.4 5.6 6.9 15.8 32.1 28.7
Yunanistan 13.7 39.6 22.3 17.9 6.1 7.4 5.1 1.6
İspanya 17.6 24.5 26.7 18.7 11.8 10.9 5.7 1.9
Portekiz 15.2 37.9 21.6 14.5 9.9 8.7 6.0 1.5
Slovenya 6.5 39.9 39.4 14.9 3.8 1.5 0.5 0.1
Çizelge-2: AB Ülkelerinde hayvancılık sektörü sürü büyüklükleri  Kaynak:Avrupa Komisyonu (9)

 

 

Kapsam Alanı,Bölge Ortalama Sürü Büyüklüğü ( Baş Sığır/ İşletme )  

Hayvan Sayısına Göre Sürü Büyüklüklerindeki Dağılım ( % olarak)

1-9 10-19 20-49 > 50
Türkiye Geneli 5.7 85.3 11.2 3.2 0.3
Soy Küt.İşltm. 11.4 65.3 21.1 10.8 2.9
Çizelge – 3 : Türkiye’de sürü büyüklüğü   Kaynak:DİE     (9)

 

Tüm bunlar bize bu ülkede sözde özel sektör bazı iş çevrelerinin sık sık gündeme getirdiği gibi yabancı ülkelerde endüstriyel hayvancılıkla hayvancılık sektörlerinin kalkınmadığı bilhassa kooperatif-leşerek örgütlenmiş küçük yetiştiricilerin ve çiftçilerin üretim faaliyetleriyle kalkınmış ve ayakta durmaktadır. Dünyada durum bu iken bunun çarpıtılarak kamuoyuna farklı şekilde anlatılmasının, lanse edilmesinin amacı; serbest piyasa düzeni adı altında yere göğe sığdırılamayan özel sektörün kolay bir şekilde bizim vergilerimizle oluşan devlet kaynaklarını ve 76 milyonun hakkı bulunan doğal kaynakları her dönemde sırtını siyasete dayayarak kolayca, kısa yoldan elde ederek, sermaye ve kazanç sağlamayı prensip edinmesidir. Bu zihniyete sahip bazı özel sektör iş çevreleri dünya ile mukayese edildiğinde verimlikten uzak oldukları için sadece kasalarını doldurmayı hedefledikleri için ülkemizin dış borcunun sürekli arttığı tüm kamuoyunun bilgisi dahilindedir.

Hayvansal gıda maddelerinin üretim ve tüketim potansiyeli ülkelerde hayat standardının bir öl çüsü sayıldığı düşünülürse güçlü endüstri ve tarım sektörlerine sahip ülkelerin üretim politikalarında hayvansal gıda maddeleri üretimine öncelik tanımalarının nedeni daha iyi anlaşılır. Bir ülkede yaşama standardı kalitatif beslenme temelinde yükselir. Kalitatif beslenmeyi gerçekleştiren biyojen nitelikte gı da faktörleri üretimi optimal bir düzeye çıkarılamadığı sürece bir ülkede yaşama standardını yükselt mek mümkün olmaz. Hayvansal gıda maddeleri kişilerde kalitatif beslenmenin temel taşlarını verirler. Hayvansal gıda maddeleri vücudun mimari ve estetik motifini, beynin yaratıcı gücünü sağlamakla kal mazlar ayni zamanda enerji ihtiyacının karşılanmasında da büyük rol oynarlar. Hayvansal gıda madde lerinin elde edilmesi dolaylı bir üretim sistemine dayanır.Bu sistem yem ve hayvan olmak üzere iki hal kadan oluşmuştur. Bu üretim sisteminde yem, hayvan kanalından geçerken özellikle protein ve kalori (primer kalori) bölümlerinde önemli yoğunluklarda bir yitik meydana gelir.Örneğin;yemlerdeki primer kalorinin 1/7 si hayvansal gıda kalorisi (prodüktif kalori) halinde değerlendirilir.Bu bakımdan bir ülke nin,hayvansal gıda maddeleri üretimin de bu yüksek yitiği göze alma derecesi bu ülkede ulusal gelir dü zeyi ile tarımsal potansiyele göre değişir (10). Bugün tarımda gelişmiş AB’ği ülkelerine baktığımızda ta rım’ın % 30’unu bitkisel,% 70’ni hayvansal üretim oluşturur. Böyle bir yapılanmanın temelinde; tarımın misyonunun bitkisel ve hayvansal gıda üretmek olması, yukarıda belirtmiş olduğum gibi hayvansal gıdanın bir insanın sağlıklı sürdürülebilir bir yaşamı için vaz geçilemez, önemli bir gıda maddesi olması nedeniyle bitkisel gıda üretimine nazaran hayvansal gıda üretimine daha fazla ihtiyaç duyulması nedeni yatmaktadır.

Gothe; << Rakam ve sayılar dünyayı yönetmezler, fakat bunlar dünyanın nasıl yönetileceğinin anlaşılmasına yardım ederler >> (10).İşte bu önemli sözden yola çıkarak ülkemizin hayvancılık sek- törünün ve hayvansal gıda üretim sorunlarını yeri geldikçe bazı istatistik rakamlarla açıklamaya çalışa cağım, özellikle ülkemizde uzun yıllardır üretim kargaşası ve sorunu yaşanan gıda maddesi hayvansal gıda maddeleridir. Ülkemizin hayvancılık sektörü ve hayvansal gıda maddeleri ile ilgili bugün güncel olan herhangi bir istatistik’i  rakam veya bilgi yarın başka bir rakama veya bilgiye yerini bırakmaktadır. Hayvansal gıda maddeleri içinde kırmızı et, süt ve süt ürünleri çok önemli bir yere sahiptir. Hayvansal gıda maddelerinin üretimi demek, tarım konseptini oluşturan bileşenlerden hayvancılık sektörü demek tir. Tarım,bilimsel olarak hepimizin bildiği üzere bitkisel ve hayvansal üretim faaliyetlerinin birlikte oluşturduğu bütünsel bir kavramdır. Hiçbir zaman biri diğerine üstün kılınamaz, şayet kılınırsa araların da ki denge bozulur ve bunun sonucunda tarım kavramı ortadan kalkar (18). Ülkemizde özellikle çok partili döneme geçildiği tarihten bugüne kadar yaşananlar TARIM kavramının devleti yöneten siyasi iktidarların belli çevrelerle birlikte iyiçe suistimal edilerek kullanılan bir kavram haline gelmiştir. Türk halkı  bu kavram suistimalinin bedelini bugüne kadar gizli açlıkla ödedi, bundan sonrada ödemeğe devam edeceği anlaşılmaktadır. Çünkü toplumumuzun sağlıklı sürdürülebilir bir yaşamı için gerekli hayvansal gıda ihtiyacı nüfus artışıyla orantılı bir şekilde artmamakta, artmamasına rağmen gelir dağılı- mı dengesizliğinin yarattığı satın almada ki kısıtlama mevcut hayvansal gıda üretiminin toplumumuzun ihtiyacını sanki karşılıyor intiba’nı vermektedir.

Cumhuriyet döneminden bugüne kadar geçen sürece baktığımızda, üzere bitkisel ve hayvansal üretim arasında birbirini tamamlayacak şekilde olması gereken dengenin varlığından bahsetmek çok zor. Çünkü cumhuriyetle birlikte tarım üzerinde önemle durulmuş ve bütünsel bir politika oluşturularak adeta bir üretim seferberliğine gidilmiştir. 1924 Yılında çıkarılan “Teşviki Sanayi Kanunu” ile tarıma dayalı sanayileşme için önemli adımlar atılmıştır. Bu yasaya rağmen özel sektör tarafından tarıma ( Bitkisel ve Hayvansal Üretim ) dayalı sanayi yatırımları gerçekleştirilememiştir. Bunun üzerine devlet harekete geçerek tarımı oluşturan bitkisel ve hayvansal üretim bileşenini içine alan, bu üretim dallarının önemli alt dalların da kapsayarak entegre olabilecek şekilde ve ayni zamanda üreticinin dolaylı bir şekilde desteklenmesini sağlayan, Şeker Fabrikaları, E.B.K, Yem ve Süt Sanayi v.s olmak çok sayıda       tarıma dayalı sanayi yatırımı gerçekleştirmiştir (19). Fakat 1946 yılından itibaren siyasette çok partili siste me geçişle birlikte bu bütünsellikten yavaş yavaş sapılarak sistemli bir şekilde bitkisel üretim ön plana çıkarılarak hayvancılık sektörü ihmal edilmiş, bitkisel üretim bilinçli bir şekilde tarım olarak yıllarca lanse edilmiş, bitkisel üretim üzerinden tarım politikaları oluşturularak zamanın Tarım Bakan-lığında teknik eleman istihdamı bu yönde gerçekleştirilerek , hayvansal üretim sürekli devlet eliyle sistemli bir şekilde ihmal edilmiş, bir et sanayi oluşturulamamıştır. Bunun sonucunda bugünde olduğu gibi tarımsal üretimde çok önemli rolü olan ziraat mühendisliği ve veteriner hekimliği meslekleri arasında üretimi aksatacak şekilde kavram kargaşası ve bu kavram kargaşası paralelinde hizipleşme yaratılmıştır. Bu kargaşa ve hizipleşme sonucunda bu iki meslek üretimi arttırmak için uyum içinde çalışıp iş birliği yapmaları gerekirken aksine düşman kardeşler haline getirilmiştir. Durum böyle olunca toplumun ihtiyacını karşılayacak şekilde hayvansal üretimin gerçekleştirilebilmesi için   “ Hayvancılık Bakanlığı” kurulması bile zaman zaman gündeme gelmiştir (20). Fakat hep göstermelik olmuş, fotoğrafın arkasında ki gerçekler görülmek istenmemiş. Bu gerçek; her iktidara gelen siyasi iktidar, iktidara gelirken kendilerine destekte bulunan siyasi yandaşına hazineye kayıtlı olan mer’aları çeşitli şekillerde amaç dışı kullanmak ( bunun için tapuda ki arazilerin geldi kayıtlarına bakmak yeterli ) üzere talan etmesi için göz yumması olmuş ve bunun sonucunda Cumhuriyetin ilk yıllarında 1934 yılında 40,9 milyon hektar olan genel araziye nazaran % 52,9 oranında bulunan mer’a arazisi, 1980’de 21,1 milyon hektara ve % 27,03 oranına düşmüş (12) bugün ise 12.01.2014 tarihi itibariyle ulaştığımız bakanlık web sayfasından ele ettiğimiz mevcut mer’a miktarı coğrafi bölgeler itibariyle çizlge-4’de görülmektedir. Bugün genel araziye oranının çok komik duruma düştüğü mevcut mer’a alanlarımızın yıllar itibariyle iktidara gelen çeşitli siyasi partilerin uyguladıkları yanlış tarım politikalarıyla adeta atadıkları bakanlar eliyle sistematik bir şekilde yok edildiği anlaşılmaktadır.  Bir siyasi iktidar tüm itirazlara ve hukuki kararlara rağmen Atatürk Orman Çiftliğine “ Kaçak Saray “ inşa edecek kadar işi ileriye götürüp arazi talanına göz yumuyor ise bu siyasi iktidarın TV’de tarım alanların korunmasına yönelik kamu spotlarının ne anlamı var ?, yine tarım ve hayvancılık politikalarından medet beklemek ne derece doğrudur ?, tamamen abestle iştigaldir. Mer’alar yok ediliyor, hayvanlar ahıra kapatılarak yerini yüksek maliyetle hayvancılık işletme tesislerinde yapılmakta olan hayvancılık faaliyetiyle halkımızın et ve süt ihtiyacı karşılanmaya çalışılırken, yine bitkisel üretim için büyük öneme sahip verimli tarlalar çeşitli şekillerde amaç dışı kullanılarak yok edilip, yerini topraksız tarım denilen ucube aldatmaca tarımsal üretime bırakarak halkımızın sebze ve meyve ihtiyacının karşılanmaya çalışılması akıl alacak bir şey değildir. Bu yıl Ocak ayında Antalya Ticaret Odası ile Antalya İli Damızlık Koyun Yetiştiricileri Birliği ile ortaklaşan düzenlenen “ Batı Akdeniz Küçükbaş Hayvancılık Çalıştayı “ nda hazırlanan rapora göre; mer’a alanlarında bulunan mermer yataklarının işlenmesi için verilen çalışma izni sonunda mer’aların ve yer altında ki su kaynaklarının tahrip edildiği,bunun sonucunda ciddi bir doğa tahribatı yaşandığı dile getirilerek son çıkarılan büyük şehir yasası nedeniyle köylerin mahalle haline getirildiği için birçok ilimizde köyleri ortadan kalkmış km öte yer alan mahalleler oluşmuş, bu yeni oluşum sonucunda eskiden köyde olup da mahalle konumuna geçen yeni yerleşim alanlarında ki  hayvan yetiştiricisi hem hayvanını beslemekte, hem de yapılan asılsız şikayetler nedeniyle hayvanını barındırmakta zorluk çektiğini, bu nedenle  “ Büyükşehir Yasası “ nda değişiklik yapılmaması halinde Türkiye’de küçükbaş hayvancılık ve tarımsal üretimin yok olacağı, bunun sonucunda vatandaşın haliy-le eti daha pahalı almak zorunda kalacağı belirtilmektedir (21,22).

 

Çizelge-4: TÜRKİYE’de Mer’a Alanlarının Yıllara Göre Değişimi  (23)
BÖLGELER 1970

Köy Hizmetleri

1991

Tarım Sayımı

2001

TUİK SAYIMI

1998-2012 Kuru Ot Verimi (Kg/ha)
Alanı (ha) %​ Alanı (ha) % Alan (ha) % Alanı (ha) %
EGE 1.027.900 1,32 615.900 0,79 802.879 1,03 356.766 0,46 ​600
MARMARA 463.600 0,59 564.100 0,72 552.662 0,71 274.391 0,35 600
AKDENİZ 1.002.400 1,29 434.300 0,56 659.334 0,85 515.894 0,66 500
İÇ ANADOLU 5.884.200 7,54 3.890.300 4,99 4.570.182 5,86 3.371.816 4,32 450
KARADENİZ 1.993.100 2,56 1.556.000 1,99 1.533.605 1,97 1.062.285 1,36 1.000
DOĞU ANADOLU 9.162.100 11,75 4.573.400 5,86 5.485.449 7,03 3.373.499 4,32 900
GÜNEYDOĞU ANADOLU 2.165.100 2,78 743.600 0,95 1.012.576 1,30 530.885 0,68 450
TOPLAM 21.698.400   12.377.600   14.616.687   9.485.536  
Not: Hesaplamada Türkiye yüz ölçümü 78.000.000 hektar olarak alınmıştır.

 

Yine SETBİR eski başkanlarından merhum Doğan Vardarlı, 1996 yılında hazırladığı “Türkiye’ nin tarım ve Hayvancılık Raporu  < Sorunlar ve Çözüm Önerileri>” nda ;” kimi çevrelerce, tarımın yalnız ca bitkisel üretim olduğu, hayvancılığın tarım dışında bağımsız  bir sektör niteliği taşıdığı görüşü yay gındır. Kimi zaman bu görüş nedeniyle bitkisel üretim olarak algılanan tarım ile hayvancılık birbirine rakip olarak bile görülmektedir.Halbuki bu iki sektör,bir birinin tamamlayıcısıdır ve bir bütündür. Dünyanın hiçbir ülkesinde Tarım ve Hayvancılık,Türkiye’de olduğu gibi birbirinden ayrı tutulmamış tır.” (24) şeklinde ifade etmiştir. Yine merhum Doğan Vardarlı bu raporunun devamında sanki bugünleri görürcesine bahse konu bu raporunda “ Türk tarım ve hayvancılığının maliyeti gittikçe yükselen, ekonomik olmayan,< siyasi çıkar > kaynaklı bir dizi sorunlarla boğuşması nedeniyle, güç kaybetmesi kaçınılmaz olacaktır. Tarım sektörünün geleceğini yeni ekonomik şartlarda değerlendirmek ve yapısal dönüşüm için hazırlık yapmak ulusal bir görev olmaktadır ” (24) şeklinde açıklamalarda bulunarak çok önemli uyarı da bulunmuştu. Aradan geçen on yedi sene sonra bugün hayvancılık sektöründe yaşananlar merhum Doğan Vardarlı ‘ yı haklı çıkarmış ve çıkarmaktadır. Türkiye’nin çok genç bir nüfus yapısına sahip olması, son yıllarda beklenmedik nüfus artışı ( doğum, turizm, mülteci göçleri ) yaşaması nedeniyle nüfus artışına paralel olarak hayvansal gıdalar içinde önemli bir yere sahip kırmızı et ve süt üretimi ,toplumun; yeterli,dengeli ve sağlıklı beslenmesini sağlayacak şekilde bugüne kadar gerçekleştirilememiş ve halâda gerçekleştiri-lememektedir. Bu tutarsızlık unutmamak gerekir ki hayvansal gıda maddeleri açığımızın sürüp gitmesi ve gittikçe genişlemesi toplumumuzun ve gelecek kuşakların mutluluğunu,huzurunu ve halk sağlığını tehdit eder niteliktedir. Bundan 2000 yıl önce yaşamış Seneca’nın açlık sorunlarıyla ilgili söylediği “ Aç bir ulus ne akıl, ne adalet, ne de Tanrı dinler ” (10) sözleri çok çarpıcı dır. Seneca’nın 2000 yıl önce söyledikleri bugün toplumumuzda hayvansal gıdadan kaynaklanan beslenme ve sosyal sorunlarla tamamen örtüşmektedir.

Hayvan yetiştiriciliği çok ağır uğraş, bilgi, beceri, sabır ve yılın 365 günü doğa ile mücadele ge rektiren bir faaliyet alanıdır. Böyle bir faaliyeti gerçekleştirebilmeniz için çok büyük fedakarlıkta bulunmanız gerekmektedir. Bundan dolayıdır ki herkes hayvan yetiştiriciliği yapamaz. Ülkemizde sanayiciye gösterilen ilgi ve destek hayvan yetiştiricilerine gösterilmemektedir. Bu nedenle hayvan yetiştiricileri uzun yıllar emeklerinin karşılığını alamadılar, zaman zaman iyileştirmeler oldu ise de bu iyileştirmeler kalıcı ve sürdürülebilir olmamış ve olmamaktadır. Bu sonucunda hayvancılık faaliyet- lerinde daima inişli çıkışlı bir tablo hakim olmuş ve olmaktadır. Hayvansal üretimde sonuç alınabilmesi için daima istikrarlı ulusal, milli bir politikaya ihtiyaç vardır. İstikrarlı, sürdürülebilir bir politikanız yok ise üretim gerçekleştirmeniz çok zor, aksamalar kaçınılmazdır. Geçtiğimiz yıllarda ülkemizin gündemine oturan,insanımızın beslenmesini ve halk sağlığını yakından ilgilendiren kaçak “At ve Eşek Kesimi ve Etlerinin Piyasaya Sürüldüğüne ilişkin” haberlerin ulusal görsel ve yazılı medyada yer alması üzerine,yine bir anda et üre timi ve fiyatlarının masaya yatırılması süreci ile birlikte “At eşek eti yemeyelim diye ithalata izin çıkıyor” başlıklı haberlerin yazılı ve görsel medyada yer almasıyla başla yan ve daha sonra bazı çevrelerce desteklenen “et ve canlı hayvan ithalatı” bir anda ülkemiz gündemine oturmuştur. Daha önceki yıllarda da bazı turistik otellerde avlanan domuz etlerinin yemek-lerde kullanılmasıyla et tüketimi ve hayvancılık konuları yine ülkemiz gündemine oturmuştu. Fakat görünen odur ki, arz ile talep arasında bir denge oluşturacak şekilde hayvancılıkla ilgili kalıcı ve tutarlı politikalar oluşturuluncaya kadar zaman zaman et tüketimi ve hayvancılık konuları görsel ve yazılı medyada önümüzdeki günlerde, aylarda hatta yıllarda yerini alacağını ortaya koymaktadır. Çünkü henüz arz ile talep arasında denge oluşturulacak şekilde sağlam bir politika oluşturulamadığı gibi toplumun tüm kesimlerinin eşit şekilde et ve süt ihtiyaçlarını karşılayacak ve temin edebilecekleri şekilde bir üretim gerçekleştirilemediği için spekülatörlerin daima bu fırsatı değerlendirecekleri bir ortam mevcuttur. Hayvancılık faaliyetinin, et ve süt tüketiminin bu kadar hassas dengeler üzerine oturmasının nedeni, insanların günlük beslenmesinde çok önemli bir yere sahip olması nedeniyle gıda sanayi ve yemek sanayi başta olmak üzere toplumumuzun tümünü, çok geniş katmanlarını etkiledi-ğinden çok geniş sosyo-ekonomik boyutu bulunmaktadır. O nedenle hayvancılık, et ve süt üretimi ve tüketimi ülkemiz açısından çok stratejik bir konuma gelmiş bulunmaktadır (20). Evet, son onüç yılda görev yapan siyasi iktidar tarafından yönettiği Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından geçmişe göre kat kat fazla hayvancılık faaliyetleri için kaynak ayrıldı,bunun sonucunda elimize 2015 Nisan ayı itibariyle ulaşan verilere baktığımızda; Türkiye’de son on yılda büyük baş hayvan sayısı % 40, küçükbaş hayvan sayısı % 30, kırmızı et üretimi 2004 yılında 446 bin 965 ton iken, 1 milyon 8 bin 526 tona yükseldi. 2014 yılında sığır eti üretimi 882, koyun eti 99 bin tona, keçi eti 526 ton üretildi (25)  fakat mevcut şartlar bu üretimin yeterli olmadığını ortaya koyduğu gibi mevcut kaynakların üretimin verimliliği açısından yerinde, düzgün kullanılamadığı, oluşturulan sistemde sorunlar olması nedeniyle hayvan yetiştiricisi bir Amerikalı ve Avrupalı yetiştirici gibi emeğinin karşılığını alamamış ve alamamaktadır. Ayni şekilde tüketicide bir Amerikalı veya Avrupalı tüketici gibi et ve süt tüketemediği gibi bir Amerikalı ye Avrupalı tüketiciye nazaran kaliteli hayvansal ürün tüketememiş ve tüketeme-mektedir. Ülkemizde kırmızı et tüketimi ve üretimi yeterli olmadığı için açık kanatlı etiyle karşılan-maktadır.Nitekim üretim verilerine baktığımızda geçmişe göre  % 116 artmıştır (25). Bunun sonucunda çocuklarımız yeterli kırmızı et tüketemediği için aileler tarafından hayvansal protein açığı kanatlı etiyle karşılanmaya çalışılınca kanatlı eti tüketiminden kaynaklanan Zn ( Çinko ) eksikliğine bağlı gelişim bozukluğu yaşanmaktadır (26).

Tüm bu yaşanan acı tecrübeye rağmen ithalat lobisi her zaman olduğu gibi yeni hükümet kuru-lur kurulmaz göreve gelecek yeni Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanı’nı çeşitli gerekçeler göstererek kamuoyu üzerinden medyayı kullanarak etkileyebilmek için ithalat çığırtkanlığı yapmağa başlaya-caktır. Bir vatandaş olarak ödediğim verginin iş adamı kılığında ortaya çıkan, canlı hayvan ve et ithalatı çığırtkanlığı yapanlara canlı hayvan ve et ithalatı için kullanılmasına karşıyım. Tüm kamuoyu , yetiş-tiriciler ve meslek örgütleri artık bu ithalat çığırtkanlığı yapanlara ve yapacak olanlara karşı mücadele etmeğe çağırıyorum. Artık bizim ödediğimiz vergilerin yabancı ülkelerin çiftçilerini ve ithalatçıları ihya etmek için kullanılmasını istemiyoruz, bilakis ödediğimiz vergiler kırsal alanda yaşam ve üretim mücadelesi veren cefakar ve vefakar yetiştiricilerimize, çiftçilerimize harcanmasını istiyoruz. Ülkemiz-de sanayiciye sağlanan tolerans ve olanakları artık hayvan yetiştiricisine tüketici konumunda ki halkımıza da sağlanmalı. Geçen yıl 18 milyon 498 bin 630 tona ulaşan süt üretimimizin 16 milyon 867 bin 419 tonu sığırdan üretilmiş olmasına (25) ve son çiğ süt taban fiyatı 1.-TL’nin üzerinde olmakla birlikte süt sanayicisi ortalama 1.-TL’ye satın aldığı çiğ süt’ü, ısıtıp, şişelediği cam veya kağıt ambalajlı pastörize süt bazı market/marketler tarafından 2,25 – TL satılırken bazı market/marketler tarafından 3,99-TL  ve hatta bazı market/marketlerde 2,50-TL satılan 1 litre pastörize süt’ün 3,25-TL arasında bazı market/marketlerde raf fiyatıyla satılması bir tüketici olarak kabul edilebilir bir durum olmadığını düşünüyorum. Haksız kazanç elde edenler hakkında gereği yapılmalıdır Yine Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, UHT süt yerine insanlarımızın hayvandan sağılan doğal çiğ süt’e en yakın süt günlük pastörize şişe süt’ü olması nedeniyle güvenli ambalaj olan cam şişede günlük pastörize süt üretimini teşvik etmelidir. Bugün A.B.D’de dört galon  ( her galon 3,7 Litre olup 4 x 3,7 = 14,8 litre ) pastörize süt promosyonlu olarak 11.-USD ( $ )’dan promosyonsuz olarak 12.-USD ($)’dan satılmaktadır. Artık ülkemizin hayvan yetiştiricisi de bir Amerikalı hayvan yetiştiricisi/çiftçisi gibi kazanmalı, bir Amerikalı tüketici gibi halkımız ucuz pastörize süt tüketmelidir. Bunun sağlanması için Gıda,tarım ve Hayvancılık Bakanlığımıza büyük görevler düşmektedir. Bu görev, bazı çevrelerce sık sık askeri anayasa deyip, siviller tarafından hazırlanmadığı dile getirilerek eleştirilen 1982 Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ nın, Üçüncü Bölüm; Sosyal Haklar ve Ödevler, III.Kamu Yararı kısmı; C -Tarım, hayvancılık ve  bu üretim dallarında çalışanların korunması, Madde-45: “ Devlet, tarım arazileri ile çayır ve mer’aların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi arttırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçle rinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştı-rır. Devlet, bitkisel ve hayvansal ürünlerin değerlendirilmesi ve gerçek değerlerini üreticinin eline geçmesi için gereken tedbirleri alır “ (27) maddesiyle verilmiştir.

Evet yapılan yoğun eleştiriler sonucunda çiğ süt taban alım fiyatı yükseltilmiş olmakla birlikte yetiştiricimizin sürdürülebilir bir hayvancılık ve üretim yapabilmesi ve tüketicilerin ucuz ve sağlıklı süt içebilmesi ve süt ürünleri, et ve et ürünleri tüketebilmesi için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız yukarıda ilgili anayasa maddesinde de görüldüğü üzere girdi maliyetlerinin aşağı çekilebilmesi için acilen gerekli tedbirleri alarak uygulamaya koymalı, hayvansal üretimi mevcut nüfusumuzun talepleri doğrultusunda ve önümüzdeki yıllarda Sayın Başbakan’ın her çift için üç çocuk önerisi doğrultusunda nüfus artışını dikkate alarak hayvancılıkta ciddi bir üretim planlaması yaparak üretim seferberliğine gitmelidir. Saray Çiftliği Genel Müdürü Sayın Nadir Yürüktümen’in “ Türkiye’de doğan hayvanlar, talebi karşılamıyor. İthalat yapılmalı ancak kesimlik hayvan getirmek yerine 200-250 kilogramlık canlı hayvan getirilip burada beslendikten sonra kesilmeli. “ şeklinde ki eleştiri ve taleplere fırsat tanın-mamalı. Çünkü ithalat yerli yetiştiriciye ve üretime maddi zarar verdiği gibi ne kadar tedbir alınırsa alınsın canlı hayvan ve et ithalatıyla muhakkak dünyanın bir yerinden diğer bir yerine zoonotik ve zoonotik olmayan hayvan hastalıkları taşınabilmektedir (28). Örneğin;1966-1967 yılları arasında Arjantin’den İngiletere’ye yapılan koyun eti ihracatı sırasında Arjantin’den İngiltere’ye Şap (FMD) hastalığı,yine 2001 yılında İngiltere’de patlak veren  Şap (FMD) hastalığı ülke içinde ki et ve et  ürünleriyle tüm ülkeye yayılmıştır (29). Nitekim O.I.E [ Office International des Epizooties ( Uluslararası Dünya Bulaşıcı Hayvan Hastalıkları Örgütü < U.D.B.H.H.Ö > ) ]  ‘nin uzmanlarından Dr.Gideon Bruckner’in A.B.D’ nin Pretoria Üniversitesi’nde düzenlenen bir konferansta 4 Eylül 2008 tarihinde yaptığı “ New Challenge for the Veterinary Profession in Global Animal Disease Control  and Trade in Animals and Animal Product ” isimli yaptığı konuşmasında sunduğu çizelge-1’de yer alan verisinde hastalıkların yayılmasında önemli role sahip; “ Uluslar arası Ticaret ve Seyahat ” ile  “Tarım ve Ticarette ki Küreselleşme ” ye dikkat çekerek canlı hayvan ve et ticareti ile “ Emerging, Re – Emerging Zoonotik ve Zoonotik olmayan bulaşıcı insan ve hayvan hastalıkları ” nın dünyanın bir yerinden diğer bir yerine rahatlıkla taşınabildiğini üzerine basa basa vurgulamıştır (30). Dışarıdan bir hastalığın ithalatla ülkemize taşınması ülkemizin mali kaynaklarının yok yere heba olması demektir. Yine  Örneğin: Hayvancılığın yapılanmasında önemli bir yere sahip olan ve zamanın Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) tarafından 1980’li yıllardan itibaren AET ülkele-rinde  uygulamaya konulan 1208/81, 2930/81, 563/82, 1186/ 90 ve 344/91 (AET) Konsey Tüzükleri ile 83/471(AET) Komisyon Kararı henüz ülkemizde uygu lamaya konulmamıştır/ konulamamıştır.Acaba Saray Çiftliği Genel Müdürü Sayın Nadir Yürüktümen ve diğerleri özel sektör olarak bu tüzüklerin uygulanması için niçin çaba göstermezler ?. Halbuki bu tüzük ve kararlar uygulamaya konulmadığı için ülkemizde besicilikte gerçek anlamda karkas standardı oluşturacak şekilde bir destekleme politikası söz konusu değildir. Karkas standardı uygulaması yürürlüğe konulmadığı için kesimlerde karkas standardı bulunmamaktadır( Bazı özel firmaların kendisine has uygulamaları hariç ). Sübvansiyonlar bu standardı oturtacak şekilde yapılmamaktadır. Sübvansiyonlar hayvan başına verildiği için karkas standardını oluşturan ile oluşturmayan arasında hiçbir fark bulunmamaktadır. Bunun sonucunda sığır-cılıkta hayvan başına verimde sağlanan artış olmasına rağmen bu artış sayıca azalmayı karşıla-yacak düzeyde olmamıştır ve olmamaktadır. Aksi taktirde mevcut hayvancılık politikalarıyla hayvan sayı-mızın ve hayvansal ürünlerin artması asla mümkün olmadığı için canlı hayvan ve et ithalatı için atmaca gibi kenarda bekleyenlere fırsat verilmiş olur.

Dünyanın şu anda ki nüfusu bundan elli yıl öncesine göre daha fazla hayvansal gıda ve bitkisel gıda tükettiği gibi dünyanın her tarafından hayvansal gıda ve bitkisel gıdaya olan talep artmaktadır (31). Örneğin: Çin gittikçe satın alma gücü artması nedeniyle hayvansal gıdaya her geçen gün talebi artmaktadır. Bugün dünyada çiftlik hayvanı ve çiftlik hayvanı ürünlerine ilişkin ticaret, küresel tarımsal ticaretin 1/6’sını oluşturmakta, söz konusu ticaret esas olarak gelişmekte olan ülkelerde artan insan nüfusu, ekonomik durum ve tüketici tercihleri doğrultusunda oluşan talebe bağlı olarak şekillen-mektedir (31). Günümüzde dünyanın sadece % 10’luk bölümünün tarımsal üretim için ayrıldığını ve kullanılabildiğini (32) dikkate aldığımızda, elde ki dünya verileri önümüzde ki yıllarda dünya nüfu-sunda ki artışlara bağlı olarak bugünkü gıdaya olan talebin daha da katlanarak artacağını ortaya koymakta ve  bugün bazılarının kolayına geldiği şekilde en büyük silahları olan ithalatla da olsa canlı hayvan ve et ithalatı ile halkımızın et ihtiyacını karşılamanın mümkün olmayacağı, olsa bile çok az miktarda bazı ülkelerin ihtiyaç fazlası ürünlerini temin edilerek karşılamanın mümkün olacağı apaçık ortadadır. O nedenle şimdiden harekete geçerek kendi kaynaklarımızı en verimli bir şekilde kullanarak dışa bağımlı olmayacak şekilde üretime yönelmek zorundayız.

Sonuç olarak;özellikle 1980 sonrasında tarımda hemen her dönemde ithalat sopası terbiye edici bir politika olarak uygulandı ve bugünde uygulanmaya devam ediliyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye, tarımsal hasıla bakımından Avrupa’nın lideri, dünyanın ise 7.ülkesi konumunda olmasına rağmen tarımın yapısal sorunları, girdi maliyetleri gibi bir çok sorun göz ardı ediliyor. Bu sorunlar giderilmediği için yıllardır ekonomiyi döviz-faiz-borsa üçgeninde tartışanlar tarımda ki kronik sorunlara bağlı gıda fiyatlarındaki artmaya bağlı enflasyon körüklendiği fark edilince herkes çok şaşırdı. En büyük hata tarım ve gıda sektörün-deki sorunların fiyat odaklı olarak ele alınması olmuştur (33). Bunun sonucunda canlı hayvan ve et ithalatı, ithal ettiğimiz ülkenin yetiştiricisini kalkındırmaktan, ithalat yaparak kolay kazanç peşinde koşanların kasasını, cebini doldurmaktan başka bir işe yaramadığı gibi bugün gittikçe globalleşen “ Emerging, Re – Emerging Zoonotik ve Zoonotik olmayan bulaşıcı insan ve hayvan hastalıkları” n ülkemize taşınması ile hayvan ve insan sağlığımızın tehlikeye girmesi daima olası olduğu için halk sağlığı açısından büyük risktir. Yine bu hastalıkların ülkemize taşınması halinde gerek insan, gerek ise hayvan sağlığı açısından yapılacak mücadeleler sonucunda büyük bir mali yük getirmesi kaçınılmaz olacaktır. Bir diğer husus; dünya kanatlı sektöründe gittikçe yayılan ülkemizde de ciddi boyutlarda ortaya çıkan Kuş Gribi salgını ülkemiz tavukçuluk sektörüne büyük bir darbe vurmuştur. 25 Mayıs 2015 tarihi itibariyle 100 binin üzerinde hayvan itlaf edilmiş,maddi zararın 210 milyon TL’yi aştığı belirtilmektedir (34). Gerek Kuş Gribiyle ilgili,gerek kırmızı et üretimiyle ilgili radikal tedbirler alınmadığı taktirde Türkiye önümüzdeki aylarda ve yıllarda et ihtiyacını karşılayamama gibi ciddi bir sorunla karşılaşabilir. Tüm bun-ların sonucunda eti pahalı yemeğe, süt’ü pahalı içmeğe devam etmek zorunda kalmamak için tek çare ve çözüm ülke kaynaklarını en iyi şekilde değerlendirerek üretmektir. Canlı hayvan ve et ithalatı ne pahasına olursa olsun uygulamaya konulmamalı, bunun yerine yurt içi üretimin geliştirilmesi için tüm kaynakları seferber edilerek gerekli tedbirler alınmalıdır. Bunun için Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ülke insanının sağlıklı ve ucuz bir şekilde beslenmesi için  yeni tarım politikası stratejileri belirlemesi gerekmektedir. Bu nedenle kurulacak yeni hükümet-te görev alacak yeni Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımıza büyük görev ve sorumluluklar düş-mektedir.

 

Kaynaklar:

  1. TOPAL,R.Ş.(2010) Tarım Sektörünün Topluma Karşı Sorumlulukları. Trakya Üniversitesi   Sosyal Bilimler Dergisi, Haziran 2010, Cilt:12, Sayı 1 ( 1-31) – EDİRNE
  2. WIERUP, M ( 2008) Animal Health and Food Safety in the IAASTD
  3. KAZGAN,G ( 1976 ) Tarım ve Gelişme, 2.inci Baskı, İ.Ü.İktisat Fakültesi-İSTANBUL
  4. HARÜTSGAM (2015) Tarımda Çalışanların Sağlık Sorunları ve Risk Altındaki Gruplar.Üreme Sağlığı Sorunlarına Bütüncül Yaklaşım.Mezuniyet Öncesi Eğitim Modulü. Harran Üniversitesi Tarımda İş Sağlığı ve Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yayını – ŞANLIURFA
  5. MERMUT, A, R. (2015) Gıda Üretimi ve Güvenliği. 16 – 17 Nisan 2015  Tarımda İş Sağlığı ve Güvenliği Çalıştayı – ŞANLIURFA
  6. MERMUT, A, R. (2015) Gıda Üretimi ve Güvenliği sunumu notları. 16 – 17 Nisan 2015  Tarımda İş Sağlığı ve Güvenliği Çalıştayı – ŞANLIURFA
  7. PARLAK, T.( 2010) Çeviri: Strateji.2.Baskı, İş Bankası Kültür Yayınları – İSTANBUL
  8. YAVUZ,Y. (2013) 19.06.2013 Tarihli, “ Redhack yine bombayı patlattı. ETHEM SANCAK HANGİ BAKANA AŞIK “ başlıklı haber. http://www.odatv.com/n.php?n=ethem-sancak-hangi-bakana-asik-1906131200
  9. KUYULULU,K,Ç,Y.(2007) Türkiye’de Süt Üretimi ve Kalite.10-11 Eylül 2007, Antibiyotik Kullanım Stratejileri ve Kalıntıları Sempozyumu.Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Bornova-İZMİR
  10. DİLMEN,S. ( 1968 ) Türk Toplumunda Beslenme Standardında Veteriner Hekimliğimizin aksiyonu. Türk Veteriner Hekimler Derneği Dergisi, Ocak 1968, Vol:38, Sayı:1 – ANKARA
  11. YALÇIN,B,C. ( 1981 ) Genel Zootekni.İ.Ü.Veteriner Fakültesi Yayınları,Rektörlük No: 2769, Dekanlık No:1-İSTANBUL
  12. AÇIL,A, F. ,DEMİRCİ,R.(1984) Tarım Ekonomisi Dersleri. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Yayınları:880,Ders Kitabı:245 – ANKARA
  13. 4342 Sayılı Mer’a Kanunu ( 1998 ) 28 Şubat 1998 Tarih ve 23272 sayılı Resmi Gazete – ANKARA
  14. YILDIRIM,A.E ( 2010 ) Telefonlar çalıştı,çiğ süt fiyatı düşürüldü.. http://www.tarimdun yasi.net/?p= 904#more-904
  15. EKBER, A. ( 2012 ) Canlı hayvan ve et ithalatı fiilen durduruldu. 28.12.2012 tarihli makalesi.    http://www.tarimdunyasi.net/?p=3030#more-3030
  16. Ucuz Et Tehdit Altında. 27 Temmuz 2013 tarihli Habertürk Gazetesi Ekonomi. http://ekono mi.haberturk.com/para/haber/ 864016-ucuz-et-tehdit-altinda
  17. YAVUZ,Y. (2013) 19.06.2013 Tarihli, “ Redhack yine bombayı patlattı. ETHEM SANCAK HANGİ BAKANA AŞIK “ başlıklı haber. http://www.odatv.com/n.php?n=ethem-sancak-hangi-bakana-asik-1906131200
  18. YALÇIN,B,C. ( 1981 ) Genel Zootekni.İ.Ü.Veteriner Fakültesi Yayınları,Rektörlük No: 2769, Dekanlık No:1-İSTANBUL
  19. ÇADIRCI,E.(1993) Kırsal Kesim Sanayileri ve Finansmanı,6-8 Nisan 1993 Kırsal Sanayi Sempozyumu-ANKARA
  20. SERPEN, A. (2010) Bitmeyen Oyun: Hayvan ve Et İthalatı. İnfovet Dergisi, Yıl: Haziarn 2010, Sayı: 78 – İSTANBUL
  21. OKUR,C. (2015) Büyük şehir yasası değişmezse etin fiyatı daha da artacak. http://www.dunya. com/guncel/buyuksehir-yasasi-degismezse-etin-fiyati-daha-da-artacak-264374h.htm
  22. ŞİRİN, Ç.(2015) Seçimi tahmin eden mahalleler. http://www.birgun.net/haber-detay/secimi-tahmin-eden-mahalleler-82340.html
  23. Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı. Mer’a alanlarının yıllar itibariyle değişimi. http://www.tarim.gov.tr/Sayfalar///IceriklerDetay.aspx?rid=700&NodeValue=137&KonuId=133&ListName=Icerikler, 12.01.2014 tarihi itibariyle internet giriş bilgisi
  24. SETBİR (1996) Türkiye’nin Tarım ve Hayvancılık Raporu,Sorunlar ve Çözüm Önerileri ( Mayıs,1996 ). SETBİR Yayını  – İSTANBUL
  25. Anadolu Ajansı (2015) Hayvancılıkta büyüme hız kazandı. 11 Nisan 2015 tarihli internet haberi : http://www.aa.com.tr/tr/u/492349–hayvancilikta-buyume-hiz-kazandi
  26. TANELİ,B.,ÖKSEL,F., SERPEN,A., ÇÖVEN,F., İŞİSAĞ,A.(1997) Çinko Suplementasyo nu Yapılmış ( Broiler ) Tipi Civcivlerde Et Çinko Değerleri, Bursa Timusun Değerlendirilmesi. 27 – 30 Haziran 1997 XLI.Milli Pediatri Kongresi – VAN
  27. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (2005) Adalet Yayınevi – ANKARA
  28. SERPEN, A. ( 2012 ) Et ve Canlı Hayvan İthalatının İnsan ve Hayvan Sağlığı ile Ekonomik Etkileri.Tarım Gündem Dergisi, Ocak – Şubat 2012, Yıl:1, Sayı:6 – İZMİR
  29. MURRAY,N.(2006) International trade and the spread of animal diseases:assessing the risks. Veterinaria Italiana,42 (4),319-336,ITALY
  30. BRUCNER,G.(2008) New Challenge for the Veterinary Profession in Global Animal Disease Control  and Trade in Animals and Animal Product.University Of Pretoria, September 4th, 2008 – USA
  31. TEMİZYÜREK,A. ( 2008 ) Çeviri:Hayvansal Orijinli Biyolojik Felaketlerde Veteriner ve Halk Sağlığı Hizmetlerinin Rolleri ve Hazırlıkları. (The role and preparedness of veterinary and public health services), Biological disasters of animal origin.Rev.sci.tech.Off.int.Epiz.2006,25 (1),O.I.E,12 rue de Prony -75017 Paris –FRANCE ).İzmir Veteriner Hekimler Odası Veteriner Halk Sağlığı Çalışma Grubu.
  32. Belgesel; Dünya v2.o.(2013) 9.8.2013 Tarihli CNNTürk TV Programı.
  33. YILDIRM, A,E. (2015) Tarımın sorunları gıda fiyatlarıyla su yüzüne çıkıyor. http://www. gazetevatanemek.com/index.php/is-emek/item/12547-tarimin-sorunlari-gida-fiyatlari-ile-su-yuzune-cikiyor-ali-ekber-yildirim.html
  34. SERPEN, A. (2015) Veteriner Tavukçular Derneği’nin 25.05.2015 tarihinde yapılan “ Olağan Genel Kurulu “ toplantı notları – ANKARA

 

 

Web SAYFASINA YÜKLENDİĞİ TARİH: 10 Haziran 2015

URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=83657

Yazan - Ara 10 2015. Kategori HAYVANCILIK, MANŞET, Vet.Hek Adnan SARPEN. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

Yoruma kapalı

| Designed by Mavikedi internet Hizmetleri |