Yoksa Organik Bir Aldatmaca mı?

Dünya ekonomik krizi insanları ve devletleri büyük ölçüde etkilerken tüketim toplumu da bütün hızı ile çalışmalarını sürdürüyor.

İnsanların alım gücü gün geçtikçe azalırken, tüketim çılgınlığı da o kadar gelişmeye devam ediyor.Buna örnek vermek gerekirse, normal gıdaları alma zorluğu çeken insanlara 3 kat daha pahalı olan “Organik Gıda” pompalanmaya çalışılıyor.Bunu açacak olursak  3 kat fazla fiyata satılan ve adına organik denilen bu gıdalara ne kadar güvenilir o da bir soru işareti.

TÜBİTAK’ın sitesinde yayınlanan bir araştırmaya göre ‘En iyisi organik’ iddiasını ispatlayan bir veri yok.
 
Üstelik kimyasallardan kaçıp organik ürün alanlar üç katı daha fazla para ödüyor.

Hormonsuz ürünler de fos çıktı.

Dr. Susanne Bügel ve Kopenhag Üniversitesi İnsan Beslenmesi Bölümü’nden çalışma arkadaşlarının araştırması, ‘’En iyisi organik gıda’’ bulgusunu destekleyen net bir verinin bulunmadığını gösteriyor. Çalışmada, denek hayvanlar iki mevsim boyunca üç farklı metotla yetiştirilen besinlerle beslenerek mineral ve eser miktarda bulunan elementlerin seviyesi incelendi. Son derece ilginç bulgulara rastlandı.

DOMATES HAVUÇ
LAHANA, ELMA…

Çalışma domates, havuç, lahana, bezelye, elma ve patates gibi birçok ailenin alışveriş listesinde yer alan ürünleri içerdi. Birinci yetiştirme yönteminde sebzeler, lahana için organikliği onaylanmış böcek ilacı haricinde böcek ilacı bulundurmayan ve düşük miktarda yapı maddesi içeren hayvan gübresinde yetiştirildi.

GÜBRE VE İLAÇ

İkinci yetiştirme yöntemi, düşük seviyede yapı maddesi içeren hayvan gübresi ve yasalarca izin verilen oranda böcek ilacı içerirken, üçüncü yöntemde ise yüksek oranda yapı maddesi içeren gübre ve yasalarca izin verilen oranda böcek ilacı kullanıldı.

ELEMENTLER AYNI KALDI

Tüm ekinler aynı zamanda hasat edildi ve işlendi. Organik olarak yetiştirilen sebzelerde ise organik toprak kullanıldı. Hasat sonrası sonuçlarda temel ve eser miktarda elementler bakımından üç farklı yöntemle yetiştirilen sebze ve meyveler arasında bir farklılık olmadığı görüldü.Daha sonra organik ve geleneksel metotla yetiştirilenler ürünler iki yıl süresince hayvanlara verilerek farklı mineral ve eser miktar elementlerin giriş ve çıkışları ölçüldü.

Sonuçlar, ‘’Ürünler nasıl yetiştirilirse yetiştirilsin elementlerin seviyesinde bir değişiklik olmadığını’’ gösterdi.

Element nedir

Aynı cins atomlardan oluşan,kimyasal çözümlemeyle ayrıştırılamayan veya birleşim yoluyla elde edilemeyen saf maddelere denir.

Element simgesi, her elemente ait bir ya da iki harften oluşan simgelerin, uluslararası geçerliliği vardır. Çok az sayıda elementin bilindiği zamanlarda, elementler, Plato’nun Eski Yunanlıların kullandığı toprak-hava-su ve ateş sembollerinden yaptığı uyarlamalarla simgeleniyordu. Daha sonra yeni elementler keşfedildikçe, tüm elementlerin eninde sonunda “altın”a dönüşeceği düşüncesinden yola çıkan simyacılar tarafından, güneş (altın) merkezli sistemdeki her gezegenin adı, bir elemente verildi. O dönemde bilinen elementlerin bazılarının “simya” sembolleri kullanılıyordu.

Atom kuramıyla tanıdığı John Dalton, elementlerin simgelenmesi konusunda, çemberlerden oluşan sembollerin kullanılmasını önerdi. En sonunda, 1813 yılında, Jon Jakob Berzelius isimli araştırmacı, elementlerin adları temel alınarak simgelenmesi fikrini ortaya attı. Hâlâ kullanılmakta olan bu yönteme göre: * Her element, 1 ya da 2 harften oluşan bir simgeyle ifade ediliyor ve bu simgenin ilk harfi her zaman büyük yazılıyor. * Simgelerde sıklıkla, elementin İngilizce adının ilk harfi kullanılıyor. Örneğin: H (Hidrojen: Hydrogen), C (Karbon: Carbon), N (Azot: Nitrogen) * Eğer elementin baş harfiyle simgelenen başka bir element varsa, bu elementin simgesinde baş harfin yanına, İngilizce adının ikinci harfi de ekleniyor.

URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=4610

Yazan - Eki 30 2010. Kategori TARIM. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

Yoruma kapalı

| Designed by Mavikedi internet Hizmetleri |