Avrupa Birliği Bizi Tarım ve Hayvancılığa Kilitledi


AVRUPA BİRLİĞİ BİZİ TARIM VE HAYVANCILIĞA KİLİTLEDİ

Avrupa Birliğinin Türkiye için 10 Kasım 2010 tarihinde yayınladığı İlerleme raporunun tarım, gıda ve hayvancılık bölümünü incelediğimizde neredeyse her yıl olduğu gibi bu yılda aynı şeylerin tekrar edildiğini görmekteyiz. Rapor neredeyse bir önceki yıldan kes yapıştır şeklinde hazırlandığı izlenimi doğmaktadır. Ancak ülkemizdeki et fiyatlarının artışı nedeniyle yaptığımız kasaplık ve besilik canlı hayvan ve kırmızı et ithalatı kendilerini biraz memnun etmiş gibi görünse de BSE (deli inek hastalığı)’den dolayı satamadıkları etlerinin ellerinde kalması biraz ağırlarına gitmiş. Ayrıca bu faslın aşılması için Güney Kıbrıs kesiminin limanlarının kullanılmasını koşul olarak ortaya koymaları dışında aslında rapordan ders alınması gereken çok şey var.

Yıllardır bizim de ileri sürdüğümüz hayvancılık istatistiklerinin doğru toplanamaması başlı başına bir sorun olarak ortada duruyor. Ülkedeki hayvan sayısı ve dağılımını bilmeden plan-program yapan ve çok iyiye gittiğini iddia eden tek ülke herhalde  Türkiye’dir.

Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem konusunda kabul edilen 5996 sayılı yasanın önemli bir eksikliği giderdiğini belirtmişlerdir. Ancak bu yasanın uygulanabilmesi için yönetmeliklerin yasanın ruhuna uygun olarak hazırlanması gerekir. Ayrıca yasaya rağmen uygulamanın nasıl olacağı konusunda  ciddi şüphelerimiz bulunmaktadır. Zira AB’ye uyum çerçevesinde 5 yıl önce güya  uygulamaya koyduğumuz Ulusal Kalıntı planı halen gıdanın bütününü kapsamamaktadır.  Veteriner muayeneleri ve kontrolleri ile ilgili finansman sistemi dostlar alışverişte görsün mantığı ile işlemektedir. Çalışanın patronunu denetleyeceğini iddia eden başka ülke olup olmadığını bilmiyoruz. Ancak bu durumda halk sağlığının tehlikede olduğunu görebiliyoruz.

Yine sürekli olarak tekrarladığımız ve artık onların da söylediği en önemli sorunların başlangıcında Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın bu yapısının yanlış olduğu ve mutlaka değiştirilmesi gereğidir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığında, mevcut fonksiyonel yapılanma yerine, sektörel yapılanmaya gidilmeli ve hayvancılığın yönetimi çok başlılıktan kurtarılmalıdır. Bir binanın temeli sağlam değilse, o binada boya-badana yapmanın hiçbir anlamı yoktur. Yıllardır bitkisel üretimle hayvansal üretim aynı kefeye konmuş, ancak bunların farklı olduğu bir türlü anlatılamamıştır. Uluslararası Cenevre Antlaşmasına uygun olarak merkezde bağımsız bir “Gıda ve Veteriner İdaresi” ile buna bağlı taşra teşkilatı acilen kurulmalıdır. Bu yapının içerisinde Hayvan Sağlığı ve Refahı, Hastalıklarla Mücadele, Yetiştiricilik, Islah, Gıda ve Yem Güvenliği, Veteriner Halk Sağlığı, Veteriner Sağlık Ürünleri Kontrol ve İzleme,Laboratuvar Hizmetleri  Hayvan Besleme, Sınır Kontrolleri ve Bilgi İletişim Sistemleri, Proje ve İstatistik gibi AB’ye uyumlu olacak şekilde birimler bulunmalıdır. Bitkisel üretimi de aynı şekilde değerlendirerek ziraat işleri idaresi mutlaka kurulmalıdır.  Bu yapısal sorun çözülmeden tarım ve hayvancılıkta uyumun sağlanması hayalden öteye geçemeyecektir ve üretim artışı sağlanamayacaktır.

Raporun en acı veren tarafı balıkçılık alanında hiçbir ilerlemenin olmadığını belirtmesidir. Hâlbuki ülkemiz, balıkçılık potansiyeli yüksek bir ülkedir. 1.55 milyon hektar içsu (göl, baraj gölü ve nehir gibi) alanına, 24.6 milyon hektar deniz üretim alanına ve 8333 km.lik bir kıyı şeridine sahip bulunmaktadır. 2007 yılı Dünya su ürünleri üretimi toplam 140.3 milyon ton olmasına rağmen yalnız başına ülkemizin 2008 yılı üretimi 646 bin tondur. Türkiye 27 Avrupa Birliği ülkesi arasında avcılık üretiminde üçüncü, yetiştiricilik üretiminde ise beşinci sırada yer almaktadır. Ancak buna rağmen güçlü ve tüm yetkilerin tek elde toplandığı bir kamu örgütlenmesi bulunmamaktadır. Su ürünleri stoklarımız bile bilinmediğinden planlama yapılamamaktadır. Ekonomik türlerimiz aşırı avcılık tehdidi altında bulunmakta, ayrıca içsu kaynaklarımız tehlikeli bir biçimde kurutulmaya çalışılmaktadır. Çevre yasası yayınlandıktan sonra yetiştiricilik yapan kişiler mağdur edilmiş, verilen destekler ise taşınmalarına bile yetmemiştir. Güçlü olmamız gereken bir sektörde dahi ilerleme kaydedememişsek fazla söze gerek kalmaz.

Önceki yıllardan daha nazik bir dille yazılmış ilerleme raporu bu yıl daha az ses getirmesine rağmen ciddiye alınması gerektiğine inanıyoruz. AB’nin üzerinde durduğu olumsuzlukları onlar istediği için değil veya onlara üye olacağımız için değil, kendi ulusumuzun sağlığı ve güvenliği için istemeliyiz. Mantık bunu gerektirir. Gıda kontrol hizmetlerinin eksikliği halkımızın sağlıksız gıdalarla beslenmesine, hayvan hastalıklarıyla mücadelenin yetersizliği ise hem kendi ürettiğimiz hayvanların sağlığının bozulmasına hem de insan sağlığının bozulmasına neden olur.

Sonuç olarak raporun satır araları iyi okunmalı ve her ne olursa olsun ülkemizin gıda güvenliği, hayvan sağlığı ve halk sağlığı için yapılması gerekenlerin bir an önce yerine getirilmesini istiyoruz. Kamuoyuna saygıyla duyurulur

AB Veteriner Hekim Platformu

web:www.abveteriner.org

Platform Kurumsal Üyeleri: 

Ankara-Giresun-İstanbul-İzmir-Mersin-Afyonkarahisar- Antalya-Hatay-Adana-Amasya-Kayseri-Elazığ-Trabzon-Bursa-Kastamonu-Uşak-Malatya-Samsun-Trakya-Diyarbakır-Kahramanmaraş-Aydın-Şanlıurfa- Kocaeli   Bölge Veteriner Hekim Odaları

Veteriner Gıda Hijyenistleri Derneği, Veteriner Hekimler Derneği, Hayvan Hakları İçin Veteriner Hekimler Derneği, Veteriner Halk Sağlığı Derneği ve Veteriner Sağlık Ürünleri Sanayicileri Derneği


Yazan - 17 Kasım 2010. Kategori TARIM. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oylar
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x