Balıkçılık uygulamalarında çok paydaşlı acil reform çağrısı


DEKLARASYON

Balıkçılık uygulamalarında çok paydaşlı acil reform çağrısı

 

Balıkçılığımızda sucul ortam kaynaklarımızın sürdürülebilir YAŞAM modeli çerçevesinde kullanılmasını göz ardı eden zihniyete artık dur demenin zamanı gelmiş ve hatta geçmiş bulunmaktadır. Bu nedenle ülke balıkçılığımızın ve kaynaklarının işletilmesi uygulamalarında yeni bir düzen ve yeni bir dünya kurmanın eşiğinde bulunmaktayız.

 

 Sucul canlı kaynakların en karakteristik yapısı doğa kurallarına uygun işletilmesi halinde kaynağın verimliliğinin sınırsız olmasıdır. Ama ne var ki balıkçılığımızda yaşanan çöküntü ve bunun dramatik bir şekilde devam etmesinin en belirgin nedeni, deniz yaşamının dolayısıyla kaynağın geleceği kavramını hiçe sayarak avlanmakta ısrar eden endüstriyel balıkçılık ve buna göz yuman ilgili kurumlardır. Endüstriyel balıkçı filosunun gittikçe azalan kaynakları sömürüsünü pervasızca sürdürmesi, gelecek ile ilgili kavramı da dramatikleştirmektedir. Oysa bu durum içinde bulunulan kriz halini daha da kötüye götürmekten öteye geçememektedir.

 

Sucul yaşam ise bu döngünün kurbanı olarak giderek tükenmekte, ve  geriye dönüşü mümkün olmayacak tahribatlar yaşanmaktadır. Bunun bir sonucu olarak da en başta küçük ölçekli geleneksel kıyı balıkçılığı doğrudan ve olumsuz etkilenmekte, sucul ortamın adeta endüstriyel balıkçılığın hakimiyeti altında kalması nedeniyle de gitgide yokolmaya yüz tutmaktadır.

 

Bu iki olumsuz faktör sağduyulu balıkçılarımız, bilimcilerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ile aklıselim sahibi bireylerin dikkatinden kaçmamaktadır. İşte bu düşünce çerçevesinde geleneksel balıkçılık yapan balıkçılarımız hem kendi mesleklerini sağlıklı bir şekilde sürdürebilmek hem de sucul kaynakların geleceğini güvence altına alma kaygısıyla yepyeni bir platform oluşturma noktasına gelmiş bulunmaktadırlar.

 

Ülkemizde balıkçılık sektöründe yaşanan sıkıntının temel nedeni, endüstriyel avcı gruplarının ilk yatırım ve işletme maliyetleri nedeni ile devamlı olarak canlı kaynakları aşırı av baskısı altında tutması ve Sadece ülkemizde değil tüm dünyada endüstriyel avcı grupları her türlü denetim ve avcılık kısıtlamasına karşı direniş göstermekte ve canlı sucul kaynakları (yok etme pahasına) sömürmektedirler. Bu grup için avcılık sürdürülebilir bir geçim kaynağı değil, pazar ekonomisine dayalı bir sermaye birikiminin  oluşturduğu modeldir. Gereksinim duyduğu tek şey sürekli koşulsuz büyümedir. Sürekli büyümenin canlı sucul kaynakların eşdeğer büyümesi ile mümkün olduğu gerçeği ve endüstriyel avcı filolarının büyümesi ile birlikte sucul ortamdaki canlı kaynakların nicelik olarak küçüldüğü ve giderek ortadan kalkma eğilimi gösterdiği deniz ve balıkçılık alanlarına ilgi duyan herkesin malumudur. Haliyle endüstriyel avcılık kendi ürettiği bu paradoksu çözemez. Buna karşın, sektörün geleneksel kıyı balıkçılığına dahil grubunda ise bir bireysel işgücü diğer tanımlamayla bir emek yoğunluğu bulunmaktadır. Klasik anlamda geleneksel balıkçılıktaki av araç gereçleri, ayrıca avcılık metotlarının seçici özellikleri nedeni ile geleneksel balıkçılık sürdürülebilir bir balıkçılık modeli olarak öne çıkmaktadır. İnsanlık tarihi ile yaşıt olan bu avcılık biçimi tarih boyunca ekosistemle barışık yaşamayı başarmış ve kıyı toplulukları için sürdürülebilir bir gıda temini için en önemli üretim biçimi olmuştur.  Aşağıda maddeler halinde belirtilen hususlar dikkatle incelendiğinde görülecektir ki, sürdürülebilir balıkçılık uygulamalarından doğrudan çıkarı olan yegâne grup geleneksel kıyı balıkçılarıdır. Bir başka deyişle geleneksel kıyı balıkçılarının kaderi ile deniz ekosisteminin kaderi ortaktır. Varlığını daha fazla av elde etmeye endeksleyen endüstriyel avcılık kısıtlanmalı ve balıkçılık uygulamaları genel anlamda disiplin altına alınmalıdır.

 

Gelinen noktada Türk balıkçılık sektörünün acilen yeni bir balıkçılık kültürüne gereksinimi vardır ve bu ihtiyaç sektörün tüm paydaşları tarafından dile getirilmektedir. Bu yeni balıkçılık kültürünün üreyeceği temel alan, doğru yönetilen ve yönlendirilen, küçük ölçekli geleneksel kıyı balıkçılığıdır. Geleneksel kıyı balıkçılarının yaşam standartlarının yükseltilmesi ve balıkçı tabanındaki refah artışının yatay büyümesi bu yeni kültürün ulaşacağı ana zemindir. Ekosistem ile dost olan sürdürülebilir balıkçılık kültürü ancak geleneksel kıyı balıkçılığı içinde yeşerecek, gelişecek ve buradan yaygınlaşacaktır.

 

Bizler, geleneksel küçük ölçekli kıyı balıkçılığının uzun vadede sucul yaşamın ve kaynakların sürdürülebilirliğine olumsuz etkisi olmadığı ve balıkçılık yönetimi içinde öncelikli olarak desteklenerek temel alınması gerektiğine, aşağıdaki gerekçeler nedeniyle, inanmaktayız;

 

  • ·         Küçük ölçekli kıyı balıkçılığı, doğru bilimsel metotlar ile yönetilmesi ve mühendislik hizmetleri ile desteklenmesi halinde yüzyıllar boyunca sucul yaşama zarar vermeden varlığını devam ettirebilir ve deniz ekosistemi içinde tahribata neden olmaz.
  • ·         Küçük ölçekli kıyı balıkçılığının emek yoğunluğuna dayanması ve bu avcılığın göreneksel bir uygulamaya dayanarak yapılması onun gelişmiş makine gücü ile teknolojiyi kullanımını gereksiz kılar. Geleneksel kıyı balıkçılığında avcılık faaliyeti esnasında sadece sınırlı makine gücü ile düşük miktarda enerjiye gereksinim duyulur. Endüstriyel avcılık esnasında tüketilen 1 ton yakıt karşılığı maksimum 2 ton av elde edilebilirken, küçük ölçekli kıyı balıkçılığında 1 ton yakıt karşılığı elde edilen av miktarı ise minimum 4 ton ’dur. Bu nedenle insan merkezli olan küçük kıyı balıkçılığı aynı zamanda çevreye endeksli bir avcılık faaliyetidir.
  • ·         Büyük ölçekli endüstriyel balıkçılık, yapısı gereği sürekli ve aşırı avcılığa ihtiyaç duyarak dikey büyüme çabası ile hareket ederken, küçük ölçekli kıyı balıkçılığı yatay bir büyümenin sürdürülebilirliğinin yegâne garantisi olarak karşımıza çıkar. Birinci grup için avcılık faaliyeti, sermaye birikimi amaçlı ticari bir faaliyet iken küçük ölçekli kıyı balıkçılığı kıyı topluluklarının yaşamlarını devam ettirebilmelerinin sosyoekonomik bir modeli olarak ortaya çıkar.
  • ·         Deniz ekosisteminin en hassas alanları olan kıyı şeritlerinde avcılık hakkı ve balık kaynaklarına erişimde öncelik hakkı geleneksel balıkçılık gruplarına ait olmalıdır. Bu hak meşruiyetini sadece bilimsel nedenlerden değil, aynı zamanda uzun bir tarihsel sürece dayanan sosyoekonomik gerçeklerden alır. Bu gerçeklere dayanarak, avlanma alanları ve kotaları, hedef türlerin paylaşımı bilimsel sonuçlar ve hakça paylaşım ilkesi ile gerçekleştirilmelidir. 
  • ·         Dünyada sucul kaynakların ve yaşamının giderek tükenmesi küresel bir krize yol açmakta ve balıkçılık yönetiminde bir reform ihtiyacı artmaktadır. Bu farkındalık beraberinde AB de dahil olmak üzere heryerde giderek geleneksel küçük ölçekli kıyı balıkçlığına geri dönülmesi gerektiği anlayışını doğurmuş ve bu konuda çalışmalar başlamıştır. Türkiye bu gelişmelerden geri kalmamalı ve henüz balıkçılığının %90 ını oluşturan kıyı balıkçılığını tamamen kaybetmeden harekete geçmelidir.

 

Bu gerçeklere dayanarak bizler, aşağıda imzası bulunan, küçük ölçekli geleneksel balıkçılar, sivil toplum kuruluşları, bilimciler ve bireyler olarak,  sucul kaynaklarımızın sürdürülebilirliği ve buna bağımlı olan balıkçılığımızın sağlıklı devamlılığını sağlamak adına aşağıdaki hedefler doğrultusunda hareket etmemiz gerektiğine inanmaktayız;

 

1)                 Endüstriyel balık avcılığının aşırı avcılık baskısını, bilimsel verilerin öngördüğü limitlere çekilmesini sağlatmak ve sürdürülebilir geleneksel balıkçılığın önünü açmak,

2)      Balıkçılık sektöründeki tüm balıkçı birlik ve kooperatifleri ile yapıcı diyaloglar içerisinde bulunarak sektörün bir bütün olarak ve sorumlu balıkçılık ilkelerine bağlı bir şekilde kalkınmasına zemin oluşturucu faaliyetlerde bulunmak,

3)      Geleneksel balıkçılığımız başta olmak üzere tüm balıkçılığımızda avcılığın sürdürülebilir olmasını sağlamak ve her türlü tahrip edici av uygulamalarının önünü kesmek. Bunun sağlanması adına da caydırıcı yasal uygulamaların oluşturulmasına ön ayak olmak ve desteklemek,

4)      İç denizimiz olan Marmara Denizi ve boğazları ile tüm kıyılarımızın ulusal sahasında olan tüm balıkçılık hareketliliğini izlemek, ayrıca bu ortama gerek denizel ortamdan gerekse karasal ortamdan yansıyabilecek veya yansıyan tüm kirletici ajanlara ve buna neden olan kişi, yerel yönetim ve sanayi kuruluşlarına karşı, resmi kuruluşların yanı sıra hukuki yollara da başvurarak kıyısal bölgenin korunmasına ön ayak olmak. Ayrıca doğa ve çevre konularında faaliyetlerde bulunan tüm sivil toplum kuruluşları ile de bütünleşerek sorunların çözümüne paydaş olarak katkıda bulunmak.

5)      Kıyısal bölgelerin korunmaya alınmasıyla ve insan tahribatına kapalı tam koruma altında deniz rezerv alanlarının oluşturulmasıyla canlı kaynakların sürdürülebilir konuma getirilmesini öncelikli hedef belirlemek ve bununla beraber sürdürülebilir geleneksel balıkçılığın da önünü açabilmek,

6)      Kıyı topluluklarının sürdürülebilirliği, kıyısal sucul yaşamının sürdürülebilirliğine bağlıdır. Bu nedenle, sürdürülebilir bir kıyı yönetim planı oluşturulmasına, kısa ve orta vadeli önlemler, uzun vadeli korumacı yasal mevzuat ile desteklenmesine ön ayak olmak,

7)       Günümüz avcılık yönetiminin ihtiyaçlarına cevap vermeyen Su Ürünleri Kanunu’nun ivedi olarak yenilenmesi, sucul yaşamın ve geleneksel kıyı balıkçılığının korunmasının bu kanun çerçevesinde yasal güvence altına alınması için çalışmalar yapmak, yapılan girişimlere destek vermek,

8)      Balıkçılık politikalarının oluşturulması süreçleri ile balıkçılık yönetiminin şeffaflaştırılması, bu süreçlere en geniş ve demokratik katılımın sağlanmasının yasal güvence altına alınması, sektörün tüm paydaşları ile temsil edilmesi için girişimlerde bulunmak,

9)      Geleneksel kıyı balıkçılığı yapan kooperatiflerin avcılık, avın saklanması, taşınması ve pazara ulaştırılması süreçlerinin her aşamasında yasal mevzuat ile desteklenmesini teşvik etmek,

10)  Geleneksel kıyı balıkçılarının karar süreçlerine katılımlarını sağlayacak yasal güvencenin oluşturulmasına olanak tanımak ve bu süreçlerde ihtiyaç duyulacak ekolojik, oşinografik ve biyolojik bilgilere ulaşmalarının merkezi otorite tarafından sağlanmasına ön ayak olmak. Buna ulaşmanın en etkin yöntemi olan balıkçılar ile biliminsanlarının işbirliğine olanak tanıyacak platformların oluşturulmasına destek vermek,

11)  Balıkçılıktan sorumlu resmi otoriteye sağlıklı kararlar alabilmesine olanak yaratmak, bununla ilgili olarak siyasi kulvarın merkezi otoriteye yaptığı veya yapabileceği olumsuz baskılara karşı onlara destek vermek, ayrıca bu konuda kamuoyu oluşturmak,

 

Bütün bu olumlu gelişmelerin toplumun besin güvenliğinin ve ekosistemin devamlılığının sigortasını oluşturacağı umuduyla,

 

GELBALDER                       www.gelbalder.org                

WWF-TÜRKİYE                  www.wwf.org.tr                   

GREENPEACE-AKDENİZ www.greenpeace.org.tr         

SAD-AFAG                           http://sadafag.org                  


15 Haziran 2012. 14:06
0 0 Oylar
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
1 Yorum
Eskiler
En Yeniler
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
cihan
cihan
10 yıl önce

12 metreden büyük balıkçı gemisi sayısının azaltılması için bakanlıkça tebliğ çıkarıldı
buna göre filodan çıkmak isteyen balıkçı gemileri devlet tarafından satın alınacak.
Böylelikle zarar ediyoz ölüyoz bitiyoz alan olsa satacağım diyenlerin çenesi kapanacak bakalım kaç kişi zarar ediyor .
Devlet piyasa değerinin üstünde ödeme yapıyor,

This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
1
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x