Bir İçki Yasağı Öyküsü: Dilaver Suyu…


DİLAVER SUYU…

 

OLYMPUS DIGITAL CAMERA23 Nisan 1920’de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi , ülkenin yönetimine  el koydu ve art arda kanunlar çıkarmaya başladı.

 

İlk çıkarılan kanun, hayvan vergisiyle ilgiliydi. O tarihlerde Türkiye’nin  yüzde doksanı köylülerden oluşuyordu ve gelir kaynakları kıt, üstelik fena  halde borçlu olan devletin en büyük gelir kaynağı köylülerden alınan  vergilerdi.    Çitçinin ürünlerinin onda biri Aşar vergisi olarak alınıyordu ama ürünün ne  kadarının alınacağı vergi memurlarının keyfine kalmış gibiydi.

 

Köylüler, bu  nedenle harmanlardaki ürünlerinin bir kısmını saklarlardı.    Hayvan vergisi de köylülere çok ağır geliyordu. Bu nedenle vergi toplayan  mültezimlerin görevlileri gelmeden hayvanlarının bir kısmını derelere,  tepelerin ardında görünmeyen yerlere saklarlardı.

 

Hayvan vergisi 12 Ocak 1920’de açılan son Osmanlı Mebuslar Meclisi’nde de  gündeme gelmişti. Hükümet bu verginin o tarihte dört misli alınan miktarını  sekiz misline çıkarılmasını istiyordu. Meclis kanunu görüşürken İngilizler  İstanbul’u işgal etmiş, Meclis’i basmış, Meclis de güven içinde toplanacağı  bir zamana kadar kendini tatil etmişti.

 

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Temsil Heyeti adına Mustafa Kemal  Paşa, bu Meclis’in Ankara’da çalışmalarına devam etmesini isteyince, yeni  katılanlarla birlikte 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan mebuslar, hayvan  vergisini görüşmeye İstanbul’da kaldıkları yerden devam ettiler.

 

Bu verginin köylülerin şikâyetine sebep olacak sekiz misli değil de, eskisi  gibi dört misli alınmasına karar verildi.    Ankara’da kurulan yeni hükümetin de şiddetle bütçeye ihtilaç duymasına  rağmen verginin artırılmamasının nedeni, köylüleri Kuvayı Milliye’nin  yanına çekmekti. Çünkü İngilizler ve Padişah Hükümeti, Kuvayı  Milliyecilerin birer zorba, maceracı ve Türkiye’yi savaşa sokan İttihat ve  Terakki Partisi’ne mensup olduğunu ileri sürüyor, böylece halkı kokutarak  çeşitli yerlerde isyanlar kışkırtıyordu. Köylüleri kazanmak için bu Meclis  onların beğeneceği kanunlar çıkarma ihtiyacını duyuyordu.

 

Meclisin açılmasının beşinci gününde, daha hükümet bile kurulmadan Trabzon  Mebusu Ali Şükrü Bey, içkinin yasaklanmasını isteyen bir kanun önerisi  yaptı. Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey, dindar bir insandı. İçkinin İslam  dininde günah olmasından hareket ediyordu. Fakat içki o zamana kadar  kanunen yasak değildi. Geçmiş devirlerde bazı padişahlar bunu yasaklamaya  kalkmış fakat bununla baş edememişlerdi.

 

Ankara’da Meclis’i meydana getiren mebusların çoğu din işleriyle dünya  işlerini birbirinden ayıracak bir anlayışla yetişmişlerdi. Yeni devlet din  kuralları üzerine kuruluyor değildi. Amacı memleketi dış istilacılardan  kurtarmaktı. Mebusların birçoğu da içki içiyordu.

 

Fakat Ali Şükrü Bey’in önerisine Hükümet ve Meclis bir kalemde “Hayır”  diyemediler. Bunun nedeni, içkiyi yasaklayarak dindar halka Kuvayı  Milliye’yi sevdirmekti. Tıpkı hayvan vergisinde olduğu gibi.

 

Ali Şükrü Bey, kanun teklifinde, her türlü alkollü içkinin yapımı, yurda  sokulması, alınıp satılması, kullanılmasının yasaklanması isteniyordu.  Öneride haram olmasından başka içki alışkanlığının birçok kötülüğün hatta  felaketin nedeni olduğu da belirtiliyordu.

 

Ali Şükrü Bey’in bazı halk kesimlerinden alacağı destekten başka elini  güçlendiren bir olgu vardı. İçki Amerika Birleşik Devletlerinde de yasaktı.  O, içkinin Rusya’da da yasak olduğunu söylüyordu. Biri kapitalist, biri  komünist iki ülkeyi örnek verip dinin emri de hatırlatılınca önerinin  önünde durmanın zor olduğu anlaşılıyor.

 

Üstelik içkiyi yasaklayan bu Kuvayı Milliye Meclisi, dindar halkın gözünde  puan bile kazanırdı.    Ancak yasağın kabul edilmesi kolay olmadı.    Öneri önce Adalet, Maliye, Sağlık ve Din İşleri Komisyonlarına gönderildi.

 

427538_365322630155030_106036122750350_1211522_1936042007_nAdalet Komisyonu Meclis’e gönderdiği raporunda, önerinin “şimdilik” reddini  istedi. Gerekçe olarak Meclis’in şimdi yapacak daha önemli işleri olduğu,  konunun ileride normal hale dönülünce çeşitli yönleriyle ele alınabileceği  bildirildi.    Sağlık Komisyonu “Yasaklayalım” görüşünü belirtti. Bunun için Ceza  Kanunu’nda sarhoş olup milleti rahatsız edenleri cezalandıran 265. maddenin  değiştirilmesini önerdi. Kanun kabul edilirse yalnız sarhoş olmak değil,  içki üretmek, satmak, içmek de yasak olacaktı.    Maliye Komisyonu, yasağa karşı olduğunu bildirdi. Önemli bir gerekçesi de  vardı. Avrupa ülkelerine geçmişte yapılmış genel borçların (Düyunu  Umumiye’nin) bir kısmı içkiden alınan vergilerle ödenmekteydi. İçkiden  alınan vergi elde edilemeyince bu borçları ödemek daha da zorlaşmayacak  mıydı?

 

Din İşleri Komisyonu, beklendiği gibi içkinin yasaklanması taraftarıydı.

 

Maliye Bakanı Hakkı Behiç Bey’in başka itirazları da vardı: İçki  yasaklanırsa bağcılık yapanlar ne ile geçineceklerdi?    İçkiden alınan verginin yerine hükümetin yeni bir gelir koyması için konu  Bakanlar Kuruluna havale edildi.

 

Hükümet, bu yeni vergi için “Komisyonlar birlikte toplansın bir çözüm  bulsun” önerisini getirdi. Belli ki işi yokuşa sürüyordu.    Başka bir sorun daha vardı: İçki Hıristiyanlara da yasaklanacak mıydı?

 

Daha başka bir sorun da gündeme getirildi:    Kanun çıkarmak kolaydı da bunu uygulamak o kadar kolay mıydı? En sert  Osmanlı padişahları bile bunda başarılı olamamışlardı.

 

Yasağı denetleyecek sayıda polis yoktu. Her 320 kilometrekareye bir polis  düşüyordu. Bu kadar az polisle yasak nasıl denetlenecekti?    Konu Meclis’e gitti, geldi, konunun görüşülmesi birkaç kez ertelendi. Sert  tartışmalara neden oldu. Ancak 14 Eylül 1920 günü sıra oylamaya geldi.

 

Oylar eşit çıkmasın mı? 71 kişi “Evet”, 71 kişi de “Hayır” dedi. 3 kişi  çekimser kaldı. Meclis’te o gün oturuma başkanlık yapan Konya Mebusu Vehbi  Bey’in kabul oyu ile bir taraf ağır basabildi.    Sekiz maddelik yasada içki yapmak, dışarıdan içki getirmek, satmak ve içmek  yasaklandı.

 

Yasağa uymayanlar için içkinin her okkası için 50 lira para cezası  getirildi. (Millet vekilleri 100 lira maaş alıyorlardı)    Yakalanan içkiler imha edilecekti. Ceza parasını veremeyenler üç aydan bir  yıla kadar hapsedilecekler, memur iseler görevlerinden atılacaklardı. Bunun  temyizi de yoktu.

 

İçki yapımında kullanılan bütün araçlara el konulacak, mevcut içki kapları  mühürlenecek, iki ay içinde dış ülkelere ihracına izin verilecek, iki aylık  sürenin sonunda kalan içkiler dökülecekti…    Yalnız tıpta kullanılan ispirtolu maddeler, denetimli bir biçimde Sağlık  Bakanlığınca kullanılabilecekti.

 

Kanun, Resmi Gazete’de 28 Şubat 1921’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.    Tahmin edileceği gibi kanun uygulanamadı. İçki üretenler de, satanlar da,  içenler de bunu gizli olarak yaptılar.

 

Devlet ileri gelenlerinin ihtiyacı olan içkileri de Ankara Polis Müdürü  Dilaver Bey’in emrindeki görevliler bulup getiriyordu! İçkinin adı bu  nedenle *”Dilaver Suyu”* olmuştu.    Sorun, Büyük Zaferden sonra İzmir ve İstanbul’da TBMM kanunlarının geçerli  hale gelmesiyle daha da çetrefil bir hal aldı. Buralarda halk işçi  serbestliğine muhafazakâr bölgelerden daha alışkındı. Bu kentlerde epey  Hıristiyan vardı ve içki onların dininde haram değildi. Meyhaneleri  kapatmak da zor olacaktı.

 

Kanun, bazı maddeleri yumuşatılarak 1926’ya kadar yürürlükte kaldı.

 

Kaynak:    *Türk Parlamento Tarihi, Millî Mücadele ve TBMM I. Dönem, 1919-1923* I.  Cilt, Ankara, 1994, Türkiye Büyük Millet Meclisi Vakfı Yayınları, s.  127-131.”Zeki Sarıhan” <zekisarihan@gmail.com>


Yazan - 22 Şubat 2013. Kategori GIDA. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oylar
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x