Çanakkale Savaşı’nda 100 binden fazla okumuş ve aydın Türk’ü kaybedildi


10430498_948530145159411_7348466240967722349_n

 

 

 

‘Çanakkale‘de bir üniversite gömdük biz‘

 

 

 

Dünya tarihinin en kahraman ve kanlı muharebelerine sahne olan Çanakkale Savaşları’nda, yeni kurulmakta olan birliklerin subay ihtiyacı İstanbul’daki üniversite ile Anadolu’daki liselerden karşılandı. Seferberlik başlangıcında ilk silah altına alınanların üniversite ve medrese öğrencileri olması nedeniyle, Çanakkale Savaşı için “Subaylar Savaşı” da denildi.

 

 

Çanakkale Savaşı’nda 100 binden fazla okumuş ve aydın Türk’ü kaybedildi, bu kaybın olumsuz etkileri Türk İstiklal Harbi’nde ve Cumhuriye Türkiye’sinde görüldü. Mustafa Kemal Atatürk bu kaybı şöyle ifade etmiştir: ‘Biz Çanakkale’de bir dar-ül fünün (üniversite) gömdük’

 

AA muhabirinin, yazar Sümeyra Sağlam Saydam’ın, Çanakkale Savaşları’nın 95. yıl dönümü dolayısıyla kaleme aldığı “Kan ve Mürekkep” adlı kitabından derlediği bilgiye göre, hiçbir savaşta Çanakkale Savaşları’nda olduğu kadar okumuş, eli kalem tutan şehit ve zayiat verilmedi.

 

Askeri okulların son sınıf öğrencileri ile tıp fakültesinin 3-4’üncü sınıf öğrencilerinin yanı sıra liselerden çocuk denecek yaştaki gençler de cepheye alındı. Tıp fakültesinin tatil döneminde olduğu ağustos ayında, 1. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte genel seferberlik ilan edildiği için tıp öğrencilerinin hemen hemen hepsi silah altına alındı.

 

Bir buçuk ay askeri okula sevk edilen 1894 (1310) doğumlular, bölük çavuşu, er ve onbaşı olarak askeri eğitime tabi tutuldu. 1915 yılında 1894’den önce doğanlar birliklere dağıtıldı.

 

3, 4, 5. sınıf öğrencileriyle Şam Tıbbiyesi, eczacılık, dişçi fakülteleri öğrencileri, farklı hastanelere ve değişik birliklere dağıtıldı. Askeri ve sivil tıbbiyeden askere alınan son sınıf öğrencileri “zabit vekili”, 3. ve 4. sınıf öğrencileri “başçavuş muavini”, 1. ve 2. sınıflar “çavuş” rütbesiyle subay adayı oldu.

 

Seferberlik ilanı ile birlikte tatilde olan binlerce üniversite öğrencisi, bulundukları yerlerdeki askerlik şubelerine başvurdu. İhtiyat zabiti olacak bu gençlerin eğitimleri, vakit geçirilmeden Harbiye Mektebi’nde başladı. Yeni kurulmakta olan birliklerin subay ihtiyacı yine İstanbul ile Anadolu’daki üniversite ve liselerden karşılandı.

 

Seferberlik başlangıcında ilk silah altına alınanlar, üniversite ve medrese öğrencileri oldu. Muharebelerin ilk günlerinde İstanbul’a cepheden gelen telgraflarda birçok subay zayiatının olduğu ifade edildi ve ilk vasıtalarla yeni subayların gönderilmesi istendi.

 

LİSELİLER DE CEPHEDE

 

Üniversitelerin büyük kısmı silah altına alındığından sıra liselere geldi. İlk önce liselerin 11. ve 12. sınıf öğrencileri askere alındı. Birçok lise öğrencisi de gönüllü olarak Çanakkale’ye gitmek için askerlik şubelerine koştu. Mayıs ayının sonlarına gelindiğinde, birçok lisenin son sınıfında öğrenci kalmadı. Çanakkale Savaşları’nın bitmek üzere olduğu aralık ayında tablo daha da netleşmeye başladı.

 

Cephede şehit olan binlerce gencin yerine yenilerinin silah altına alınması gerekiyordu. Bütün gayretlere rağmen açık bir türlü kapatılamadı. Geriye tek çare kaldı, daha genç yaştaki Mehmetler de askere alınmalıydı.

 

Bunun için henüz zamanı gelmemiş tertipler askere çağrıldı. Aralık 1915’te, 1896 (1312) doğumlu gençlerin ilk muayenelerinden sonraki bir yıllık bekleme süreleri kısaltıldı, bununla beraber 1897 (1313) yılı doğumluların ilk muayeneleri 1916’nın Martı olması gerekirken iki ay erkene alındı. Bu tertibin de ikinci muayenesi bir yıl beklenmeyerek 1916 Mayısı’nda yapıldı yeni Mehmetler silah altına alındı.

 

Yüzyıllara dayanan birikimlerin, bazen saat kadar küçük zaman dilimlerinde kaybedildiği cenk meydanında, cephaneler, ordular, sınırlar, Osmanlı coğrafyasına ait, yüz binlerce insan, köylüler, çalışıp üreten kesim, öğrenciler, öğretmenler, doktorlar, hukukçular, subaylar, erler ve çocuklar yitirildi. Metrekareye 6 bin merminin düştüğü, gerçek bir mahşer yeri olan Çanakkale’de askerler zaman zaman çocuk denecek yaşlara kadar inmiş birliklerden oluştu.

 

Kimi liselerden, kimi üniversitelerden, kimisi yurt dışındaki kariyerini yarım bırakıp cepheye koşan ülkenin beyin takımı eğitimli gençler, arkalarında büyük bir zafer bıraktı. Maarif olarak ödenen ağır bedel karşısında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Biz Çanakkale’ye bir darülfünun (üniversite) gömdük” dedi.

 

SİVAS MEZUN VERMEDİ

 

17 yaşındaki öğrencilerini cepheye gönderen Sivas Lisesi’nde öğrenciler okuldan ayırılırken, hocalara hitaben tahtalara; ‘Hocam biz Çanakkale’ye gidiyoruz, hakkınızı helal edin…’ diye yazdılar. Savaşa giden öğrencilerin hepsinin şehit olması nedeniyle 1915’te Sivas Lisesi’nde hiç mezun verilmedi.

 

İLK GÖNÜLLÜ MEKTEPLİ

 

Çanakkale Savaşları’nın ilk dört ayında, yeni birliklere ihtiyaç duyuldu. İstanbul’da gönüllü duyurularıyla ilgili ilanlar duvarlara asıldı, gazetelere ilan verildi. İlanlarda gönüllü kaydı için verilen günün gelmesine bir gün kala, Mekteb-i Sultani öğrencisi 646 Celal de gönüllü yazılmayı aklına koydu ama o, bu işe farklı bir anlam daha katmak istiyordu.

 

Sıradan bir kayıt yaptırmayacaktı. Herkese bu işe nasıl baş koyduğunu göstermek istiyordu. Belki bu hareketiyle uyuyan bazı ham gönülleri de uyandırabilecekti. O gece geç saatlerde, gönüllü asker kaydının yapılacağı askerlik şubesinin kapısına gitti. Sabaha kadar kapıda bekledi. Onun çok anlamlı bir amacı vardı. Günün ağarmasından bir süre sonra önce görevliler, ardından da gönüllü yazılmayı düşünenler gelmeye başladı.

 

Kapıda geceden beri bekleyen Celal İbrahim’i görünce şaşırdılar. Neden orada beklediğini soranlar, aldıkları cevap karşısında daha da şaşırdılar. O, adını gönüllü listesinin en başına yazdırmak istiyordu.

 

MEVKİSİ SOL BEKTİ, ŞEHİT OLDU

 

Celal İbrahim, Galatasaray spor Kulübünün 4 numaralı kurucu üyesiydi. Celal İbrahim, Galatasaray İstanbul Futbol Birliği Ligi’ne katıldığında, 25 Kasım 1906’da İngiliz Imogene takımına karşı sahaya çıkan ilk takımda da yer alır. Mevkisi sol bekti. Kuruluştan 1914’e kadar bütün maçlarda yer aldı. Galatasaray-Fenerbahçe arasında 12 Şubat 1911’de oynanan ve Galatasaray’ın 7-0 galibiyeti ile biten maçta 4 gol birden attı. Irak’ta, Müstakil Süvari Alayı Birinci Bölüğü’nde teğmen rütbesiyle görev yaptı. Celal İbrahim, ihtiyat zabiti olarak katıldığı Birinci Cihan Harbinde 1917’de Irak cephesinde şehit oldu.

 

100 BİNDEN FAZLA AYDINI KAYBETTİK

 

Çanakkale Savaşı’nda 100 binden fazla okumuş ve aydın Türk’ü kaybedildi, bu kaybın olumsuz etkileri Türk İstiklal Harbi’nde ve Cumhuriye Türkiye’sinde görüldü. Mustafa Kemal Atatürk bu kaybı şöyle ifade etmiştir: ‘Biz Çanakkale’de bir dar-ül fünün (üniversite) gömdük’

 

 

seyitonbasi1

 

 

18 Mart Çanakkale efsanesi Seyit Onbaşı kimdir, 

 

 

Seyit Onbaşı, Atatürk ile neler konuştu?

 

 

Çanakkale Deniz Zaferi’nin 100. Yılı tüm yurtta yapılan etkinliklerle kutlanıyor. 18 Mart 1915’te Müttefik donanması, Çanakkale Boğazı’nı geçmek için saldırdı. Bu sırada Seyit Onbaşı, Rumeli Mecidiye Tabyası’nda görevliydi. Çanakkale kahramanlarından Seyit Onbaşı, mekanizması bozulan bir topun mermisini sırtına alarak namluya sürmüş, ateşleyip İngiliz zırhlısını vurarak savaşın seyrini değiştirmişti. Peki Seyit Onbaşı olarak tanınan Seyit Ali Çabuk kimdir, kilolarca ağırlıktaki mermiyi nasıl kaldırdı, Mustafa Kemal Atatürk ile görüşmesinde neler konuştu?

 

Çanakkale ‘de 18 Mart 1915 günü dünya savaş tarihinde bir eşine rastlanmayan olayın kahramanı Seyit 1909 da askere alınır.

 

Eğitim o cephe bu cephe askerliğin 6.yılında 1915’te görev yeri Çanakkale Rumeli Mecidiye Bataryasıdır. Çanakkale Savaşlarının ilk adımı olan 18 Mart 1915 İtilaf Devletleri Donanma Zırhları bizim en güçlü bataryalarımızdan Hamidiye Dardonos Baykuş Rumeli Mecidiye Bataryası’ndan atılan 28’lik bir mermi düşman sancak gemisi Queen Elizabeth e isabet eder. Zırhlı bir müddet sonra bütün namluları Rumeli Mecidiye Bataryamıza yöneltir ve bataryamız susar.

 

 

‘KOMUTANIM BENİ KURTARIN’

 

Tek hayatta kalan batarya komutanı Yüzbaşı Hilmi Bey kahraman evlatlarını kaybetmenin hüznü içindedir. O anda bir ses Komutanım beni kurtarın! O sese doğru giden komutan toprağı eşeler ve ilk kurtulan er Niğdeli Ali’dir. Komutan ve Ali şehit ve yaralıları toplarken toprak üzerinde dikili duran bir ayağa rastlarlar ve hemen toprağı kazıp çıkarırlar toprak altında oksijensizlikten baygın olan Seyit’tir. Komutan ve Yüzbaşı Hilmi Bey Niğdeli Ali’ye Evladım bu kurtarma işleri ikimizle olmayacak sen Seyit in yanından ayrılma Boğaz Komutanlığı’ndan yardım gelene kadar ben yakın birliklerden yardım almaya gidiyorum.

 

MERMİYİ KALDIRACAK VİNÇ BOZUKTUR

 

Bir müddet sonra kendine gelen şoku atlatan Koca Seyit Ali ne oldu anlatsana arkadaşlarım komutanım toplarımız nerde? Diye sorarken gözü ayakta kalan tek topa takılır yattığı yerden oturarak doğrulduğunda etrafı süzer bakar ki arkadaşlarının vücutları etrafa dağılmış bu manzara karşısında bir yanar dağın lavları gibi püsküren Koca Seyit ayakta topa doğru koşar Niğdeli Ali şaşkındır Seyit bakar ki top sağlam yalnız mermiyi kaldıracak mataforası (Vinci) bozuktur.

 

 

 

OCEAN ZIRHLISI BATIYOR

 

İşte o anda vatan millet sevgisi bayrak sancak sevgisi ve inancın çelikleştirdiği yerde duran 275 kg’lık mermiyi Niğdeli Ali yardımıyla kucaklayarak iki metre yükseklikte bulunan topun merdivenlerinden çıkarır. Mermiyi namluya sürer ve infilak ettirir. Niğdeli Ali bu merminin hedefe isabet görebilmek için gözetleme yerine gitmiştir. Gördüğü manzara düşmanın Ocean zırhlısına tam isabet kaydedilmiştir. Bu zırhlı o günkü 18 Mart Deniz Savaşın’da batırılan üç zırhlıdan biridir. Bu olay bütün savaş sahalarında yankılar uyandırmış ve sevinç yaratmıştır.

 

 

 

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK İLE NE KONUŞTULAR?

 

O günlerde Çanakkale Eceabet ilçesi Bigali Köyünde karargâhında bulunan 19. tümen komutanı Kurmay Yarbay Mustafa Kemal Onbaşı Seyit’i karargâha getirir. O mucize insanı tanımak ister Mustafa Kemal bir kahve Seyit onbaşıya bir kahvede kendine yaptırır ve konuşmalar başlar.

 

Mustafa Kemal: Evladım tek başına nasıl kaldırdın 275 kg mermiyi?

 

Seyit: İşte Allah’ın izniyle oldu komutanım o anda bir çam kütüğü gibi geliverdi.

 

Mustafa Kemal: Öğrendiğimde göre fakir bir aile çocuğu olduğun halde verilen ikramiyeleri kabul etmemişsin yalnız bana yatın ilave verin demişsin ve onu da ertesi gün Komutanına ben arkadaşlarımın hakkını yiyemem bunu da geri alır mısınız? Demişsin.

 

Seyit: Komutanım sizin ikram ettiğiniz şu kahve benim için en büyük armağandır.

 

Mustafa Kemal: O Mermiyi kaldırdığın gibi beni de kaldırabilir misin?

 

Seyit: Hayır Komutanım.

 

Mustafa Kemal: Niye ben o mermiden ağır mıyım Seyit?

 

Seyit Komutanım merminin ağırlığı başka sizin ağırlığınız bambaşka Sizi ben değil dünya bile kaldıramaz.

Kaynak: Ataturkinkilaplari.com – En Kapsamlı Atatürk Sitesi tarafından muhtelif Belirli Günler ve Haftalar ile TC İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Kitaplarından derlenerek oluşturulmuştur.

 

 

 

Ordu’nun Ulubey ilçesine bağlı Uzunmahmut Mahallesinde yaşayan gençler, Çanakkale Zaferi’nin 100’üncü yıl dönümü nedeniyle bir video hazırladı. Mustafa Kemal Atatürk fotoğrafları ve Çanakkale türküsünün ezgisi ile savaş sahnelerinin kullanıldığı videoda Ulubey Kaymakamı Emrullah Temizkan, Belediye Başkanı İsa Türkcan, imamın yanı sıra işçi, öğrenciye, köylüler ve esnaf oluşan bir grup vatandaş zaferle ilgili dizeler okuyor.

 

ÇANAKKALE’DE PATLAMAMIŞ TOP MERMİSİ BULUNDU  

 

Toprak üstünde bulunan merminin 26 santimetre çapında, 73 santimetre uzunluğunda ve 150 kilo ağırlığında olduğu bildirildi. Merminin imhası için Boğaz Komutanlığı’ndan yardım istendi.

 

https://www.ciftlikdergisi.com.tr/sefalet-cektirmekten-utanmadigimiz-kahramanlarimiz.html

 

 


Yazan - 18 Mart 2015. Kategori MANŞET, ETKİNLİKLER. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oylar
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x