Corona-19 ve Bitki bazlı Et-Süt Pazarı


Prof. Dr. Nazımi AÇIKGÖZ

Toplumların refah düzeyi artarken (önümüzdeki on yılda bir milyar tüketici orta sınıfa geçiş yapacak!), daha sağlıklı yaşam isteklerinin yanında çevreye duyarlılık nedeniyle adeta hayvansal ürünlerden uzaklaşmaya yönelim görünüyor. Giderek daha çok tüketici bitki bazlı protein kaynaklarını tercih etmektedir. Tarımın çevreye olumsuz katkısı dile getirilirken, hayvancılık öne çıkmaktadır. Örneğin bir kilo sebze için 322 litre, bir kilo meyve için 962 litre su tüketilirken, bir kilo tavuk eti için 3900 litre, bir kilo koyun eti için 6100 litre ve bir kilo sığır eti için 15500 litre su tüketilmektedir. Ayrıca dünyada üretilen tahılın üçte biri yeme, yani hayvan beslenmesine yöneliktir. Su tüketiminin yanında suların kirlenmesinde hayvan yetiştiriciliğinin pek de masum olduğu söylenemez. Patojen, metal, ilaç – hormon kalıntısı gibi maddelerin sulara karıştığı yeni bir bilgi değildir. ABD’de kullanılan antibiyotiklerin %80’ninin hayvan yetiştiriciliğinde kullanıldığı da bir diğer gerçek.

Dünyadaki tarımsal arazinin %80’nini kapsayan çayır-mera ve yeme yönelik bitkisel üretim alanları hayvancılığa ayrılmıştır. Sera gazı olayında da değişik tahminlere göre, %6-32 oranında hayvan yetiştiriciliği sorumlu gösterilmektedir.

2013’lere gelindiğinde, bilim adamları, etin artık laboratuvarlarda elde edilebileceğini sergilemeye başladılar. Bununla da yetinmeyip, olay ticari boyutlara taşındı (Maastricht Üniversitesi, Hollanda, Prof. Mark Post, (şirketi: Mosa Meat)). Amerikada ise, bu yönde kurulan şirketler, örneğin Memphis Meats, Cargill, Tyson Food gibi gıda devlerinin yanında, Bill Gates, Richard Bronson gibi tanınmış yatırımcılar tarafından da ticari olarak desteklenmektedir. Nestle ve Unilever gibi AB firmalarının bu fırsatı kaçırmayacakları bir gerçek. Alman PHW gurubu bu konuda yeni girişimci İsrailli “Supermeat”i satın alma işlemlerini başlattı bile. Bu iş tavuk ve sığır etlerinin ötesine de taşınmaya meyilli görünüyor. FinlessFoods hücre kültüründen yararlanarak, nesli tükenme noktasına gelen kırmızı ton balığı etini yapay olarak karada üretmeyi hedeflemektedir. Diğer taraftan, etin ötesinde bitki bazlı yumurta, süt, peynir, yağ ve yoğurt çoktan market raflarında yerlerini almaya başladılar bile.

Diğer Haberler:
Tarımda Blockchain Kullanımı Başladı

Aslında et ağırlıklı olarak kas, yağ ve bağ doku hücrelerinin bileşimidir. Kök hücreden yola çıkılarak, gelişmeleri için uygun besin maddeleri sağlandığında et oluşumu başlamaktadır. Hayvan vücudunda da izlenen bu sistem yalnız laboratuvarda değil, daha geniş ortamlarda da gerçekleştirilebilir. Böylece etimiz antibiyotiksiz, ilaçsız, daha sağlıklı ve daha güvenli olacaktır. Bu yapay ürünler, yukarıda değinilen çevresel olumsuzları aşma, ucuzlukları, insan sağlığına olan faydaları ve hayvanların refahını koruma potansiyelleri nedeniyle yer bulabileceğe benziyor. Bitkisel besin ortamını ağırlıklı olarak soya fasulyesi sağlamakta ise de sarı bezelyenin en uygun olduğu saptanmıştır. Burada et ikame maddesi olarak, bitkisel protein (soya) dokuları ete eşdeğer lezzet sunarken, renk soya köklerinden elde edilen leghemoglobinle sağlamaktadır. Ne var ki söz konusu bitkisel hemoglobin soyada düşük orandadır ve bundan böyle bir maya türünden (Pichia pastoris) elde edilecektir . Genetiği değiştirilmiş ürünler gurubundaki bu mayalar ne ABD’de ve ne de AB’de de biyoteknoloji ile ilgili yasa düzenlemelerine tabi değildir.

1900’lü yıllarda bir civciv ancak 112 günde pazarlanabilirken, bu süre günümüzde 45 güne indirilmişti. Acaba biyoekonomi bizlere daha neler sunacak. Yahut sunabilecek mi? Görüldüğü kadarı ile olayın ekonomik boyutu o kadar önemli ki, ABD hayvancılık lobisi (Cattlemen’s Association) bitki kaynaklı temiz et ifadesindeki, “et” kelimesinin yasaklanması için harekete geçti bile . Avrupa bu konuda çok daha ileri gitti. 2020 ekiminde, bitki bazlı süt, yoğurt, yağ ve benzeri ürünlerin tanıtımında ve pazarlamasında “et”, “süt”, “yoğurt”, “yağ” gibi kelimelerin ve hatta resimlerinin dahi kullanamayacakları kararını aldı. Bunun, patlama yaşayan bitki bazlı ürünlerin geleceklerini ne derece etkileyebileceği pek kestirilemez. Çünkü şu corona-19 yıllarında, bitki bazlı protein kaynaklarına talep artışının bazı sebepleri şöyle sıralanabilir:
• Tüketici hayvansal ürünlerden küresel ısınmadaki katkısı nedeniyle uzak kalmak istemektedir;
• Tüketici yenilikleri tercih etmektedir;
• Pandemi süresinde online alışverişlerin artması ve bitki bazlı ürün firmalarının bu konuda daha hazır olmaları;
• Pandemi süresinde bağışıklığın geliştirilmesi için, bitki bazlı ürünlerin öne çıkmış olması;
• Tüketicinin %45’i bitki bazlı protein alternatiflerinin, hayvan bazlı proteinlerden daha sağlıklı olduğuna inanmaktadır ;
O nedenle bitki bazlı protein kaynaklarının satışlarının bu büyüme hızı ile 2030larda 85 milyar dolara ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Diğer Haberler:
Köy Çeşitleri Tohum Pazarına Kazandırılabilir mi?

ABD’de, corona virüs süresinde et pazarında izlenen işçi kısıtlamaları nedeniyle azalan et arzına karşın, paketleri hazır bitki bazlı ürünlerin satışlarında artışlar dikkat çekmiştir.

Şu aşamada iki taraf arasındaki söz düelloları dikkat çekici. Hayvan lobisinin bitki bazlı et piyasası için, “onlar bizim tırnağımız olamaz” görüşüne karşı, Memphis Meats CEO’sunun savı çarpıcı: “2035 de et endüstrisini bitirmiş olacağız”.


Yazan - 18 Ocak 2021. Kategori MANŞET, GIDA, YAZARLAR, Prof. Dr. Nazımi AÇIKGÖZ. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazıya yorum yapabilir ve geri izlemede bulunabilirsiniz
0 0 Oylar
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x