GDO’lu Çeşitlerle Organik Tarım Çifte Avantaj Sağlayabilir


GDO’lu Çeşitlerle Organik Tarım Çifte Avantaj Sağlayabilir
Prof. Dr. Nazımi AÇIKGÖZ

Yakın gelecek için tarımsal üretimin artırılması gereği yadsınamaz. Bilim bu amaca yönelik olarak en son, kurağa dayanıklı genotipleri geliştirerek, kayıtsız kalmadığını ispatlamış olmasına rağmen, çevre koşullarındaki hızlı değişimlere anında yanıt vermesi beklenemez. Örneğin iklim değişikliğiyle birlikte Orta Avrupa sadece daha kuru ve daha sıcak hale gelmekle kalmıyor, sıcağı seven hastalık ve zararlıların yeni yeni genotipleri (varyant) de daha kuzeye, daha önce bulunmadıkları bölgelere ulaşıyor. Peki bitki yetiştiricileri bunlarla nasıl başa çıkabilir? Klasik bitki ıslahı ile yeni, dayanıklı çeşitlerin geliştirilmesi uzun yıllar gerektirir. Bu nedenle uygun genotiplerin geliştirilmesi için yeni stratejilerin, yeni teknolojilerin devreye sokulması kaçınılmaz görünüyor.

Son yıllarda insanoğlu kaliteli yaşam beklentisi ile, birim alandan %30-40 oranında daha az ürün alınan organik besinlere yönelmiştir[1]. Organik tarımda birim alandan alınan verimin, klasik tarıma oranla düşük olmasının ana nedeni, limitli besin ortamında maksimum verimi sağlayacak genotip ve çeşitlerin henüz geliştirilmemiş olmasıdır. Özellikle organik tarım yönergelerinde de yer alan, “organik tarım organik tohumla” koşulu (Acikgoz N., and Ilker E. 2006 Cereal breeding strategies for organic and low-external-input crop production systems. Paper presented at Joint Organic Congress, Odense, Denmark, May 30-31, 2006) sağlanmadığı sürece, organik-klasik verim farkı kapanacak gibi görünmemektedir.

Organik tarımın temelleri atılırken benimsenen felsefe gelecek nesillerin korunması, toprağa ve suya sahip çıkılması, enerjiden tasarruf, kimyasal gübre ve ilaç kalıntısı bırakmamak, tarımda çalışanların korunması gibi kimsenin hayır demeyeceği ilkelerden yola çıkılmıştır. Standartlar saptanırken o dönemin tartışmalı konularından GDO’suz üretim de yönetmelik maddelerine eklenmiştir. Şimdi grafikteki, ABD’de 1996 yılında başlayan mısır sap kurduna dayanıklı GDO’lu çeşit kullanımının tarihi seyrine bir göz atalım: Hektara 200 gr atılan ilaç 2010 yılında sıfırlanmıştır. GDO’lu çeşit kullanımı ise 2020’lerde %90’nın üstüne çıkmıştır. Bu, GDO ile gelen agronomik performansın yüksekliğini göstermektedir. Kimyasal ilaç kullanmayı sıfırlayan ve o organik tarımdaki verim kaybını kapatan “GDO’lu mısırın organik tarımı” düz mantıkla nasıl reddedilir? Hem de o sap kurduna dayanıklılığı sağlayan gen, Bacillus thuringiensis gibi bir organik tarımda gübre olarak kullanımı onaylanan bakteriden gelirken!  

Dünyada hem organik tarım ve hem de tarımsal biyoteknoloji vizyonerleri bazı eski ve geçerliliğini yitirmiş yönergelerin yenilenmesi gerekliliğini savunarak, gelecekte yaşanacak gıda sorunlarına çözüm arayışına girmişlerdir.  Örneğin Tijeniro ve arkadaşları[2] “Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar Organik Olabilir” derken organik tarımda GDO’ların ekonomik, çevresel, beslenme ve gıda güvenliği ile ilgili endişelere gerek kalmadığını” dile getirirken, ilaveten “GDO teknolojisinin organik amaçlarına ne denli olumlu katkıda bulunduğu açıklanarak, tüketicilere bilime dayalı bilgileri sunup, organik tarımda GDO kullanımının yaratacağı artı değerler vurgulamalıdır” görüşündedir.XXXX

Aynı paralelde Bernard[3] “Organik GDO’larla olur mu mı? İşte bunun iyi bir fikir olduğunun arkasındaki bilimsel gerçekler” makalesinde şu konulara değinmiştir: GDO’ların organik gıda üretimine dahil edilemeyeceğine dair mevcut politikanın modası geçmiştir. Yapılan önemli araştırmalar GDO’nun sağlık ve çevre açısından güvenirliliği göstermiştir. GDO’ların organik tarımda kullanılmasına izin veren mevzuatın ve bu konudaki politika değişikliğine gidilmelidir. Tohum üretiminin GDO’lu ve organik tarımda aynı standartlarda yapılması yerinde olacaktır.  Genetiği değiştirilmiş organizmalar, mahsul verimini artırarak ve kullanılan pestisit ve herbisit miktarını azaltarak geleneksel çiftçiliğe sürdürülebilir bir çözüm sağlamaktadır. Bu nedenle GDO’ların organik tanımına girmesine izin verilmelidir.

Şimdi bazı gerçeklere bir göz atalım:

  • Kurağa dayanıklı transgenik mısır (GDO’lu) tescillendiği. Kurak bölgede organik mısır üretecek çiftçinin seçeneği kalıyor mu?
  • GDO’nun benimsenmesiyle ilişkili çevresel faydalar, tarımsal ürünlerin fiyatının düşürülmesiyle tamamlanmaktadır. Birkaç örnek, GM teknolojilerinin fiyatı düşürdüğü görüşünü desteklemektedir;
  • Dünyada 4000’e yakın mutasyonla geliştirilmiş çeşit vardır. Organik tarımda bunlar kullanılmaktadır. Oysa ki CRISPR gibi gen düzenleme yöntemi ile geliştirilmiş çeşitlere organikte izin verilmez, salt yöntem olarak biyoteknoloji devrede olduğu için. Burada laboratuvarlarda ışınlama yöntemi ile geliştiriliş mutant çeşitlere onay verilirken biyoteknolojik yöntemlerle geliştirilmiş çeşitlere hayır denmesinin nedeni bilimsel olarak açıklanamaz.

Ülkemizde GDOlu üretim yok. Bu nedenle bu konular henüz bizden uzak gibi dursa da bu konudaki beyin fırtınalarına hazır olmak gerekir.  Sonuç olarak, yarının gıda güvencesi için yeni teknolojilere kucak açmak durumundayız. İlk aşamada toplumun bu konuda aydınlatılması, özellikle karar organlarının bilgilendirilmesi gerekmektedir.

Organik tarım, organik ve GDO, Gen düzenleme ve organik, organik standartları, gıda güvencesi ve GDO


11 Nisan 2022. 10:00
0 0 Oylar
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x