GDO’lu Ürünlere Neden Hala İzin veriliyor


30122011gdo

 

 

GDO’LU ÜRÜNLERE NEDEN HALA İZİN VERİLİYOR!

 

 

Nazimi Açıkgöz

 

 

Son günlerde Biyogüvenlik Kurulunun, genetiği değiştirilmiş organizmalı
(GDO, transgenik – biyotek ürünler) 8 genotipe ithalat için izin vermesi
üzerine, medyada farklı başlıklar dolaşmaya başladı. Yazılı ve sanal
ortamları “GDO’lu ürünlere izin çıktı”, “Türkiye GDO’lu ithal yemlerin
işgali altında!”, gibi dünyadaki bilimsel, tarımsal ve ekonomik
gelişmelere ters düşen sloganlar kapladı. Ne yazık ki, olayın diğer
yüzünü öğrenmek isteyenlerin ulaşacağı herhangi bir habere,
makaleye, bloğa, analize ulaşmak hiç de kolay değil. Gelin
madalyonun o yüzüne bir göz atalım:

 

 

*Dünyada GDOlu ürünlerde son gelişmeler:

 

 

182 milyon hektar ekilişe sahip biyoteknolojik kültür bitkileri dünyada
ekim yapılan alanların %12’sine ulaşmıştır. 28 ülkede ekilen 8 ürün
1996’dan 2013 yılına kadar her yıl 133 milyar US$’lık bir artı değer
sağlamıştır. Bu, üretim masraflarını düşürerek ve birim alandan kaldırılan
fazla üretimle gerçekleşmiştir. Pamukta bir sezonda onlarca ilaçlama
yerine, birkaç ilaçlama; bir yılda buğday hasadını takiben yılın ikinci
yarısında soya tarımına olanak verme gibi artılar sağlanmıştır. Bu
nedenlerle transgenik ürünlerin maliyeti ve satışları, GDO’suz ürünlere
oranla ortalama %30 daha ucuzdur.

Diğer Haberler:
Öğrencilerin Hatıra Ormanı

 

 

*AB ve Türkiye neden GDO’lu ürün ithal etmek zorundadırlar?
Hayvancılıkla ilgili kısa bilgi: Ahır hayvancılığında saman gibi kaba yem
dışında, özellikle protein içerikli kesif yem kullanılmaktadır. Her ülke, yem
hammaddesini, ülke içinden veya dışından besicisine sunmak
durumundadır. Yani, ülkede yeterince kesif yem üretilemiyorsa, piyasa
koşullarına göre hammadde ithal etmek zorundadır. Türkiye ve bazı AB
ülkeleri, gereksinimlerini %80’e varabilen oranda, ağırlıklı olarak soya
ürünleri ithal ederek kapatmaktadır. Soya ihracatçısı ülkelerin soya
üretimleri %90’nın üstünde GDO’ludur. Yukarıdaki çizelgeden de
anlaşılabileceği gibi, 2014 yılı itibarı ile Brezilya’da toplam soya ekiminin
%92’i, ABD’de %93’i, Paraguay’da %95’i ve Arjantin’de %100’ü
transgeniktir (Bakınız:Dünya Soya Pazarı’nda GDO’lu–GDO’suz
Savaşları). Ayrıca bu ürünlerin ucuzluğu nedeniyle -rekabet koşulları
gereği- birçok ülke GDO’lu ürün ithal etmek durumundadırlar.

 

 

*GDO’lu ürünler sağlık açısından gerçekten riskli mi?

 
ABD Ulusal Bilim Akademisi ve AB ülkelerinden bilim adamlarının yaptığı
son yayınlar, EFSA (AB Gıda Güvenliği Yetkili Birimi) de, GDO’lu gıdaların
“geleneksel gıdalar kadar güvenli” olduğunu belirtilmiştir. GDO’lu
gıdaların güvenliği konusunda gerçek anlamda bir bilimsel ihtilaf yoktur.
Bir zamanların çevre eylemcisi yazar Mark Lynas “On yıllık GDO
araştırmalarımda tek bir soruna rastlamadım” itirafı, birçok müphem
soruya açıklık getirmektedir .

Diğer Haberler:
Ramazan'da ete zam beklenmiyor

 

 

*GDO’lu ürünler ve çevre:

 
Biyotek ürünlerin, yarattığı ekonomik artı maliyetlerinin düşürülmesi ve
verim artışı ile gerçekleştirilmiştir. Daha az böcek ilacı kullanılmasıyla 28
milyon ton CO2 salınımı engellenmiştir ki bu, her yıl 12 milyon daha az
aracın trafiğe çıkması demektir. Diğer taraftan, küresel ısınmada etken
metan gazı salınımında %15 sorumlu olan çeltik tarımında biyoteknoloji
büyük bir gelişme sağlamıştır. Kısa zamanda tescili beklenmeyen
transgenik çeltik genotipleri metan salınımını adeta sıfırlamaktadır.
Yüksek verimi ile GDO’lu ürünler, kısıtlı su ve enerji kaynaklarını, gübre,
ilaç ve emeği etkin kullanmaktadır. Bütün bunlar, söz konusu ürünlerin
çevreye katkısını sergilemektedir.

 

Untitled-1 copy

 

 

*Transgenikler bazı nedenlerle kaçınılmaz mı?

 
İlginçtir, bazı tarımsal sorunların çözümünde klasik bitki ıslahı yetersiz
kalmaktadır. Çünkü bazı türlerde tür içi gen kaynakları amaca destek
verecek genlere sahip olmayabilmektedir. Nitekim onlarca yıllık
araştırmaya rağmen, narinciye bölgesi Florida’da büyük tahribat yapan
“Turunçgil yeşillenme hastalığına” dayanıklı bir genotip geliştiremezken,
söz konusu hastalığın ötesinde “bakteriyel kanser ve yaprak lekesi
hastalığına” da dayanıklı transgenik hatlar geliştirilmiştir. Kestane
kanserine dayanıklı genotiplerde ise yabancı gen ise buğdaydan
gelmektedir.

Diğer Haberler:
Miras Tarlalar İçin Son Gün 31 Ağustos !

 

 

*Yarınlarda hangi transgenik bitkileri marketlerde göreceğiz?

 
Son yıllarda, yalnız gıda yeterliliği için değil, çiftçisinin rekabetini düşünen
ülkeler, kamusal desteklerle bitki ıslahına yatırım yaparken, tohum
sektöründe pazar paylarını artırmak isteyen özel sektör de, yeni
genotipleri geliştirme çabalarına hız vermiştir. Doğal olarak araştırmalar,
yeni ve gelecek beklentisi yüksek konulara odaklanmıştır. Dünyada
tescil için başvuruları yapılan bitkilerin listesine bir göz attığımızda , birçok
farklı bitkide, verim dışında, lignin-protein-karbonhidrat-nikotin içerikleri
değişmiş, meyve – çiçek renk alternatiflerinin pazarlarda görmek üzere
olduğumuz kesin! Örneğin:
*Yılda 5 metre boy atan okaliptüsler;
*Böceğe dayanıklı kavaklar;
*Virüse dayanıklı erikler;
*Hastalıklara dayanıklı kestane genotipleri gibi…

 

*Her GDO’lu ürüne evet diyebilir miyiz?
GDO’lu ürünlerin serbest üretim ve ticareti yasalarla yürütülmektedir.
Ülkeler sağlık, çevre açısından bilimsel tedbirleri almadığı müddetçe,
taransgenik bitkilerin tarımı, serbest bırakılmamalıdır. Türkiye’de
transgenik buğday örneğinde olduğu gibi .

 

Not: Bu yazının özeti http://blog.milliyet.com.tr/gdo-lu-urunlere-neden-
hala-izin-veriliyor-/Blog/?BlogNo= 519574” linkinde yayınlanmıştır.


Yazan - 15 Ocak 2016. Kategori MANŞET, GIDA, SAĞLIK. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

Yoruma kapalı