‘GDO’nun Etkisini Torunlarımız Görecek’


Gıdada GDO ithalatı konusu Biyogüvenlik Kurulu’nun gündeminden çıktı. Ama GDO hayatımızdan çıkmadı. Önce Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu (TGDF) 29 adet gıda amaçlı GDO için ithalat başvurusunu, ardından Ünak Gıda üç soya geni için yaptığı başvuruyu çekince GDO’lu gıda konusu Biyogüvenlik Kurulu’nun gündeminden çıktı. Ancak firmalar GDO’lu gıda başvurusundan şimdilik vazgeçmiş olsa da GDO’lu hayvan yemi ithal etmek serbest.

 

İstanbul Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Ahmet Atalık, “Balıklar bile GDO’lu soyayla besleniyor.

 

Türkiye ’de bu yemlerin kullanımı ne kadar yaygın bilemiyoruz çünkü rakamlar bizimle paylaşılmıyor”diyor. Türkiye ’nin tarım politikasını değiştirerek mısır ve soya ihtiyacını karşılar hale gelebileceğini söyleyen Atalık’la Türkiye ’nin GDO’yla sınavını anlatıyor.

 

Firmalar başvuruları geri çekti. GDO’lu soya için izin isteyen Ünak Gıda, “Biz zaten GDO istemiyorduk,derdimiz bulaşıklık” diyor. Ne demek ‘bulaşıklık’?

 

Diyelim ki bir firma yurtdışından mısır siparişi veriyor. Mısırın getirildiği geminin ambarında daha önce GDO’lu mısır taşınmışsa bu GDO’suz mısıra ‘bulaşabiliyor’… Yapılan testlerde ürün GDO’lu çıkıyor ve firmaya ceza veriliyor. Bu çok sık karşılaşılan bir durum. İşte firmalar bu konuda ellerini rahatlatmak için bir eşik belirlenmesini istiyor. AB ’de kullanılan eşik binde 9, yani GDO kullanmayan firmaların ürünlerinde binde 9’a kadar bulaşıklara izin veriyor. Türkiye ’deyse şu an biyogüvenlik kurulu ‘önce gen için başvurun eşik sonra belirlenecek’ diyor. Firmanın iddiası bu sorunu çözmek için başvurdukları.

 

‘GDO tam bir Rus ruleti’

 

AB ’de kullanılan binde 9 eşik neye göre belirlenmiş?

 

Tam bir yazı tura. Tarım Bakanlığı ve AB komisyonu uzmanlarıyla bir toplantıda ben de kendilerine “Hangi bilimsel çalışmaya göre binde 9 eşiğinde karar kılındı” diye sordum. Hiçbir şey ifade etmeyen, ticari kurallar için rastgele belirlenmiş bir rakam. ‘’Binde 9’dan düşük GDO insana zararlı değil, fazlası zararlı’’ diyen bir çalışma yok. Zaten GDO tam bir Rus ruleti. Bize muhtemelen bir şey olmayacak,çocuklarımızın, torunlarımızın yaşamlarının sonuna doğru etkileri ortaya çıkmaya başlayacak. Türkiye ’de bebek ve çocuk besinlerinde GDO yasaklandı ama anne karnındaki çocuk anne ne yerse onunla beslenir.İşte bu noktada neler olacağını bilemiyoruz.

 

Peki bu firmalar neden mısır ve soya ithal etme ihtiyacı duydular?

 

Sorun Türkiye ’nin yanlış tarım politikası. Devlet tarımı yeterince desteklemediği için yerel üretim yetersiz kalıyor, ithal ürünler daha ucuza geliyor ve yurtdışına bağımlı hale geliyoruz. Örneğin mısır … Türkiye dünya ortalamasının üzerinde mısır verimi olan bir ülke. Dünyada mısırın hektara verimi 5 ton kadarken Türkiye ’de 7 tonun üzerinde. Ama son 5 yıldır mısıra teşvik için verilen prim kilogram başına 4 kuruş. Şu durumda mısır ekmek yeterince kârlı değil çiftçi için. Türkiye primleri biraz yükselterek mısırda kendine yeterliği sağlayabilir ve GDO’lu mısır ithalatına gerek duymaz.

 

Ne kadar mısır ithal ediyoruz?

 

Yılda 4.2 milyon ton mısır üretiyoruz. 1 – 1.5 milyon ton arasında da ithalat yapıyoruz. Aslında sorunun göz ardı edilen bir unsuru kekten meyve suyuna binlerce gıdada kullanılan nişasta bazlı şeker (NBŞ)sanayii. 2011 yılında NBŞ sanayi 1 milyon ton mısır kullandı. Aslında NBŞ’nin toplam şeker üretiminin yüzde 10’unu aşmaması gerekiyor ama bakanlar kurulu her yıl yetkisini kullanarak kotayı yüzde 15’e çıkarıyor.

 

Başvurularda 1 adet de GDO’lu şekerpancarı vardı.

 

2001’de çıkartılan şeker yasasıyla Türkiye ’nin şeker üretimine kota getirildi, bu da hammade olan şeker pancarı üretimini 18 milyon tonlardan 11 milyon tona düşürdü. Şimdi artan nüfus ve artan şeker ihtiyacı karşısında üretim tekrardan 17 milyona çıktı. Mantığınız alamaz, yasayla şeker pancarının üretimini azaltıp sonra GDO’lusunu ithal etmek için başvuruyoruz.

 

Başvurulan gıdalar onaylansaydı GDO karşımıza nerelerde çıkacaktı?

 

Sadece soya ve mısır binlerce gıda maddesinin içinde kullanılıyor. Türkiye mısırı en çok NBŞ, glukoz,fruktoz ve fruktoz şurubu yapımında kullanıyor. Yani pastaneden aldığımız kekten meyve sularına, gazlı içeceklere, hazır çorbaya kadar her yerde karşımıza çıkabilir bunlar. GDO’lu soyalar için yalnızca ‘rafine yağ’ kullanımına izin verilecek gibi gözüküyordu, bu da sanayii gıda üretiminde çok kullanılır. Yani kızartmalarda, yemeklerde…

 

Bunları etiketlerden anlayabilecek miyiz?

 

Hayır. Etikette glukoz, fruktoz, fruktoz şurubu veya sadece ‘şeker’ bile yazabilir…

Yem olarak sokulan GDO karşımıza gıda olarak çıkabilir mi? GDO girdi mi ne olacağını takip etmek mümkün değil. İşyerimde karpuz yediğimiz masanın 2 metre ötesinde karpuz büyüyor… Kanada ’da GDO’lu kanola ekilmeyen bir bölgede yol boylarındaki kanola tarlalarından numune aldılar, ürünlerin çoğu GDO’lu çıktı. Kamyonlardan dökülen tohumlar oralara yayılmış. Gün gelecek “Biz ne kadar dikkat ettiysek de bulaşmadığı yer kalmadı bari tohumunu ekelim” diyecekler.

 

GDO’lu yemle beslenmiş hayvan ürünleri tüketmenin sağlığımıza nasıl bir etkisi olabilir?

 

Bu konuda çok sınırlı araştırma var. Tohum firmaları ürettikleri tohumun bağımsız çalışmalarda kullanılmasını istemedikleri için de lisans anlaşması yapılmasını zorunlu kılıyor. Bu şirketlerin tazminat davasından tutun üniversiteden attırmaya kadar korkunç bir lobi faaliyeti var. Buna rağmen yapılan bağımsız araştırmaların sonuçları son derece endişe verici. İtalya ’da Catania Üniversitesi’nden araştırmacılar marketlerden topladıkları 60 süt örneği üzerinde yaptıkları çalışmada, her 4 örnekten birinde GDO’lu mısır veya soyaya ait gen parçaları tespit ettiler. Bu çalışma pastörizasyonun dahi GDO’yu parçalayamadığını gösteriyor. Geçen sene Kanada ’da Sherbrooke Üniversitesi’nde kadınların kan örnekleri üzerinde yapılan bir çalışmada GDO’lu gıdalarla beslenen 30 hamile kadının doğmamış bebeklerinin kanında bile genetik işlem sırasında bitkilere aktarılmış olan bakterinin zehri tespit edildi.

 

Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar çok daha geniş ve sonuçları da oldukça endişe verici: Viyana Üniversitesi’nde GDO’lu mısırla yaptıkları fare besleme çalışmasında üçüncü nesilden sonra fareler kısırlaştığından üreme gerçekleşemedi ve çalışma sona erdi./Radikal


Yazan - 27 Ağustos 2012. Kategori GIDA. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oy
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x