Güneydoğu Anadolu’da hayvancılığın geleceği


Prof. Dr. Hazım GÖKÇEN

AAAA (2)Barış sürecinde Güney Doğu’daki hayvancılığın tekrar eski görkemli günlerine dönmesi mümkün
mü? Bence bu sorunun yanıtını doğru olarak verebilmek için bir süre daha beklemek gerekir.
Gerçi oluşan görece yumuşama ortamı sonucu sayıları şimdilik az da olsa insanlar bölgedeki
köylerine döndüler, yakın meralarda daha şimdiden hayvancılığa başladılar bile ama halkta bir
tedirginliğin ve belirsizliğin varlığı da kuşku götürmez bir gerçek…

 

Eskiden Güney Doğu Anadolu denince akla terör değil hayvancılık gelirdi. Yüksek dağları, serin
yaylaları, geniş meraları hayvandan geçilmez, göçerler binlerce başlık koyun sürüleri ile ilkbahar
ve yaz aylarında ıssız otlakları şenlendirirdi. Neredeyse içinde insanın kaybolduğu boydaki otları
sığırlar ve koyunlar ete, süte dönüştürür, bundan da en büyük yararı hiç kuşkusuz Ülke
ekonomisi görürdü. Tarih boyunca hayvancılıktan başka bir iş yapmamış olan bölge halkı bu
yoldan geçimini sağlar, doğal olarak da köyünden ayrılmayı, gurbete gitmeyi hiç ama hiç
düşünmezdi. Ama ne olduysa oldu, terör belası bölgeyi vurdu, köyler boşaltıldı, otlaklar
hayvancılığa yasaklandı, bin yıldır bölgede yaşayan insanlar geçimlerini sağlamak üzere içleri
kan ağlayarak gurbetin yolunu tutmak zorunda bırakıldı. Bundan en büyük zararı da hiç
kuşkusuz hayvancılık gördü. Terörün egemen olduğu otuz yıllık süreçte Türkiye’de küçük ve
büyük baş hayvan sayısı yarı yarıya azaldı.

 

BARIŞ SÜRECİ

 

Şimdi başlatılan yeni barış sürecinde Güney Doğu’daki hayvancılığın tekrar eski görkemli
günlerine dönmesi mümkün mü? Bence bu sorunun yanıtını doğru olarak verebilmek için bir
süre daha beklemek gerekir. Gerçi oluşan görece yumuşama ortamı sonucu sayıları şimdilik az
da olsa insanlar bölgedeki köylerine döndüler, yakın meralarda daha şimdiden hayvancılığa
başladılar bile ama halkta bir tedirginliğin ve belirsizliğin varlığı da kuşku götürmez bir gerçek.
Hele son günlerde yaşanan kimi lokal olaylar bu tedirginliği daha da artırıyor. Ama biz yine de bu
işler bir gün düzelir umudu ile bölge hayvancılığını tartışmalıyız, çözüm önerilerini ortaya
koymalıyız.

 

COĞRAFİ YAPI

 

Aslında bölge sadece meraları, otlakları ve insanların yetiştiriciliğe yatkınlığı ile değil aynı
zamanda sahip olduğu genetik materyali ile de hayvancılığa çok uygun bir coğrafi alandır. Bin
yıllardır bu coğrafyada yurt tutmuş sığır ve koyun ırkları sayıları günümüzde bir hayli azalmış
olsa da hayvancılık için önemli bir kaynak oluşturur. Bunlar arasında İvesi Koyunu, Mor
Karaman Koyunu, Güney Doğu Anadolu Kırmızısı Sığırı gibi otantik ırklar sayılabilir.
Bu ırklar hem verimli, hem de bölgenin olumsuz koşullarına uyumlu hayvanlardan oluşmaktadır.
Bu hayvanların en önemli özellikleri bölgede yaygın seyreden hastalıklara karşı dayanıklı
olmaları ve geliştirilmeye müsait bir genetik yapıya sahip olmalarıdır. Nitekim İsrail, bölgede
yaygın olarak yetiştirilen İvesi Koyununu geliştirerek Awassi adlı Dünyaca ünlü bir sütçü koyun
ırkını oluşturmayı başarmıştır. İsrail ayrıca Amerikan Holştayn ırkı ile melezlediği Güney
Anadolu kırmızısı Sığır Irkından İsrail Holştaynı adını verdiği süt verimi yüksek bir sığır ırkı elde
etmiştir.

Öte yandan Bölgedeki koyunların sayıca önemli bir bölümünü oluşturan Mor Karaman Koyun Irkı
üzerinde geçmişte Ülkemizde yapılan ıslah çalışmalarından da bir hayli iyi sonuçlar alınmıştır.
Koyunculuğun ve sığır besiciliğinin, meraya dayalı hayvancılık faaliyeti olmaları nedeniyle
otlaklar tam anlamı ile yayılıma açıldığında eskiden olduğu gibi bir atak yapmaları
beklenmektedir.

 

DEVLETİN TUTUMU

 

Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde hayvancılığın gelişmesi en başta Devletin bu konuya gereken
önemi vermesine bağlıdır. Bunca yıldır gelmiş geçmiş tüm hükümetler Güney Doğu’da sanayinin
gelişmesi için her türlü desteği ve teşviki vermişler, ama yine de sanayiyi geliştirememişlerdir.
Devlet aynı duyarlılığı şimdi de hayvancılığın geliştirilmesi konusunda göstermelidir. Ama bunu
yaparken çok büyük ölçekli hayvancılık işletmeleri yerine pazara üretim yapan orta ölçekli
hayvancılık işletmelerine ağırlık verilmelidir. Çünkü büyük ölçekli işletmeler yoğun teknoloji
kullandıkları için fazla işçi istihdam etmezler. Ama orta ölçekli işletmeler yaygınlaşırsa hem
sektörden geçimini sağlayan insan sayısı artar ve işsizlik azalır hem de bir büyük ölçekli
işletmeye verilecek destek ile on orta ölçekli işletme yaşama şansı bulabilir.

 

ET SIĞIRCILIĞI

 

Güney Doğu Anadolu Bölgesi’nde hayvancılık faaliyeti olarak en başta besi (et) sığırcılığı ve
koyunculuğa öncelik tanınmalıdır. Çünkü her iki faaliyet alanı da bölgede bol miktarda bulunan
meraya dayalıdır. Barışın gelmesi ile birlikte yayılıma yasaklanan meralar ivedilikle hayvancılığa
açılmalıdır. Meralar yıllardır terör nedeniyle kullanılmadığı için yenilenmişler ve hayvancılığa
elverişli duruma gelmişlerdir. Mera hayvancılığı önemli bir girdi olan sanayi yem tüketimini
azaltarak yetiştiriciliğin karlı hale gelmesini sağlar.

 

Canlı hayvan ve kaba yem hayvan yetiştiriciliğinde çok önem taşıyan iki ana girdidir. Bölgede
hayvancılıkla uğraşacak olan orta ölçekli işletmelere devletin yapabileceği en doğru yardım
onların acil canlı hayvan ve kaba yem ihtiyaçlarını karşılamaktır. Bu da örneğin bölgede bulunan
ve çok büyük bir alana sahip olan Ceylanpınar Tarım İşletmesi’nin kapasitesini artırarak
sağlanabilir. Bu devlet işletmesinde bol miktarda üretilecek hayvan materyali ve kaba yem orta
ölçekli işletmelere kredi karşılığı dağıtılarak en azında kısa vadede ihtiyaçları karşılanabilir.
Yoksa nakit olarak verilen kredilerin hayvancılıktan başka her alana harcandığı geçmiş
deneyimlerimiz arasındadır. Orta vadede bu işletmeler kendi hayvan materyalini ve kaba
yemlerini üreterek devlete bağımlılıktan kurtulabilirler.
TESİSLER KURULMALI
Bölgede orta ölçekli işletmelerin ürünlerini değerlendirerek mamul madde haline dönüştürecek
Gıda Üretim Tesislerinin kurulması çok önemlidir. Bu tesisler hem orta ölçekli işletmeler için bir
pazar işlevi görürken hem de ürettikleri hayvansal gıdaları yakın çevredeki Orta Doğu ve Ön
Asya Ülkelerine ihraç edebilirler. Devlet sanayiye verdiği teşvik ve destekleri bu tesislerden
esirgememelidir.
Bölgede yapılacak hayvancılık faaliyetleri için uygun bir kooperatif modelinin ve hayvan sağlığı
örgütünün kurulması da zorunludur.

 

Dünyada Almanya’nın Bavyera Eyaleti ve Amerika’nın Wisconsin Eyaleti gibi çok önemli
hayvancılık havzaları vardır. Ülkemizin Güney Doğu Anadolu Bölgesi de taşıdığı üstün
potansiyel ile böylesine bir hayvancılık havzası olmaya adaydır. Yeter ki Devlet iyi bir planlama
ile bölgedeki dinamikleri harekete geçirebilsin.
Prof. Dr. Hazım GÖKÇEN ÖZGEÇMİŞİ
Hazım Gökçen, 1949 yılında Niğde’de doğdu. 1970 yılında Ankara Üniversitesi Veteriner
Fakültesi’nden mezun olan Gökçen, 1982 yılında aynı üniversiteden doçentlik unvanını aldı.
Aynı yıl Uludağ Üniversite’sine geçen Gökçen 1988 yılında profesör oldu. Genel hayvancılık ve
veteriner hekimliği politikaları, sığırlarda ve koyunlarda suni tohumlama ve Reprodüksiyon ve
Reproduktif Biyoteknoloji konularında uzman olan Gökçen, iyi derecede Almanca, orta derecede
İngilizce bilmektedir. 1979 yılında Veteriner Hekimleri Derneği Genel Başkanlığı da yapan
Gökçen’in çok sayıda yayımlanmış makalesinin yanı sıra 8 adet kitabı bulunmaktadır.

Milliyet


Yazan - 14 Ağustos 2013. Kategori HAYVANCILIK. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oylar
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x