Hayvan İthalatı Hayvancılık Sektörümüzün Sonu Olacak


Yıllardır gündeme taşıdığımız hayvancılığımızın içinde bulunduğu sorunlar görmezden gelinerek et fiyatlarının piyasa şartlarına göre oluşumu spekülasyon olarak değerlendirilmiş ve Nisan ayında Bakanlar Kurulu tarafından 16.000 ton canlı hayvan ve 7.500 ton da et ithalatı kararı alınarak yürürlüğe konmuştur. Daha sonra bu miktar yeterli görülmeyerek 26.6.2010 tarihinde 100.000 tonluk ikinci bir ithalat kararı alınmıştır. Bu kararlar çerçevesinde Nisan ayından bu yana yoğun bir şekilde kasaplık hayvan ithal edilmekte ve EBK tarafından kesilerek piyasaya sunulmaktadır.

İthalatın gerekçesi olan ucuz et bir şehir efsanesi olup AB ülkelerinde ve Gelişmiş ülkelerde yapılmakta olan et sınıflandırmaları sonucu 2. sınıf reforme hayvan etleri ve hayvanın bazı bölgelerinin etleri daha ucuz olarak piyasaya sunulmaktadır. Ancak genç hayvan etleri ve pirzola, bonfile gibi kaliteli etler dünyanın her yerinde pahalıdır ve ülkemiz deki fiyatlardan ucuz değildir. Örnek vermek gerekirse; İngiltere’de but eti 12.5 pound/kg yani 29 TL, Bonfile 28 pound/kg yani 64 TL Fransa’da antrekot 18.6 Euro/kg yani 36.6TL kıyma ise 8.7 Euro/kg yani 17.2 TL dir. Dünya’nın gelişmiş ülkelerinde hayvanın yaşına, cinsiyetine, ırkına, besi performansına, etin karkastaki yeri ve kalitesine göre grading (derecelendirme) yapılarak fiyatlandırılmaktadır. Yetkililer ve sadece kar amacı güden ithalatçılar tarafından Ülkemizdeki hayvan sayılarının düşüklüğü ve dolayısıyla kasaplık materyaldeki arz darlığı göz ardı edilerek; Diğer ülkelerde etin ucuz ülkemizde ise pahalı olduğu çarpıtması ile kamuoyu devamlı yanıltılmıştır.  Ülkemizde etlerde kalite sınıflandırması yapılmadığı için tüm etler aynı kategoride değerlendirilmektedir. Ancak, Ülkemizde de en kısa sürede kalite sınıflandırılmasına geçilmelidir.

Canlı hayvan ve et ithalatı her zaman hem insan ve hayvan sağlığı açısından hem de yerli üretici açısından birçok olumsuzluklar ortaya koyarak hayvancılığımıza önemli zararlar vermektedir. Daha önceki tecrübelerimizden bilmekteyiz ki ülkemizde görülmeyen bazı hastalıklar yapılan ithalatlarla ülkemize sokulmuştur. Hayvan ithalatının sağlık boyutu ve hayvancılığımıza vereceği zararlar ithalatın gündeme getirildiği dönemde (09 Şubat 2010 KABUS GERİ Mİ DÖNÜYOR) ve ilk ithalat kararının alındığı dönemde (26 Nisan 2010 ET İTHALATI ÇÖZÜM DEĞİLDİR) başlıkları ile yayınladığımız basın bildirimizde dile getirilmişti.

İlk ithalat kararı hayvan sahipleri arasında büyük bir paniğe neden olmuş ve üretici elindeki henüz besisini tamamlamamış hayvanları kestirerek büyük zararlara uğramıştır. Ancak ikinci defa 26.6.2010 tarihinde gümrük vergilerini sıfırlayarak alınan 100. 000 tonluk canlı hayvan ithalatı kararı hayvan yetiştiricisine çok daha büyük bir darbe vurmuş ve rekabet ortamını yok ederek hayvancılığımızı bitirme noktasına getirmiştir.  Bu gün tüm dünya ülkeleri yerli üretim fiyatları ile ithal ürün fiyatlarını dengelemek için belli bir gümrük vergisi oranı uygulamaktadır. Oysa bu gün yapılan canlı hayvan ithalatında gümrük vergileri sıfırlanarak yerli üreticiye hiçbir rekabet şansı tanınmadan haksız rekabet ortamı yaratılmıştır. İthal kasaplık hayvan etleri ülkemizdeki üretim maliyetlerinin altında piyasaya sunulmaktadır. Yerli üreticinin zarar etmesine ve yok olmasına göz yumulmaktadır.

Hayvancılığımızın yapısal sorunları vardır. Bu sorunların çözülmesi yönünde gerekli tedbirler alınmadan İthalatın bu şekilde devam ettirilmesi hayvancılığımızın sonu olacaktır. Alınan 2. ithalat kararını çok daha yüksek miktarlarda 3., 4… kararlar izleyecek ve muhtemelen Avrupa ülkelerinden et ithalatına da başlanacaktır. Nitekim tarihinde ilk defa kurbanlık ithalatı ile ilgili karar da alınarak Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Bu tablo Türkiye gibi hayvancılık potansiyeli yüksek bir ülke için çok acıdır.

Bu ithalat sadece et üreticisini değil süt üreticisini de çok yakından ilgilendirmektedir. Çünkü; besiye alınan hayvanlar süt üreticisinin ahırından elde edilen erkek hayvanlardır. Bu nedenle yapılan ithalat tüm hayvancılığımızı etkilemektedir. İleriki dönemlerde süt üretimi de etkilenecektir. Et ve süt üretimi birbirine bağımlıdır. 2008 yılında süt fiyatlarının düşük olması nedeniyle 100 binlerce damızlık hayvan kesime gönderilmiştir. O dönemde küçük miktarda yapılacak süt desteklemesi bu gün yaşadıklarımızı engelleyebilirdi. Biz o günlerde bu soruna dikkat çekmek için “SÜT VEREN İNEK KESİLİR Mİ? Süt fiyatları Türk çiftçisinin yıllar boyu yetiştirdiği en verimli inekleri kesimhanelere götürmek zorunda bırakıyor. Türk Hayvancılığının geleceği için KAYGILARIMIZ ARTIYOR” şeklinde gazete ilanları vermiştik. (6 Şubat 2009)

Bunun yanında et sorununun en önemli kaynağı olan küçük baş hayvan sayısının aşırı azalmasını ‘KÜÇÜK BAŞ HAYVANCILIĞIN ACI SONU’ başlığıyla kamuoyuna ve yetkililere duyurmuştuk. Ancak bu konuda hiçbir tedbirin alınmaması bu günkü acı sonu hazırlamıştır.

Gıda stratejik bir üründür. Özellikle de hayvansal ürünler. Hayvansal proteinin sağlıklı nesillerin yetişmesindeki önemi nedeniyle ekonomik refahın da artmasıyla tüm dünyada hayvansal ürünlere olan talepler artmakta ve buna bağlı olarak hayvansal ürün fiyatları yükselmektedir. Hayvansal üretim potansiyeli yüksek olan ülkemizin bu potansiyeli değerlendirmesi ve hayvansal üretimini arttırması bir zorunluluktur.

Hayvancılığın sorunlarının giderilmesi halinde ülkemiz kendine yetme dışında 80 li yıllara kadar olduğu gibi hayvan ve hayvansal ürün ihracatçısı konumuna gelebilecektir. Yeterli olmamakla birlikte elbette ki son hayvancılık destekleme kararlarını olumlu bulmaktayız. Ancak bu destekler için geç kalınmıştır. Ayrıca bu desteklemelerin rasyonel kullanılacağı konusunda da endişelerimiz vardır.

Hayvancılığın sorunlarına yönelik çözüm önerilerimiz;

1.Pazar şartlarının iyileştirilmesi

Hayvansal ürünlerde pazarlama zinciri uzundur. Bu zincirin düzenli bir şekilde yürütülebilmesi için üreticiler ve zincirin tüm temsilcilerinden oluşturulan Et ve Süt Konseyleri daha aktif hale getirilerek Pazarın düzenlenmesinde etkin rol almaları sağlanmalıdır. Süt Konseyinin 2008-2009 döneminde süt piyasasındaki olumsuzluklara müdahale şansı olsaydı belki bu günkü ithalat kararının alınmasına gerek kalmayacaktı.
Pazar şartları oluşturulurken et ve süt arzları arasındaki denge gözetilmelidir. Et ve süt üretimi bir birine bağımlı olmakla birlikte et ihtiyacınızı sütçü ırklardan karşılamaya kalkarsanız et ve süt arzında denge bozulacaktır. Bunun nedeni sütçü ırkların et verim kapasitelerinin süt verimine göre düşük olmasıdır. Bu sorun tüm ülkeler için geçerlidir.  Bu nedenle tüm ülkeler bu sorunun çözümü için çeşitli alternatif et üretimleri geliştirmişlerdir. Müslüman olmayan ülkelerde alternatif et üretimi için Domuz tercih edilirken, uygun meralara sahip ülkelerde domuzla birlikte etçi sığır ırklarının geliştirilmesi yoluna gidilmektedir.

Ülkemiz açısından en uygun alternatif üretim koyun ve keçi yetiştiriciliğidir. Müslüman bir ülke olmamız nedeniyle domuz yetiştiriciliği düşünülemez. Bunun yanında Etçi ırk hayvanlar için de meralarımız ve kaba yem üretimimiz uygun değildir. Koyun ve keçi ırklarımız meralarımızı en iyi şekilde değerlendirebilen ve en ucuz üretim şeklidir.

Ülkemizde et üretiminin yaklaşık olarak % 40 ı koyun ve keçiden karşılanmaktadır. Son yıllardaki istatistiki bilgilere baktığımızda büyük baş hayvan sayısında önemli bir düşüş yaşanmadığı halde küçük baş hayvan sayısında çok önemli bir azalmanın olduğunu görüyoruz. Bu da gösteriyor ki bu gün yaşadığımız et arzındaki azalmanın en önemli nedeni küçük baş hayvancılıktaki krizdir. Bu nedenle et arzını dengelemek için küçük baş hayvancılık mutlaka geliştirilmeli, bunun yanında süt verimleri yanında et verimleri de daha yüksek olan kombine sığır ırkları bazı bölgelerimizde geliştirilmelidir. Ülkemiz için en uygun alternatif budur. Bu nedenle küçük baş hayvancılığın sorunları çözülerek desteklenmelidir.

 2.Ucuz yem girdisi sağlanması

Maliyetler açısından hayvancılığın en önemli girdisi yemdir. Yem tüm girdilerin % 70-75 ini oluşturmaktadır. Bu nedenle hayvansal ürünlerin maliyetinde en önemli etkendir. Sürdürülebilir bir hayvancılık politikasının oluşturulması ve hayvancılığın uluslar arası rekabet gücünün arttırılması ancak ucuz yem girdisi ile mümkündür. Gelişmiş ülkelerde hayvancılık sektöründe yemin % 75-90 ını kaliteli kaba yem oluştururken ülkemizde bu oran %25 ler seviyesindedir. Bu oranın mutlaka yükseltilmesi gerekir.
 
Ucuz yemin kaynağı meralar ile silaj ve yem bitkisi üretimidir. Uzun yıllardır meralarımız aşırı otlatma ve gerekli bakım yapılmadığı için verimleri oldukça düşmüştür. Bunun yanında mera alanlarının sanayi ve iskâna açılması nedeniyle büyük oranda da azalmıştır. Bu nedenle meralarımızdan istenilen fayda sağlanamamaktadır. Öncelikle meraların amacı dışında kullanımına son verilmeli, bunun için gerekli yasal düzenleme yapılmalıdır. Daha da önemlisi tüm hayvansal ürünlerden kesilen paralarla oluşturulan mera fonu kaynaklarının amacına uygun olarak meraların ıslahına yönlendirilmesi ve mevcut meraların bir an önce ıslah edilmesi daha sonra da yıllık bakımlarının düzenli olarak yapılmasının sağlanması gerekir.

Bir diğer ucuz yem de silajlık yem bitkisi üretimidir. Bu konuda da önemli sorunlar yaşıyoruz. 30 Milyon ton kaliteli kaba yem açığımız vardır. Bu açığın mutlaka kapatılması gerekir. Bunun için yem bitkileri ekilişinin destekleme oranlarının arttırılması ve verilecek diğer hayvancılık destek ve kredilerinde yem bitkileri ekilişlerinin zorunlu hale getirilmesi gerekir.

3.Desteklemeler

Bu gün hayvansal ürünlerimizin ve etin fiyat olarak kıyaslandığı AB ülkelerindeki Hayvancılık desteklemeleri ile ülkemizde uygulanan destekleri karşılaştırdığımızda çok yetersiz olduğunu görürsünüz. Bunun yanında ülkemizde zaten yetersiz olan tarım destekleri içinde hayvancılığa ayrılan pay da çok çok düşük seviyededir. Bu gün belirlenen destek miktarları ve oranları neye göre belirlenmektedir? Tarımsal destekler belirlenirken öncelikle ekonomik analizlerinin yapılması gerekir. Son yıllarda her ne kadar hayvancılık destekleri göreceli olarak arttırılmış ise de tarımsal destekler içindeki payı % 20 dir. Bu oranlar AB ülkelerinde, ülkelere göre farklılık göstermekle birlikte hiçbir ülkede % 50 lerin altına düşmemektedir. Bunun sonucu ülkemizde hayvansal üretimin tarımsal üretim içindeki payı da %25-30 seviyesinde kalmaktadır. Hayvansal ürün üretim ve tüketiminin gelişmiş ülkeler seviyesine çıkartılması için hayvancılık desteklerinin hem miktar olarak hem de tarımsal destekler içindeki payının % 50 ler seviyesine çıkartılması zorunludur. Çünkü; Bitkisel üretimin de hayvansal üretimin de ortak kullanım alanı kullanılabilir tarım alanlarıdır. Bu nedenle destekleme miktarları üretimi yönlendirmektedir.
Bunun yanında bu güne kadar örneklerini çok yaşadığımız hayvancılık destek ve kredilerinin amacı dışında kullanımı engellenmelidir. Bu kredi ve desteklerin mutlaka amacına uygun olarak hayvancılığa aktarılmasını sağlayacak tedbirler alınmalıdır. Amaç dışı kullanımın tespiti halinde caydırıcı cezalar getirilmeli ve bu cezalar uygulanmalıdır.

4. Irk ıslahı

Sürdürülebilir hayvancılıkta birim hayvandan alınan verim önemlidir. Ülkemizde bu güne kadar bu konuda önemli mesafeler kat edilmiştir. Yerli ırklarımız hem süt hem de et verim kapasiteleri yüksek ırkların tohumları ile tohumlanarak et ve süt verimleri arttırılmıştır. Ancak henüz istenilen seviyede değildir. Her ne kadar büyük baş hayvan sayısı olarak Dünyada 25. sırada bulunsak da hala ülkemiz inek başına süt verimi ve kasaplık hayvan karkas et verimi ortalaması olarak dünyada 50. sıralarda yer almaktadır. Bu nedenle birim hayvandan alınan verim ortalamaları daha da yukarılara çıkarılması gerekir. Bunun için; Suni tohumlama desteklemelerine devam edilerek ülke genelinde düzenli bir tohumlama sistemi oluşturulmalıdır. Bu konuda serbest muayenehane çalıştıran 6000 veteriner hekimden yararlanılmalıdır.

5.Ekonomik kayıplara neden olan hastalıkların eradikasyonu

Hayvancılık destekleri ancak sağlıklı sürülerde amacına ulaşabilir. Hayvancılığın geliştirilmesi için sıraladığımız tüm bu tedbirler tam anlamıyla uygulansa bile özellikle Şap, Tüberküloz, Bruselloz gibi ülkemizde de yaygın olarak görülen hastalıkların eradike edilmemesi veya kontrol altına alınmaması halinde hayvancılığın verimli ve sürdürülebilir olması mümkün değildir. Çünkü bu hastalıklar çok büyük verim kayıplarına neden olduğu gibi halk sağlığı açısından da büyük bir tehdit oluşturmaktadır.
Bunun için; hızlı karar alabilen, bağımsız hareket edebilen mali yönden güçlü bir veteriner hizmetleri teşkilatının oluşturulması gerekir.

 Acil Önlem

 -İthalat nedeniyle yaratılan haksız rekabet ortamında yetiştiricinin uğradığı zararının telafisi için bir komisyon marifetiyle maliyetler dikkate alınarak belirlenecek et fiyatı üzerinden yetiştiriciye destekleme yapılmalı,
-Gelecek yılları kurtarabilmek için de her türlü siyasetten bağımsız orta ve uzun vadeli rasyonel politikalar geliştirilmelidir.


Yazan - 28 Eylül 2010. Kategori Dr. Mehmet ALKAN. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oylar
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x