“Helal Gıda” Bilmecesinin Cevapları Merak Ediliyor…


Helal Gıdacılar’a Soruluyor  “Sofralarımızda gizli alkolü ne yapacağız?”

Dünya Helal Gıda pazarı yükseldikçe bu sektöre ilgi her geçen gün artıyor.Bu konu ile ilgili yetkililer nelerde alkol bulunduğunu işaret ederek bu yiyeceklerden uzak durmamız isteniyor. İstemesine isteniyor da,son açıklanan araştırmalara göre hemen hemen alkolun bulunmadığı yiyecekleri iki elin parmakları kadar az.Bu şartlara göre insanların helal gıda ile ilgili hiçbir gıda maddesi yememeleri gerekiyor.

Dünya helal gıda pazarı 632 milyar dolara ulaştı

Dünya Helal Forumu tarafından yapılan en son araştırmaya göre küresel helal gıda piyasasının değeri 2009’da 632 milyar dolara yükselmiş bulunuyor.

Müslüman olmayan tüketicilerin eklenmesi halinde bu rakamın daha da yükselmesi bekleniyor.
Helal endüstrisi uzmanları, tüm helal gıdalar ve gıda harici ürün ve hizmetlerden oluşan küresel helal piyasasının hacminin yıllık 1,2 trilyon dolar ile 2 trilyon dolar arasında değiştiğini ifade ediyor. Dünyada helal ürünlere olan talep sadece Müslüman tüketicilerden gelmiyor.

Farklı ırk ve dini inanca sahip gayrimüslimlerin de helal logosu taşıyan ürünleri tercih ettiği dikkate alındığında helal endüstrisinin çok geniş bir potansiyele sahip olduğu vurgulanıyor. Kaynaklara göre dünyadaki helal ticaretin yüzde 80’i Müslüman olmayan ülkeler tarafından gerçekleştiriliyor.

Bu ülkeler helal damgasını kendi ekonomik menfaatleri için kullanarak dünyadaki en büyük helal ürün ihracatçısı haline geldi. Batı’da en büyük helal tedarikçileri arasında Amerika, Kanada, Brezilya, Yeni Zelanda ve Avustralya; doğuda ise Tayland, Malezya, Filipinler, Endonezya, Singapur ve Hindistan sayılıyor.

AÇ KALMAMIZ GEREKİYOR

Pastanelerde, restoranlarda, alışveriş merkezlerinde müşterinin bilgisi dışında pastalarda, çikolotalarda, kuruyemişlerde ve soslarda kanyak, viski, likör, şarap kullanılıyor. Çoğu kimse bunun farkında bile değil. Likörlü çikolatalar, portakallı, vişneli, kahveli diye satılıyor. Bu konuda hem denetimde hem de kanunda büyük boşluk var.

Kanyaklı yaş pasta, viskili çikolata, şarapla terbiye edilmiş tavuk, moka likörlü kahve… Belki hayatınız boyunca içkinin tadına bakmadınız; ama bu yiyeceklerden tatmış olmanız kuvvetle muhtemel.

Haber dergisi Aksiyon’un araştırmasında Nursel Dilek imzasıyla yer alan haberde içine alkol karıştırılan yiyeceklere dikkat çekiliyor. Pastanelerdeki çikolataların ve yaş pastaların; alışveriş merkezlerinde satılan kuruyemiş ve etlerin sosunda genelde içki kullanılıyor. Fakat çoğunlukla bu gıdaların üzerinde ‘alkol vardır’ ibaresi yazılmadığı için haberiniz olmadan bu alkollü gıdaları midenize indirmiş oluyorsunuz.

İçerisinde likör kullanıldığı belirtilmeyen çikolatalar ‘portakallı, vişneli, kahveli’ denilerek satılıyor. Fiyatlar ise normal çikolatalara oranla daha pahalı. Normal çikolatanın kilosu 20 YTL’den satılırken, likörlü çikolataların fiyatı 45-120 YTL arasında değişiyor. Tercihler ise genelde vişne ve viski likörlü çikolatalardan yana. Likörlü çikolatalar daha kısa sürede bozulduğu için sağlık riski de taşıyor. Normal çikolata 4-5 ay, likörlü olanlar en fazla 1 ay saklanabiliyor. Yaş pastalarda ise değişik tat vermesi amacıyla rakı ve kanyak kullanılıyor. Fiyatlar ise 22-100 milyon arasında değişiyor. Soslu kuruyemişler de içinde alkol olduğunu bilmeden tüketilebilecek bir başka gıda türü. Gıda denetimi, 2004’e kadar Sağlık Bakanlığı’nın elindeydi. Danıştay kararıyla son iki yıldır Tarım Bakanlığı ve belediyeler denetim yapıyor. Yetkilerin tek elde toplanmaması birçok sorunu da beraberinde getiriyor. İşin ehli olmayan birçok insan gıda denetimi yapıyor.

Sağlık Bakanlığı yetkililerine göre Gıda Kanunu’nun tekrar düzenlenmesi, mevzuatla birlikte denetimin tek elde toplanması gerekiyor. Bakanlık yetkililerine göre en önemli sorun, AB’nin alkolle ilgili mevzuatı. Çünkü mevzuata göre gıdanın içerisinde alkol oranı yüzde 1’in altındaysa bunu etiketlemeye gerek kalmıyor. Bu, Avrupa’da kabul görse de, yüzde 99’u Müslüman olan Türkiye’de böyle bir durumun gıda mevzuatında bile olsa tolere edilmesi mümkün değil. Yüzde 1’lik oran, duruma göre dinen de ‘tolere edilebilir’ bulunsa bile Türkiye’deki gıdalara katılan alkol oranı birçok kere bunun çok çok üzerinde oluyor.

Etler de alkolle terbiye ediliyor!

Tüketiciler Birliği Genel Başkan Yardımcısı Aydın Ağaoğlu, 4077 sayılı Tüketici Hakları Koruma Kanunu’na göre gıda maddelerinde etiket kullanma zorunluluğunu hatırlatıyor. Ancak bu kurala uyulmadığının da altını çiziyor. Türk Gıda Kodeksi-Gıda Maddelerinin Genel Etiketleme ve Beslenme Yönünden Etiketleme Kuralları Tebliği’ne göre içerisinde yüzde 1,2’nin üstünde alkol içeren içeceklerin alkol miktarını etiketle belirtme zorunluluğu var. Ancak bu hüküm de uygulanmıyor. Peki bunun cezai yaptırımı ne? Türk Gıda Kodeksi’nin tebliğine aykırılık oluştuğunda etiket bilgileri yenilenene kadar gıdalara el konuluyor ve firma para cezasına çarptırılıyor.

Alkol sadece çikolataların, pastaların, gazozların içinde yok. Biftek, kırmızı et, sakatat gibi gıdaların daha çabuk pişmesi ve yumuşak olması için alkolle terbiyesi yapılıyor. Fakat bu yapılırken çoğu zaman müşterilere bilgi verilmiyor. Ankara’daki meşhur kanatçılardan biri, et ve tavukların pişirilmesi sırasında da alkol kullanıldığını şu örnekle açıklıyor: “Etleri pişirirken genellikle şarap kullanılıyor. Kızartılırken çıkan ateş de bunun bir göstergesi.”

Aklıma, Risotto yüzünden görevinden alınan Muğla Valisi geldi… Güler misin ağlar mısın denilen bir yurdum insanı olayıdır bu…

Efendim, Dönemin (2007) İçişleri Bakanı (Seçim nedeniyle bağımsız) Osman GÜNEŞ Muğla Valisi’ne bir toplantı için otel ayarlamasını emreder. 20 kadar bürokrat bu yemeğe katılır. Vali Bey hemen şehrin en güzel beş yıldızlı otelini ayarlar… Toplantı başlar. Her şey çok güzel gidiyor derken ne olursa toplantının son gününde akşam yemeğinde olur…

Sayın Bakan risotto sipariş eder. Bürokratlar da durur mu, ‘sayın Bakanımız en iyisini bilir…’ diye düşünmüş olmalılar ki onlar da aynı yemeği seçerler. Seçerler ama başlarına nasıl bir iş aldıklarından haberleri yoktur… Bakanımız yemeği çok ama çok beğenir. Takdirlerini yüzüne bildirmek üzere otelin mutfak şefini çağırtır. Risottonun tarifini ister. Şef, yemeğinin beğenilmesinden hoşnut başlar sayın Bakanın yemeği nasıl pişirmesi gerektiğini anlatmaya:

“Efendim, et ve sebzeleri birlikte kaynatıyorsunuz. Kaynayan et/sebze suyunun içine yarım kadeh kadar şarap ekliyorsunuz…”

Sayın Bakanımız şarap sözünü duyar duymaz yemeği ortalık yere fırlatır ve, “Utanmıyor musunuz, bana alkollü yemek verdiniz. Bu ne rezalettir” diye bağırır. Şef şaşkınlık ve korku içinde, “Efendim risottoda her zaman şarap olur” der ama sayın Bakanı yatıştırmak olası değildir. Vali araya girerek otelin ve mutfak şefinin bunda suçu olmadığını anlatmaya çalışır. Çok sinirlenen Bakan, “Durduk yerde bana haram yedirdiniz” diyerek masayı terkeder. Bakanımız Ankara’ya varır varmaz hemen Valiyi görevden alan kararnameyi hazırlatır ve imzalar… Gazeteci Fatih Altaylı olayı yazınca basın-yayın bunun üzerine gider… Ancak Bakanlıktan Valinin başka nedenlerle alındığına dair açıklama gelir…

Bakın Yasemin Arpa-Afşin Yurdakul 23.05.2007 tarihinde NTV-MSNBC için “İçine şarap katılan yemek haram mıdır?” sorusunu içlerinde İlahiyat profesörleri, gurmeler, hatta kimyagerler bulunan uzmanlara sormuşlar:

Prof. Dr. Süleyman Ateş (Eski Diyanet İşleri Başkanı):
Yemekte kullanılan şarap, kimyasal değişikliğe uğramışsa, ona içki denmez. Eğer, yemekte kullanılan şarabın sarhoş edici vasfı kalmamışsa, o zaman haram olmaz.

Prof. Dr. Saim Yeprem (Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi):
Alkol özelliğini kaybeden içki yemeklerde kullanılabilir. Yemeğin içine konan şarap, pişirilme sırasında alkol özelliğini kaybeder. Sarhoşluk verme özelliğini kaybettiği için şarabın sakıncası ortadan kalkar.

Prof. Dr. Yunus Vehbi Yavuz (Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi):
Şarap İslamiyete göre haramdır. Yemeğe ya da başka maddelere karıştırılarak kullanılması da haramdır. Ancak, yemekte kullanılan şarap kimyasal bir değişikliğe uğramış, sirke haline getirilmişse bu o zaman caizdir.
Prof. Dr. Selma Ateş (Gazi Üniversitesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi):
Risottonun yapılışı sırasında yemeğe katılan alkol suyla karışıyorsa, kaynama noktası biraz daha yükselir ama alkol yine de kaynar ve uçar. Bu arada bir miktar alkol de makarna ya da pirincin gözeneklerinden içine emilir ve orada kalabilir. Bunların içinde nişasta olduğundan alkolle bir tepkimeye girmez. Fakat insanın bağırsaklarında yaşayan bakterilerin bile bir miktar alkol ürettiği biliniyor. Bu alkolün miktarı da ancak makarnanın gözeneklerinden giren alkol miktarı kadar olabilir ki bu da ne insanın bünyesini etkiler, ne de sarhoş eder.

Prof. Dr. Abdürezzak Emin Bozdoğan (Yıldız Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi):
Alkol yemeğin pişirildiği tencerede serbest halde kalırsa uçar, çünkü kaynama noktası düşüktür. Yemeğin içindeki diğer maddelere karışırsa bir miktar kalabilmesi mümkündür, fakat bu ancak deney yapılarak görülebilir.

Deniz Gürsoy (Yemek Kültürü Yazarı):
Alkol en uçucu maddelerdeden biridir. “Alkol kalır” diyen varsa, eline biraz kolonya döksün ve birkaç saniye sonra kontrol etsin, uçtuğunu görecektir. Risotto zaten pişerken 100 derecenin üstüne çıkıyor. Ayrıca geniş bir yüzeyde pişiyor, geniş yüzeylerde de sıvının buharlaşması daha kolay oluyor. Alkol pirinç emmiş olsa bile buharlaşır.

Engin Akın (Yemek Kültürü Yazarı):
Şarap, yemekte kendisine has lezzeti olan bir malzemedir. Tıpkı limon, sirke, baharat gibi. Bu nedenle, özellikle Batılılar, yemeğe bir lezzet vermek için şarap kullanır. Yemeğe kullanılan içkinin alkolü sıcaktan buharlaşır, alkol kalmaz.

BAZI FERMENTE GIDALAR VE ALKOL MİKTARLARI

Değişik maksatlarla üretilen mayalanmış gıdalar vardır. Bunların bazısı temel gıdalar içerisinde yer alırken (ekmek gibi) bazısı da keyif verici gıdalar içerisinde sayılır. Alkollü içecekler, gıdadan ziyade keyif verici maddelerdir. Herhalde faydalarından ziyade zararları mevcuttur.

Meyve Suları: Meyveler, şeker ihtiva eder ve bunlardan elde edilen meyve sularındaki glukoz ve fruktozu mayalar uygun ortamda femente ederek etil alkol ve karbondiokside dönüştürürler. Onun için meyve sularında bir miktar alkol bulunabilir. Bunun miktarı ise ortalama 0,5 gram/litredir. Birçok ülkede çok çabuk bozulabilen çilek dışındaki bütün meyve ve sebze sularında bulunabilecek en yüksek alkol miktarı litrede 0,5 gram olarak sınırlandırılmıştır. Bunlardaki alkol, bozuk hammaddeden kaynaklanabildiği gibi, üretim sırasında da meydana gelebilir. Meyvelerde tabii olarak bulunan aroma (koku) maddelerinin içinde de alkol bulunabileceği belirtilmişse de bunun miktarı çok düşük seviyelerdedir.

Sirke: Yemeklere tat vermesi veya iştah açması niyetiyle katılan sirke, değişik gıdalardan üretilmektedir. Üzümden üretilene üzüm sirkesi, elmadan üretilene elma sirkesi denilir. Genel olarak şekerli gıdalardan üretilen sirkenin de teknolojisi gereği, içinde bir miktar alkol bulunur. Gıda Maddeleri Tüzüğü’nde sirkede bulunabilecek alkol miktarının en çok %1 olması gerektiği belirtilmiştir.

Sirke üretiminde, şekerlerin maya ile alkol fermentasyonuna uğramasıyla alkol meydana gelir. Daha sonra, bakteri etkisi ile meydana gelmiş olan alkolden sirke asidi (asetik asit) meydana gelir. Ancak bu ikinci safhada alkolün tamamı asetik asite dönüşmediği için bir miktar alkol sirkede daima bulunur. Bu konuda yapılan bir araştırmada, piyasada satılan sirkelerde alkol miktarlarının %1 ‘den az olduğu, sadece bir örnekte % 1,6 olduğu tespit edilmiştir.

Yoğurt: Sütten elde edilen fermente bir gıdadır. Yoğurt üretiminde laktik asit fermentasyonu söz konusu olmasına rağmen, yoğurt kültürüne bulaşan diğer süt asidi bakterileri heterofermentatif olarak sütü fermentasyona uğratır ve bunun sonunda süt şekerinden süt asidiyle beraber, etanol ve karbondioksit meydana gelir. Yapılan çalışmalarda alkol miktarının bir kilogram yoğurtta 5- 365 mg. arasında değiştiği kaydedilmiştir.
Kefir: İnek, koyun ve keçi sütünden yapılan ve serinlemek amacıyla içildiği söylenen kefir, fermente bir süt içeceğidir. Bunun elde edilmesi sırasında hem asit (laktik asit) fermentasyonu, hem de alkol fermentasyoııu birlikte olur. Kefir elde edilmesindeki uygulamalar farklı olduğundan, alkol miktarında da farklılıklar vardır. Kefir. ihtiva ettiği lakroz (şeker) miktarına göre tatlı, orta sert, sert ve çok sert gibi isimler alır. Alkol miktarı her birisinde farklıdır. En tatlı kefirde alkol miktarı en az % 0,6, en sertinde ise % 1,1 ‘dir.

Kımız: Kısrak sütünden yapılan fermente bir süt içeceğidir. Ülkemizde üretimi küçük çapta ve daha ziyade evlerde yapılmaktadır. Daha çok Doğu Türkistan ‘da ve Kafkas Türkleri arasında üretilip içildiği bilinmektedir. Kımızda alkol üreten maya Saccharomyces lactis’dir. Fermentasyon süresine göre alkol miktarında da farklılıklar olur.

Kımızın da tatlı, orta sert ve sert olmak üzere çeşitleri vardır. Tatlı kımızdaki alkol miktarı %1, orta sert olanında % 1,1-1,5 ve sert kımızdaki alkol miktarı ise %1,6-3 arasındadır(6). Kımızın, içildiğinde sarhoşluk verdiği belirtilmektedir.

Boza: Darı, mısır veya pirinci ezerek kabuk kısımlarından ayırdıktan sonra içine su katılarak pişirilen ve süzüldükten sonra az bir süre fermentasyona uğratılıp içine şeker katılan, krem renginde, koyu kıvamlı, tatlı veya tatlı ekşimtırak lezzette bir içecektir(2). Bunun içerdiği alkol miktarı ise ortalama %0,6 civarındadır.
Bira: Arpadan elde edilen alkollü bir içkidir. İçerisindeki alkol miktarının en az %2, en çok %8 olduğu belirtilmektedir. Ancak Türkiye’de 1984 yılında çıkartılan yasa ile biranın, alkollü içecekler sınıfına alınmış olması sonucu satışlar azalmış ve alkolsüz biralar gündeme gelmiştir.

Türkiye’de alkolsüz biralarda yapılan analizlerde alkol oranı %0,l-%0,4 arasında çıkmıştır(7). Ancak alkolsüz bira ismine aldanıp zamanla diğer alkollü içeceklere başlayanların akıbeti de unutulmamalıdır.
Hiçbir alkollü içecek veya alkol alınmadığı halde tabii olarak insanın karaciğere gelen toplardamar (vena porta) kanında çok az miktarda (% 0,0025-0,006) alkol bulunduğu belirtilmektedir).

Acaba bu alkol nereden gelmektedir? Vücutta alkol üretilmekte midir?

Yediğimiz gıdalar, nişastalı maddeler ve şekerleri de ihtiva etmektedir. Bunlar vücuda alındıktan sonra sindirime uğrayıp neticede glukoza dönüşürler. Glukoz da hücrelerde kan yolu ile taşınır ve ihtiyaca göre enerji için sarf edilir. Glukozun enerji için tam yakılması durumunda karbondioksit ve su meydana gelir. Ancak glukozun metabolizması sırasında piruvat molekülü meydana gelir. Bu molekülün akıbeti ise tamamen içinde bulunduğu hücre tipine bağlıdır. Çünkü bazı hücreler piruvat molekülünü tamamen karbondiokside okside edecek metabolik kapasiteye sahip değildir. Mesela kırmızı kan hücreleri (eritrositler) böyledir. Memelilerin kırmızı kan hücrelerinde mitokondri olmadığından piruvat tamamen karbondioksit ve suya dönüştürülemez. Piruvat molekülü bu hücrelerde laktik aside dönüşür.

Bazı mikroorganizmalar metabolizmalarını oksijenli ve oksijensiz ortama göre değiştirirler. Bunlardan en önemlileri de mayalardır. Glukoz, piruvik aside dönüştükten sonra mayalar tarafından, oksijen varsa karbondiokside parçalanırlar. Eğer ortamda oksijen yoksa piruvat molekülü laktik aside indirgenir. Bunun olabilmesi için Laktat dehidrogenaz enziminin olması gerekir. Bu enzim de mayalarda bulunmaz. Onun için mayaların sebep olduğu fermentasyonda laktik asit üretilmez. Ancak maya hücrelerinde piruvat dekarboksilaz enzimi olduğundan piruvik asitten, önce asetaldehit daha sonra alkol dehidrogenaz enzimi ile alkol elde edilir. Asetaldehit ve alkol reaksiyonu çift yönlü olup birbirlerine dönüşümleri mümkündür. Ancak asetaldehitten piruvat molekülüne dönüşüm mümkün

İnsanın kanında tabii olarak çok az miktarda etil alkolün bulunması, aldığı gıdalardan kaynaklanabileceği gibi bağırsaklarda mikroorganizmalar tarafından üretilen alkol de olabilir. Ancak bu ikincisi asetaldehitle dönüşümlü bir tepkimeye sahip olduğundan alkolün artması durumunda hemen asetaldehit lehine denge kayacak ve asetaldehit de sitrik asit devrine girerek tamamen karbondiokside parçalanacaktır. Memelilerin kan hücrelerinde maya hücrelerinde olduğu gibi piruvat dekarboksilaz enzimi olsaydı muhtemelen piruvik asitten çok miktarda alkol üretimi olabilecekti. Bu durumda kandaki alkol miktarı artacak ve insanlar hep sarhoş olacaklardı. Böyle olmadığına göre her şeyin ne kadar hassas ayarlandığını görmekteyiz. Gıdalarda tabii halde meydana gelen alkolün dini açıdan yorumundan da çıkaracağımız gibi, çok miktarda içildiğinde sarhoş eden bira ve şarap türü içeceklerle alınan alkol ile ne kadar yenir ve içilirse içilsin sarhoş etmeyecek yoğurt ve sirke gibi gıdalarla alınan alkolün hükmü birbirinden farklıdır.

Örneğin, etil alkol doğal olarak meyve ve sebzelerde bulunur. Zira, meyve ve sebzeler olgunlaştıkça oluşan fermantasyon sırasında yan ürün olarak belirli oranlarda Etil alkol ortaya çıkar. Gıda ve içecek sektöründe kullanılan doğal aromaların birçoğunda doğal olarak oluşmuş etil alkol mevcuttur. Bütün dünyada gıda regülasyonlarında etil alkolün belirli oranlarda yer alması doğal kabul edilmektedir.

Yiyecek ve içeceklerde bulunan etil alkol miktarı belli bir oranı geçmemelidir. Bu hüküm meyve suları tebliğinde bulunmaktadır. Nedeni de içinde karbonhidrat bulunan gıdalarda bir süre sonra doğal olarak alkolün oluşmasıdır. Bu, gıdanın kimyası gereğidir. Gıda Tebliğinde 5 gram sınırının konulmasını, ‘bu değerin altındaki miktarların kendiliğinden oluşum nedeniyle üründe bulunabileceğini göz önünde bulundurmak’ diye açıklanıyor.

Gıda ve içecek üretiminde kullanılan doğal aromaların birçoğunda meyveden ve sebzeden kaynaklanan doğal alkolün bulunduğu bilinmektedir. Bu da nihai ürün olan gazozun on binde 5 oranında alkol içermesinin nedenidir. Gazozlara yaptırılan analizler, ekmek, ayran, yoğurt, meyve sebzeler, boza, kefir ve daha birçok gıdaya yapılmış olsaydı gene aynı sonuçların ortaya çıkacağı açıkça görülecekti. Bu nedenle içinde alkol bulunan her içeceğin haram olmasını söylemek doğru değildir.

Ancak işin bilinmeyen bir yönü vardır. O da içeceklerin içine çözücü olarak katılanların ne olduğudur.

Bütün gazozlarda tat veya koku verici esanslar kullanılır. Bu esanslar, yağ cinsinden maddeler olup suda çözünmezler. Bunları suda çözünür hale getirmek için hem su ile hem de yağlarla tam karışabilen (çözünebilen) ara çözücülere ihtiyaç olur. Bu hususta en bol, en ucuz ve en yaygın olarak kullanılan ara çözücü de etil alkoldür. Etil alkol bunun için gazozların terkibine girer. Kimya bilimi açısından bunun biraz daha açıklaması şöyledir: Kimyada, ‘benzer olanlar, birbiri içinde çözünür’ kaidesi vardır. En mühim ve en çok kullanılan çözücü de su olduğundan suyun dışındaki bütün çözücülerde hidrofil (suyu seven, su ile tam karışan) ve hidrofob (suyu sevmeyen su ile tam olarak karışmayan) olarak ikiye ayrılır. Moleküllerinde hidrofil bulunduran maddeler su ile hidrofil assosiasyon yaparak berrak bir çözelti verebilir.

Etil alkolden başka, sekerat (sarhoşluk) verici olmayan sağlığa başka zararı da olmayan ara çözücüler yok mudur? Vardır. Fakat bunlar etil alkole nispeten daha pahalıdır ve imalatçının bunları seçip kullanmakta bir gayesi ve hassasiyeti yoksa, etil alkolden başkasını kullanmayabilir.

Tat ve koku verici yağ cinsi maddeleri suda çözünür hale getirmek için kullanılan etil alkol, gazoz içinde kimyevi bir değişime uğramaz mı?

Etil alkol, hidrofil ve hidrofob assosiasyon yaparak yağ cinsi maddelerin suda çözülmesini sağlar. Kimyada bunun adı ’solvatasyon’ olup fiziki bir olaydır. Fiziki olaya giren maddelerin asli mahiyeti genelde değişmez. Bir değişim olsa, bu fevkalade az oranda olabilir.

Bu açıklamalara göre :

1- Mayalama sonucu belli bir oranı aşmayan yiyecek ve içeceklerde olan alkol haram olmaz. Kefir gibi.

2- İçinde doğal olarak alkol bulunan yiyecek ve içecekleri yemek de helaldir. Meyveler gibi.

3- İçine çözelti olarak alkol katılanları ilaç ve tedavi maksadı olmaksızın kullanmak ise dinen sakıncalıdır. Çözücü olarak katılan alkol ise, bu alkol değişikliğe uğramadığı için o içeceği içmek helal olmaz. Eğer alkol dışında helal bir çözücü kullanıldıysa helal olur.

Sonuç olarak:

Yiyecek ve içeceklerde temel kural haramlığı kesinleşinceye kadar helal kabul edilmesidir. Bu nedenle haram olduğu kesinleşince haram olur. Şüphelilerden ise her zaman kaçınmak daha hayırlıdır.

Her hangi bir meşrubatın terkibini incelemek ve içine çözücü olarak da alkol konulup konulmadığını belirlemek gerekir. Bazı gazozcular, gazozun içine konulan esansın suya karışmasını temin için, kullanılan maddenin pahalılığı veya bulunmaması sebebiyle bunu etil alkolle yapmaktadırlar. Bu husustaki hüküm, gazozdan gazoza ve hatta imal eden şahsın dindarlığına göre değişmektedir. Verilecek hükümde bahsi geçen hususların bilinmesi gerekir.

 


Yazan - 2 Ekim 2011. Kategori GIDA. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oylar
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x