İstanbul’un lüfer bayramı


15167569_907055106095259_3194690674277750137_o

Her ne kadar biz Ekim 3. haftayı seçtiysek de İstanbul’un lüfer bayramı, eskiler için, Cumhuriyet Bayramı’dır zira bu dönemde Boğaz’dan akan lüfer iri, yağlı ve lezzetli olur(du).

 

iklim değişikliği (ki insan eliyle oldu bu değişiklik, biliyoruz) ve coğrafi müdahaleler bozmadan önce ritmini, İstanbul zamanı balıktan tutardı. lüfer hele; en değerli, en şenlikli takvime sahipti.

 

Akınlar Ağustos ayında kofanayla başlardı. bu karnivor türün en büyük ve en dişlisi kofana, küçüğü lüferlerin, sarıkanat ve çinekopların öncüsü olarak ilk inerdi Marmara’ya. Karadeniz’e akan Dinyeper ve Dinyester’in üzerinde baraj olmadığından o vakitler, suları da soğurdu denizin Ekim’e girerken. lüferin kofanaya karışarak başlayıp, sarıkanata dönüşerek akacağı sonbaharın gözbebeği ise Ekim’di. iri lüferlerin, hem de soğuk suların etkisiyle yağlanmış ve bol bulunduğu bu ayın son günleri bir bayram yaşardı İstanbul. bazen birden soğuyan hava balığı yüzeye çıkartır İstanbullu’ya kova kova balık tutma şansı verirdi, bazen de orkinoslar koylara sürer sürüleri ve balıkçıya muazzam bir bereket yaşatırlardı.

Elbette, o tarihlerde İstanbul’un nüfusu bugünkünün çeyreği bile değildi. ağlar kısa, kayıklar küçüktü. lüfer satın almak gerekmez, çapariyle dahi tutulurdu. balığın da insanın da yaşama şansı vardı.

 

Bugün durum bir hayli farklı.

 

Dinyeper ve Dinyester’in üzerinde çok sayıda baraj var. kuzeyin soğuk suları artık Karadeniz’e akmıyor. sularını soğumuyor. üremek için Karadeniz’e çıkan balığın Marmara’ya geri inme takvimi de haliyle işlemiyor.

 

Kayıklar büyüdü, benim diyen gırgır kayığının ağ derinliği 90 kulaç! (1) radarları, sonarları saymıyoruz bile. av, adil değil artık.

 

İstanbul’un kayıtlı nüfusu 15 milyon! kaldı ki İstanbul’da tutulan balığı Anadolu’ya taşıma imkanı da var ve kabzımallar tüm Türkiye’ye satma arzusundalar bu balığı!

Ekim ayında hala biraz lüfer görüyorsak da, yani şöyle 30-35 cm boyunda, 350 gr’ın üzerinde ve en az bir kez üreme şansı yakaladığını düşünebileceğimiz… denklem bozuldu bir kere. her yıl daha az balık geçiyor bu sulardan ve her yıl daha küçüğünü ve daha çok avlamak üzere çıkıyoruz balığa ve üreme fırsatı bulsa dahi lüfer az buçuk, büyüme şansı gün geçtikçe daralıyor. büyüme ile üreme arasındaki denklemse, lüferin sularımızdaki bekasını etkiliyor.

FAO’nun sürdürülebilirlik kanunu her canlıya en az bir kez üreme fırsatı vermek gerekir, diyor. üreme fırsatı bulamadan avlanan her balıkla birlikte lüferin sularımızdaki varlığı da tehlikeye düşüyor. biliminsanları buna yokoluşun denklemi diyorlar. yıllardır uyarıyorlar.

 

ve sular Eylül’de Ekim’de soğumadıysa da hakkıyla, poyrazın gelişiyle Karadeniz’den iniş artıyor Boğaz’a. artık orkinoslar yoksa da, kıyılar doldurulmuş ve şehrin ışıkları, sesleri balığı ürkütse de, akıyor ne kaldıysa Karadeniz’den aşağıya, Marmara’ya. önce lüferle karışık akan sarıkanat ve çinekop, Kasım sonu çinekop ve Aralık Ocak’ta defne yaprağı olarak çıkıyor karşımıza. sayıca daha az, boyca üreme imkanı bulamamış ama “ucuz” nidaları ile pazarlanan, gazetelerin de kör cahil haberciliğine “çinekop bereketi” (2) olarak yansıyan yokoluştaki bu balık bize kendimizle yüzleşmemiz için bir fırsat sunsa da, görmeye niyetli çok da yok gibi…

Çinekop tarifleri kaplıyor bir anda sosyal medyayı!

 

Bir yolu olsa gerek durdurmanın bu kıyımı, değil mi?

 

Yıllar süren kampanyalarımız avlanma boyunu 14 cm’den 20 cm’e çıkarttıysa da 2012-2016 döneminde cezai müeyyideler caydırıcılıktan uzak, denetimler ise yeterin fevkalade altında olduğundan, gerçek bir değişim yaratmadı türün denizlerimizdeki bekası bağlamında. 2016-2020 döneminde ise av boyunun 18 cm’e düşürülmesi varolan problemi sadece daha da derinleştirdi. (3)

 

Her ne kadar bizler de “bir yolu olması gerek bu kıyımı durdurmanın” diyorsak da, üreme boyu 25,4 cm (çatal boy) (tam boy ölçümde 27-30 cm’e denktir) olan lüferin sularımızda yaşamına devam etmesi yasa ile güvence altında değil. (4) dolayısıyla bir vakitler sizleri aramaya, şikayet etmeye davet ettiğimiz 174’ü bile işaret edemiyoruz bugün, yasadışılığı engellemek adına.

bakanlıkla durum daha da vahim! bilimsel raporlara rağmen 27-30 cm’in çok altında 18 cm’e indirilmesiyle avlanma boyu karşısında ve 6 yıl süren müzakereler sonunda neredeyse aptal yerine konulduğumuzu düşünür olduk.. çok ağırımıza gidiyor.

 

Ama size, yani yangına damla damla su taşıyan karıncalara tüm kalbimizle inanıyoruz.

 

Zira haysiyetli bir yaşam sürmek istiyorsak, başka varlıkların yaşamına, varolma hakkına saygı duymamız gerekir. haysiyetimiz bazen etnik bir farklılığa, bazen entellektüel bir yaklaşıma, siyasi bir duruşa ve bazen de bir balığın yaşam alanına saygı ile sınanır.

 

İnsanlık onuru, yangın yeri olduğunu gördüğümüz bu dünyaya birer damla, birer damla ama her birimizin su taşımasıyla tesis olur.dileriz sizlerle el ele bu sınavdan yüz akıyla çıkalım. dileriz sadece bugüne değil, gelecek kuşaklara da ilham olalım.

Slow Fish İstanbul

(1) Niçin 24 Metre? http://www.suurunleri.org.tr/nicin-24-metre/

(2) Çinekop bereketi palamudu geçti http://www.milliyet.com.tr/cinekop-bereketi-palamudu-gecti…/

(3) 1 Eylül Kapıda, Kavga Başladı http://bianet.org/…/top…/178193-1-eylul-kapida-kavga-basladi

(4) ‘Lüferin soyu tehlike altında’ http://www.haberturk.com/…/1281621-luferin-soyu-tehlike-alt…


Yazan - 22 Kasım 2016. Kategori MANŞET, ETKİNLİKLER, HAYVANCILIK, SU ÜRÜNLERİ. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oy
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x