Kaymaklı emeklilik


Kaymaklı Emeklilik

RANA DİŞA  (Bolu Olay)

Herkesin bildiği ve rahatsız olduğu geçim sıkıntılarından bahsetmeyeceğim.

İşyerinde geçirdiği seneye göre 600 ile 800 TL arasında maaş alan vatandaşlarımızdan da bahsetmeyeceğim. Emekliliğe hak kazandıkları 15 yılın sonunda, “yaş kanunu çıkmadan öncekilerden bahsediyorum”10 ile 20 bin lira arasında para alıp, üzerine bankadan kredi çekip, iki göz ev alan, emekli maaşını krediye bağlayan, orada burada ek işle günlük geçimini sağlamaya çalışan adamlardan hiç bahsetmeyeceğim. (Zaten ben ve benim zamanımda işe başlayan arkadaşlarım büyük ihtimalle emekliliklerini göremeyecekler.)

Gram altın alacak parası olmadığı için yakınlarının düğününe gidemeyen insanlardan  bahsetmeyeceğim.

Hatta parası olmadığı için değil düğüne gitmek, düğün yapamayan insanlardan da bahsetmeyeceğim.

Gelenine gidenine dışarıda simit ısmarlayamayacak kadar kuruşunun hesabını yapmak zorunda olan insanlardan da bahsetmeyeceğim.

Dışarıyı bırak, meyve alamadığı için evine misafir kabul edemeyen insanlardan hiç bahsetmeyeceğim.

100TL kiraya anlaştığı evinde hayvandan beter şartlarda yaşamaya çalışan insanlardan da bahsetmeyeceğim.

Zorlukların sürüklediği intiharlarda neden acısız ilaç yerine, apartman tepelerinden atlamanın tercih edildiğinden bahsetmeyeceğim. Reçete başına 3 TL, artı ilaç başına 1TL ödeyeceğimizden olabilir mi acaba da demeyeceğim.

Ekmeğin 1TL’ye satıldığı ülkede ekmek kadayıfını 1TL’ye veren meclis lokantasından hiç bahsetmeyeceğim.

Daha bahsetmek istemeyeceğim çok konu var ancak ne yazık ki şu dar sayfada hiçbirinden bahsedemeyeceğim.

Bugün, bahsi edilmeye değmeyecek adamlardan bahsedeceğim.

Tanıdıklarının düğünlerine gidip küçük altın takmaya utanan ve büyüğünü almakta zorlanan vekillerin mağduriyetinden bahsedeceğim.

Kiralık bir eve, sırf meclisin yakınında diye 2 bin TL vermek zorunda olan  çaresiz vekillerden bahsedeceğim.

Normal şartlarda 65 yaşına kadar çalışsa alamayacağı parayı, 1 ayda kazanma fırsatını duyduğunda düşünmeden imza atan vicdansız vekillerden bahsedeceğim.

Uyumadan, dinlenmeden, seçim öncesi vaatlerde bulundukları yandaşlarının meseleleriyle uğraşmaktan yorulan, insanca yaşamak istiyoruz diye haykıran utanmaz vekillerden bahsedeceğim.

Tonlarca et yediler diye iftira atılan, oysa haftalardır ağzından et girmeyen, bunun yerine vatandaşın kanıyla beslenmeyi tercih eden kansız vekillerden bahsedeceğim.

Mesele vatandaşın ihtiyaçları olduğunda para yok diye ağlayan ama iş kendine geldiğinde dünya standartlarına göre ayarlama yapan doyumsuz vekillerden bahsedeceğim.

Gözünüzü toprak da doyurmaz sizin, öldünüz mü anıt mezar istersiniz. 2 metrekarecik yere sığamazsınız demek geliyor ama kendimi tutup bir şey demeyeceğim.

Seçim öncesi dilenirken, seçim sonrası paşa mı oldunuz da düğüne gidip büyük altından aşağısını takamıyorsunuz da demeyeceğim.

Anadolu’dan geldik, yer sofrasında yemek yerdik diye kandırdıktan sonra mı aklınıza geldi 2 bin TL’den düşük kiralı evde yaşayamayacağınız da demeyeceğim.

Ayakları masaya uzatıp yatacağınızı zannettiğiniz için mi yoruldunuz 3-5 aylık koşuşturmacanızdan da demeyeceğim.

Biraz umudum olsa bir tek Allah’ınızdan korkun diyeceğim ama o da boşuna biliyorum.

Sadece “hayrını görmeyin inşallah” diyorum.

Ve, Tevfik Fikret’in bir mısrasıyla beraber en içten beddualarımla yazımı bitiriyorum.

HAN-I YAĞMA

Bu sofracık, efendiler – ki iltikaama muntazır
Huzurunuzda titriyor – şu milletin hayatıdır
Şu milletin ki mustarip, şu milletin ki muhtazır
Fakat sakın çekinmeyin, yiyin, yutun hapır hapır…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Efendiler pek açsınız, bu çehrenizde bellidir
Yiyin, yemezseniz bugün, yarın kalır mı kim bilir
Şu nadi-i niam, bakın kudumunuzla müftehir
Bu hakkıdır gazanızın, evet, o hak da elde bir…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı zi-safa sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say
Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray
Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay
Bütün sizin, bütün sizin, hazır hazır, kolay kolay…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Büyüklüğün biraz ağır da olsa hazmı yok zarar
Gurur-ı ihtişamı var, sürur-ı intikaamı var
Bu sofra iltifatınızdan işte ab ü tab umar
Sizin bu baş, beyin, ciğer, bütün şu kanlı lokmalar…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı can-feza sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Verir zavallı memleket, verir ne varsa, malini
Vücudunu, hayatını, ümidini, hayalini
Bütün ferağ-ı halini, olanca şevk-i balini
Hemen yutun düşünmeyin haramını, helalini…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak
Yarın bakarsınız söner bugün çıtırdayan ocak
Bugünkü mideler kavi, bugünkü çorbalar sıcak
Atıştırın, tıkıştırın, kapış kapış, çanak çanak…

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı pür-neva sizin
Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin

 


Yazan - 26 Aralık 2011. Kategori EKONOMİ. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oylar
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x