Kişi Başı 25 Bin Dolardan Önce Halkın Ucuz Et ve Süt’e İhtiyacı Var..


ADNAN SERPEN  Veteriner Hekim

İzmir Veteriner Hekimler Odası Veteriner Halk Sağlığı Çalışma Grubu Üyesi

 E-Mail: adnanserpen@ttmail.comadnanserpen@hotmail.comadnanserpen@mynet.com-adnanserpen@yahoo.com

 Seçim sürecine girdiğimiz şu günlerde siyasette önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Özellik le iktidar partisinin ekonomik konularda ki açıklamaları dikkat çekicidir.Şöyle ki;Sayın Başba kanın TUİK tarafından açıklanan 2010 yılı sonu ekonomik verileriyle kişi başına milli gelirin 10.079 $(USD <dolar>) yani 15.138- liraya çıkması ile ilgili yaptığı açıklamalarının yanında hedeflerinin 2023 yılında kişi başına milli gelirin 25.000 $(USD <dolar>)’a çıkarılması yer aldığı şeklinde ki açıklamaları gündeme taşındı.Böyle bir hedefe kimsenin karşı çıkması söz konusu değil.Fakat ekonomi tıpkı domino taşlarının birbirine bağlı olduğu bir bütün gibidir.Bir takım öl çüm ve değerlendirmeleri yaparken daima bütünü göz önünde bulundurmak zorundasınız. Bütünü dikkate almadan sadece bir alanı dikkate alıp değerlendirme yaparsanız yanılırsınız.Bu nedenle ekonominin özünü oluşturan muhasebeden faydalanılır.Muhasebe,bir ölçme disiplinidir. Doğru ölçü almak için öncelikle sabit bir ölçü birimine (Constant unit of measurement) ihtiyaç vardır. Eğer elde böyle bir ölçü birimi yoksa rakamlar düzeltilir.Muhasebe ilkelerine göre,eski yıllara ait rakamlar “son yılın” TL’sine veya dolarına dönüştürülerek ifade edilir.Milli gelir 2008 yılında kişi başına 10.436 $(USD < dolar >) olarak hesaplanmıştı.6 yılda ( 2002 hariç 2008 dahil ) % 40,nüfus artışı düşülürse,kişi başına milli gelir de % 31 artmıştır.Bu yıl dahil gelecek 13 yılda geçen 8 yıllık % 4.8’lik mürekkep büyüme oranı sürebilir.O zaman 2023 yılında kişi başına milli gelir bugünün fiyatlarıyla 17.000-$(USD < dolar >)’ı geçebilir (1).TUİK tarafından açıklanan 2010 yılı sonu ekonomik verilerine göre 1 trilyon 105 milyar 101 milyon lira [ 735 milyar,828 milyar $(USD < dolar >) ] büyüklüğünde bir ekonomiye sahip olduğumuz,kişi başına gelirin 10.079 $(USD <dolar>) yani 15.0138- liraya çıkmış bulunmaktadır.Ekonomik büyüme açısından AB ve OECD ülkeleri arasında lider,dünya çapında ise 5’inci,yaşanan global mali krize rağmen   dünyanın en hızlı büyüyen 3.üncü büyük ekonomisi olduk.Hele hele 2023 yılı için ortaya koydu ğumuz hedeflerimizi de dikkate aldığımızda gurur duymamak mümkün değil.Fakat bu kadar başarılı ekonomik gelişmenin yanında;

* Hala işleyen fonksiyonel bir vergi sisteminin olmaması,

* Banka ve şirketlerin doğrudan ödediği verginin % 10’nu bile oluşturmaması,

* % 50’lik kayıt dışılığın olması,kayıt dışılığa bağlı olarak GSMH ( Gayri Safi Milli Hası la )’dan daha az vergi toplanması,

* Toplanamayan vergi açığının dolaylı vergi ile alınmağa çalışılması,bu oranın 2/3 olması ( Dolaylı vergilerin,toplam vergi gelirlerine oranı,AB ortalaması % 35,Türkiye’de ise %68 ),

* Dolaylı vergi alınmasında en önemli paya akaryakıtın sahip olması ve Sayın Maliye Baka nının da itiraf ettiği gibi hala ekonomimizde ki kayıt dışılık nedeniyle toplanamayan vergi açığının akaryakıttan toplanmağa çalışılması,

* SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu)’nın daha az prim toplaması,SGK’nın tek kurtuluşu olarak görülen mezarda emeklilik yasası çıkarılmış olmasına rağmen kayıt dışılık nedeniyle kuru mun gelirlerinde ciddi azalma ve kayıplar söz konusu olmasına karşılık giderlerinde ciddi artış olmasına bağlı olarak emekli aylıklarını karşılayamaz hale gelmesi,

* Gerileyen enflasyona rağmen halkımızın beslenmesinde önemli bir yere sahip kırmızı et fiyatlarına baktığımızda geçen üç yılda;sığır eti’nin % 50,koyun eti’ nin % 100 artması, halkımızın sığır et’ini ve süt’ü pahalı tüketmesi,

* Et fiyatlarında ki artışlarla birlikte gelir dağılımında ki dengesizliklerin ciddi boyutlarda ol masına ( 2001 yılında 13 kişi olan dolar milyarder sayısının bugün 28’lere çıkması) bağlı olarak halkımızın temel besin ihtiyacı olan et ve süt’ü yeterli ve dengeli beslenmenin gerek tirdiği ölçütlerde tüketememesi,

* Yine gerek üretim yetersizliği,gerek fiyat artışları gerekçe gösterilerek ucuz et temin etme adına yapılan ithalata rağmen halkımızın temel ihtiyaç maddesi olan kırmızı et ve süt’ü yeterli ve dengeli beslenmenin gerektirdiği ölçütlerde tüketememesi,

* Yurt dışından 3.50 – 4.30 € (Euro)’dan,kg’mı karkas et ithal edilmesine rağmen et’te istenen ucuzlama olmadığı gibi bu fiyatlardan ithal edilen karkas et ile yapılan sucuk,sosis ve pastırma yüksek fiyatlarla,yine ithal edilen ucuz karkas et’e rağmen et’li yemek fiyat larında hiçbir indirim söz konusu  olmadan normal fiyatlardan satışlarına devam edilmekte, sonuçta oldukça büyük bir rant veya vurgun söz konusu.

Tüm bu yaşananlar 2010 yılı sonu itibariyle gurur duyulan ekonomik gelişmeleri hatta 2023 yılı için ortaya atılan kişi başına milli gelir hedefini gölgelemekte ve şüphe ile bakmamıza neden olmaktadır (2,3,4,5,6,7). Çünkü geçmişte ve günümüzde yapılan araştırmalarda dünyada ki gelişmiş ülkelerin milli gelirleri arttıkça et,süt v.s hayvansal üretim ve tüketimi artmakta,tarımsal üretim bu artış dikkate alınarak planlanmaktadır.Bizde ise tamamen bunun tersi söz konusu oldu ğundan halkımız karnını şişirecek hayvansal proteinden mahrum yiyeceklerle doyuma ulaşması nedeniyle hayvansal proteinden yoksun besinlerle beslenmesi sonucunda ortaya çıkan bir açlık söz konusu olup bu açlığa bilimsel terminolojide “Gizli Açlık” denmektedir (8). Halkımızın ya şadığı bu gizli açlık,bugün dahil,geçmişten bugüne kadar uygulanan yozlaşmış tarım (Bitkisel Üretim + Hayvansal Üretim ) politikalarının,Türkiye’nin dünyanın en uygun şartları içinde halkı nı doyurma olanağını kaybetmiş bir tarım ülkesi haline gelmesinden,küresel sermaye ile ilişkiler kurarak sanayileşmeye çalışılırken,tarım sanayi ilişkisini kenara iterek çok yanlış bir tarım politi kası güdülmesinden kaynaklanmaktadır.Bunun için 2010 yılı sonu itibariyle son 8 yılın sanayi ve tarımın büyüme oranlarına bakmak  yeterlidir.Türkiye’nin tarım (Bitkisel Üretim + Hayvansal Üretim ),sanayi dengesi ve ilişkisi gerçek anlamda kalkınmasını engelleyecek şekilde tahrip ol muş bulunmaktadır.Şu anda;hayvancılık sektöründe yaşanan olumsuzluklar, canlı hayvan ve et it halatı,cumhuriyet tarihinde ilk defa 2010 yılında kurbanlık canlı hayvan ithalatının yapılması,çiğ süt fiyatlarının sanayicinin insafına terk edilerek süt sığırcılığı yapanların düştükleri kötü durum en güzel ispatıdır.Bu nedenlerin yanı sıra bunun böyle olmasına neden olan sebeplerden birisi de; Türkiye ürettiği yiyecek maddelerinin cins ve miktarını gerçeğe yaklaşık bir şekilde bilse de, halkının hangi cins yiyeceklere ne miktarda muhtaç olduğunun iyi bilinmemesidir.

Acaba dünyanın gelişmiş ve önemli ekonomisine sahip hangi ülkesinde böyle bir durum söz konusu ?, mümkün mü ?,asla mümkün değil.Yine tüm ekonomistlerin ortak birleştikleri bir nokta var ki oda Türkiye büyüdükçe,cari açık büyümekte,cari açık büyüdükçe de dışarıdan daha çok sıcak paraya ihtiyaç olması nedeniyle para transferi artmaktadır.Büyüme borçlanarak gerçek leşmekte,üreterek büyümüyor,sermaye birikimi gerçekleşmiyor fakat servet birikimi yapılıyor, geçen 8 yılda dünya çapında zengin sayımızın artışı bunun en güzel çarpıcı delilidir.Çünkü dışarı dan para gelmeden ülkemizde ekonominin çarkları dönmüyor,ekonomimizin yumuşak karnı cari açık.Cari açık veren bir ülke, yabancı ülkelerden borç alıyor demektir.Yani o ülke halkının yarat madığı ama harcadığı katma değerdir.Diğer bir deyişle başka milletlerin harcamadıkları paralar dır.Cari açığı olan ülke yabancılara borçlanarak veya milli servetlerini satarak hak etmedik leri refah düzeyinde yaşarlar.Bugünkü ekonomi politikası,yüksek faiz – ucuz dövize (düşük kura ) dayalı olarak 2002’den bu yana sürdürülen politikaların sonucudur.Bunun sonucunda ithalat ucuz olduğu için artmakta, ihracat azalmakta,ortaya çıkan dış ticaret açığı cari açığını yaratmaktadır. Kısaca çok mal ithal edip,az mal ihraç ediyoruz demektir.Halkın psikolojik olarak etkilenebilme si için bütçe fazla veriyor deniliyor,oysa bütçe gelirlerinde ortaya çıkan artış dolaylı vergi gelirle rinden kaynaklanıyor.Dolaylı vergilerde ithalat arttıkça artıyor.KDV ve ÖTV, hem gümrükte alı nıyor hem de kayıt içine girmiş ithal malların iç ticaretinde ilave vergi geliri yaratıyor. Buna ithal girdi kullanan yerli sanayinin ürettiği mallardan alınan vergiler de katılınca, bütçenin gelir tarafı büyüyor.Borç almayan bir ülkenin cari açığı olmaz.Çünkü ancak kazandığı dövizin yettiği kadar yabancıların ürettikleri mal ve hizmetlerden satın alabilir,buda cari işlemler dengede demektir. Ülkemize para transferinin artmasında ki nedenlere baktığımızda; ekonomistlerce,dünyada geçti ğimiz yıllarda yaşanan ekonomik krize bağlı olarak dünyanın sayılı ekonomilerinde yaşanan sıkın tı ve sarsıntıların yaşaması, benzer sıkıntı ve sarsıntıyı Türkiye’nin 2001 yılında yaşamış olması ve kendisini geçen on yıl içinde toparlayıp dünyada yaşanan bugünkü krize hazırlıklı ve dirençli hale getirmiş olması sonucunda dünyada gidecek yer bulamayan sıcak paranın ülkemize yönel mesinin rolünün büyük olduğu dile getirilmektedir.Ekonomimizde ki bu gelişmeler bugünkü eko nomik büyümenin arkasında ki gizli gerçeği ortaya koymaktadır.Bu büyümeye kontrolsüz büyü me veya ekonomide istenmeyen ısınma denebilir (9,10,11,12).Bu yılda,geçtiğimiz yıllarda ki sıcak paraya dayalı yürütülen ekonomik politikalara benzer şekilde bir politika yürütülmeğe de vam edilecek.Çünkü, uluslararası finansman imkânları borçlanma için son derece müsaittir.Kı saca bu dönüşümü gerçekleştirmek için ortam uygundur (13).Durum böyle olunca 2011’de her ne kadar genelde ekonomimiz büyük oranda büyüyor görünse de,büyüme suni büyüme,reel sektörde ciddi küçülme söz konusudur(14).Nitekim 2011 yılın da ekonomi bütünüyle yüzde 8.9 büyürken, nüfusumuz yüzde 1.3 artarak 73 milyona çıkarken, tarım üretimi (nüfus artış oranının da altında) sadece yüzde 1.2 oranında büyüdü.2003 yılında (1998 yılı sabit fiyatlarıyla) tarım üretiminin milli gelire katkısı 8.6 milyar TL idi, 2010 yılın da  9.5 milyar TL olarak gerçekleşti.8 yılda sabit fiyatlarla tarımdaki büyüme yüzde 10.4 oranın da.Bölünüz 8’e, yılda ortalama yüzde 1.3 büyüme görülüyor.Sanayiye bakıyoruz 2010 yılında % 13.6 büyümüş (15).Son 8 yılda tarımda ki büyüme oranı hayvancılıkla ilgili her şeyi ortaya koymaya yetiyor.En az sanayide ki büyüme kadar tarım da da büyümenin olması gerekirdi.Tarım ve hayvancılık 2002’den bu yana uygulanan yüksek faiz – ucuz dövize (düşük kura ) dayalı ekonomik politikaların kurbanı olmuş hatta üretim yapan çiftçilerimiz,hayvan yetiştiricilerimiz spekülatörlükle suçlanmıştır.Mevcut iktidarda ki partinin seçim beyannamesinden bu politikanın 2011’de de devam edeceği anlaşılmaktadır.Bu şartlar altın da siz istediğiniz kadar hayvancılığı geliştirmek için sıfır faizli kredi verin hepsi halkı,çiftçiyi oya lamak ve avutmaktan başka bir şey değil.Bu şartlar altında sıfır faizli kredi alanların kredi borç larını ödemeleri bile şüpheli görünmektedir.Muhalefetin iktidara ortak olması veya gelmesi halin de ise bu tablo belki değişebilir.Fakat 2011 dahil Tarım ve Hayvancılığımızı önümüzde ki süreçte ciddi sıkıntıların beklediği aşikâr.Bu sıkıntıların sonucunda yeterli hayvansal üretim yapılamayacağı için gerek maliyetten,gerek üretim yetersizliğinden,gerek nüfus artışına bağlı olarak hayvan sal gıda fiyatlarında ciddi artışlar kaçınılmaz olacaktır.Bunun sonucunda gelir seviyesi düşük geniş halk kitlesi yeterli ve dengeli beslenebilmek için ihtiyaç duyduğu hayvansal gıdaları tüke temeyecek veya tüketmekte zorlanacaktır.Çünkü sabahleyin kalktığımızda kahvaltı yapmak için, öğlen ve akşam iş paydosu yapıp sofraya oturduğumuzda önümüze gelen her şey tarım (Bitkisel Üretim + Hayvansal Üretim ) sektörünün ürettiği ürünlerdir.Sıcak paraya dayalı tek yanlı [ tarım la (Bitkisel Üretim + Hayvansal Üretim ) sanayiyi entegre etmeden,tarımı göz ardı ederek ] büyü me ile artan nüfusumuzu beslemek, üstelik yeterli ve dengeli bir şekilde çok zor görünmektedir. İşte Türkiye’nin kendi kendine yeter halden kendi kendine yetemez hale gelmesine neden olan sorunların başında 24 Ocak 1980 kararları ve onun devamı olan 8 yıldır uygulanan ekonomik poli tikaların olduğu çok açık ve net bir şekilde ortaya çıkmış bulunmaktadır.Bunun sonucunda cari açıkla ve diğer büyüme ile ilgili ekonomik veriler ortada iken ülkemizde tarımı oluşturan en ö nemli üretim dallarından birisi olan hayvancılık politikalarına baktığımızda; sorunun çözümünde canlı hayvan ve et ithalatının çözüm olarak benimsenmiş,çiğ süt fiyatları da sanayicinin insafına bırakıldığı bir hayvancılık politikasının yürütülmesinin benimsenmesi, esas sorunun temeline inilmeyerek adeta intihar edercesine böyle bir çözümün halkımıza dayatılması,çok vahim bir ge lişme olarak önümüzde durmaktadır.

Ekonomik olarak bu gelişmeler yaşanırken,bu ekonomik gelişmelere bağlı olarak ortaya çıkan küresel politikalar,hayvancılık sektörünün aleyhine teknik alanda olumsuz bir şekilde yan sımaktadır.Şöyle ki;yıllar önce Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi zamanın öğretim üye lerinden Sayın Doç.Dr.Sadi ARAL,1987 yılında Veteriner Hekimler Derneği dergisinde yayın lanan İnek İthalatı ve Süt Fiyatları” başlıklı makalesinde; Süt üretimini arttırmanın önde ge len koşulu,şüphesiz yüksek verimli,ülke iklim ve sağlık koşullarına uygun süt sığır yetiştirmektir. Bu hayvanları ister ulusal imkanlarla << Sun’i ve tabii tohumlama yöntemi>> ile elde edelim, ister daha kolay görünen ancak daha riskli <<it halat>> yoluyla temin etmeye çalışalım,bu işin amaç değil araç olduğu unutulmamalıdır. Çünkü ıslah alanında başarıya ulaşılsa veya ithalatla ülke içinde verimli yüksek süt sığırı oranı yüksel tilse dahi,süt sığırcılığı ve süt üretimini destek leyen ekonomik politika önlemleri alınma mışsa başarı sınırlı olarak teknik alanda kalır ve dola yısıyla iktisadi hayata aktarılamamış olur (16), şeklinde bundan tam yirmi dört yıl önce sanki bugünleri görür gibi tespitlerde ve uyarılarda bulunuyordu.Sayın hocamızın yıllar önce yaptığı bu yorum,tespit ve öneriler her ne kadar süt hayvancılığı için geçerli gibi görünse de ayni zamanda et üretiminin sağlandığı besicilik açısından çok önemli.Çünkü süt sığırcılığı ayni zamanda besici lik için önemli ölçüde canlı materyal sağlayan hayvancılığın önemli bir alt dalıdır.Bugün gerek et üretimi ve tüketimi,ge rek süt üretimi ve tüketimi alanında yaşanan sıkıntılara baktı ğımızda adeta tarih tekerrürden ibaret gibi.Acaba sayın hoca mızın yıllar önce yazdığı makalesinde ki uyarılarının kendi okuttuğu öğrencisinin Tarım ve Köy işleri Bakanı olduğu bir dönemde dikkate alınmayarak Türkiye’nin gerek et üretimi ve tüketimi,gerek süt üretimi ve tüketimi açısından bugün geldiği, yaşamakta olduğu ve sürüklendiği sıkıntılı durumu nasıl de ğerlendirir di bilemiyorum,fakat çok merak ediyorum. 06 Nisan 2011 tarihi itibariyle NTV haber kanalına yansıyan süt sığırı yetiştiricilerinin,süt sanayicisinin uyguladığı 55 krş/litre çiğ süt fiyatına yönelik tepki ve isyanları hepimizin malûmu dur.

Çizelge-1:Kişi başına gelir

Sayın Başbakanın iyi niyetli olarak 2023 yılı ile ilgili ortaya koyduğu hedeflere,yukarıda çeşitli kaynakları tara yarak elde ettiğim bilgiler sonucunda yapmış olduğum değer lendirme ve yorumlara göre bir vatandaş,bir Veteriner Hekim olarak ne yazık inanmamın mümkün olmadığını ortaya koy maktadır.Sayın Başbakanın “2023 yılında kişi başına milli ge lir 25 bin dolar olması hedefi gerçekçidir.Fakat 6 yılda 3 katın üstünde artan milli gelir, 12 yılda pekâlâ 3 kat artabi lir” şeklinde ki açıklamalarında,milli gelir 6 yılda ( 2002 ha riç 2008 dahil ) % 40,nüfus artışı düşülürse,kişi başına milli gelir de % 31 artmıştır.Sabit fiyatlarla yapılan hesap sadece % 31 dolayında bir artış gösteren kişi başına gelir “dolara tercü me edilince” % 200 artmış olamaz. Bu bir çevrim hatasıdır (1).Çünkü 2002 yılında ki (USD <dolar>)’ının gerek dünyada gerek Türkiye’ de ki satın alma gücü bugünkünden fazlaydı. Milli gelirin büyümesi,gerçek anlamda nasıl arttığı ve eksildiği sabit fiyatlara dayalı olarak ölçülür,hesaplanır.Milli gelir artınca üretimde artar (6,14,17).Fakat milli gelir artmasına rağmen tarımsal üretim,hayvansal üretim artmamak tadır.Çünkü son 8 yılda tarımda ki büyüme ortalama ancak % 1.3’dür.Sayın Başbakanın  tüm iyi niyetli açıklamalarına ve TUİK tarafından açıklanan 2010 yılı sonu ekonomik verilerine göre kişi başına gelirin 10.079 $ (USD <dolar>)’a yani 15.138- liraya çıkması nedeniyle tüm dünyanın gıpta ile baktığı ekonomik gelişmemize rağmen tüm dünyada temel ihtiyaç maddesi olarak kabul edilen kırmızı et ve süt’ü tüketemeyen geniş bir halk kitlesi bulunmaktadır.Bunun yanında dün yada çok önemli bir coğrafi konuma,üretim olanaklarına ve potansiyeline sahip olmamıza rağmen halkının temel ihtiyacı olan kırmızı et’i ve süt’ü üretemeyen,üretme becerisini ortaya koyamayan fakat 2023 yılı için herkesi heyecanlandıran kişi başına gelirin 25.000 $(USD <dolar>) ‘ın olacağı bir Türkiye söz konusu.Ben,sürdürülebilir yaşamım için gerekli olan ve temel ihtiyaç maddesi olan kırmızı et’i ve süt’ü tüketemiyor isem benim için 25.000 $(USD <dolar>) milli gelirin hiçbir anlamı bulunmamaktadır.Çünkü,ünlü Fransız yazar Masseyef’in “Açlık” isimli kitabında belirttiği gibi ” İnsan karnını yeterince doyurmadan uygarlığa yönelememiştir” demektedir (8).Ülke olarak siz hala bu kadar başarılı ekonomiye ve yüksek artışlı milli gelire rağmen,hala halkınıza sürdürülebilir bir yaşamın gereği ve temel besin ihtiyacı olan kırmızı et’i ve süt’ü tükettiremiyor iseniz, kamuoyuna deklare edilen muhteşem ekonomik tablonuzda bir yanlışlık var demektir.Çünkü 1938 yılında milli gelir bugüne göre çok çok geride olmasına rağmen kişi başına 22 kg et tüketilirken, 1938 yılına göre bugün milli gelirimiz kat kat artmasına rağmen 2008 yılında ki verilere göre 7.1 kg’a düşerken, AB’ de bu oran 65.5 kg,A.B.D’de 76.7 kg olmuş,son FAO kayıtlarına göre ise et tüketimimiz 9.4 kg görülmektedir.(18,19,20).Dolayısiyle bugün milli gelirimiz artmasına rağmen, milli gelirimizin düşük olduğu 1938 yılında ki kadar et tüketemez hale geldik.Milli gelirimiz artmasına rağmen insanlarımız gizli açlık çekmektedir. Bence Sayın Başbakanın milli gelirimizi 25.000 $ (USD <dolar>) ‘a çıkarmadan önce,halkımızın sürdürülebilir yaşamı için gerekli,temel besin ihtiyaç maddesi olan kırmızı et’i ve süt’ü ucuz, yeterli, dengeli ve sağlıklı tüketebilmesini sağlamalı,bugüne kadar neden sağlayamadığını ?,yeni dönemde nasıl sağlayacağını halkımıza anlatmalıdır.Çünkü seçim beyannamesinde ülkemiz açı sından çok önemli olan bu soruna yeteri kadar yer verilmediğini görüyoruz.Durum diğer partiler içinde geçerli.Peki;halkımız için et ve süt tüketimi neden 25.000 $(USD <dolar>) milli gelirden önce gerekli ve önemli  ?.

Ülkemiz’de ulusal beslenme ve kalkınmaya bağlı sorunların çözümünde süt hayvancılı ğı;süt ve süt ürünleri büyük bir değere ve öneme sahiptir(15).Süt hayvancılığı sadece süt ve süt ürünleri için önemli olmayıp ayni zamanda et ve et ürünleri üretimi için gerekli besi materyalinin sağlanması için önemli bir kaynaktır.Sağlık açısından et ve süt’ün önemini ele aldığımızda;Et, hayvansal besinler içerisinde üretimi kolay,beslenme hastalıklarını çok çabuk önleyen,açlık his sini kolaylıkla gideren,iştah verici,lezzetli,yüksek kaliteli protein,hayati öneme sahip B-komplek si vitaminleri ile bazı mineraller ve özellikle demir bakımından en iyi bir kaynak olmasından dola yı çok önemli bir besindir (21).Et’in yapısında bulunan amino asitler insan vücudunun,organiz masının ihtiyaç duyduğu oran ve miktarlardadır (22).Çünkü bitkisel proteinler insan organizması nın sentezleyemediği exogen amino asitlerden yoksundurlar (23).Vücudun yapı taşları olan pro teinler,proteinleri oluşturan aminoasitlerin bir kısmı,yani exogen amino asitler insan vücudun da sentezlenemediği için dışarıdan alınmak zorundadır.Bu aminoasitlerin tamamı başka bir besin çeşidinde bulunmayıp kırmızı ette bulunduğu için vücudun bu açığı kırmızı et tüketimi ile karşı lanır.Bu nedenle kırmızı et tüketimi halkımızın beslenmesi açısından temel ihtiyaç maddesi özelli ği taşır.Çünkü;beynin ve organların gelişmesini sağlar (24).Ette bulunan mineral maddelerin çoğu insan organizması için alınması gerekli olan mineral maddelerdir(23).Kanatlı beyaz et’e nazaran çocukların gelişiminde çok önemli bir role sahip ve önemli minarelerden olan Zn ( Çinko ) kırmı zı ette bol miktarda bulunur.Et,insan sindirim kanalında kolaylıkla çözülebilen,emilebilen ve in san vücudu tarafından yüksek derecede değerlendirilebilen önemli ve kıymetli bir hayvansal be sindir.Bundan dolayı kırmızı et tüketimi insan beslenmesinde önemli bir yere sahiptir.Bir diğer hayvansal gıda olan süt yavrunun beslenmesi için komple besinlere sahip olup besin elementleri nin hemen hepsini önemli miktarda yapısında bulunduran,besi değeri yüksek,hafif sarımsı, beyaz, koyu bir sıvıdır.Süt,insan vücudunda değerlendirmek bakımından et’e çok benzeyen ekonomik bir besindir.Yeni dünyaya gelmiş bir çocuğun en eksiksiz besini süt olduğu gibi hasta bir insanın ilk besini gene süt veya sütten yapılmış besinlerdir.Örneğin:peynir fosforca zengin olduğundan besleyici ve üstün protein değerinin yanında sindirimi de kolaylaştırır.Hayvansal besinlerin yapısında bulunan hayvansal orijinli proteinler,vücut dokularının yapılmasında,tamirinde kulanı lan amino asitleri içer dikleri için insan yaşamında önemli bir yere sahiptir (22,24,25). Özellikle et tüketimi yüksek olan ülke ve yörelerde,ölüm oranının düştüğü bilinmektedir.Bunun tipik örne ğini,yeterince beslenemeyen çocuklarımız arasında ölüm oranının yüksek olmasını,1980 yılı UNICEF hazırlanan rapora göre,yetersiz beslenme sonucu Doğu Ana dolu’da 1000 çocuktan 250’sinin öldüğü şeklinde görmekteyiz (23).Bugün bu şekilde ölümler olmasa da benzer yapılmış araştırmalar günümüzde de yapılmakta olup özellikle son yıllarda ekonomik gelişmeye rağmen gelir dağılımında ki adaletsizliklere bağlı olarak toplumumuzda ailelerin gerek ekonomik yeter sizlikleri,gerek ucuz ve yeterli hayvansal gıda maddesinin üretiminin istenen şekilde yapılama ması ve halkımıza sunulamamasından dolayı ciddi sağlık sorunların yaşandığı yazılı ve görsel medyaya zaman zaman yansıyan haberlerden öğrenmekteyiz.

Bunun dışında;ekonomimizin büyümesi kişi başına milli gelirin arttırılabilmesi için,gerek beyinsel,gerek fiziksel açıdan çalışan,üreten insanlara ihtiyaç vardır.Bu insanların olabilmesi için ülkemiz insanının yeterli ve dengeli beslenmesi gerekir.Bir insanın yeterli ve dengeli beslenebil mesi için günlük protein ihtiyacı ortalama 70 gr’dır.Bu ihtiyacın tam karşılanabilmesi için % 40-50 oranında hayvansal protein sağlanması gerekiyor (23).Bunun sağlanabilmesi için özlemini çektiğimiz,sık sık dile getirdiğimiz milli gelir düzeyine sahip gelişmiş ülkelerde ki düzeyde et ve süt tüketimine sahip olmamız gerekiyor.Çünkü,insan bir makine gibidir,makine gücünün kaynağı petrol,kömür ve diğer yakıtlar,insan gücünün kaynağı besindir.Dolayısiyle makine yakıtla,insan besinle çalışır.Makine fazla olarak iş görmediği zaman,yakıt harcaması sıfırdır,fakat istirahat ha linde ki işçinin beden ısısını sabit tutabilmesi,organların çalışabilmesi,kısaca yaşamını sürdürebil mesi için dahi bir miktar kaloriye ihtiyacı vardır.Gerek fiziksel,gerek zihinsel yönden çalışan kişi lerin yaptıkları işe göre beslenmeleri ve ihtiyaç duydukları kaloriyi temin etmeleri gerekir(8). Bir sanayi kuruluşunda veya ülkede işçiler veya çalışanlar düşük ücretle çalışır ve bundan dolayı bes lenemezlerse:
1. Çalışma gücü azalır ve üretim düşer,
2. Hasta insan sayısı yükselir,
3. Üretim gücünün azalması dolayısıyla bu ülke bir Pazar haline getirilir,
4. Hasta insanın çok olması,hem sessiz savaşın öldürücü amaçları,ve hem de ilâç üzerinden kâr sağlamak için elverişli bir ortam yaratır,
5. Yaratılan marjinal düzende,iç ve dış baskılarla sömürüyü sürdürmek kolaylaşır.
Şu göstermiştir ki;çalışanının ücretinden ve özellikle yiyeceğinden kesen toplumların,hiçbir za man kalkınamayacakları ve sonuna kadar başka toplumlara muhtaç durumda bulunacakları bilin mektedir.Bu durumdan işverenler ve hükümetler büyük yarar görür,fakat hiçbir zaman gerçek du rumu fark edemezler (8).Türkiye’de bugün yaşanan tablo tamamen bu şekildedir.Ekonominin te meli tarım olmasına rağmen hem tarım,hem de tarım’ın çok önemli üretim kolu olan hayvansal üretim ihmal edilmekte,yeterli kaynak ayrılmamakta,hayvancılık sektöründe üretenler veya üret meğe çalışanlar spekülatörlükle itham edilerek terbiye adı altında ithalat kapıları sonuna kadar açılarak güya halka ucuz et temin edilmektedir.Bir diğer husus süt sığırı yetiştiricilerinin ürettiği çiğ süt alım fiyatları,belli kesimler tarafından tarım’ın daima bir kambur olarak gösterilip her şe yin sanayiye endekslenerek adeta baş tacı haline getirilen sanayicinin insafına bırakılarak modern bir sömürü düzeninin benimsenmesi hiçte akılcı bir yaklaşım değildir.

Bunun sonucunda kişi başına milli gelirin 10.079 $(USD <dolar>) yani 15.138- liraya çıktığı ve 2023 yılında kişi başına milli gelirin 25.000 $(USD <dolar>)’a çıkarılmasının hedef lendiği ülkemizde halkın büyük bir kesiminin gerek gelir dağılımının adaletli olmamasından, ge rek gelirlerinin düşük olması ,gerek gelirlerinin satın alma gücünün düşüklüğü  nedeniyle,girdi maliyetleri gelişmiş ülkelerde ki hayvansal ürünlere göre oldukça yüksek olması nedeniyle tüke time sunulan et ve süt fiyatları yüksektir.Bu nedenle halkımızın büyük bir kısmı yaşama ve ça lışma durumlarının gerektirdiği besin yapıtaşı olan et ve süt’ü ekseriya satın alamadıkları için temin edemez hale gelmişlerdir.Bunun sonucunda dengeli ve yeterli beslenememekteler,tüketilen et’in ve süt’ün yetersiz olduğu herkes tarafından bilinmektedir.Bu yetersizlik tahıl ve kuru bakla gillere yönelimi arttırarak nüfusumuzun büyük bir kısmını temel besin maddelerini oluşturur hale getirmiştir.Acaba milli geliri 25.000 $(USD <dolar>)’a çıkmış kaç tane ülke bu şekilde besleni yor ?. Tükettiği et’i, süt’ü ithalata bağımlı hale gelmesi sonucunda yabancı kontrolüne girmiş bir toplumda kalkınma ve mutluluktan söz etmek veya 2023 yılında kişi başına gelirin 25.000 $(USD <dolar>)’a çıkarılması başarısından bahsetmek mümkün mü ?,bir anlamı olabilir mi ?,asla ola maz.Çünkü şu anda milli gelirin büyük bir kısmını servetlerine katan mutlu azınlığın dışında ka lan halkımızın büyük bir kısmı;Türkiye dahil tüm dünya hükümetleri 1992 yılında Roma’da Ulu sal Gıda ve  Beslenme Planlarını hazırlamayı ve uygulamayı kabul etmelerine rağmen yeterli hay vansal gıda tüketemediği için gizli açlık çekmektedir.

Kaynaklar:

1. CANSEN,E.(2011)  Kişi başına gelir 2002’de kaç dolardı ?.06.04.2011 Tarihli Hürriyet Gazetesi – İSTANBUL.
2. KIZILOT,Ş.(2011) SGK prim gelirleri emekli aylıklarını bile karşılamıyor.04.04.2011 Tarihli Hürriyet Gazetesi – İSTANBUL.
3. ÇELEBİ,S.(2011) Habertürk TV,12 Haziranda ne olacak ?,04.03.2011 tarihli Sansürsüz  programı
4. SÖNMEZ,M(2011) Habertürk TV,18.01.2011 tarihli Haber Gündem Programı
5. ÇAKAN,N(2011) Habertürk TV,18.01.2011 tarihli Haber Gündem Programı
6. CANSEN,E.(2011) Kişi başına milli gelir 8 yılda 7 bin 600’den 10 bin 80 dolara çıktı.2 Nisan 2011 tarihli Hürriyet Gazetesi-İSTANBUL
7. KIZILOT,Ş.(2011) Türkiye’deki Vergi Komedisi. 02 Şubat 2011 tarihli Hürriyet Gazetesi-İSTANBUL
8. KOÇTÜRK,O.N.(1969) Sessiz Savaş,Ararat Yayınevi – İSTANBUL
9. CANSEN,E.(2011) Ödeyemiyorum işte ! Canımı mı alacaksın.15 Ocak 2011 tarihli Hürriyet Gazetesi-İSTANBUL
10. CANSEN,E.(2009) Cari açık ve yeni ekonomik politikası.18 Temmuz 2009 tarihli Hürriyet Gazetesi-İSTANBUL
11. CANSEN,E.(2009) Cari açık;tasarruf noksanı değil,tüketim fazlasıdır.19 Mart 2011 tarihli Hürriyet Gazetesi-İSTANBUL
12. URAS,G.(2010) Sıcak para ile de olmuyor,sıcak parasız da. 24 Aralık 2010 tarihli Milliyet Gazetesi-İSTANBUL
13. CANSEN,E.(2011) Düşük faiz,yüksek kur.02 Şubat 2011 tarihli Hürriyet Gazetesi-İSTANBUL
14. URAS,G.(2011) 2010‘da sanayi % 13.6, tarım ise % 1.2 büyüdü. 08 Nisan 2011 tarihli Milliyet Gazetesi-İSTANBUL
15. ARAL,S.(1987) İnek ithali ve süt fiyatları.Veteriner Hekimler Derneği Dergisi,Cilt:57, Sayı:2-3-4, ANKARA
16. URAS,G.(2011)Geliri doğru okuyalım.19 Nisan 2011 tarihli Milliyet Gazetesi –İSTANBUL
17. URAS,G.(2011) Türkiye’nin Ekonomik verileri.21 Şubat 2011 tarihli Habertürk TV,Sansürsüz Programı–İSTANBUL
18. KOÇTÜRK,O.N.(1966) Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi.Toplum Yayınları – ANKARA
19. CİVAN,O (2008) 1.9.2008 Tarihli Manisa,E.B.K Özelleştirme İptal Davası Bilirkişi Raporu-ANKARA
20. AYDIN,A.(2010) Et fiyatlarında kime inanalım.17 Şubat 2010 Tarihli Vatan Gazetesi.
21. DİNÇER,B.(1984) Et Bilimi ve Teknolojisi.A.Ü.Veteriner Fakültesi Teksir 83-84/21 –ANKARA
22. GÖĞÜŞ,K.(1983) Et Teknolojisi,Ders Notu,A.Ü.Zir.Fak.Tesir No:95,1983 – ANKARA
23. AYAZ,Y.(1981) Et’in Beslenmedeki Rolü ?.TUBİTAK Bilim Teknik Dergisi,Sayı:165, Ağustos 1981 – ANKARA
24. CÖMERT,H.(1977) Neden ot değil de Et ?.TUBİTAK Bilim Teknik Dergisi,Sayı:118, Eylül 1977 – ANKARA
25. KESKİN,H.(1981) Beslenme Kimyası,Cilt-II,4.Baskı – İSTANBUL

 


Yazan - 23 Nisan 2011. Kategori Vet. Hek. Adnan SERPEN. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Yoruma ve geri izlemeye kapalı
0 0 Oylar
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x