Klonlanmış Hayvanlardan Elde Edilen Gıda Ürünleri


ian-wilmut-koyun-dolly

 

 

 


Uzman Veteriner Hekim Yudum İki Yakın

 

Geçtiğimiz yıl değişik platformlarda kutlanılan Dünya Gıda Günü etkinliklerinin ortak teması gelecekteki beslenme idi. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) başta olmak üzere tüm uluslararası kuruluşlar ve bilim insanları 2050 yılında dünya nüfusunun 9 milyar kişi olacağını öngörmekte, bu kapsamda tarımsal üretimde sürdürülebilir yoğunlaşma gerektiğini vurgulamaktadırlar. Artan dünya nüfusunu doyurmanın bugünkü üretimden %40 daha fazla üretim yapılması ile gerçekleşebileceğini dile getiren uzmanlar, bu üretimin de mevcut tarım alanları üzerinde, var olan tatlı su kaynaklarına ve çevreye zarar vermeden yapılmasının hedeflendiğini belirtmektedirler.

 

Tüm bu bilgiler ışığında gelecek nesilleri tehdit eden en büyük düşmanın açlık olması, araştırmacıları kolay ve rahat erişilebilen gıda üretimi ile ilgili çalışmalara yönlendirmiştir. Bu kapsamda, gen teknolojisi kullanılarak doğal süreçler ile elde edilmesi mümkün olmayan, farklı ve yeni özelliklere sahip organizmalar yani Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) gıda, tıp ve endüstri alanları ile ilgili literatürlerde yer almaya başlamıştır.

 

Transgen teknolojisi sayesinde ise birçok gen hayvanlara nakledilebilmektedir. Çalışmaların başında, transgenetik hayvanlar genel olarak ekonomik nedenlerle veya insanlarda görülen bazı hastalıklara karşı hastalık modeli oluşturmak amacıyla üretilmiştir. Değişen ve gelişen ihtiyaçlar kapsamında ise son yıllarda bu üretimlere ek olarak, hayvanların üreme performansı ile yem değerlendirme kapasitelerinin dolayısıyla da hayvansal ürün üretim miktar ve kalitesinin artırılması ile hayvan sağlığı alanlarında çalışmalar yapmak üzere nükleer transfer (somatic cell nuclear transfer/SCNT) ile transgenetik çiftlik hayvanı üretimi yaygınlaşmıştır.

 

1995 yılında Megan ve Morag isimli koyunların doğumu ile başlayan ilk klonlama çalışmaları, 1996 yılında Dolly’nin doğumu ile tüm dünyanın ilgi odağı haline gelmiştir. 1997 yılında ilk transgenetik klon oluşturulmuş, 1998 yılında inek ve fare, 1999 yılında ise ilk keçi klonlanmıştır. 2000 yılında ise ilk defa klonlanmış bir domuz üzerinde gen değişikliği yapılmış, bunu 2002 yılında fare ve tavşan izlemiştir. 2003 yılında DNA içerisinden gen çıkartımı yapılan fare üretilmiş, 2004 yılında ise sıralı değişim ile bir kedi klonlanmıştır. 2005 yılında köpek, 2006 yılında ise papağan klonlanması yapılmış ve gen transferi ile ilgili çalışmalar günümüze kadar hızla devam etmiştir.

 

Çalışmaların başında transgenik hayvanların üretimlerinin maliyetleri hayvan başına 100.000-200.000 $ arasında değişirken, gelişen teknoloji uygulamaları sayesinde bu rakam 10.000 $ civarına kadar düşebilmektedir. İlk uygulamalarda sıkça rastlanılan gen aktarılmış hücrenin bölünmemesi, güç doğumlar, ölü yavru doğumu, eksik plasenta oluşumu, elde edilen yavrularda kısırlık ve bazı eklem problemleri gözükmesine rağmen bu problemler giderek azalmış ve artık günümüzde, üreme yeteneğine sahip, farklı genetik özellikler aktarılmış transgenetik hayvanların bir şekilde kontrol dışına çıkıp doğaya yayılma olasılığı veya bu hayvanlardan elde edilen et, süt, yumurta gibi ürünlerin insan tüketimine sunulup sunulamayacağı tartışılmaktadır.

 

 

Bilim insanları gelecekte ortaya çıkacak hayvansal protein açığına karşı klonlanan bu hayvanlardan elde edilen gıda ürünlerinin insan tüketimine sunulup sunulamayacağını konusunda araştırmalar yapmaya devam etmektedir.

 

 

Çiftlik hayvanlarının klonlanmasının maliyeti düştükçe, bu hayvanlarda elde edilen gıda ürünlerinin insan tüketimine sunulması konusu da gündeme sıklıkla gelecektir. Bu durum mevzuat problemlerini de beraber getirecektir. Zira Avrupa Birliği’nin GDO’lar ile ilgili EC 2001/18 sayılı direktifi, çevre koruma amaçlı olup üretim metodu ile ilgilidir. Mevzuata göre GDO üretiminde kullanılan üretim metodu potansiyel olarak risk taşımaktadır ve diğer konvensiyonel üretim işlemlerinden daha fazla özen gerektirmektedir. Diğer taraftan bu ürünlerin ticareti de ayrı bir mevzuat kapsamında olmalıdır.

 

 

Tüm bu mevzuat eksiklikleri yanında klonlama işleminin hayvan refahı ile uyumu da ayrıca irdelenmektedir çünkü ilk olarak klonlama sırasında embrio transferi anestezi altında operatif bir işlemle uygulanmakta, ikinci olarak da klonlanarak elde edilmiş hayvanlarda sağlık problemleri (immun sistem bozuklukları, kalp-damar problemleri, ürogenital problemler veya obezite) oluşabilmektedir. Yapılan detaylı araştırmalar bu problemlerin çoğunun uygulama hatası sonucu olduğunu ispatlamıştır. Klonlanmış hayvanlardan elde edilecek gıda ürünlerinin kamu tarafından nasıl karşılanacağı ise etik, hayvan refahı ve sosyoekonomik koşullar ile bağlantılıdır. Klonlanmış hayvanlardan elde edilmiş gıda ürünleri ile ilgili mevzuat bulunmayışı ve bu gıda ürünlerinin ticaretinin yapılamaması, hayvansal biyoteknoloji endüstrisinin gelişmesine engel olmakta ve kamudaki olumsuz algının kuvvetlenmesini sağlamaktadır.

 

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesinin (American Food and Drug Administration/ USFDA) metodolojisine göre, hayvanlardan elde edilen gıda ürünleri kompleks bir biyolojik sistemdir ve sağlıklı hayvanlardan sağlıklı ürünler elde edilir. Bu kapsamda klonlanmış hayvanlardan elde edilen et veya sütün elde edildiği hayvanın sağlık ve fizyolojik özellikleri ile birlikte analiz edilmesi önem arz etmektedir.  Avrupa’ da ise ürünlerin ve elde edildiği hayvanların parametreleri yanında klonlama metodu sırasında gen üzerinde oluşabilecek olası değişikliklerin de parametreleri ile halkın algısı incelenmelidir.

 

 

Tian ve arkadaşlarının 2005 yılında Missouri Üniversitesinde yayımlanan makalesinde aynı yaş ve aynı ırktan klonlanmış büyükbaş hayvanlar ile kontrol grubu hayvanlarının süt ve etlerinin içeriklerinin süt ve et sanayinde uygulanan standart prosedürler kapsamında incelendiğinde, bu ürünlerin parametrelerinin insan tüketimine izin verilen gıdalar ile aynı parametre değerlerinde olduğu tespit edilmiştir. Yapılan çalışma bir pilot çalışma olmakla birlikte, tüketicilerin klon gıda ürünlerinin güvenilirliği konusundaki ön yargılarını değiştirmek için daha büyük sayıda hayvanı kapsayacak genetik bazlı projeler yapılmasını tavsiye etmektedir.

 

Heyman ve arkadaşlarının 2007 yılında Hayvan Konsorsiyumu dergisinde yayımlanan çalışmasında ise büyükbaş hayvan klonları ve onlardan elde edilen ürünlerin kalitesi ve güvenilirliği irdelenmiştir. Araştırma sonuçları klon hayvanlardan elde edilen ürünlerin kontrol grubundan elde edilen ürünler ile arasında büyük fark olmadığını göstermiş (Tablo-5) ancak klonlanmış hayvanlardan elde edilen ürünlerin insan tüketimine sunulması konusu için sadece bir pilot çalışma olduğu, daha kapsamlı araştırmalar için bir ilk adım niteliği taşıdığı belirtilmiştir.

 

 

Tablo 5: Büyükbaş hayvan klonlarından elde edilen süt ve et ile beslenen farelerin vücut analizleri

(yoğurt ve et)

Untitled-1 copy

 

Gıdalarda uygulanan gen mühendisliği tüketici ve sağlık grupları, ithalatçı Avrupa Birliği üye ülkeleri, organik tarım ile uğraşanlar, çevreciler, dini gruplar, etik savunucuları, bazı politikacılar ve ticaret korumacıları tarafından eleştirilmektedir. Eleştirilerin büyük bir çoğunluğu genetiği değiştirilmiş gıda ürünlerinde besleyici özelliklerin azalması, olası toksikasyon, antibiyotik uygulamalarına direnç, alerji oluşturma potansiyeli ve tüketim sonrası kansere yatkınlık gibi sebeplerden kaynaklanmaktadır.

 

 

Artan dünya nüfusu, azalan ekilebilir tarım arazileri ve kullanılabilir su kaynakları bilim insanlarını mümkün olan en az tüketim ile mümkün olan en fazla üretimi sağlamak konusunda çalışmalara yöneltmiştir. Bu kapsamda gelişen teknoloji ışığında yapılan bilimsel çalışmalar genetiği değiştirilmiş organizmalar konusunda bilim insanlarını iki kutba ayırmıştır. Genetiği değiştirilmiş organizmaların faydalarına inananlar ve bu organizmaların faydadan çok zararı dokunacağına inananlar. Tartışmalar sürerken dünya nüfusu giderek artmakta, yiyecek ve içecek kaynakları giderek azalmakta ve gıdaya ulaşım gittikçe zorlaşmakta ve bu durum insanın aklına 2050 yılında akşam yemeğinde protein kaynağı olarak bir Dolly mi kullanılacak sorusunu getirmektedir.

 

 

 

Kaynaklar:

  • Stella G. Uzogara, 2000, The impact of genetic modification of human foods in the 21st century: A review, Biotechnology Advances 18 179-206,
  • Jose B.Cibelli ve ark., 2002, The health profile of cloned animals, Nature Biotechnology, Volume 20
  • N.Wells, 2003, Cloning in livestock agriculture, Reproduction Supplement 61, 131-150,
  • Cindy Tian ve ark., 2005, Meat and milk composition of bovine clones, University of Missouri
  • J Suk ve ark., 2007, Dolly for dinner? Assessing commercial and regulatory trends in cloned livestock, Nature Biotechnology, Volume 25, Number 1

Y.Heyman ve ark., 2007, Quality and safety of bovine clones and their products


Yazan - 22 Ocak 2015. Kategori MANŞET, HAYVANCILIK. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oy
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x