Körpe, Ya da kart Tavuktan Başka Seçeneğimiz yok mu,Bilim Bu Konuda Ne Diyor?


tavuk1xr6

Prof.Dr. Tülin AKSOY, Akdeniz Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü, ANTALYA tulinaks@kdeniz.edu.tr

 

 

GİRİŞ

 

 

Tavukçuluk sektörünü ve ürünlerini sorgulayan/karalayan bazı açıklamalar tüketici talebini olumsuz yönde etkilemektedir. Bunu yakın çevremizden, istatistiksel verilerden ve özellikle 2 hafta önce gazetelere verilen ilanlardan anlıyoruz. Günümüzde bilgiye ulaşmak da, yaymak da dolayısıyla enformasyon/dezenformasyon da kolay. Bu karmaşada ve çağın gereği acımasız rekabet ortamında teknolojiyi (üretim bilgisini) en akılcı şekilde kullananlar, özellikle üretenler, diğer bir ifade ile inovasyon (yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş ürün ve hizmetler, kısaca yenilik) yapanlar kazançlı çıkacaklardır.

 

 

Ülkemiz tavukçuluk sektörünün son yeniliği de, Dünya Kanatlı Hayvancılık Derneğinin (World’s Poultry Science Assosiation=WPSA) Türkiye şubesi destekli reklam kampanyasıdır. Bu bilgilendirme kampanyasında topluma/tüketiciye ulaştırılmak istenen mesaj şudur; “tavuk etinde iki seçenek vardır ya endüstrinin ürettiği körpe tavuk ya da kart köy tavuğu”.  Gerçekten böyle midir? Durum tavukçuluk teknolojisini geliştiren Batı ülkelerinde nasıldır? Bu vb kampanyalar toplumun tavukçuluk ve ürünleri hakkında doğru bilgilere ulaşması sorununu kalıcı olarak çözebilir mi?  Bir ağırlığı olduğu anlaşılan WPSA nedir, kendisi ve şubeleri neler yapar/yapmalıdır?

 

 

Özellikle son dönemde bizi yönetenler ve her kesimden fikir insanları,  orta gelir tuzağından kurtulmak için her vesileyle “rant ekonomisinden üretim ekonomisine geçmeliyiz” ve  “inovasyon şart” diyorlar. Ortalama bir vatandaş bile sadece finansal hareketlerle, bir “tık”la istediğimiz ürüne ulaşmamızı sağlayan yeni web hizmetleri ile kalkınamayacağımızın farkında. İthal arabalara, cep telefonlarına, savunma füzelerine ve benzerlerine para harcamanın sonu olmadığının ve bu şekilde zengin ve saygın bir ülke olunamayacağının herkes farkında. Bol ödüllü inovasyon gurusu, tasarımcı Dr. Hakan GÜRSU “her şeyin taklidini çok güzel yapıyoruz, özeniyoruz sahtesini yapmaya çalışıyoruz ama yenisini yapmıyoruz” diyerek, bize ayna tutuyor. Ayrıca, teknoloji/inovasyon deyince, genellikle aklımıza bilgi teknolojileri, otomotiv, savunma istemleri vb geliyor.  Oysa bir köşe yazarımızın bize hatırlattığı gibi, inovasyon aynı zamanda bir keçiden daha fazla süt almaktır.

 

 

Son 50-60 yıldır en fazla bilimsel çalışmanın yapıldığı, yeniliklerin yaşandığı alanların başında tarım gelmektedir. Pek çok tarımsal üretim kolu endüstriyel bir yapı kazanmıştır. Bunlardan birisi de, dünyada üretilen etin 1/3’ini (102 milyon ton/yıl) ve yumurta (71 milyon ton/yıl) gibi mucize gıdayı sağlayan tavukçuluk sektörüdür. “Endüstri” de denilen bu sektör, dünyada dış ticarete en fazla konu olmuş alanlardandır. Kalkınmakta olan ülkeler, artan hayvansal gıda gereksinmesini karşılamak için öncelikle tavukçuluk seçeneğini kullanmaktadır. Ürünler ucuza üretilir, sağlıklı ve kalitelidir, her dinden/kültürden insanlar tarafından tüketilir. Türkiye ve diğer pek çok kalkınmakta olan ülke, hem uygun teknolojiyi hem de yüksek verimli damızlıklar başta olmak üzere önemli girdileri ithal ederek,  dışa bağımlı bir şekilde tavukçuluk sektörünü geliştirmiştir/geliştirmektedir.

 

 

Ülkemiz ABD ve İngiltere kökenli bu teknolojiyi uygulama bakımından dünyadaki en başarılı birkaç ülkeden biridir. Türkiye Avrupa’nın en fazla tavuk eti üreten ülkesidir, burun farkı ile 3 no’lu yumurta üreticisidir, yumurta ihracatında 2. sıradadır, tavuk eti tüketimimiz (20 kg/kişi/yıl) AB ortalamasına  yaklaşmıştır, ihracatımız artmaktadır …. Sn GÜRSU’nun deyimiyle, “Türkiye ticari tavukçuluğu başarı ile taklit etmiştir, insanının doyurmak için bu üretim modelini başarı ile uygulamıştır”. Bu başarıdan onur duymamak mümkün değildir. Peki, bu üretim dalında yenilikler yapabilecek duruma geldik mi?  Maalesef gelemedik.

 

 

Birkaç aleyhte haberle tavuk eti satışlarının önemli düzeyde düşüyor olması, ayrıca genç nüfusa sahip ve yeterince et-süt tüketemeyen bir ülke olarak halen yumurta tüketimimizi AB düzeyine yükseltememiş olmamız, bu konudaki yenilik/inovasyon eksikliğinin sonucudur. Batı ülkelerindeki gibi üretimimizin çeşitlenmemiş olması da inovasyon yoksulluğu belirtisidir. Ülkemizde üretilen/tüketilen kanatlı etinin tamamına yakını standart tavuk etidir (körpe piliç eti). Çok körpe olmayan ancak özel lezzete sahip organik vb tavuk eti üretimimiz halen yok denecek kadar azdır, hindi eti sınırlıdır, diğer kanatlı etleri (ördek, kaz, bıldırcın vb) zor bulunmaktadır. Sofralık yumurtanın çeşitlenmesindeki kıpırdanmalar sevindiricidir. Bu alanların tümünde yeniliklere  ihtiyaç vardır.

 

 

Kasım 2013’de İstanbul’da gerçekleştirilen Inovasyon Haftası kapsamında, “Türkiye’nin mevcut sistemlerle gelebileceği nokta buraya kadardır. … Gençlerimize sesleniyorum, Allah aşkına başımıza icat çıkarın, eski köye yeni adet getirin” denilmiştir. Ekonomiye içeriden bakan birisi olarak Ekonomi Bakanı, ülkemizin geldiği sıkışıklık durumunu haykırmıştır ve bilim/teknoloji üretmesi gereken kurumlardan ümidini keserek (kanımca), gençlerden bunu beklediğini ifade etmiştir. Acaba bu talep gerçekçi bir yaklaşım mıdır? Gençler kendi başına icat yapabilir, mesela tavuk ıslah edebilir mi? Ayrıca WPSA Türkiye şubesi destekli reklam metninde ifade edildiği gibi, tavukçuluk sektörünün en önemli girdisi olan ve 30-50 yıllık çalışma sonucu geliştirilen melez azmanı tavukları elde edebilecek teknolojiye sahip miyiz, değilsek bu yönde çaba harcıyor muyuz?

 

 

İnsanımızın tükettiği etin % 60’ını ve mükemmel gıda yumurtayı insanımıza sunan, ihracat yaparak döviz kazandıran sektörümüz (endüstri), nitelikli damızlıklar başta olmak üzere kullandığı teknoloji bakımından çok büyük ölçüde dışa bağımlıdır. Bu durum hem endüstrinin, hem ilgili akademik camianın hem de ilgili kamu kuruluşlarının bu alanda inovasyon yapmadığının/yapamadığının, bu önemli konuda bir “B Planımız olmadığının” kanıtıdır. Özellikle endüstri, en önemli girdi olan hibrit civcivlere ödenen bedelin, toplam maliyette düşük bir paya (% 2) sahip olmasından hareketle dışa bağımlılığı önemsememe eğilimindedir. Ayrıca pek çok ilgili/bilgili insanımız, Batının 50-60 yıldır süren bilimsel çalışmalar sonucunda geldiği noktayı yakalamamızın çok zor, hatta hayal olduğu kanaatindedir. Ancak Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında ülkemize uygulanan ambargo nedeniyle, emekleme aşamasındaki sektörün büyük sarsıntı geçirdiği unutulmamalıdır.

 

 

Deneme niteliğindeki bu makale, hızla değişen gündemin kimi başlıklarından hareketle hazırlanmıştır. Temel amacım, teknoloji ithal ettiğimiz Batıdaki kimi başarılı örnekleri/gelenekleri (WPSA başta olmak üzere) dikkate alarak, tavukçuluk sektörü penceresinden teknoloji/innovasyon, kurumların sorumluluğu, işbirliği becerimiz konularında fikir jimnastiği yapmaktır. Tavukçulukta iyi bir noktadayız, ancak en iyinin bile her zaman daha iyisi vardır. Bilimle uğraşanların temel görevi çalışma alanlarındaki her bilgiyi, yenilikleri, başarıları/başarısızlıkları, yapılanları/yapılmayanları sorgulamaktır. Tavukçuluk sektörümüz bize her gün tonlarca kaliteli ürün sunmak ve bu esnada toplumun bir kesimine gelir sağlamak zorundadır, ilgili bakanlığın da büyük sorumlulukları vardır. Sırtında küfe olan bu kesimler öncelikle bugünü düşünmek ama bir yandan da geleceği planlamak durumundadır. Daha iyi bir dünya ve gelecek için akademisyenlerin görevi ise, hem sırtında küfe olanlarla özdeşleşerek onlara destek olmak ama bir yandan da daha iyiye dönüştürücü olmak üzere sorgulayıcı ve eleştirel yaklaşımla yeni teknolojiler üretilmesini sağlamak, dışa bağımlılığımızı en aza indirmeye gayret etmektir.

 

 

 

TAVUKÇULUK ENDÜSTRİSİNİN TARİHÇESİ, GELENEKLER VE WPSA

 

 

Geçmişte bir arka bahçe uğraşı olan tavukçuluk, şehirleşme ve sanayileşmeye paralel olarak gelişmiş, ticarileşmiş ve özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra endüstrileşmeye başlamıştır. Benzeri gelişmeler sığırcılık ve domuzculukta da olmuştur, ancak türün kendine özgü üstünlükleri nedeniyle ticari tavukçuluktaki endüstrileşme çok daha ileri düzeydedir. Batı ülkelerindeki süpermarketlere ucuz hayvansal gıda üretmek üzere çiftçiler, bilim çevrelerinin büyük katkısıyla entansif/yoğun/konvansiyonel üretim modelini geliştirmişlerdir.

 

 

Tavukçulukta kullanılan teknolojinin geliştirilmesinde Kuzey Amerika’daki ve İngiltere’deki birkaç tarım koleji liderlik yapmıştır. Yumurta tavukçuluğu teknolojisinin daha çok İngiltere, et tavukçuluğu teknolojisinin ise ABD kökenliği olduğu söylenebilir. Kanatlı hayvanlarla ilgili bilgileri hem akademik camiada paylaşmak hem de topluma (üreticilere) yaymak üzere “Kanatlı Hayvancılık Bilim Derneği (Poultry Science Association= PSA) 1908 yılında ABD’de kurulmuştur. PSA ile İngiltere’deki benzer örgütlü yapının liderliğinde, “Dünya Kanatlı Hayvancılık Derneği (World’s Poultry Science Association=WPSA) 1946 yılında tepe örgüt olarak ortaya çıkmıştır.  Ayrıca ABD ve İngiltere şubelerinin çıkardığı bilimsel dergiler (Poultry Science ve British Poultry Science) tavukçuluk teknolojisinin ve dolayısıyla sektörün gelişmesinde çok önemli rol oynamıştır. Sonuç olarak, Batının tavukçuluk alanındaki başarısının altında yatan temel neden, yoğun araştırma- geliştirme (ar-ge) faaliyetleri ile bunların sonuçlarının başarıyla hedef kitlelere ulaştırılmasıdır.

 

 

Ayrıca bu ülkelerin tavuk/hayvan yetiştiriciliği ile ilgili bazı gelenekleri de, tavukçuluk biliminin ve endüstrisinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Tavuk ve diğer çiftlik hayvanı türleri içinden seleksiyonla saf ırkların oluşturması ve geliştirmesi Batı kültürünün önemli bir parçasıdır. Evcil çiftlik hayvanı ırklarının yaklaşık yarısı Avrupa kıtasında elde edilmiştir. Avrupalı göçmenler bu kültürü ABD’ye de götürmüş ve daha başarılı şekilde sürdürmüşlerdir. Tavuk ırklarını sergileme ve yarıştırma amaçlı gösteriler, 1849 yılından beri ABD’de düzenli olarak yapılmaktadır ve tescil edilmiş saf tavuk ırklarına ait kataloglar 1874’den beri güncellenerek yayınlanmaktadır. Pek çok AB ülkesinde de bu tavukçuluk gösterileri geleneği sürdürülmekte, hem devlet hem de endüstri tarafından gen kaynaklarının halk elinde korunması amacıyla desteklenmektedir.

 

 

ABD’deki çok önemli bir gelenek de, çocuklara ve gençlere tarımsal üretimi öğretme, sevdirme ve beceri kazandırma amacı taşıyan 4-H programlarıdır. 1900’lü yılların başından beri sürdürülen programın en etkin ayağı tavukçuluktur (5). Ziraat fakültelerinin ilgili bölümlerindeki tarımsal yayım birimleri ve akademisyenleri, kendi alanlarındaki 4-H programını yönetmekle yükümlüdür, ayrıca özel sektör de 4-H programlarına destek vermektedir. Her yıl düzenli olarak, öğrenciler için tavukçuluk kampları ile yerel ve ulusal öğrenci proje yarışmaları düzenlenmektedir. Halen ülkemizde ilgili akademik birimlerde ve bakanlığa ait çiftliklerde yapılmayan/yapılamayan basit tavuk ıslahı uygulamaları, ilk ve orta öğretim aşamasındaki ABD’li öğrenciler tarafından 4-H yarışma projesi olarak evlerinin bahçesinde hayata geçirilmektedir. Bu yarışma projeleri kapsamında ıslah edilen ve sergilenen bazı saf ırk temsilcisi hayvanların  ıslahçı firmalar tarafından satın alınması rastlanan bir durumdur.

 

 

ABD’de ziraat fakültelerinin Tavukçuluk Bilimi (Poultry Science) bölümleri, 4-H programı dışında da tarımsal yayım faaliyetleri sürdürmekle yükümlüdür. Bilgiye ulaşmanın anayasal bir hak olmasından hareketle, kanatlı yetiştirme ile ilgili temel ve uygulamalı konularda küçük ölçekli üreticilere yönelik olarak hazırlanmış güncel dokümanlar bölümlerin web sitelerinde yer almakta, ayrıca üreticiler internet ya da telefonla sorularını ve problemlerini tarımsal yayımcı akademisyenlere iletebilmektedir. ABD tarım bakanlığının desteği ile 20 yıldır yürütülen “ATTRA” projesi, küçük üreticilere sürdürülebilir tarımsal üretim konusunda aktif ve pasif yollarla bilgi-teknoloji desteği vermektedir (6). Organik tavukçuluğa başlamak isteyenler, hiçbir uzmana danışmadan sadece ATTRA’daki materyallerden yararlanarak üretime başlayabilir. Bu faaliyetleri gerçekleştirenler de, endüstrinin gelişimine katkıda bulunan profesyoneller gibi PSA üyesidir.

 

 

1960’lardan bu yana İngiltere başta olmak üzere Batılı toplumlar, tüm büyük ölçekli entansif üretim modellerini, hayvan refahı ve sürdürülebilirlik bakımından sorgulamaktadır. Muhtemelen entansifleşme çok üst düzeyde olduğundan, kamuoyu tavukçuluk konusunda daha da hassastır. Bu duyarlılıklara cevaben, yarı-entansif özellikte “alternatif kanatlı hayvancılık sistemleri” ortaya çıkmıştır ve üretimdeki payları giderek artmaktadır. Bu sorgulama ve sonuçları konusunda ABD,  kıta Avrupa’sı kadar faal olmasa da, giderek daha fazla etkilenmektedir. 2001 yılından beri stratejik plan yapan ve bunları dergisinde (Poultry Science) yayınlayarak duyuran/paylaşan, bu yolla kendini denetime açan PSA’nın 2006-2010 stratejik planında öne çıkan hususları şöyle özetlenebilir:

  • · Toplum hayvansal üretimi giderek daha fazla sorgulamaktadır, endüstri büyük değişimler göstermektedir;
  • · Bu nedenle yüksek düzeyde tanınırlığı ve güvenilirliği olan, aynı zamanda politika oluşturma gücüne sahip olan derneğimiz, SWOT analizini en iyi şekilde yapmalı ve hem derneğin liderleri hem de üyeler şekillenecek olan stratejik planın en iyi şekilde uygulanması, izlenmesi, gerekli değişikliklerin yapılması konularında tüm enerjileriyle ve adanmışlık psikolojisiyle çalışmalıdır;
  • · Bizim yeni misyonumuz,  etik ve sürdürülebilir gıda üretimini sağlamak üzere insan ve hayvanların hem sağlığını hem de refahını iyileştirmek amacıyla yapılan kanatlı hayvancılık araştırmalarından üretilecek bilgiye ulaşma ve bunu yayma konusuna adanmış evrensel bir bilim derneği olmaktır.

 

 

Endüstrinin ve bilim dünyasının en üst düzey temsilcilerinden, küçük üreticilere ve öğrencilere kadar çeşitli kesimlerden yaklaşık 7000 üyeye sahip WPSA’nın ABD şubesinin stratejik planından alınmış bu cümleler sektördeki değişimi/yönelimi kayda geçirmekte, tarihe not düşmektedir. Ciddiyet baş döndürücüdür ve başarıların/liderliğin tesadüf olmadığının kanıtıdır.

 

 

SEKTÖRDEKİ GELİŞMELER/EĞİLİMLER

 

 

Yukarıda da belirtildiği üzere, tavukçuluk endüstrisine beşiklik Batılı ülkeler, yaklaşık 40 yıldır endüstrinin anti-tezine de beşiklik etmektedir. Toplumun azımsanmayacak bir kesiminin devasa büyük işletmelerdeki hayvanların refahı ve bu sistemlerin sürdürülebilirliği konusundaki duyarlılığı ve bu doğrultuda politika oluşturma gücü, söz konusu hassasiyetlere cevap veren yeni üretim modellerinin ortaya çıkması, dolayısıyla pazarın çeşitlenmesi ile sonuçlanmıştır. Ayrıca bu çabalar, konvansiyonel üretimdeki hayvanların refahına da hukuksal dayanak kazandırmıştır. Artık Batı’da hayvan refahı ve sürdürülebilirlik, pazarlamanın unsurlarıdır.

 

 

Daha ucuza yığınsal üretim yapmamıza olanak sağlayan entansif tavukçuluğun ana unsurları büyük işletmeler, birim alanda fazla hayvan barındırma ya da kafes kullanımı, genetik varyasyonun kaybedilmesi uğruna hibrit genotiplerin kullanılması ve çok yüksek verim yönündeki seleksiyonun yol açtığı kanatlı sağlığı/refahı problemleri, gaga kesimi gibi hayvan vücuduna müdahaleler, GDO’lu mısır-soya ve hayvansal kökenli yem hammaddelerinin kullanımı olarak sıralanabilir. Alternatif tavukçuluk sistemleri ise kafes dışı üretim, yerleşim sıklığının düşürülmesi, otla kaplı açık alanlara çıkarma, daha düşük verimli ancak bölge koşullarına dayanıklı genotiplerin kullanılması (genetik çeşitlilik), gaga kesimi gibi müdahalelerin yapılmaması, GDO’lu ve hayvansal kökenli yem maddelerinin kullanılmaması, aşı-ilaç uygulamalarının sınırlanması gibi hususları içermektedir.

 

 

Hayvan refahı ve sürdürülebilirlik öncelikli uygulamalar, kaçınılmaz olarak alternatif tavukçuluk ürünlerinin maliyetini ve satış fiyatını yükseltmektedir, ancak batılı tüketicinin dikkate değer bir kısmı çeşitli gerekçelerle bu fiyat farkını ödemeye hazırdır. Başlıca gerekçe “çiftlik hayvanlarına karşı etik/ahlaki sorumluluk, diğer bir ifade ile hayvanın doğasına uygun yaşayabilme hakkına saygı”dır. Ayrıca bu işletmelerin daha küçük ölçekli olması, hem çevreye verilen zararın azaltılması hem de dezavantajlı toplum kesimlerine iş imkânı yaratılması yoluyla desteklenmesi (kırsal kalkınma, kırsal yaşamı devam ettirme) nedeniyle, tüketicilerin “sürdürülebilirlik”  konusundaki duyarlılıklarına yanıt vermektedir.

 

 

Alternatif tavukçuluk konusunda en önemli hususlar; standart ürün ile alternatif ürün arasındaki farkın topluma çok iyi anlatılması, üretimde uyulması gereken standartların belirlenmesi ve üreticilerin sertifikalandırılması-denetimidir. Bu esnada gereksiz şekilde standart ürünün kötülenmesi sonucunda toplumun beslenmesinde sıkıntı yaratmamaya özen gösterilmelidir. Batılı ülkelerde tüketicinin standart ve alternatif tavukçuluk sistemleri ve ürünleri konusunda bilgiye ulaşmasında çok fazla sayıda kanal vardır, farklı kesimler (firmalar, akademik birimler, tarım bakanlığı, STK’lar vb) tarafından hazırlanan web siteleri ve diğer seçenekler oldukça doyurucudur. ABD ve AB’deki tüketiciler kendilerine sunulan konvansiyonel ürünlerin kalitesinden de emindir, çünkü bu konuda gereği gibi bilgilendirilmektedir. Kesinlikle AB standartlarında üretim yapan sektörümüze haksızlık yapılmamalıdır.

 

 

Tüketicinin suiistimal edilmesini ve üreticiler arasındaki haksız rekabeti önlemek için sertifikasyon ve denetim çok önemlidir. Özellikle İngiltere’de bağışlarla maddi destek sağlayan STK yapısındaki sertifikasyon ve kontrol kuruluşları (Soil Assosiation, Freedom Food vb), bir yandan politika oluştururken bir yandan da üretim standartlarını belirleme, sertifikalandırma-denetlemede konularında aktiftir. Dolayısıyla Batıda pazara sunulan ürünün önemli bir kısmı hayvan refahı, sürdürülebilirlik ve gıda kalitesi bakımlarından denetim altında üretilmiş ve bunun kanıtı olan etiketleri taşıyan, dolayısıyla daha yüksek fiyatla satılan “yüksek değerli (Premium)” ürünlerdir. Bu etiketleri/logoları taşımayan ürünlerin, prestijli süpermarket raflarında yer bulma şansı düşüktür. İngiltere’de “Soil Assosiation”  logosu, o ürünün organik olduğunu, dolayısıyla hem hayvan refahı ve sürdürülebilirlik hem de ürün kalitesi açısından yüksek standartta olduğunu ifade eder. “Fredoom Food” etiketi ise, ister standart ister alternatif olsun, ürünün hayvan refahı bakımından, ilgili kuruluşça belirlenen sınırlara uyan ve denetlenen işletmelerde üretildiğinin kanıtıdır. Fransa’daki “Label Rouge (LR=Kırmızı Etiket)” etiketi ise, ürünün (tavuk eti, yumurta) standart üründen daha yüksek lezzete ve hijyene sahip olduğunu, otlaklara çıkan daha mutlu tavuklardan elde edildiğini ve küçük ölçekli işletmeler dolayısıyla sürdürülebilirliği ve kırsal kalkınmaya katkıyı ifade etmektedir. LR etiketinin yanında coğrafi etiket bulunması ise artı değere yol açmaktadır. LR kalite sistemi, diğer hayvansal ve bitkisel üretim dalları ile alkollü ve alkolsüz içecekler için de kullanılır, ülkemizdeki iyi tarım uygulamaları benzeri bir kalite sistemidir ve en başarılı uygulama alanı tavuk etidir.

 

 

İngiltere’de yumurta tavukçuluğunda kafes kullanım oranı 1985 yılında % 95 iken, günümüzde % 50’ye gerilemiştir, kafes dışı yetiştiriciliğin yaklaşık yarısı otlaklı kümeslerde yapılmaktadır. Pek çok AB ülkesinde ev tüketiminin tamamına yakını otlaklı kümeslerin ürünleri ile karşılanmaktadır. Et tavukçuluğunda alternatif ürünlerin payı daha düşüktür. Bu konudaki en başarılı örnek Fransız LR sistemidir. Ülkede üretilen kanatlı etinin % 16’sı (ev tüketiminin 2/3’ü) LR etiketlidir, 2-2.5 kat yüksek fiyatla pazara sunulan ürünler ülkedeki 9 farklı üretici örgütünün gönüllü birlikteliği kapsamında gerçekleştirilmektedir; kümes büyüklüğünden kullanılan genotipe, aydınlatmadan yemin içeriğine dek çeşitli kısıtlamalar ve çok sıkı bir denetim mekanizması vardır. Fransız tüketicinin LR etiketli ürüne ve denetim mekanizmasına güveni tamdır. Standart piliç etinin 5-10 katı fiyatla piyasaya sürülen coğrafi etiketli “Bresse Tavuğu” ise Fransız çiftçisinin bir başka başyapıtıdır.

 

 

Küçük üreticilerin örgütlü LR üretim modeli, ABD’nin de ilgisini çekmiştir ve bu konuda doktora tezi yapılmıştır. ABD tarım bakanlığı tarafından uygulanan organik tarım programının (National Organic Program= NOP, http://www.ams.usda.gov) olumlu etkileri tavukçulukta da görülmeye başlanmıştır. Ayrıca obezite ve yanlış beslenmeyle mücadele ve sürdürülebilirlik odaklı “Yerel Gıda Hareketleri (Local Food Actions)” de ABD’de giderek güçlenmektedir. Özellikle okullar, hastaneler, hapishaneler gibi toplu yemek yenilen kurumlar için kampanyalar sürdürülmektedir.

 

 

Özetle, hayvan refahı ve sürdürülebilirlik odaklı tavukçuluk sistemleri, özellikle AB’de uzun süredir toplumun % 3-5’lik kesimine hitap eden bir “niş üretim” olmaktan çıkmış, sektörün önemli bir segmenti haline gelmiştir ve her şeyin büyük ölçekli olduğu ABD’de bile, ezber bozucu gelişmeler söz konusudur. Sonuç olarak, tavukçuluk sektörünün ve ürünlerinin sorgulanması ne yeni bir olaydır, ne de bize özgüdür. Ülkemizde ticari tavukçuluğun sorgulanmaya başlaması, aslında bir grup duyarlı insanımızın özendiği ve taklit etmeye çalıştığı Batı orijinli bir yeniliktir, endüstriyel tavukçuluk teknolojisi gibi.

 

 

Endüstriyel tavukçuluk ürünlerinin tek alternatifi, ideal seçenek olan organik üretim değildir, ara standarda sahip seçenekler de vardır. Türkiye’de organik üretimin gelişmesi için çaba harcayanlar, diğer seçeneklerin baltalayıcı olabileceğinden hareketle, sadece organik üretime odaklanmaktadır. Organik olmayan serbest otlatmalı sistem gelişmeden organik tavukçuluğun gelişmeyeceğini, Batıdaki örnekler göstermektedir. Ancak organik dışı, ara nitelikteki sistemlerin her birinin standartları belirlenmeli ve hukuki dayanak kazandırılmalıdır.  Örneğin kuşluk (aviary) tipi kafes-dışı üretim sistemi ürünü yumurtalar, paketlerinin üzerine otlak resimleri konularak, serbest otlatılan tavuk yumurtası imajı ile satılıyorsa, bu tüketicinin yanıltıldığı anlamına gelmektedir. Çok büyük ölçekli işletmelerin organik vb alternatif tavukçuluk ürünleri üretip pazara sunması alternatif sistemin felsefesine çok uygun değildir. Bu durum, hem sistemin kırsal kalkınmaya etkisini ortadan kaldırmaktadır hem de bağımsız denetimin çok yaygınlaşmadığı/gelenekselleşmediği koşullarda her zaman inandırıcı olmayabilir.

 

 

Alternatif sistemde maliyetin artmasının en önemli nedeni, daha fazla arazi ve işgücü gereksinmesidir. Bu girdiler bakımından, miras hukukumuz nedeni ile parçalanmış arazi yapımız ve yüksek kırsal nüfusumuz ülkemize avantaj kazandırabilir. Her ne kadar organik vb sürdürülebilirlik odaklı üretim modelleri yerinde tüketime öncelik vermekle birlikte, komşumuz AB ülkelerinin organik gıda ithalatçısı olduğu unutulmamalıdır. Ayrıca Batılı ülkelerde organik üretim yapacak temiz ve yerleşim yerlerinden uzak araziler oldukça kıttır.

 

 

40-50 YILDA ISLAH EDİLEN TAVUKLAR, GENETİK ÇEŞİTLİLİK ve ALTERNATİF SİSTEMLER

 

 

Çok uzun yıllardır süren seleksiyon çalışmalarında geliştirilmiş saf hatların melezlenmesi sonucu elde edilen ve melez azmanlığı (heterozis) gösteren etçi ve yumurtacı hibritler, endüstrinin gelişmesine yol açan başlıca nedenlerden biridir. Elde edildikleri saf ırklara göre çok yüksek verimli ve birörnek olan bu materyaller damızlık olarak kullanıldığında, yavrularında hem verim gerilemekte hem de birörneklilik bozulmaktadır. Dolayısıyla hibrit ebeveynlerinin sürekli ithal edilmesi zorunlu hale gelmektedir.  Endüstriyel tavukçulukta tamamen hibrit genotipler kullanılması, Türkiye gibi kalkınmakta olan ülkeleri bu alanda dışa tam bağımlı hale getirmektedir, pazarın 2/3’sine Batılı 2 firma sahiptir. Çok yüksek verimli hibritlerin ıslahı, kısa bir süre öncesine kadar klasik (kantitatif genetik) ıslah yöntemleri ile gerçekleştirilmiştir. Ancak bir süredir, moleküler genetik alanındaki baş döndürücü ilerlemelerin sonucu olan yeni teknolojilerin (moleküler belirteçlerin kullanılması, hatta genomik seleksiyon) bu firmalar tarafından kullanılmaya başladığı bilinmektedir ve yakın gelecekte genomuna müdahale edilmiş tavuk genotiplerinin üretilebileceği de ifade edilmektedir. Bu alandaki gelişmelerin ıslahçı firmalar ile endüstri arasındaki ilişkiyi tamamen değiştireceği dile getirilmektedir!!

 

 

Bilim-kurgu filmlerini anımsatan ilerlemeleri gerçekleştirenler, bu gelişmelerin yol açtığı yaraları cesurca ortaya koymada ve çözüm üretmede daha etkindir. Saf ırkları geliştirerek, genetik çeşitliliğin kaybı sürecini başlatanlar, bir süredir genetik varyasyonun sürdürülebilir şekilde korunması çalışmalarına büyük önem vermektedir. SNP (single nükleotid polymorphism) teknolojisinin kullanıldığı bir çalışmayla, piyasadaki etçi ve yumurtacı hibritlerin başlangıçta var olan genetik varyasyonun % 70’inden fazlasını kaybetmiş oldukları ortaya konmuştur ve bunun nedeni sınırlı sayıda saf ırkın kullanılmış olmasıdır.

 

 

Tarımsal üretimin sürdürülebilirliği ve bununla ilgili konular BM’nin öncelikli gündem maddesidir. Beklenen ve beklenmeyen doğal afetler ve diğer değişikler sonucunda endüstriyel tarım modellerini sürdüremeyeceğimiz senaryosu ciddiye alınmaktadır. Bu nedenle yüzyıllardan beri yapılan ekstansif tarım sistemleri ile bulundukları bölgelere adapte olmuş yerli bitki ve hayvan genotiplerinin korunması konusunda yoğun çaba harcanmaktadır. Genetik çeşitliliğin korunması geleceğin sigortası olarak görüldüğünden, endüstrinin kullandıkları dışında farklı genotiplerin geliştirilmesi ve bunların daha ekstansif tavukçuluk sistemlerinde kullanılması teşvik edilmektedir. Örneğin Fransa’daki endüstri-dışı (kontra-industrial) LR üretim modelinde kullanmak üzere yerli saf ırklardan ve rustik sürülerden yararlanılarak çok sayıda yavaş gelişen etçi tavuk genotipi geliştirilmiştir. LR üretimde hızlı gelişen genotiplerin kullanımı yasaktır ve bu durum tüketici tarafından yüksek hayvan refahı ve genetik çeşitlilik olarak algılanmakta ve satın alınmaktadır.

 

 

Saygın bilimsel dergiler son yıllarda yerli kanatlı hayvan genotiplerini konu eden makalelere adeta pozitif ayrımcılık yapmaktadır.  Türkiye gibi tavuk ıslahında çok geride kalmış ülkelerin, kısa sürede çok yüksek verimli tavuk genotipleri geliştirmesini ve rekabet etmesini beklemek gerçekçi bir hedef değildir. Ancak yerli ırklar, elimizde var olan egzotik saf hatlar, hatta rustik sürüler kullanılarak alternatif üretime uygun genotipler geliştirilebilir. Daha düşük verimli genotiplerin elde edilmesi, yüksek verimlilere nazaran daha kısa sürede gerçekleştirilebilir. Ayrıca hem kantitatif ıslahtaki (karışık model eşitlikleri, yeni seleksiyon ölçütleri, ileri istatistik uygulamaları) hem de moleküler genetikteki ilerlemeler, geçmişteki başarıların çok daha kısa sürede gerçekleştirilebilmesine olanak sağlamaktadır. Bilimdeki yeniliklerin yeni fırsatlar yarattığı unutulmamalıdır, tabii kullanabilenlere. Nitekim hem yerli tavuk hem de tüm çiftlik hayvanlarının ıslahında genomik seleksiyonun kullanımı ile ilgili bilimsel çalışmalarda Çin açık ara öndedir. Çinli meslektaşlarımız adeta dergileri işgal etmiştir.

 

 

15-20 Ekim 2013 tarihlerinde Pekin’de düzenlenen Dünya Hayvancılık Kongresi’nde (WCAP 2014) sunulan bildiriler ağırlıklı olarak, Çin’de çiftlik hayvanlarının ıslahında uygulanmaya başlanan genomik seleksiyonun öncü sonuçlarına aitti. Çin’in daha az gelişmiş özerk bölgesi İç Moğolistan’da bile koyun ıslahına genomik seleksiyonla devam edildiği anlaşılmaktadır. Yerli tavuk ırklarının ıslahı konusunda, Çin’i takip eden ülke İran’dır, yaklaşık 15-20 yıldır çeşitli merkezlerde yerli tavuk ırkları korunmakta ve ıslah edilmektedir, ayrıca başarılı genomik seleksiyon çalışmalarının sonuçları da dergilerde yer almaktadır.

 

 

Alternatif üretim sistemlerine uygun kanatlı hayvan genotipleri geliştirmek, ulaşılabilir bir hedeftir ve bu deneyim daha ileri gelişmelere de yol açabilir. Ancak burada üç husus çok önemlidir: (1) Bu genotiplerin elde edilmesi çalışmaları, organik vb alternatif sistemlerin geliştirilmesi çabaları ile eş güdüm içinde sürdürülmelidir. (2) Bu çabalar, yasaları çok net bir şekilde ortaya konmuş olan “kanatlı hayvan ıslahı bilimi”nin genel-geçer yöntemlerine uygun olarak yapılmalıdır. (3) Oldukça masraflı-zahmetli süreçler mutlaka akademi-bakanlık-özel sektör iş birliği içinde sonuç odaklı, şeffaf ve özellikle bu alanda eleman yetiştirilmesine özel önem verecek şekilde dizayn edilmelidir.

 

 

Ticari hibritlerden geriye gidilerek yeni genotipler elde edilmesi seçeneği hem fikri mülkiyet hakkı bakımından sıkıntılara yol açabilir hem de ticari üretime uygun birörnek materyal sağlamaya olanak vermez, dolayısıyla sürdürülebilir değildir. Ayrıca hibrit üretiminde kullanılan dar genetik varyasyonun içine hapsolunması anlamına geldiğinden, genetik çeşitliliği sürdürme bakımından da hiçbir yararı yoktur. Kanatlı ıslahını, bu konudaki temel kitaplarda yer alan uygulamalara dayanarak yapmaktan başka çare bulunmamaktadır. Bu alandaki yanlış yaklaşımlardan birisi de, genomik seleksiyon gibi yeni teknolojilerin tek başına bir çare olarak düşünülmesi ve sunulmasıdır. Bu yöntemler, klasik ıslah uygulamalarına monte edildiğinde ilerlemeyi hızlandıran uygulamalardır, en azından şimdilik. Sonuç olarak, endüstrimiz rekabet gücünü korumak için yüksek verimli hibritleri kullanmak zorundadır ancak geri kaldığımız ve dışa bağımlı olduğumuz bu teknolojide mesafeyi kapatmak üzere yapılabilecekler vardır, hem de her zamankinden daha çok.

 

 

SONUÇ

 

 

Tavukçuluk biliminde ve endüstrisindeki Batı kökenli gelişmeler, tüketiciye sunulacak tek seçeneğinin tavukçuluk endüstrisi ürünleri olmadığını göstermektedir. Her geçen gün gelişen alternatif tavukçuluk sistemleri tüketiciye farklı lezzette ve daha denetimli sistemlerde üretilmiş hayvansal gıdalar sunarken, aynı zamanda genetik materyal bakımından dışa bağımlılığa karşı bir “B planı” geliştirme,  genetik çeşitliliği koruma ve kırsal nüfusa yeni iş olanakları sağlama gibi yararlar da üretmektedir.

 

 

Tavukçuluk teknolojisinin gelişmesinde başrolü oynayan Batılı akademik kurumlar ve akademisyenlerin günümüzdeki başlıca çalışma alanları, sürdürülebilirlik ve hayvan refahı odaklı alternatif sistemlerin geliştirilmesi ile moleküler genetiğin hayvan ıslahındaki uygulamalarıdır. İlginçtir, ülkemiz akademisyenlerinin önemli bir bölümü, alternatif sistemleri bir fantezi olarak kabul etmekte ve mesafeli durmaktadır. Bilim insanlarının görevi var olanı daha iyiye götürmektir. Endüstriyel tavukçulukta pek çok bakımından pike ulaşılmıştır, değil bizlerin Batılı meslektaşlarımızın bile artık endüstriye yapacakları bilimsel katkı oldukça sınırlıdır. Oysa daha ekstansif özellikteki alternatif sistemler çok daha karmaşık genotip-çevre interaksiyonları nedeniyle akademisyenlerimizin yoğun ar-ge çabalarını gerektirmektedir.

 

 

Akademisyenlerin bu konulara yönelmelerindeki en büyük engel alt yapı eksiklikleri ile akademik birimlerde kalite ve verimliliği, doğal olarak da liyakati öne alan bir yapılanma ve işleyiş olmamasıdır. İlgili akademik birimlerde her 10 akademisyene 1 ar-ge işçisi ya da teknisyen bile düşmemektedir, deney hayvanı kullanmak üzere gerekli prosedürler tamamlanmamıştır. Oysa hem ekstansif sistemlerde hem de hayvan ıslahında çalışmak çok daha büyük alt yapı gerektirmektedir ve en kısa sürede derece (doktora, doçentlik, profesörlük) almaya uygun değildir.

 

 

Bir bilim alanı olarak tavukçuluk (diğer hayvansal ve bitkisel üretim dalları gibi), temel bilim dallarından büyük farklılık göstermektedir. Bu bilim alanında çalışanların yegâne amacı bilimsel dergilerde makale yayınlamak olmamalıdır. Araştırma konuları endüstriye ya da alternatif modellere destek sağlayacak, ülkenin eksiklerini giderecek konulardan seçilmelidir. Kanımca akademisyenlerin azımsanmayacak bir bölümünün, bu alandaki mevcut bilgiyi özellikle küçük ölçekli üreticilere aktarmak ve kamuyu doğru bilgilendirmek üzere, ülkemize/insanımıza uygun yeni kanallar/süreçler geliştirmek için çalışması yararlı olacaktır. Batıdaki uygulamalar/gelenekler bunu işaret etmektedir.

 

 

Çeşitli vesilelerle karşımıza çıkan bilimsel eserlerin önemli bir kısmının, 10 adet kaz/hindi ya da 50 adet bıldırcın (hatta yumurtası) ile yapılan denemelerin veya hedefi bile belli olmayan tüketici anketlerinin sonuçları olması düşündürücü, hatta kaygı vericidir. Bu vb çalışmalar sorgulanırken, sadece genç meslektaşlarımız değil, hatta öncelikle akademik birimlerimizin yani bu gençlerin yetiştiği ortamların verimliliği/gelişimi sorgulanmalıdır.  Hem ziraat fakültelerinin zootekni bölümlerinin hem de veteriner fakültelerinin de sayıları 30’a ulaşmıştır, zootekni eğitimi ve ar-ge’si yapan 60 akademik birime, kapsamlı ve yeterli araştırma alt yapısı sağlamak mümkün görünmemektedir. “Akademi-Kamu-Özel sektör” işbirliği, bu sıkıntının aşılmasında hem olanakların verimli kullanılması hem de paydaşların oto-kontrolünü sağlaması yoluyla önemli fırsatlar sunabilir. İyi yetişmiş, değer üreten akademisyenler kamuya da özel sektöre de ama öncelikle akademik kurumlara gereklidir.

 

 

Verimliliğin arttırılmasında, modern toplumun ve demokrasinin olmazsa olmazı STK’lar da rol almalıdır. Batının tavukçuluk konusundaki başarı hikâyesi bağlamında, WPSA Türkiye şubesine ülkemiz tavukçuluğunun eksiklerini tamamlamak ve verimliliği arttırmak üzere pek çok görev düştüğünü söyleyebiliriz. Artık sadece teknoloji transferi ve yabancı uzman davet edilerek kalıcı çözümler üretilemeyeceğini ve günümüzde hiçbir çözümün kalıcı olmadığını görmek zorundayız.

 

 

Yine Sn GÜRSU’ya dönelim; ünlü bilimci/tasarımcı aslında icadın bize uzak olmadığını, imkânın/rahatın bizi bozduğunu,  ancak zora düşünce başarılı olduğumuzu dile getiriyor. Ve ekliyor, “Dünyada bir araya gelince değeri azalan tek millet biziz, bir araya gelince muhabbet başlıyor, sosyolojik olarak çok ilginç bir milletiz”. Bence biraz kibarlık yapmış, bir araya gelince muhabbet de başlıyor ama asıl statüko (kurulu düzen) oluşturma/yaşatma/güçlendirme faaliyetleri devreye giriyor; akademik birimlerimizde (önce iğneyi kendimize batıralım), diğer kamu kurumlarımızda, siyasette, özel sektörde hatta STK’larımızda.  Umalım ki, yaşadığımız tüm büyük/küçük sıkıntılar hem kendi ülkemize hem de artık küçük bir köy olan yer küremize daha sürdürülebilir çözümler-teknolojiler üretmemiz ile sonuçlansın.  (Dileyenlere ilgili kaynaklar iletilebilir), 30.12.2013. Mutlu Yıllar, Saygılarımla.

şekil 1

 

Şekil 1.  “Avrupa Kırsal Kanatlı Hayvancılık Derneği” toplantısında sunulan LR bildirisi kapak sayfası ve genetik çeşitliliğe ait sayfa (http://ec.europa.eu/food/committees/advisory/labelrouge.pdf)

 

 

 

Şekil 3. ABD Tarım Bakanlığı tarafından hazırlanmış LR üretimi tanıtıcı bir yayının ilk sayfası (https://attra.ncat.org/publication.html#livestock)

Şekil 3. ABD Tarım Bakanlığı tarafından hazırlanmış LR üretimi tanıtıcı bir yayının ilk sayfası (https://attra.ncat.org/publication.html#livestock)

 

 

Şekil 4. ABD’de “4-H Tavukçuluk Programı” etkinlikleri  (http://web.uconn.edu/poultry/4-H%20Poultry/show.html)

Şekil 4. ABD’de “4-H Tavukçuluk Programı” etkinlikleri
(http://web.uconn.edu/poultry/4-H%20Poultry/show.html)

 


30 Aralık 2013. 12:19
0 0 Oylar
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x