‘Mavi Dil’Hastalığı İle İlgili Bilim Kurulu Duyurusu


TÜRK VETERİNER HEKİMLERİ BİRLİĞİ BİLİM KURULU’NUN MAVİDİL ENFEKSİYONU’NA İLİŞKİN KAMUOYU AÇIKLAMASI

Mavidil, gevişgetiren hayvanlarda virus tarafından meydana getirilen ve kan emen sinekler aracılığı ile duyarlı hayvan türleri arasında bulaşan bir hastalıktır. Hastalık koyunlarda virusun damar epitel hücrelerini tutması ve kanamalara yol açması sonucunda tüm mukoza yüzleri ve iç organlarda kanamalar, ödem oluşumu, tırnak problemleri ve zaman zaman da dilde gözlenen mavileşme-morarma ile karakterizedir. Ülkemizde sığırlarda ise hastalık yukarında verilen belirtileri göstermeksizin seyretmektedir.  Diğer taraftan Mavidil tüm evcil gevişgetiren türleri için verim düşüklüğü, yavru verimi ile ilgili olumsuzluklar ve ölüm gibi ekonomik kayıplara yol açması sebebiyle Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü (DHSÖ, OIE) tarafından ihbarı mecburi hastalıklar arasında sınıflandırılmıştır.

Hastalık etkeni olan virusun en önemli özelliklerinden birisi de aralarında az da olsa çapraz korumanın gözlenebildiği 24 adet yapısal olarak farklı çeşidinin olmasıdır. Gelinen nokta itibarıyla elde edilen bilgiler bu çeşitlerin bir kısmının belirli coğrafyalara hakim olduğunu ortaya koymaktadır. Bu açıdan değerlendirildiğinde ise ülkemizde gerek hasta hayvanlardan izole ve/veya tespit edilen ve gerekse serolojik olarak varlığı ortaya konulan 3 virus çeşidi (tip 4, tip 9 ve tip 16) bildirilmiştir.

Ekonomik kayıplara yol açan Mavidil Hastalığı 125 yıldan daha fazla bir süre önce Avrupa koyun ırkları Kuzey Afrika’ya tanıtıldığında görülmüştür. Dünyanın birçok tropikal ve ılıman ikliminde görülen hastalığın daha önce hiç görülmemesine rağmen 1998’den itibaren Avrupa’da görülmeye başlaması ve hızla kuzeye doğru yayılması araştırıcıların dikkatini çekmiştir. Ayrıca 1998’den beri her yıl farklı bir serotiple etkilenen Avrupa’nın 2006 yılında ortaya çıkan BTV-8 ile bir sonraki yılda da etkilenmesi virusun kış ayları boyunca bir şekilde enfeksiyözitesini koruduğunu düşündürmüş ve ilgiyi hastalık, vektör, persistans ilişkilerine çekmiştir. Türkiye’de ise hastalık 1944 yılından beri bilinmektedir.

Yakın geçmişe kadar dünyada 40 kuzey 35 güney enlemleri arasında yer alan Mavidil enfeksiyonu 2004 yılı ve sonrasında bu enlemlerin daha kuzeyinde de görülmeye başlamıştır. Avrupa’da 1998 yılına kadar var olan ve ağırlıklı olarak Akdeniz çukuruna kıyısı olan ülkelerde gözlenen Mavidil virusu tiplerine (1, 2, 4, 9, 16 tipleri), özellikle Ağustos 2006’da tespit edilen etkinliği günümüze kadar süren Mavidil tip 8 de dahil olmuştur. Bu olayla birlikte Avrupa genelinde çeşitliliği ve yayılımı farklılık arz eden Mavidil hastalığına bakış açısı değişmiştir.

Mavidil virusunun taşınmasından sorumlu olan vektör Culicoides imicola isimli bir sokucu sinektir. Küresel ısınma sebebiyle eski dünya vektörü C. imicola’nın yaşam alanının kuzeye doğru ilerlemesi Culicoides familyasında yeni vektörlerin Mavidil virus naklinde rol almaya başlamaları 1998 yılı ve sonrasında hastalığın Avrupa kıtasında görülmesine sebep olmuştur.

Ağustos 2006 ortalarında kuzey Avrupa ‘da hastalık ilk kez rapor edilmiştir. Hastalığın çıkışını takiben Hollanda ve Almanya’da yapılan sokucu sinek havuzlarından yapılan örneklemelere yapılan testlerde pozitif bulunmuş, dolayısıyla tüm Avrupa risk altında kabul edilmiştir. 2007 yılında Kuzey Fransa, Hollanda, Belçika, Lüksemburg ve Almanya’da BTV-8’in nüksü tespit edilmiş Birleşik Krallık, Danimarka, İsviçre ve Çek Cumhuriyetinde hastalık ilk kez bildirilmiştir. OIE’nin 2008 raporuna göre bu ülkelere ilave olarak Avusturya, Bulgaristan, Macaristan, Portekiz ve İsveç’de hastalık ortaya çıkmış ve kontrol altına alınmaya çalışılmaktadır.

Bu bilgilerden kolaylıkla anlaşılacağı üzere Mavidil Türkiye için yeni bir hastalık olmayıp, geçmişten günümüze gelen birikimle bu hasalığın tanısı ve mücadelesi anlamında ulusal kurumların yeterli tecrübesi bulunmaktadır. Özellikle yeni serotiplerin ve bunlara bağlı yeni hastalık formlarının kazanılmaması anlamında her türlü hayvan ithalatı ile ilgili protokollerin daha sorumlu ve hassas bir şekilde yapılması, yetkili laboratuarların mevcut ve olası yeni virus serotiplerini tanıyacak şekilde personel ve ekipman açıklarının giderilmesi yeterli olacaktır.  

Bu genel perspektif dahilinde Mavidil hastalığının gerçek konakları olan gevişgetiren türlerinden ne direkt olarak ne de bu türlere ait ürünlerden (et, süt vb) insanlara bulaştığı ve sonrasında hastalık yaptığına dair bir bilimsel verinin bugün itibarıyla mevcut olmadığı gerçeğini de kamuoyu ile paylaşmak isteriz.


Yazan - 8 Mart 2011. Kategori SAĞLIK. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oylar
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x