Milli tohumculuk sektörü gelişiyor


hububat-ve-bakliyatta-ihracat-hedefi-19-milyar-5322154_5110_o

 

 

BİSAB Başkan Yardımcısı Dr. Vehbi Eser, basında yer alan haksız ithamlara cevap verdi.

 

Bitki Islahçıları Alt Birliği (BİSAB) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Vehbi Eser, yazılanların aksine milli tohumculuk sektörünün geliştiğini açıkladı, bitki ıslahçılarının haklarını savundu.

 

Dr. Vehbi Eser, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye Cumhuriyeti’nin tohumculuk ile ilgili ilk yasal düzenlemeyi 1963 yılında yaptığını belirterek, “Tohumlukların Tescil ve Sertifikasyonu hakkındaki 308 Sayılı Kanun, 2006 yılına kadar yürürlükte kalmıştır. Söz konusu kanun ile yalnızca tohumlukla ilgili uygulamalar yürütülmekte idi. Tohumculuğun özel sektöre açıldığı 1985 yılına kadar ve 1985 yılından 2006 yılına kadar 308 sayılı kanun ülke ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılmaya çalışılmıştır. Özellikle tohumculukta özel sektörün yer alması ile yeni bir dönem başlamış ve yeni ihtiyaçlar ortaya çıkmıştır. 308 sayılı kanununun en çok yetersiz kaldığı husus özel sektör tohumculuk şirketlerinin faaliyetlerine yasal bir dayanak temin edememesi olmuştur. Bu boşluğun doldurulması ve örgütlü bir tohumculuk sektör yapısının oluşturulabilmesi için ülkemiz önceliklerini dikkate alan bir yasa çıkartılmıştır. Bu yasanın çıkartılması ile beraber tohumculuk sektörüne yatırım yapan yerli girişimci sayısında büyük artışlar yaşanmıştır. Şöyle ki, 5553 Sayılı Tohumculuk Kanunu çıkmadan önce tamamen yerli sermaye ile kurulan tohumculuk şirketi sayısı 20 civarında iken bugün bu sayı 600’leri geçmiştir.

Bırakın başka hususları bu sonuç bile Tohumculuk Kanununun çok önemli bir milli görevi yerine getirdiğini göstermeye yetecektir. Artan yerli tohumculuk şirketleri bugün dünyanın birçok ülkesine tohum ihraç eder duruma gelmiştir” ifadesini kullandı.

 

Yine aynı kanunla kurulan Türkiye Tohumcular Birliği’nin tamamen milli bir kuruluş olup, hedefinin “Milli Tohumculuk Sektörünün Geliştirilmesi” olarak belirlediğini kaydeden Dr. Eser,şunları kaydetti:

“Yönetiminde ise tamamı yerli sermayeli şirketleri temsil eden kişiler yer almaktadır. Bunun aksini söylemek yeterli bilgi sahibi olmamaktan değilse de kasıttan ibaret kalır. Diğer yandan Tohumculuk Kanunu çiftçinin herhangi bir tohumu almasını ya da değişmesini engelleyecek herhangi bir hüküm içermediği gibi çiftçinin korunması için birçok hüküm getirmiştir. Eğer bahse konu yazıda belirtildiği gibi Tohumculuk Kanunu çiftçinin tohumluk değişimini ve kendi tohumluğunu kullanımını engelliyor olsa idi bugün Türkiye’nin birçok yerinde yapılan tohum takas şenliklerinin yapılması mümkün olmazdı. Bunlara ilave olarak, dünyada bir ilk olması bakımından özellikle belirtilmesinde fayda olan bir husus da, 5553 Sayılı Tohumculuk kanununun “Genetik Kaynakların Kayıt Altına” alınması hükmünü getirmiş olmasıdır. Bu hüküm ile ilk kez ülkemizde genetik kaynaklar kayıt altına alınarak kamuya ait varlıklar olarak garanti altına alınmıştır.

 

Türkiye, bitkisel biyolojik çeşitlilik yönünden dünyanın en zengin ve bununla birlikte nadir ülkelerinde bir tanesidir. Ülkemizin sahip olduğu doğal bitki örtüsünü oluşturan toplam tür sayısı yaklaşık 13.000 adettir. Bunlardan 4 binden fazlası, endemik yani Türkiye topraklarına hastır.Başka yerde bulamazsınız. Ancak bunların hepsi tohumlu bitkiler olmayıp bunların içerisinde ağaçlar, çalılar, değişik şekillerde çoğalabilen çiçekler vs birçok bitki türü vardır. Bilimsel sınıflama bunların hepsinin tohum çeşidi saymanın mümkün olmadığını söyler.”

 

2010 yılında çıkartılan 5977 Sayılı Biyogüvenlik Yasası ile de, bu ülkede Genetiği Değiştirilmiş Bitkilerin üretimin yasaklandığını hatırlatan Dr. Eser şunları kaydetti:“Bunun en temel nedenlerinden bir tanesi ise biyolojik çeşitliliğimizin ve dolayısıyla genetik kaynaklarımızın korunmasıdır. Tohumculuk konusunda ki değerlendirmeler yapılırken, şu üç  yasayı birlikte ele almak gerekmektedir. 5042 Sayılı yeni Bitki Çeşitlerinin Korunması Hakkında Kanun, 5553 Sayılı Tohumculuk Kanunu ve 5977 Sayılı Biyogüvenlik Kanunu. O zaman belki yapılanı bir bütünlük içinde değerlendirebilir ve kıymetini takdir edebilirsiniz.

 

Biz milli bir tohumculuk sektörünün oluşturulması için her şeyini bu yola harcayan bitki ıslahçıları olarak çıkartılan kanunların kıymetinin farkındayız. Lütfen bizim mesleğimize ve uzmanlığımıza saygı duyun, uluslararası arena dönen gıda, tarım ve özellikle de tohumculuk için sizin bildiklerinizden çok daha fazlasını bildiğimizi ve bitki ıslahçılarının da en az sizin kadar vatansever olduğunu bir daha hiç unutmayın. Sanırım bilmeyenler için burada bitki ıslahının uluslararası kabul görmüş tarifini paylaşmak yararlı olacak. “Bitki Islahı, herhangi bir bitki türünde istenilen özellikleri elde etmek için genetik yapıyı değiştirme sanat ve bilimidir.

Tohumculuk sektörüne ilişkin haksız ithamlar, ebediyete göçmüş Can Kıraç ve İnan Kıraç’ın rahmetli babaları Numan Kıraç, Mirza Gökgöl, Rıfat Gerek ve Baydur Yılmaz başta olmak üzere bu ülkeye hiçbir karşılık beklemeden hizmet etmiş isimsiz kahramanların hatıralarına ve hizmetlerine saygısızlıktır. Bugünkü bitki ıslahçıları bu insanlardan aldıkları emanetleri yeni nesillere aktarmanın gayreti içerisindedir. Bitki Islahçılarının haklarını korumak üzere gelişmiş ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de bir kanun çıkartılması bitki ıslahının gelişimi ve bitkisel üretimimizin arıtışı için teşvik edici ve kalıcı bir değerdir. Nasıl ki bugün, bir yazarın, bir sanatçının ortaya çıkardığı eserin korunması için yasalar çıkartılıyor ve hakları korunuyorsa, toplumun gıda ihtiyacının karşılanması için olamazsa olmaz unsurlar olan yeni bitki çeşitlerinin ve bunları çıkartan bitki ıslahçılarının da haklarının korunması en tabii haktır. Muhatap aldığımız yazının yazarına sormak isterim, sizin kaç kitabınız bedava dağıtıldı? Emeğinizin karşılığını almadan kaç kitap yazıp da hayrınıza dağıttınız? Kitap ve CD kaçakçılığıyla ilgili hiç şikayetçi olmadınız mı? En azından kendi camianız içinde kaçakçılığı tenkit etmediniz mi? Ahlaki olarak da kaçakçılık da dahil hak gaspına karşı değil misiniz?

Gelelim uygulamaya, 5042 Sayılı kanunla yeni çeşitleri koruma altına alarak ki koruma altına aldırmak tamamen ihtiyari bir konu olup, bitki ıslahçılarının haklarının zayi olması önlenmeyeçalışılmıştır. Kaldı ki piyasanın yabancılara terk edildiğini söylediğiniz ürünler ise tamamen hibrit ürünler olduğundan bu çeşitleri kimse koruma altına aldırmaz. Hibrit ürünler yapısı gereği kendi kendine korunan ürünlerdir. Kendine döllenen, yani buğday, arpa vb ürünlerde ise Türk Bitki Islahçılarının çok açık bir üstünlüğü vardır. Bugün ülkemizde yetiştirilen buğday çeşitlerinin yüzde 90’dan fazlası, arpa çeşitlerinin yüzde 95’den fazlası, çeltik yani pirinç çeşitlerinin yüzde 100’ü, nohut ve mercimek çeşitlerinin yüzde 100’ü yerli çeşitlerdir. Bahse konu kanununçıkartılması ile Türkiye bunları kazanmıştır.

Sebzelerde de özellikle 5042 Sayılı kanundan sonra yerli yatırımcı sayısı arttığı gibi yerli çeşit sayılarında da patlama yaşanmıştır. 1990’lı yıllarda sera domatesinde yüzde 10 olan yerli çeşit oranları yüzde 50’nin üzerine, biberde yüzde 85’lere, hıyarda yüzde 70’lere, patlıcanda yüzde 65’lere çıkmıştır. Tarla sebzelerinde ise bu oranlar daha yukarıdadır.”

 

Dr. Eser şöyle devam etti:

“Hibrit ürünlere gelince, bunlar genetik yapıları gereği çok yüksek verimli ve ikinci yılda tohumluk olarak kullanılamayan ürünlerdir. Hibritlik sistemi doğal olarak var olan bir sistemdir.

Bir çok meyve çeşidi dahil bir çok üründe doğal olarak var olan genetik mekanizmalardır. Bu mekanizmalar bilimsel olarak geliştirilmiş ve tüm insanların kullanımına sunulmuştur. Ülkemizde de hibrit çeşit geliştiren birçok kurum ve kuruluş mevcuttur. Hibritlik mekanizmasını tenkit etmek bilimsel gerçekleri ve gelişmeleri tenkit etmektir. Hibrit ürünler kullanılmasın demek, bilim ve teknolojiyi kullanmayalım demektir. Kaldı ki hibrit ürünler bu ülkede neredeyse 50 yıldır kullanılmaktadır. Size tavsiyem siz hibrit ürünleri üreten dostlarınıza söyleyin de onlar bu ürünleri üretmekten vazgeçsinler. Söyleyin bakalım ne karşılık alacaksınız. Dostlarınız sizi mi çok seviyor yoksa hibrit üründen elde ettikleri geliri mi? beraber görelim.

Biz bitki ıslahçılarının çok anlamlandıramadığı bir konu var ki, bitki ıslahçılarına en ağır tenkitleri haksız bir şekilde yapanlar yabancı marka arabalara binerler, yabancı marka telefon ve bilgisayar kullanırlar, yabancı marka televizyonu seyrederler, yabancı yazarları yerli yazarlara tercih ederler ve hatta yabancı marka kıyafet giymekle de öğünürler. Ama iş tohuma geldiğinde herkes bitki ıslahçılarından daha milliyetçidir.

 

Son söz olarak şunu söyleyeyim, Cumhuriyetimizin kurulduğu 1920’li yıllarda 13 milyon nüfusu beslemek ve giydirmek için gerekli olan üç beyazı, un, şeker ve kaput bezi, ithal etmek zorundaydık. Bugün 80 milyona yaklaşan nüfusumuz ve 30 milyon turist beslendiği gibi 10 milyar doların üzerinde de ihracat gerçekleştirilmektedir. İşte tüm bunlar haklarının kanunla korunmasına karşı çıktığınız bitki ıslahçılarının emekleri sayesinde gerçekleşmiştir.”


Yazan - 20 Kasım 2014. Kategori MANŞET. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oy
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x