“Organik ya da konvansiyonel, daha çok yumurta ve tavuk eti tüketmeliyiz”


Untitled-2 copy

 

8 Temmuz 2014’de BloombergHT’de Hande Berktan’ın programına konuk olan Akdeniz Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Tülin Aksoy “daha çok hayvansal gıda tüketmeliyiz,  tüketicimize sunulan konvansiyonel yumurta ve tavuk eti de çok sağlıklı ve kaliteli.  Ancak gelir düzeyi daha yüksek olanlar sürdürülebilirlik, hayvan refahı ve kırsal kalkınmaya katkı vermek üzere organik tavukçuluk ürünlerini tercih etmeli” dedi.

 

Programın diğer katılımcısı Gıda Müh. Muharrem Doğan (ORVİTAL’in kurucu ortağı), firmanın hem organik bitkisel üretim hem de organik tavukçuluk alanındaki faaliyetlerinden söz etti. Ülkemizde gelir düzeyindeki artış ve bilinçli tüketim eğiliminin belirginleşmesi sonucunda, organik ürünlerin daha fazla tercih edilir olduğunu dile getiren katılımcı, organik üretimin her aşamasının kontrol altında olduğunun, GDO’lu yem maddelerinin kullanılmadığının ve hayvan refahı bakımından en ideal üretim modelinin “organik üretim” olduğunun altını çizdi.

 

FLOTTY organik tavukçuluk adına programa katılan Cengiz Gülmez, hem bakanlığın hem de sertifikasyon kuruluşlarının organik üretimi gereği gibi denetlediğini, bu alanda boşluk olmadığını belirtti. Gülmez’e göre ülkemizde organik tarımın ve özelde tavukçuluğun gelişmesi için bakanlığın tüketiciyi kamu spotları ile bilgilendirmesi gerekmektedir. Köyde üretilen her gıdanın organik olmadığı, organik ürünlerin üretim ve satış aşamalarında çok sıkı bir şekilde denetlendiği, bakanlığın ve sertifikasyon firmalarının logolarının (ayırmaçlarının) bu denetimlerin kanıtı olduğu gibi hususların tüketicilerimize bizzat bakanlıkça kamu spotları ile anlatılması gerektiği görüşüne tüm katılımcılar destek verdi. ORSER kontrol ve sertifikasyon kuruluşu adına programa telefonla bağlanan Nurper MORTAŞ da, denetlemeler hakkında etraflıca bilgi verdi.

Untitled-4 copy

Aksoy, ABD ve AB’de yumurta tavukları içinde organik yetiştirilenlerin oranının % 2,5’e ulaştığını, etlik piliçte bu oranın daha düşük olduğunu; bu nedenle endüstriyel tavukçuluk yapanların, “organik tavukçuluk gelişiyor pazar payımız azalır” diye kaygılanmalarının yersiz olduğunu, bu sektörün çok kolay ve hızlı gelişemeyeceğini vurguladı. Türkiye’de son yıllarda organik tavukçuluk büyük gelişme göstermesine rağmen, organik yumurtanın payının sadece binde 3 civarında olduğu, tavuk etinin payının ise binde 1’in biraz altında olduğu bildirildi.

Diğer Haberler:
İran'da yolcu uçağı düştü

 

Organik tavukçulukta kümesler küçük olmak ve geniş gezinme alanları içermek zorundadır, etçi piliçlerde besi süresi daha uzundur, bu nedenle maliyetler ve fiyatlar daha yüksek olacaktır. Batılı tüketicilerin bu fiyat farkına razı olma nedenlerinin başında sürdürülebilirlik ve hayvan refahı gelmektedir, ayrıca kırsal kalkınmaya katkı ve ürünlerin özel lezzeti de diğer nedenlerdir. Katılımcılardan Doğan, yakın tarihte ülkemizde şube açan dünyaca ünlü bir şefin, konseptleri gereği hayvan refahının en yüksek olduğu ürünleri ve üreticileri aradığını, Türkiye’de bunu sadece organik hayvancılık işletmelerinin sağladığını gördükten sonra bu ürünleri kullanmaya karar verdiğini belirtmiştir.

 

Prof. Aksoy, ülkemizdeki tavuk eti ve yumurta üretiminin % 1’nin organik olması durumunda yaklaşık 500 adet, % 10’unun organik olmasında ise yaklaşık 4000 adet ailenin bu işten gelir elde edebileceğini vurguladı. Gülmez, ülkemizin nispeten düşük gelire sahip illerinden olan Elazığ’daki atıl küçük kümeslerin tadilattan geçirilerek organik üretimde kullanıldığını ve küçük üreticilerle sözleşmeli üretim modeline göre çalıştıklarını belirtmiştir. Aksoy’a göre sektörün gelişmesi için sadece teşvikler yeterli değildir, küçük üreticilerin gerekli teknik bilgiye ulaşmalarında ciddi eksikler vardır ve bu eksikliğin giderilmesi için akademik birimlerle bakanlık birlikte çalışmalıdır. Bu alanda önemli başarı sağlayan Gülmez ise sözleşmeli üretim yaptıkları üreticilere eğitim hizmeti de verdiklerini ve ürünlerini onlar adına pazarlayarak onların üretime daha fazla yoğunlaşmalarını sağladıklarını açıklamıştır.

 

Katılımcı Doğan, gelişmelere rağmen organik tavukçuluğun halen bir “niş” piyasa olduğunu ve gelişmesi için konvansiyonel sektörün ve derneklerinin desteğinin gerekli olduğunu önemle vurguladı. “Yılda 1,8 milyon ton piliç eti üreten bir sektöre eleştiri getirmemiz akılcı olmaz ama onlar da bize destek olmalılar, bazı temsilcilerin organik tavukçuluk safsatadır demesi anlaşılır gibi değildir” diyerek konuya dikkat çekti. Aksoy, ülkedeki üretimin % 1’nin organiğe dönüşmesi bile 3-5 yılı alır, bu nedenle endüstrinin kaygılanmasına gerek yok dedi.

Diğer Haberler:
Clariant, 3. Bitkisel Yağ Kongresi

Untitled-1 copy

Aksoy, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de konvansiyonel üretimde GDO’lu mısır ve soya kullanıldığını, ancak tavuklara hiçbir şekilde hormon verilmediğini belirtti. Ülkemiz tavukçuluk sektörünün Batıdaki tüm yenilikleri uyguladığını, insanımıza son derece güvenilir ürünler sağladığını ve yersiz korkularla tüketimin azalması durumunda zaten yeterince hayvansal gıda tüket(e)meyen insanımızın ciddi beslenme sorunları ile karşılaşacağına dikkat çekti. İnsanımızın Çin ve Rusya gibi gelir düzeyi bizimkine bezer ya da daha düşük ülkelerden bile daha az et ve yumurta tükettiğine değinen katılımcı, özellikle yeterince hayvansal gıda tüketmeyen gençlerin bedensel ve zihinsel gelişmesinde aksamalar olması kaçınılmazdır, dedi. GDO’lu mısır ve soya doğrudan insana değil hayvanlara verildiğinden, olumsuz etkilerin insanda görülmesi olasılığının çok düşük olduğunu belirten katılımcı, Batıda GDO karşıtlığının temel argümanının, genetik çeşitliliğin kaybolması olduğuna dikkat çekti.

 

İtalya’da ilkokul ve kreşlerde kullanılan gıdaların % 100’ünün, üniversite ve hastanelerdeki gıdaların ise % 35’inin organik olması gerektiğini belirten Gülmez, bu uygulamaların ülkemizde yapılması gerektiğini vurguladı. Sektörün diğer temsilcisi Doğan ise, özellikle çocukların ve gençlerin bu konuda bilinçlenmesinin önemine değinerek, önümüzdeki dönemde “sağlıklı nesiller için sağlıklı gıda” konsepti ile ilköğretim kurumlarında organik üretim/ürünler hakkında bir bilgilendirme kampanyası başlatacaklarını açıkladı.

 

Gelen sorular üzerine, Aksoy “marka değeri olan, bilinen firmaların ürünlerinde ve daha sıkı denetlenen organik ürünlerde aflatoksin vb risklerin daha az olduğunu, bu nedenle bunları tüketmenin yararlı olacağını belirtti. Ancak ABD başta olmak üzere Batı ülkelerinde tüketicilerin tanıdıkları küçük üreticilerden alış-veriş yapma kültürünün de yeniden canlandığını ve tarım bakanlığının bu yöndeki gelişmeleri desteklediğini belirtti. ABD’de “Local Food (Yerel Gıda)” hareketinin özellikle okullarda ve toplu yemek yenilen yerlerde yaygınlaştığını, bu faaliyetlerde temel hedefin obeziteyi engellemek, küçük üreticileri desteklemek ve gıda nakliyesini azaltarak sürdürülebilirliğe katkı yapmak olduğu vurgulandı. Endüstriyel tavukçuluğun/tarımın ana vatanı ABD’nin, bir taraftan bu modeli dünyaya ihraç ederken diğer yandan küçük işletmeleri hayatta tutmaya, geliştirmeye büyük önem vermesi dikkat edilmesi gereken ezber bozucu bir durumdur.

Diğer Haberler:
Meralarla ilgili düzenleme kanun tasarısından çıkarıldı

 

Aksoy, balık hariç bir ABD’linin yılda ortalama 120 kg, AB’linin 80 kg et tükettiğini, bizim ise yılda sadece 31 kg et tükettiğimizi, bu ülkelerde 200-250 adet olan yıllık yumurta tüketiminin bizde 180 adet civarında olduğunu, bu nedenle organik ya da konvansiyonel bolca hayvansal gıda tüketmemiz gerektiğini tekrarladı. Sürdürülebilirlik ve kırsal kalkınmaya katkı yapan organik üretimin devlet tarafından daha fazla desteklenmesi gerektiğinin altı çizildi.

“Organik ürünler tüketilirken neye dikkat edilmeli” sorusuna, Aksoy “öncelikle tüketicilerimize sunulan organik ya da konvansiyonel tavuk eti ve yumurtanın son derece yüksek kaliteli ve AB standartlarında olduğu unutulmamalı” diyerek yanıt verdi. Organik ürünlerin lezzetinin daha yoğun olduğu ve organik tavuk etinin biraz daha geç piştiğini vurgulayan Aksoy, organik de olsa yumurtanın çiğ tüketilmemesini ve tavuk eti pişerken de kanlı kalmaması gerektiğini önemle belirtti. Aksi takdirde ürünlerden Salmonella mikrobu alama ihtimali bulunduğunu belirtildi. Aksoy, Avrupa’da konvansiyonel karkaslarda Salmonella ile bulaşma oranın % 25-15 arasında değiştiğini, buna karşın Fransa’daki organik benzeri otlatmalı tavukçuluk sistemi olan Label Rouge ürünlerde bu oranın sadece % 3 olduğunu belirterek, hayvan refahının yüksek olmasının tavukların bağışıklık sistemini güçlendirdiğini, dolayısıyla hayvan refahı konusunun bir fanteziden ibaret olmadığını söyledi.

 

Organik gıda üreticisi firma temsilcisi Doğan, Çanakkale-Ayvacık’ta organik kırmızı et üretiminde yerli sığır ırklarını kullandıklarını, hayvanların yıl boyunca açık alanlarda barındırıldığını ve hiçbir sağlık sorunu ile karşılaşılmadığını belirtti. AKSOY da, organik üretimde yerli ırkların kullanılması yoluyla genetik çeşitliliğin gelecek nesillere miras bırakılmasının sağlandığının altını çizdi.

 

Katılımcılar, kirlenmemiş arazileri ve yüksek kırsal nüfus nedeni ile Türkiye’nin organik üretimde Avrupa’ya göre avantajlı olduğunun, Türkiye’nin yakın gelecekte AB’ye organik tavukçuluk ürünleri ihraç edebileceğinin ve bazı Batılı üreticilerin Türkiye’de üretim yapmaya yönelebileceğinin altını çizdiler.

 

 


Yazan - 15 Temmuz 2014. Kategori MANŞET, KÜMES HAYVANCILIĞI, HAYVANCILIK, Prof. Dr.Tülin Aksoy. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

Yoruma kapalı