Özgecan’ın Acısı ve Minibüsle Ulaşım… Prof.Dr. Tülin AKSOY


ozgecan3_sectionbottomleft

 

 

Prof.Dr. Tülin AKSOY

Antalya

 

Özgecan’ın acısını yaşarken, bunun muhtemel sebeplerinin her biri için çözüm üretmeyi ciddiye almalıyız. Toplumun, minibüsle taşımacılık gibi çağdışı bir sistemi artık taşıyamayacağını görmeli ve göstermeliyiz.

Günümüzdeki iletiştim olanakları acıyı da sevinci de daha ortaklaşa yaşamamıza yol açıyor. İçinde bulunduğumuz dönemin karmaşası pek çok riski arttırsa da, iletişim sayesinde acıların ortak yaşanmaya başlaması çözüme gitmeyi artık daha zorunlu, en azından kaçınılmaz kılıyor. Konu pek çok boyutla tartışılıyor doğal olarak, herkes elinden geldiğince dili döndüğünce tepkisini dile getiriyor ve çözüm için önerilerde bulunuyor, tek tek ya da bir arada.

Tavuk yetiştirme ıslahı bilim alanında çalışan bir akademisyen olarak, bir yandan halkımız nasıl daha iyi beslenir ve tarım sektörü nasıl daha fazla büyür de ülkemiz zenginleşir diye kafa yorarken, diğer yandan da yarınlarımızı emanet edeceğimiz üniversite öğrencilerimizi yetiştirme gayreti içindeyim. Et ürünleri ile ilgili bir mevzuat çıktığında, “daha kaliteli ürün üretilecek/tüketilecek” diye seviniyorum,  küçük ölçekli tavukçuluğa uygun mevzuatın iyileştirilmesine destek verirken “küçük ölçekli üretimin gelişmesi” bakımından umutlanıyorum, ya da doçentlik sınav yönetmeliğindeki değişiklik dolayısıyla ilgili sınavın bir parça daha ciddileşmesine seviniyorum. Üretim artışına dair veriler, ihracat artışı herkes gibi beni de keyiflendiriyor, umutlandırıyor. Ancak Özgecan’ın yaşadıkları gibi olaylar yüreğimize bir ok gibi saplanıyor ve bir an için pek çok şey sanki anlamsızlaşıveriyor.

Diğer Haberler:
Anayasa Mahkemesi'nde soruşturma

Bu ülkenin çocukları bir bakıyorsunuz maden kazasından canını kurtarmanın sevincini yaşarken bile bir sedyenin çamurlanmasını düşünecek kadar naif/saygılı/ince düşünceli, ama bir bakıyorsunuz bazen de bu kadar büyük acılar yaşatacak kadar acımasız/hoyrat/zalim, belki de çaresiz… Her zaman bir insanın başkasına, özellikle de kendinden daha dezavantajlı durumdakilere (çocuklara, yaşlılara, kadınlara) zarar verebilmesi için, “patalojik” kabul edilecek durumda ya da bunun eşiğinde olması gerektiğine inanırım. Onların bu durumda olmaları, ne verdikleri acıları ne de onların hukuki sorumluluklarını azaltabilir ama toplumun yeni çözümler bulması için olayın en iyi şekilde, tarafsız ve önyargısız olarak analiz edilmesi gerektiği göz ardı edilmemelidir. Aksi takdirde, genellikle yaptığımız gibi, bir şeyi düzeltirken başka bir şeyi bozarız.

Mutlaka ve mutlaka ülkemizde ruh sağlığı hizmetleri iyileştirilmelidir, psikiyatri ve psikoloji uzmanlarına ulaşma çok daha kolay/ucuz hale gelmelidir. Canımızı emanet ettiğimiz şoförlerin vb meslek insanlarının bu testlerden geçmeleri sağlanmalıdır.

Modern hayat ve giderek kalabalıklaşan şehirlerimiz toplu taşım olanaklarının iyileştirilmesini, geliştirilmesini kaçınılmaz kılmaktadır. Ülkemizde bu alanda ciddi mesafe alınmaktadır ancak toplu taşım sorunu tamamen çözülene kadar halk otobüsleri, minibüsçülük, okul servisleri gibi sistemler çok sıkı denetlenmeli, hatta gerekiyorsa yeni çözümler üretilmelidir.

Hiçbir batı ülkesinde rastlamadığımız minibüsler ara bir çözüm olarak halkımıza ucuz ulaşım olanağı sağlamaktadır ve önemli bir kesimin de gelir kapsıdır. Ancak kâr marjı çok düşük olan bu sistemde kıyasıya rekabet olduğu açıktır. Artık çok seyrek minibüse biniyorum ama emin olun bindikten sonra birkaç hafta o deneyimi unutamıyorum ve sürekli binenlerin de şoförlük yapanların da “Allah yardımcısı olsun” deyip duruyorum. Çok kısa süre önce yapılan bir araştırma minibüs şoförlerinin önemli bir kısmının bıçak taşıdığını ortaya koymuştur.

Diğer Haberler:
Tanzanya Heyeti Düzce Arıcılığını İnceledi

Onlar, minibüs şoförleri de bizim çocuklarımız, bizim insanlarımız ama özellikle bazı illerimizdeki minibüs şoförlerini tanımlamak için kelime bulmakta güçlük çekiyorum, sanki mutasyon (kalıcı genetik değişiklik) geçirmişçesine farklılar ortalamadan. Cep telefonu kulaklığı aracılığı ile dakikada en az 3-5 kez merkezle veya diğer hatlardaki şoför arkadaşlarıyla haberleşerek aracın seyrini planlıyorlar, rakip minibüsçülerle ve otobüslerle kıyasıya yarışıyor, trafiği zora sokan hareketler yapıyorlar, polise rastladıklarında ayaktaki yolcuların çömelmelerini istiyorlar, itiraz edene cevap hazır “taksiyle git”. Bu esnada da sürekli korna çalarak müşteri bulmaya çalışıyorlar, bazen müşteri olmasa bile sürekli kornaya basıyorlar, o kadar alert bir durumdalar ki, bu şekilde yaşamaya nasıl dayanıyorlar, diye düşünmeden edemiyor insan.

Bir kez ayakta bindiğim bir minibüste, şoför ben ve diğer birkaç yolcuya “biraz ilerde trafik ceza kesiyor, lütfen şu diğer dolmuşa binin, ben sizi iki durak sonra alacağım dedi ve biz de uslu uslu gereğini yerine getirdik. Yine başka bir gün çok kötü araç kullanan ve sürekli korna çalan genç minibüs şoförünü kibarca uyarınca “abla sen benim 18 saattir direksiyon salladığımdan haberdar mısın?” yanıtını aldım. “Özrü kabahatinden büyük olmak” deyimi için daha iyi örnek olmaz herhalde. Maalesef sistem çoğunlukla böyle, işin doğası onları bu hale getiriyor.

Diğer Haberler:
Yumurta fiyatı yükselişte

Bazı belediyeler riski göze alıp minibüsçülüğü kaldırıyor ama bir sonra gelen hemen devreye koyuyor. Minibüsçüsü, değnekçisi, tamircisi, yedek parçacısı derken oldukça büyük bir camia. Kanımca bu sistemin sakıncaları topluma anlatılmalı ve sistemin revize edilmesi ya da kaldırılması durumunda işsiz kalacaklara bazı avantajlar sağlanarak, bu sistem artık hayatımızdan çıkarılmalıdır. Ulaşım için bir miktar daha fazla harcama yapacak olan tüketiciler de, minibüslü taşımacılığın riskleri ve daha ileri bir sistemin yararları konusunda bilinçlendirildiğinde, eminim durumu kabulleneceklerdir. Minibüsçülük kaldırılmalı, çok gerekli olması durumunda ise, kurumlaşmayı sağlamak üzere ciddi şekilde revize edilmelidir.

Sevgili Özgecan mekânın cennet olsun, seni daha güzel/güvenli bir ortamda yaşatamadığımız için bizleri affet.

Ümitsizliğe kapılmadan çocuklarımıza daha iyi bir Türkiye ve dünya bırakmak için çaba harcamak zorundayız;  sabırla, sevgiyle ve saygıyla emek harcamak hepimizin boynun borcu.

Ailesi ve yakınları başta olmak üzere hepimizin başı sağ olsun. Saygılarımla.

 


Yazan - 16 Şubat 2015. Kategori MANŞET, ETKİNLİKLER, Prof. Dr.Tülin Aksoy. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

Yoruma kapalı