Sütüme Dokunuyor…..!


H.Yalçın KÖKSAL

Uzman Veteriner Hekim Veteriner Hekimler Derneği Genel Sekreteri

Geçtiğimiz günlerde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanımız  Sayın Dr. M. Mehdi EKER’ in bir beyanatı ile  nerede ise  organizma için son derece gerekli bir besin maddesi olan süt,  besin maddesi olmaktan çıkarılarak  adeta insan sağlığını tehdit eden bir emtia haline getirilmeye çalışıldı.

İnanıyorum ki sayın EKER’İ in kayıt dışı veya merdiven altı üretimlerdeki sakıncaları kast ederek kamu oyunu uyarmak amacı ile yapmış olduğu konuşma acele ile ve açılımı yapılmadan daha doğrusu amacı es geçilerek yapılan açıklama olarak basına yansıdığı için tüketiciler üzerinde şok etkisi yaptı.

Her zaman olduğu gibi, vahşi kapitalizmin unsurları da bu açıklamayı  büyük bir  fırsat bilerek kamu oyunu yanlış yönlendirmek için ellerinden geldiği kadar yoğun bir çaba içine girdiler.

Son dönemlerde özellikle okul kantinlerinde gazlı içeceklerin satışlarının yasaklanması da  önemli bir pazar kaybına uğrayan sektörler için bu açıklama adeta bir can simidi olarak görülmüştür.

Esasen süt üzerinde oynanan oyunlar hiç de yeni değil. Zaman zaman yıllar içinde süt üreticileri ve tüketicileri üzerinde pek çok oyunların oynandığı gerçeği ortadadır.

Şayet izniniz olursa, 12 Ağustos 2008 yılında yani bundan  yaklaşık 4 yıl önce süt sektörü üzerinde oynanan oyunlara karşın bir tepki olarak kaleme aldığım ve başlığını  dikkat çekmesi açısından “SÜTÜME DOKUNUYOR “  koyduğum , aynı tarihli Cumhuriyet Gazetesi Tarım ve Hayvancılık Ekinde yayınlanan yazımı sizlerle paylaşmak isterim.

Böylelikle yıllar içerisinde bu tarz provokasyonlara hiç de yabancı olmadığımız görülecektir sanıyorum.

Buyurun bir kez de birlikte okuyalım.

SÜTÜME   DOKUNUYOR

Sağlıklı bir nesil için gerekli en önemli gıda maddelerinin başında gelen sütün ,ciddiye alınmaması sütüme dokunuyor.

İnsan  yaşamının her evresinde tüketilmesi hayati bir önem taşıyan sütün, özellikle yetişme çağındaki çocuklarımızdan başlayarak,ergenlik ve yaşlılık dönemlerinde de gerektiği kadar tüketilmediği  bir ülke gerçeğimiz olarak ortadadır.

Daha önceki makalemde sütü sağlık pınarı olarak isimlendirmemin altında bu gerçek yatmakta idi.Böyle bir vurgulama yaparak insanların bu zenginliğe dikkatini  çekmek istemiştim.

Süt içerdiği vitamin ve mineraller sayesinde,sağlıklı olarak işlenip ve bilinçli bir şekilde tüketildiği takdirde gerçekten insan yaşamının vaz geçilmez bir gıdasıdır.

Ancak burada üzerinde önemli olarak durulması gereken bazı noktalar ve alınması gerekli önemler vardır.

Sütün memelerden çıkış noktasından itibaren,yani sağımdan önce ön hijyenik koşulların yerine getirilmesi gerekir.Bunlarda meme başlarının temizlenmesi,otomatik sağım makinelerinin başlık dezenfeksiyonu,elle yapılan sağımlarda ellerin dezenfeksiyonu,toplama kap veya tanklarının hijyenik kontrolü,soğuk zincir ve işleme evrelerine gösterilecek özen olarak kabaca sıralanabilir.

Böylelikle sağlıklı süt elde edilmiş olur.Sağlıklı bir süt yaşam için ne denli önemli ise,kural dışı üretilen sağlıksız bir sütte o denli tehlikelidir.Zira süt zararlı  mikroorganizmaların üremeleri için çok uygun bir vasattır.İnsanlarda ciddi hastalıklara neden olan,Brusella,tüberküloz,tifo,paratifo,şap,şarbon ve sarılık gibi hastalıkların etkenleri çiğ süt ile insanlara geçebilmektedir.

Böylesine önemli bir gıda maddesinin ,tehlikeli bir ajan haline dönüşmemesi ancak yukarıda  saydığımız hijyen kurallarına dikkat etmekten ve sonrasında da gerekli koşullara sahip işletmelerde sütün işlenme ve paketlenmesinden geçer.

Ülkemizde yaklaşık olarak yılda 10 milyon ton civarında süt üretilmekle birlikte bu sütün sadece  -20  kadarının modern işletmelerde işlendiğini düşündüğümüzde,geriye kalan süt üretiminin yarıya yakınının , hijyen koşullarını hangi ölçüde yerine getirdiği şüpheli olan mandıralarda diğer kısmının ise halkımıza çiğ olarak sunulduğu gerçeği ile karşı karşıyayız.

Modern tesislerde işlenen süt oranının gelişmiş Avrupa ülkelerinde % 85  yada biraz daha yukarılarda olduğunu  gördüğümüzde ülkemizdeki durumun  vehameti  ve süte yapılan haksızlığın niçin sütüme dokunduğu daha rahat anlaşılacaktır sanırım.

Ülkemizde  üretilen sütün büyük bölümünün çiğ veya  gerekli işlem görmemiş olması insan sağlığının ne kadar büyük bir risk altında olduğunun göstergesidir.Bu noktadan hareketle,Türk Gıda Kodeksine dayanılarak Tarım ve Sağlık Bakanlıklarının ortaklaşa hazırladıkları ve 14.02.2000 tarihinde 23964 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan “Türk Kodeksi-Çiğ Süt ve ısıl işlem Görmüş İçme Sütleri Tebliği” ile olay disiplin altına alınmaya çalışılsa da bugün gelinen nokta çok da arzu edilen nokta değildir.

Zira her eğitim gibi tüketici eğitimi de son derece önemlidir.Halkımıza sokak satıcılarından aldıkları sütün ne kadar büyük tehlike odağı olduğu,bu sütün evlerde kaynatılırken içindeki zararlı mikroorganizmalarda kurtulacağız derken tüm vitamin ve minerallerden de arıtıldığı ve besin değeri çok düşük veya besin değeri olmayan sıradan bir emtiaya dönüştüğünü anlatmadığımız sürece süte  ve dolayısı ile insan sağlığına karşı yapılan haksızlıklar giderilemez.

Bu gün için ileri teknolojinin eseri olan Pastörize ve UHT (Ultra High Temperature-Ultra Yüksek Isı) işlem yöntemleri dışında sütten  istenilen faydaların sağlanamayacağı gerçeğini kabul etmek bence bir insanlık görevidir.

Pastörizasyonda, süt 100 santigrat derecenin altında işlemlere tabi tutulmakta , sütte bulunan toplam canlı sayısı % 95 civarında azaltılmaktadır.Canlı sayısı tamamen yok edilemediği için ,pastörize sütlerin dayanma süresi birkaç gün ile sınırlı kalmaktadır.Ülkemizde bu yöntem 12-16 saniyelik zaman diliminde 72-80 santigrat derecelik uygulamalar ile bakteri sayılarının % 95-98 oranında azaltılmasına dayanmaktadır.

UHT sütte ise,2-6 saniyelik süreçte süte 135-145 santigrat derecelik ısı uygulanmakta ve sonrasında süt ani olarak oda derecesine soğutularak tamamen steril   bir ortamda  paketleme yapılmakta ve böylelikle besin değerlerinden kayba uğramamış ve raf ömrü 4-6 ay gibi oldukça uzun süre dayanabilen süt elde edilmektedir.

Ülkemizde süt tüketiminin özellikle ambalajlı süt tüketiminin çok düşük olduğu gerçeği inkar edilemez.

Modern tesislerde işlenmiş sütlerin tüketimini artırmanın en kesin çözümü, halka sunuş fiyatının ülke gerçekleri doğrultusunda halkın alım gücüne uygun olarak sunulmasından geçer.

Üreticiden 55- 60 ykrş.a alınan süt ambalajlı olarak bu fiyatın 4-5 katına satılırsa,esasen geçim sıkıntısında olan halk kapısına gelen 75-80 ykrş.luk  sütü tercih etmek zorunda kalır.Üreticisi ,  yem ve yetiştirme girdileri tavan yapmışken sütü hala 2 sene önceki fiyattan satma  zorunda bırakılan bir ülkede süt hayvancılığının yaygınlaşması söz konusu bile olamaz.Ancak büyük entegreler bu yükün altından kalkabilir.Çünkü aile hayvancılığı yapan bir üretici ile aynı oranda mal ettiği  sütü işleyip ambalajladıktan sonra sattığı fiyatta kar marjı oldukça yükselmektedir.

Bunun çözümü küçük işletmelere sağlanacak olanaklar ile yetiştirme girdilerinde destek sağlamak,üreticileri  birleşmeye ve kooperatifçiliğe yönlendirmek ve giderek entegre olmaya özendirmekten geçer.

Pek tabiidir ki, bu arada tüketim bilincinin yerleştirilmesi için küçük yaşlardan başlayarak insanlarımızın doğru bilgilendirilmesi ve yeterli eğitimin verilmesi  kaçınılmazdır.

Saygılarımla


Yazan - 26 Ocak 2012. Kategori H.Yalçın KÖKSAL, YAZARLAR. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oy
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x