“Tarladan Çatala Giden Yol”Gıda Kongresinde Tartışıldı


 “2.Gıda Güvenliği Kongresi”  İstanbul Harbiye Askeri Müze ve Kültür Sitesi’nde 9-10 Aralık tarihlerinde gıda güvenliği ile ilgili birçok güncel konunun ele alındığı bir buluşma noktası oldu.

Ülkemiz ile Balkanlar, Türkî Cumhuriyetler ve Orta Doğu coğrafyasında ‘Gıda Güvenliği’ konusunda yapılan en büyük organizasyon haline gelen kongre, Gıda Güvenliği Derneği koordinatörlüğünde, gıda güvenliği alanında dünyanın en büyük mesleki organizasyonu olan IAFP-(Uluslararası Gıda Koruma Birliği) ve Tarım Bakanlığı işbirliği ile gerçekleştirildi. Ayrıca toplam 23 meslek örgütü ve sivil toplum kuruluşu da kongrenin düzenlenmesinde katkıda bulundular.  

TÜRKİYE NET TARIM İHRACATÇISI OLDU

Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker, Türkiye’nin net tarım ürünü ihracatçısı olduğunu belirtti.Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker, Türkiye’nin net tarım ürünü ihracatçısı olduğunu belirterek, ”Türkiye, bugün 73 milyon vatandaşını besliyor, 30 milyon turistin karnını doyuruyor, üstüne 11,2 milyar dolarlık tarım ve gıda maddesi ihraç ediyor. Türkiye’nin tarım sektörü böyle bir sektör” dedi.

Gıda Güvenliği Derneğinin, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı iş birliği ile düzenlediği 2. Gıda Güvenliği Kongresi Harbiye Askeri Müze Kültür Sitesi’nde başlarken,kongrenin açılışında konuşan Bakan Eker, gıda güvenliğinin kendileri açısından son derece önemli bir konu olduğunu ifade ederek, şehirleşme ile birlikte insanların sadece kendileri için değil, pazar için üretim yaptığını ve bu süreçte üretilen gıdaların muhafazası, nakliyesi ve satışa sunulmasıyla ilgili birçok sorunla karşılaşıldığını söyledi.

Bütün bunların gıda ile buluşabilecek birtakım hastalıklara ve sorunlara yol açabileceğini ifade eden Eker, bu nedenle dünyada ticaretin de önemli bir kısmını oluşturan gıda ve gıda maddelerinin üretim safhasından tüketicinin sofrasına gelinceye kadar bir zincir içerisinde denetiminin yapılması ile standartların sağlanmasının önem taşıdığını vurguladı.

2.Gıda Güvenliği Kongresi kapsamında düzenlenen basın toplantısına Samim Saner (2. Gıda Güvenliği Kongresi ve Gıda Güvenliği Derneği Başkanı), Prof. Dr. Necla Aran (Kongre Bilimsel Danışma Kurulu Başkanı ve İTÜ Gıda Mühendisliği Öğretim Üyesi) ve Prof. Dr. Ali Esat Karakaya (Kongre Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi ve Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi) konuşmacı olarak katıldılar.
 
2. Gıda Güvenliği Kongre Başkanı Samim Saner kongreye yönelik olarak şu bilgileri paylaştı:
“Gıda Güvenliği Kongresinde iki gün boyunca toplam 10 oturumda, 11 yabancı ve 43 Türk olmak üzere toplam 53 uzman sözlü sunumlarıyla, 70 uzman da poster sunumlarıyla  “tarladan çatala”  bilgi ve deneyimlerini paylaşma imkanı bulacak. Kongre’nin en önemli özelliklerinden birisi; yerli ve yabancı akademisyenler, bürokratlar, tedarikçiler, üreticiler, perakendeciler, STK’lar ve tüketiciler olmak üzere tüm tarafları bir araya getirerek, tarafların birbirini daha iyi anlayabilmesini sağlayacak bir platform olanağı sunmasıdır. Tüm taraflar ancak birbirini daha iyi tanıdıklarında daha güçlü bir gıda güvenliği için ortak hareket edebilme, güçlerimizi birleştirebilme ve ortak aklı üretmenin fırsatını bulabileceğiz.”
 
En büyük engel merdiven altı üretim

Ülkemizde Gıda Güvenliğinin sağlanmasının önündeki en büyük engellerden birisinin merdiven altı üretim olduğunu vurgulayan Saner, bunu engellemek için ise üç ayaktan oluşan bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu söyledi. Birinci ayakta gelen tüketicinin her şeyden önce kayıt dışı olan ürünleri almaması ve tercihini kayıtlı ve ambalajlı ürünlerden yana kullanması ve nerede olursa olsun tükettiği gıdalardaki gıda güvenliğini sorgulaması gerektiğini ifade eden Saner sözlerine şöyle devam etti: “İkinci ayakta ise üreticiler bulunuyor. ‘Tarladan çatala’ gıda tedarik zinciri içinde rol alan tüm üreticilerin gıda güvenliğine uygun bir şekilde üretim yapması ve son olarak da etkin ve doğru yapılanmış kamu denetim sistemi tarafından denetlenmesi gerekmektedir. GGD olarak en büyük denetçinin tüketici olduğunu, o nedenle tüketicinin bilinçlendirilmesinin önemini vurguluyor ve Tüketicinin bilgilendirilmesine yönelik çeşitli projeler düzenliyoruz. Gıda dedektifleri projesi, Gıda Güvenliği Kitapçıkları, GGD Tüketici Hattı, GGD web servisi gibi projeler GGD’nin projelerinden sadece bir kaçı.”
 
Anne sütü dahil sıfır kimyasal kirlilik taşıyan tek bir gıda yok

Toplantıda gıdalardaki kimyasal kirlilikler üzerine paylaşımda bulunan 2. Gıda Güvenliği Kongresi Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ali Esat Karakaya, üretimden tüketime kadar olan süreçte bini aşkın kimyasalın gıdalara bulaşma riski olduğunu belirtti. Karakaya, “Bugün Dünya’nın her hangi bir yöresinde sıfır kimyasal kirlilik taşıyan bir gıda bulmak mümkün değildir. Bir gıdanın en üst seviyede organik koşullarda yetiştirildiği varsaysak dahi bu gıdalara saklama koşullarına bağlı olarak mikotoksinler, pişirme koşullarına bağlı olarak da çeşitli kimyasal maddeler buluşabilir. Diğer bir deyişle anne sütü dahil sıfır kimyasal kirlilik taşıyan tek bir gıda yoktur” dedi.
 

Kanser ve kronik hastalık riskini arttırıyor

Gıdalara kaçınılmaz olarak bulaşan kimyasal maddelerinden bir bölümüne belirli miktarları aşan şekilde devamlı maruz kalınması durumunda başta kanser olmak üzere çeşitli kronik hastalıkların oluşma riskini arttırdıkları kanıtlamış bilimsel gerçekler olduğuna dikkat çeken Karakaya, bu risklerin bireysel olarak yönetilmelerinin mümkün olmadığını söyledi.  Karakaya, “Bu riskler her ülkede bilim bazlı regülasyonlar yardımıyla gıda ve sağlık otoriteleri tarafından yönetiliyor. Gıda ve sağlık otoritelerinin hedefi bu riskleri ‘kabul edilebilir risk sınırları’ içinde tutmaktır” dedi. 
 
Yıllar önce yasaklandı ama hala çevremizde izleri var

Gıdalara bulaşan kimyasalların bir bölümünin çevre kirliliğinin kaçınılmaz sonucu olduğunu ve bunlar arasında klorlu organik bileşiklerin ön sırada yer aldığını söyleyen Prof. Dr. Ali Esat Karakaya:
“Bu grup kimyasallardan bir bölümü DDT ve benzeri tarım ilaçları gibi bir zamanlar kullanılmış daha sonra yasaklanmış ancak kalıcı oldukları için hala çevrede izleri olan kimyasallardır. Dioksinler gibi bazı organik klorlu gıda bulaşanları ise yanma ürünleri olarak hala çevreye yayılmaktadırlar. Gıdalara yansıyan bir diğer önemli çevre kirletici grup ise ağır metallerdir. Gıdalardaki kimyasal kirliklerinin diğer bölümünü ise tarım ve veteriner ilaçları kalıntıları, ambalaj malzemelerinden gıdalara bulaşan kimyasallar, aflatoksinler başta olmak üzere mikotoksinler ve pişme işlemi sırasında oluşan benzopiren ve akrilamid gibi kimyasallar oluşturur. Gıdalardaki kimyasal kirliliklerin bilimsel yöntemlerle yönetilmemeleri durumunda çeşitli hastalıkların oluşumuna katkıda bulunarak insan sağlığını etkileyecekleri her geçen gün daha fazla bulgu ile kanıtlanmaktadır. Gıdalardaki bu kirliliklerin azaltılması için, gıdaları etkileyen bir faktör olarak çevre kirliliğin önlenmesinden, ‘tarladan çatala’ kadar olan sürecinin her aşamasında kimyasal kirliliklerin bulaşmasının engellenmesi gerekir” diyerek bilgi verdi.
 
Yaz aylarında gıda kaynaklı hastalık ve zehirlenme vakalarında artış oluyor

2. Gıda Güvenliği Kongresi Bilimsel Danışma Kurulu Başkanı Prof. Dr. Necla Aran ise yaz aylarında gıda zehirlenmeleri vakalarında ki artış nedeninin hava sıcaklığının mikroorganizma gelişimi açısından uygun ortam sağladığından kaynaklandığını belirtti. Aran: “Mikroorganizmaların çoğunluğunun en hızlı geliştikleri sıcaklıklar 30-35°C’lerdir. Gerekli önlemler alınmadığı takdirde belli gıda grupları üzerinde mikroorganizmalar birkaç saat gibi kısa bir süre içinde çok yüksek sayılara ulaşarak gıda zehirlenmelerine neden olabilecek duruma gelebilmektedir. Mikroorganizmaların neden oldukları gıda zehirlenmeleri etken gıda maddesinin tüketimini takiben belli bir süre sonrasında mide bulantısı, ishal, kusma, ateş gibi belirtilerle ortaya çıkar ve kişinin direncine bağlı olarak genellikle 1-7 gün sürer. Hastalık belirtilerinin ortaya çıkması hastalık etkeni bakteriyi içeren gıdanın tüketiminden sonra genellikle 1 ile 3 gün içinde ortaya çıkmakla birlikte,  bakteriyel zehirlenmelerde bu süre 30 dakika ile birkaç saat arasında da ortaya çıkabilmektedir. Mikroorganizmanın cinsine, sayısına ve kişinin bağışıklık sistemine bağlı olarak ölümcül sonuçlar ortaya çıkabilmekte, kronik seyreden çeşitli hastalıklar gözlenebilmektedir” dedi. 
 

Hayvansal gıdalar çok iyi pişirilmeli

Aran, çiğ etlerin, çiğ süt, çiğ yumurta,  su ürünleri ve toprağa yakın temas halinde yetişen sebze-meyvelerin uygun koşullarda üretilmedikleri ve hazırlanmadıkları takdirde gıda zehirlenme vakalarının sıklıkla gözlendiği gıda grupları arasında yer aldıklarını belirtti. Aran, hayvansal kaynaklı gıda gruplarının çok iyi pişirildikten sonra tüketilmesi gerektiğini, bu gıdaların hazırlanmaları sırasında gıda güvenliği açısından belli sıcaklık derecelerine (75 – 85°C) ulaşılmasına dikkat edilmesinin önemli olduğunu söyledi.
 
Çiğ gıdalarla temas sonrası dezenfeksiyon önemli

Prof. Dr. Necla Aran ayrıca “Gıdalara dokunmadan önce, çiğ gıdalara ellendikten sonra, tuvalet kullanımı sonrasında eller en az 20 saniye süre ile sabunlu su ile iyice yıkanmalıdır. Çiğ gıdalarla özellikle et ile temas eden mutfak malzemeleri iş bittikten sonra deterjan, su ve fırça ile yıkanarak temizlenmeli, ardından dezenfeksiyon özelliğine sahip bir madde ile çalkalanmalıdır. Burada önemli olan husus çiğ et, balık ve tavuk gibi ürünlerin hazırlanmasında kullanılan kesme tahtaları, bıçak vb. malzeme dezenfekte edilmeden asla hemen tüketilecek gıdalarda kullanılmamalıdır” dedi.
 
Gıda Güvenliği Derneği koordinatörlüğü ve Uluslararası Gıda Koruma Birliği (International Association for Food Protection – IAFP) desteği ile Tarım ve Köyişleri  Bakanlığı,  Ambalaj Sanayicileri Derneği (ASD), Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği (BESD-BİR), Türkiye  Gıda Sanayi İşverenleri Sendikası (TÜGİS), Tüketiciler Derneği (TÜDER), Türkiye Süt, Et, Gıda Sanayicileri ve Üreticileri Birliği (SETBİR), Türkiye Yem Sanayicileri Birliği (TÜRKİYEM-BİR) ve Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (YUM-BİR) paydaşlığında 9-10 Aralık 2010’da İstanbul Harbiye Askeri Müze ve Kültür Sitesi’nde gerçekleştirilen “2.Gıda Güvenliği Kongresi”,  paydaşlarına ilave olarak meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarından oluşan 17 kurumun desteğini de alarak ilgili tüm tarafları aynı platformda buluşturdu.

Aralarında Uluslararası Gıda Koruma Birliği’nden (International Association for Food Protection – IAFP) David Tharp; Avrupa Gıda Bilim ve Teknoloji Federasyonu (European Federation of Food Science and Technology – EFFoST) geçmiş dönem başkanı ve Ljubljana Üniversitesi Biyoteknoloji, Mikrobiyoloji ve Gıda Güvenliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Peter Raspor; Avrupa Birliği Gıda Güvenliği Otoritesi EFSA’dan Finn Sheye; katkı ve bulaşanların toksikolojik değerlendirmesinde en yetkili kurum olan JECFA’dan Annika Wennberg; IFS’den (International Featured Standards) Maria Thalmann,  Avrupa Hijyenik Mühendislik ve Tasarım Grubu ( European Hygienic Engineering & Design Group – EHEDG) Başkanı Knuth Lorenzen’in da bulunduğu birçok yabancı uzmanın konuşmacı olarak katıldığı Kongre’de; Türkiye’den de gerek üniversitelerden, gerekse kamu ve özel sektör temsilcilerinden alanında uzman çok değerli kişiler de konuşmalarıyla yer aldı.

İki ana oturum, paralel oturumlar ve panelden oluşan Kongre programında Risk Analizi ve Gıdalardaki Kimyasal Bulaşanlar Açısından Risk Bazlı Limit Değerlerin Düzenlenmesi; Gıda Güvenliği ve Epidemiyoloji; Toplumda Gıda Güvenliği ve İletişim; Gıda Prosesleri ve Gıda Güvenliği, AB Müzakere sürecinde temel taşı niteliğinde olan 12.Gıda Güvenliği, Hayvan ve Bitki Sağlığı Politikası Faslı gibi güncel konular tartışılarak ve mutabakata varılan noktalar “Kongre Sonuç Bildirgesi” olarak kamuoyu ile paylaşılacak.

2. GIDA GÜVENLİĞİ KONGRESİ SONUÇ BİLDİRGESİ

Toplum sağlığının korunması, gıda sektörünün sağlıklı gelişebilmesi ve uluslararası pazarlarda ürünlerimizin yer alabilmesi için gıda güvenliği vazgeçilmez bir ön koşuldur. Gıda güvenliğinin her yönüyle değerlendirildiği 2. Gıda Güvenliği Kongresi’nde yapılan sunum, konuşma ve tartışmalardan ortaya çıkan ana konular aşağıda ilgili tüm kesimlerle paylaşılmak ve bu konuda atılacak adımlara ışık tutmak amacıyla aşağıda özetlenmiştir;

  1. Gıda güvenliğinin sağlanmasında devlete, üreticiye, tüketiciye, sivil toplum örgütlerine, meslek odalarına, eğitim kurumlarına, basına; kısaca toplumun tüm kesimlerine ayrı ayrı görevler düşmektedir. Bu nedenle tüm paydaşların bir araya gelebilmesi, bilgi ve deneyimlerin paylaşılması ve ortak akıl üretilmesi son derece önemlidir. 2. Gıda Güvenliği Kongresi katılımcı kurumları, paydaşları ve destekleyen kurumları ile bu amaca hizmet etmektedir. Ülkemizde Gıda Güvenliğinin gelişebilmesi için sağlanan bu işbirliği arttırılarak devam ettirilmelidir.
  2. Gıda güvenliğinin sağlanmasında AB kriterlerinin ağırlıkla gündemde olduğu günümüzde; AB’nin vazgeçilmezleri olan şeffaflık ve katılımcılık ilkeleri ön plana taşınmalıdır. Mevzuat oluşumu başta olmak üzere; tüm aşamalarda şeffaflık, etkin iletişim ve katılımcılık sağlanmalıdır. Mevzuat oluşturma sürecinde tarafların son anda ve kısıtlı süreler içerisinde görüşlerinin talep edilmesi etkin bir yöntem olarak görülmemektedir. Bu alanda sürekli birlikte çalışmaya ve bilgi paylaşımına gerek vardır. Mevzuat değişikliklerinde yürürlük tarihi belirlenirken uyum süreci mutlaka dikkate alınmalıdır.
  3. Gıda güvenliği mevzuatında halen var olan mikrobiyolojik kriterler gözden geçirilmeli; uyum sürecinde olduğumuz AB Mevzuatı ve uygulamaları da göz ardı edilmeden,  gerçekçi bir biçimde revize edilmelidir.
  4. Gıda güvenliği konusu temelde üretimin her aşamasında alınması gereken önleyici tedbirler disiplini olarak ele alınmalıdır. Tarladan çatala kadar; çevreye,  insan, hayvan ve bitki sağlığına zarar vermeyen, üretimin her aşamasında gerekli kontrolleri yapılmış, güvenilir ürünlerin yaygınlaşmasına ihtiyaç vardır.
  5. Gıda güvenliğine yönelik olarak denetimlerin sağlıklı bir biçimde yürütülmesi için Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nda yeterli kadro ve teknik imkanların sağlanması, idari yapılanmanın tamamlanması gerekmektedir.
  6. Gıda sektöründe çok sayıda küçük işletme mevcuttur. Bu işletmelerin gereken hijyen standartlarına ulaşması için verilecek teşvik ve destekler çok önemlidir. Müzakere sürecinde AB tarafından sağlanacak olan kaynaklar son derece yetersizdir. Desteklerin amacına uygun şekilde geliştirilmesi; mutlaka ulusal kaynaklardan da yeterli destek sağlanması ve küçük işletmelere bu süreçte teknik bilgi desteği verilmesi gerekmektedir. Bu amaçla; AB sürecindeki kaynaklardan küçük işletmelerde konusunda eğitim almış personel istihdamına da pay ayrılmalıdır.
  7. Gıda güvenliği ve epidemiyoloji konusunda sağlıklı istatistik bulunmamakta, doğru rakamlara ulaşmak sorun olmakta, kamu rakamları dahi çelişmektedir. Özellikle epidemiyolojik vakalarla ilgili veri eksikliği oldukça ciddi noktalardadır. Sağlıklı veri tabanlarının oluşturulması için gereken adımlar biran önce atılmalıdır. Bu istatistik veriler gıda güvenliği konusundaki gelişimimizi gösteren en önemli gösterge olacaktır.
  8. Belgelendirme kuruluşlarının etik çalışmaları sağlanmalı ve gerekli denetimler yapılmalıdır. Bu konuda önemli zafiyetler vardır ve bu durum gıda güvenliği yönetim sistemlerinin güvenilirliğini zedelemektedir.
  9. Laboratuvar akreditasyon süreçlerinin sektöre ihtiyaç duyulan artı değeri yaratacak şekilde gözden geçirilmesi sağlanmalıdır
  10. Gıda güvenliğinin önündeki en önemli engellerden birisi merdivenaltı ya da kayıtdışı üretim sorunudur. Bu konu tüketici sağlığını olumsuz olarak etkilemekte ve  Türk gıda sektörünün gelişimini engellemektedir. Bu konuda gereken önlemler biran önce alınmalı, ilgili kamu otoriteleri arasında koordineli çalışma sağlanmalı ve kayıtdışı üretim kayıtaltına alınmalıdır.
  11. Tüketici gıda güvenliğinde belirleyici bir role sahiptir; o nedenle tüketici bilincinin geliştirilmesi ve bunun sonucunda tüketicilerin gıda alışverişlerinde menşei belirsiz, kayıt dışı ve kontrol dışı ürünleri almamaları, kendilerinin ve çocuklarının sağlıklarını riske atmamak için Tarım ve Köyişleri Bakanlığından izin almış, ambalajlı ürünler dışındaki gıdaları tüketmemeleri sağlanmalıdır. Kayıt dışı ve merdiven altı ile mücadelede tüketiciler en önemli ve belirleyici kesimi oluşturmaktadırlar.  
  12. Gıda güvenliğinin sağlanmasında sağlıklı iletişim koşullarının oluşturulması esastır. Bu amaçla;

–          Risk iletişiminin doğru biçimde sağlanmasını sağlayacak bir yapı oluşturulmalıdır

–          Ülkemizdeki gıda risk algısı çok disiplinli bir biçimde incelenmeli ve gereken adımlar atılmalıdır

–          Medyada gıda güvenliği konusunda uzmanlık oluşması için çalışma yapılmalıdır

  1. Ülkemizde bağımsız ve şeffaf  bir Bilimsel Risk Değerlendirmesi Kuruluşu kurulmalıdır.
  2. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO); gerek sanayinin, gerek resmi kurumların ve gerekse tüketicilerin çok önemsedikleri ve üzerinde durulması gereken bir husus olarak ortaya çıkmaktadır. Bu konuda deneyim sahibi resmi kurum, kuruluşlar ve üniversitelerin topluma farklı yollarla eğitim vermeleri gereği olduğu, diğer yandan alınan kararlarda açıklık, süreklilik ve şeffaflık gözetilmesinin önem taşıdığı görülmektedir
  3. Gıda proseslerinde oluşan risklerin önlenmesi, bilimsel yöntemlerin geliştirilmesi ve AR-GE çalışmaları ile mümkün olabilecektir.
  4. Geleneksel gıdaların gerek güvenlik kriterlerinin belirlenmesi ve özellikleri korunarak teknoloji ile buluşturulması, gerekse isim tescilleri ve/veya coğrafi işaretleme konusunda gereken çalışmalar hızla yürütülmelidir.
  5. Gıda alerjenleri ile ilgili olarak gerek mevzuat, gerekse tespit yöntemleri anlamında çalışmalar yapılması gerekmektedir. 
  6. Sadece yanlış yapanların, olumsuz durumların ve cezaların öne çıkarılması yerine;  işini doğru yaparak güvenilir gıda üreten çiftçi, tedarikçi, sanayici ve satıcılar takdir ve teşvik edilmeli, böylelikle güvenilir gıda üreten işyeri sayılarının arttırılması sağlanmalıdır. Bu yaklaşımın yaygınlaşması için gıda güvenliğinin sağlanmasına yönelik yapılan harcamaların uygun yöntemlerle teşviki sağlanmalıdır.
  7. Dış pazarlara da açılan gıda sektörünün gelişmesi için sektörün rekabet gücünü arttıracak çalışmaların da mutlaka yine devletin liderliğinde paydaşları ile birlikte sürekli gündemde olacak şekilde yapılması ayrı bir zorunluluktur.

Yazan - 10 Aralık 2010. Kategori GIDA. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oylar
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x