TEMA Vakfı, “Su Kanunu” Çıkarılmasını İstedi


TEMA Vakfı, Dünya Su Günü’nde Su Kanunu’nun çıkarılması ve uygulanması çağrısında bulundu.

TEMA Vakfı’ndan gelen açıklama şöyle:

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, 1992 yılında Rio de Janerio’da düzenlenen BM Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda dünyada suyun giderek artan öneminden dolayı her yıl 22 Mart gününün “Dünya Su Günü” olarak kutlanmasına karar verdi. 1993 yılından bu yana her yıl farklı konularda kutlanan Dünya Su Günü’nün 2011 yılı mesajı “Şehir ve Su: Kentleşmenin Sorunları ve Çözüm Önerileri”, odak noktası da hızlı kentsel nüfus artışı, sanayileşme ve iklim değişikliği, çatışma ve kentsel su sistemleri, doğal afetlerin yol açtığı belirsizlikler olarak saptandı.

Dünya yüzeyindeki suların % 96,5’i denizlerde, % 3,5’i ise karalardadır. Bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere dünya yüzeyindeki suların ancak % 3,5’i insan kullanımına uygun tatlı sulardır. % 3,5’lik tatlı su miktarının % 1.74’ü karasal buzullarda katı halde bağlanmış durumdadır. Bu rakamlardan da anlaşılacağı üzere dünya yüzeyindeki suların sadece % 1.76’sı insan kullanımına elverişlidir.

Ekolojik yaşamın devam etmesi suya bağlıdır. Bu nedenle yerüstü ve yeraltı suyumuzun, ‘ticari mal’ değil, ‘doğal varlık’ olduğu herkesçe bilinmelidir. Kuraklığın her geçen gün etkilerini arttırdığı bir coğrafyada bulunan ülkemiz, ‘Su Varlığını Koruma ve Yönetme’ politikalarını acilen belirlemeli ve geleceğini garanti altına almalıdır. Kişi başına yılda düşen 1.430 m3 su ile su azlığı yaşayan bir ülke olan Türkiye’de suyun % 75’i tarımda, % 11’i endüstride ve % 14’ü ise evlerde kullanılmaktadır. Bu nedenle suyun kullanımı ile ilgili öncelikli tedbirler tarımsal faaliyet kapsamında alınmalıdır. Toprak koruma ve tarla içi geliştirme, toplulaştırma hizmetleriyle, tarımsal sulama hizmetlerinin gereğince yürütülmesi için, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bünyesinde uzman Genel Müdürlük kurulmalıdır. Suyu tasarruflu kullanmayı gözeten denetimli sulama ve modern sulama yöntemleri ülke genelinde yaygınlaştırılmalıdır.

TEMA Vakfı, Su Kanunu’nun çıkarılmasının, ülkemizin su varlığının korunması ve doğru yönetilmesinde büyük adım olacağına inanmaktadır. Bu nedenle daha önce TEMA Vakfı Bilim Kurulu tarafından hazırlanan ve 1998 yılında yasalaşan 4342 Sayılı Mera Kanunu ile 2005 yılında yasalaşan 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu’ndaki tecrübeleri ışığında Su Kanunu Taslağı hazırlandı.

Kanun tasarısında; su varlığımızın miktar ve kalitesinin korunmasının, doğru ve ekonomik kullanımının ve bütüncül havza yönetimi anlayışıyla yönetiminin devlet sorumluluğunda olması gerektiği belirtilmektedir. Ayrıca,  “su hasadı”, su depolama düzeylerinin artırılması ve yüzey buharlaşmasının azaltılmasına yönelik yöntem ve tekniklerle su varlıklarının geliştirilmesi anlayışı da bir kamu sorumluluğu olarak tanımlanmaktadır.

Daha önce Meralarımızı ve Topraklarımızı yasasına kavuşturan TEMA Vakfı, Dünya Su Günü’nde ülkemizin konusunda uzman bilim insanları ve hukukçular tarafından hazırlanan Su Kanunu Taslağı’ndan yararlanılarak çerçeve nitelikli bir Su Kanunu çıkarılması konusunda çağrı yapmaktadır.

Bakan’dan “Su günü” açıklaması

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, hidroelektrik santrallerin en ucuz, en çevreci, en emin yenilenebilir enerji kaynağı olduğunu belirtti.

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, hidroelektrik santrallerin en ucuz, en çevreci, en emin yenilenebilir enerji kaynağı olduğunu belirterek, ”Bundan istifade etmemek tamamen akılsızlıktır. Çevreye hiçbir zararı yoktur. Bir köye götürülen yol inşaatı kadar çevreye mahzuru yoktur. Ama nedense enerjiyle alakalı bazı kurum ve kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları halkı galeyana getiriyorlar” dedi.

Eroğlu, ”22 Mart Dünya Su Günü” dolayısıyla DSİ Genel Müdürlüğünde düzenlenen etkinlikte yaptığı konuşmada, su olmadan hayatın olamayacağını belirterek, dünyanın ve insanın dörtte üçünün sudan oluştuğunu söyledi. Dünyadaki suyun yüzde 97,5’inin tuzlu, yüzde 2,5’inin tatlı su olduğuna işaret eden Eroğlu, tatlı suyun bir kısmının da buzullarda bulunduğunu ifade etti. Eroğlu, ”Dolayısıyla kullanabileceğimiz tatlı su miktarı çok az. Bu suyu çok iyi korumamız, kirletmememiz, tasarruflu kullanmamız gerekir. Bu olmazsa olmaz” diye konuştu.

Şehirlere sağlıklı ve yeterli su verilmediği zaman salgın hastalıklar ortaya çıktığına dikkati çeken Eroğlu, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre salgın hastalıkların yüzde 90’ının sudan geçen hastalıklar olduğunu anlattı. Susuzluğun psikolojik rahatsızlıklara, bit salgınına ve suyun taşınması nedeniyle bel fıtığına bile neden olduğunu dile getiren Eroğlu, şöyle devam etti: ”Su verilmesinin yatırım maliyeti su verilmemesinin faturasından çok daha düşüktür. Bunu İstanbul’da hesap ettim. Geçmişte su verilmemesinden dolayı İstanbul’da 650 bin adet depo yapılmış. Her birinin maliyeti o zamanın parasıyla 20 milyar idi. 650 çarpı 20 milyar, o zamanki parayla 13 katrilyon eder. 13 katrilyon sadece deponun maliyeti. Halbuki biz İstanbul’daki bütün su meselesini 2040 yılına kadar 3-3,5 katrilyona hallettik.”

”HER İKİ KİŞİDEN BİRİSİ BİZİM GETİRDİĞİMİZ SUYU İÇİYOR”

Eroğlu, eskiden DSİ’nin nüfusu 100 binden büyük illere su götürmek ile mükellef olduğunu, ancak yapılan düzenleme ile DSİ’nin bütün belediyelere hizmet vermekle mükellef hale getirildiğini anlattı. 1950’li yıllarda Siirt’i başka bir yere taşımanın, Siirt’e su götürmekten daha ucuz olduğunun söylendiğini belirten Eroğlu, yapılan çalışmalar ile Siirt’in su sorununun çözüldüğünü ifade etti.

Yerleşim yerlerinin altyapı sorunları olduğuna işaret eden Eroğlu, şöyle konuştu:
”Biz suyu şehrin deposuna kadar getiriyoruz. Burada sayın belediye başkanlarına şunu özellikle ifade etmek istiyorum. Suyu getirdikten sonra şehir içindeki dağıtımı, ana dağıtım hatları, şebeke, su kumanda sisteminin en mükemmel şekilde yapılaması lazım. Ben İSKİ Genel Müdürü olmadan önce İstanbul’daki su kaybı yüzde 65 idi. Bu gerçekten kabul edilemez. Şu anda pek çok şehrimizdeki su kayıpları ortalama yüzde 50 civarında. Ben belediye başkanlarından şunu rica ediyorum, festivallerle falan uğraşacaklarına, otursunlar sağlıklı bir altyapıyı tesis etsinler diyorum. Biz de bakanlık olarak, hükümet olarak her türlü desteği vermeye hazırız. Şehrin şebekesinin sağlıklı olması lazım.”

Eroğlu, AK Parti hükümeti döneminde 33 milyon kişinin ihtiyacını karşılayacak suyu getirdiklerini belirterek, ”Her iki kişiden birisi bizim getirdiğimiz suyu içmektedir, kullanmaktadır” dedi.

Türkiye’deki her üç ampulden birinin DSİ’nin sağladığı temiz, yenilenebilir, en ucuz ve en temiz enerji kaynağı olan hidroelektrik enerji kaynağından sağlandığına işaret eden Eroğlu, Türkiye’nin baraj, gölet ve hidroelektrik santrali yapmaya mecbur olduğunu, bunların ”keyif için yapılmadığını” ifade etti. Türkiye’nin yarı kurak iklim bölgesinde bulunduğunu dile getiren Eroğlu, kışın yağan yağmurların baraj ve göletlerde biriktirilerek yazın kullanıldığını anlattı.

”DOĞU KARADENİZ BÖLGESİNDE YAĞIŞLAR 50 YIL İÇİNDE YÜZDE 20 ORANINDA ARTACAK”

Türkiye’de barajların ve göletlerin yapılmasının zaruret, coğrafi mecburiyet, teknik bir mecburiyet olduğunu belirten Eroğlu, baraj ve gölet yapılmazsa şehirlere ve sanayiye su verilemeyeceğini söyledi.

Eroğlu, şunları kaydetti:
”Lütfen aklımızı başımıza alalım. Bazı tuzu kuru kişiler işi havasında, bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Hidroelektrik santraller en ucuz, en çevreci, en emin yenilenebilir bir enerji kaynağıdır. Bundan istifade etmemek tamamen akılsızlıktır. Çevreye hiçbir zararı yoktur. Bir köye götürülen yol inşaatı kadar çevreye mahzuru yoktur. Ama nedense enerjiyle alakalı bazı kurum ve kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları halkı galeyana getiriyorlar. Enerjide çeşitliliği, arz güvenliğini, ucuz enerji teminini, yerli kaynakları harekete geçirmezsek dışarıya bağımlı oluruz. Zaten enerjide yüzde 73 oranında dışarıya bağımlı oluruz. Kalkıp bunları da feda edersek, tamamen bağlı oluruz. Türkiye’nin bunu kaldıracak durumu da yoktur. O bakımdan hidroelektrik enerji kaynaklarımızı, potansiyelimizi kullanmaya devam edeceğiz. Bu konuda DSİ’ye önemli görevler düşüyor. Bilhassa bölge müdürlerimizin vatandaşları ziyaret etmesi gerekir. Bazıları diyor ki, hidroelektrik santrallerinden geçen su zehirli olurmuş, bütün fındıkları kuruturmuş. Ele değse bile yakarmış. Asitikmiş… Bunlar saçma sapan şeyler. Benim bölge müdürüm, şube müdürüm, mühendisin vatandaşa bunun, un öğüten değirmenden farklı olmadığını, nehirdeki can suyunun asla kesilmeyeceğini, bunu garanti ettiğini, uymayanlara çok büyük ceza verildiğini söylemesi gerekir.”

Doğu Karadeniz bölgesinde yağışların 50 yıl içinde yüzde 20 oranında artacağını, anlık yağışların meydana geleceğini belirten Eroğlu, bunun sel demek olduğuna işaret etti. Hidrolelektrik santrallerinin taşkınları önlemede çok önemli olduğuna dikkati çeken Eroğlu, vatandaşların söylentilere kulak asmamalarını isteyerek, devletin vatandaşın zararına olacak hiçbir şey yapmayacağını vurguladı. DSİ’nin Afrika’da kuyular açarak temiz içme suyu sağladığını anlatan Eroğlu, ”Bazı devletler sömürmek için gidiyor. Bizde sömürü anlayışı yok. Biz insana insan olarak değer verdiğimiz için onlara yardım için gideriz. Bazıları petrol için gider ama biz su götürmek için gideriz. Bazıları ağaçları söküp ülkesine götürmek için gider, biz fidan dikmek için gideriz. Farkımız budur” diye konuştu. Eroğlu, konuşmasının ardından DSİ Genel Müdürlüğü tarafından ”22 Mart Dünya Su Günü” nedeniyle düzenlenen afiş, fotoğraf, komposizyon ve resim yarışmalarında dereceye girenlere plaket ve ödüllerini verdi.


Yazan - 23 Mart 2011. Kategori TARIM, SAĞLIK. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oylar
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x