Türkiye Güçlü Adam, Avrupa İse Ağır Bir Halde Komada


Newsweek’te yayımlanan makalesinde Erdoğan, Türkiye’nin artık AB’nin kapısında uslu uslu yalvaran bir ülke olmadığını söyledi. Türkiye’nin yükselen güç olduğunu vurguladı
 
ABD’nin en prestijli haber dergilerinden Newsweek son sayısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan imzalı bir makaleye yer verdi. Erdoğan’ın “Avrupa’nın güçlü adamı” başlıklı yazısında satırbaşları şöyle:

Gücünü koruyabilir mi?

–  Yüzyılın ilk on yılının sonunda dünya politikasında güç dengeleri değişti. Dünya ekonomisini G7 yerine G20 yönetiyor. BM Güvenlik Konseyi’nin uluslararası düzeni yansıtması ihtiyacı hiç olmadığı kadar kendini gösteriyor. Brezilya, Hindistan, Türkiye gibi yükselen güçler dünya ekonomisinde çok önemli roller oynuyor.
–  Avrupa’nın ihtihdam ve sosyal güvenlik sektörleri komada. Avrupa ekonomileri atıl. Avrupa toplumu neredeyse geriatrik. Avrupa bu sorunları çözmeden yeni dünya düzeninde gücünü koruyabilir mi?

Yeni Osmanlıcılık değil

–  Yalnızca ekonomi değil. Türkiye soft power (yumuşak güç) sayesinde ulusal ve bölgesel bir güç oluşturuyor. Onlarca yıldır unutulan komşularını yeniden keşfediyor. Balkanlardan Ortadoğu’ya ve Kafkaslara kadar proaktif bir dış politika izliyor. Türkiye vatandaşlarının artık 61 ülkeyle vizesiz seyahat imkanı var. Bu romantik bir yeni osmanlıcılık değim: Yeni global düzen temelinde realpolitik. Ve ben bu vizyonun gelecek onyılda AB’ye de yardım edeceğini düşünüyorum.

Dönüm noktasındayız

–  Türkiye’nin AB üyeliği dosyası kendi kendini anlatır nitelikte olsa da üyelik süreci bazı ülkeler tarafından organize edilen dirençle karşılaştı. Maalesef müzakereler şu anda olması gerektiği gibi ilerlemiyor. Bazıları Türkiye’nin AB’den başka gerçek bir alternatifinin bulunmadığını söylüyor. Bu görüş, Türkiye ile AB arasındaki ekonomik bütünleşme ve özellikle de liberal ve demokratik bir Avrupa’nın Türkiye’deki reformların çapası olduğu gerçeği göz önüne alındığında yeterince doğru olabilir. Ancak bunun tersi de geçerlidir. Avrupa’nın Türkiye’den başka gerçek bir alternatifi yoktur. AB, özellikle de güç dengesinin yön değiştirdiği küresel düzende, daha güçlü, zengin, daha kapsamlı ve daha güvenli bir birlik olmak için Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor. Umarım Avrupalı dostlarımız çok geç olmadan bu hakikatı keşfeder.

İngiliz tarihçi Ash:Türkiye’nin AB üyeliği orta vadede olacak

Aslı Tekinay

Guardian yazarı ve tarihçi Ash’e göre Türkiye, AB üyeliği sürecine 10 hafta değil 10 yıl gibi bakmalı. Ash, “Merkel seçim döneminde değişir” diyor.

Timothy Garton Ash hem bir tarih profesörü hem de Guardian gazetesinin önde gelen köşe yazarlarından. Ayrıca 10’u aşkın kitaba da imza atmış olan Ash ile İstanbul’da bir araya gelerek hem dünyayı sarsan WikiLeaks belgelerine erişimi olan az sayıda gazeteciden biri olmanın hissettirdiklerini hem de Türkiye-AB ve Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleri ile ilişkilerini konuştuk. Ash’e göre WikiLeaks ile sadece diplomasi tarihinde değil gazetecilik tarihinde de yeni bir sayfa açıldı.

Türkiye AB’ye girecek
Ayrıca Türkiye’nin İsrail ile sorununa dikkat çeken Ash, “Türkiye’nin Ortadoğu’daki rolü önemli ama İsrail’le ilişkiler donmuşsa büyük bir role sahip olamazsınız” diyerek uyardı. Ash, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile birlikte Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkmasını geçici görüyor. Zira Almanya’da 2013’te seçim var ve tüm partiler Türklerin oyu için yarışacak. Bunun yanında Ash’e göre gerek Avrupa gerekse Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde yaşanan isyan ve değişim süreci 2011’de de devam edecek. Ash, “Zorlu ekonomik dönemler zorlu politik süreçler getirir” diyor.

Almanya’nın ihtiyacı olacak
Türkiye’yi yakından izleyen Ash, Türk dış politikasında eksen kayması ve Türkiye’nin AB’ye sırtını döndüğü iddialarına katılmıyor. “Bence Türkiye hem kendi hem de Avrupa’nın çıkarı için, şartları yerine getirdiğinde AB üyesi olmalı. İnanıyorum ki olacak da ama bir tarih veremem” diyen Ash sözlerini şöyle sürdürdü: “Ama Avrupa ve Türkiye’nin çıkarları Türkiye’nin bölgesindeki diğer ülkelerle ilişki kurmasından olumsuz etkilenmez. Ayrıca, bence giderek daha fazla çok kutuplu ve çok güçlü, değişken bir dünya coğrafyasına doğru gidiyoruz. Artık tek hiper güç ABD değil. Çin, Hindistan, Avrupa, Brezilya var. Hatta coğrafyayı biraz daha genişletirsek Türkiye, İran ve Rusya da birer güç olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla Türkiye, bu karışık denebilecek ilişkiler yumağında yalnız değil.”

Merkel ve Sarkozy’nin Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkışının uzun süremeyeceğini belirten Timothy Garton Ash, Türkiye’nin kendi çıkarlarına uyan stratejik yaklaşımını sürdürmesi gerektiğinin altını çizdi. Ash, “Almanya ve Fransa şimdilik karşı çıkıyor. Öncelikle Almanya’nın Türkiye’ye olan tavrı değişecek zira seçim yaklaşıyor. Tüm partiler Türklerin oyunu almak için çabalayacak. Ayrıca, değişen dünyada genç nüfusu, büyümekte olan ekonomisi ve stratejik önemdeki konumu ile Türkiye çok daha çekici bir ülke olacak. Türkiye orta vadeye bakmalı. 10 hafta değil 10 yıl gibi düşünmeli” dedi.

İsrail ile sorun çözülmeli
Ash’in değindiği bir diğer konu da Türkiye ile İsrail arasında 2009 yılındaki Davos Zirvesi’nden bu yana tırmanan gerilim oldu. Türkiye’nin Ortadoğu’da sahip olduğu rolün Türkiye’nin AB’ye getireceği en büyük varlık olduğunun altını çizen Ash, “Ama İsrail ile ilişkileriniz donmuşsa Ortadoğu’da büyük bir role sahip olamazsınız. Dolayısıyla Türkiye’nin bu sorunu aşmak için bir yol bulması kendi çıkarına olacaktır. Dış politika duygular ve tehditlerle değil çıkarlarla şekillenir” ifadelerini kullandı.

Ayrıca Ash’e göre dünyanın bir yanında politik İslam’ın yükselmesi, Batı’da ise tam tersinin gözlenmesi aslında Avrupa için varoluşsal bir sorun. Ash, “Kafa karıştıran bu tartışmanın tüm ayaklarını çok iyi ayırmak gerekiyor: İslam, Müslümanlar, İslamcılık ya da politik İslam ve son olarak cihat çağrısı yapan teröristler var. ABD ve Avrupa’da yürütülen tartışmalarda bunların hepsi birbirine karıştı. Neyin yasal neyin yasaya aykırı olduğu konusunda çok açık olmamız gerekiyor. Örneğin söyledikleri ya da çizdikleri karikatür nedeniyle insanları ölümle tehdit edemezsiniz. Ama bence insanları başörtüsü takıp takmamalarına göre de ayıramazsınız ki bu Türkiye’de büyük bir tartışma” diyor.

Bildiklerimizden artık eminiz
WikiLeaks’in yayımladığı ABD Dışişleri belgeleri, daha önce bilip de emin olamadığımız şeyleri kesin olarak bilmemizi sağladı. Bunların başında Arap ülkelerinin İran’ın nükleer programına olan düşmanca tutumları geliyor. Bunun ötesinde dünyamızın görüntüsünün değiştiğini düşünmüyorum. Ama şimdi, bizlerin neyi ne kadar bilmesi gerektiği konusunda tamamen yeni bir tartışma var. Burada bir gizlilik derecesi var. Bunu belirlemek hükümetlerin, sınırları aşmak ise gazeteci ve yazarların işi. Öte yandan, WikiLeaks ile diplomasinin işleyişinde değişiklik olacağını sanmıyorum. İnsanlar elbette daha dikkatli olacak çünkü asıl sorgulanan ABD Dışişleri’nin bu belgeleri 3 milyon kişinin erişim yetkisi bulunan bilgisayar dosyalarına koyarak ne yapmaya çalıştığı.

WikiLeaks’i kendinden koruduk
Belgeleri görmek çok heyecanlıydı. Kendimize dikkatli ve sorumlu olmamız gerektiğini söyledik. Çünkü insanlar öldürülebilirdi. Guardian ve diğer gazeteler isimleri saklayarak WikiLeaks’i kendinden korudu. Belgeler doğrudan yayımlasaydı birileri öldürülebilir ve tepki doğabilirdi. Belgelerin redaksiyonu gazetecilik tarihi açısından ele alınması gereken muazzam bir hikayedir. Yayımlama yetkisi olan gazeteler arasında isimler tartışıldı. Bu süreç sadece diplomasi değil gazetecilik tarihinde de yeni bir sayfa açmıştır. Radikal,


Yazan - 18 Ocak 2011. Kategori EKONOMİ. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oylar
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x