Ziraat Mühendisleri Odası 43.Dönem 3.Danışma Kurulu Sonuç Bildirgesi


1383932_496138457169600_682405683_nTMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, 43. Dönem 3. Danışma Kurulu`nu 25 – 27 Ekim 2013 tarihleri arasında Tekirdağ`da gerçekleştirmiştir. Toplantıda; ülkemiz tarımının içinde bulunduğu durum ile mesleki alanımızı ilgilendiren güncel gelişmeler tartışılmış, çözüm yolları üzerinde durulmuş ve özetle aşağıdaki değerlendirmelerde bulunulmuştur.

 

 

Türkiye tarımında özellikle 2000 yılından itibaren IMF ve Dünya Bankası tarafından
uygulatılan neo-liberal politikalarla tarımsal destekleme sisteminin bütünlüğü bozulmuş; Tarım
Satış Kooperatifleri işlevsiz hale getirilerek çiftçi örgütlenmesi zayıflatılmış, 2002 – 2013
yılları arasındaki 12 yılın 9`unda tarım ürünleri dış ticareti net açık vermiştir. Tarım – gıda
sistemi giderek uluslararası sermayenin çıkarları doğrultusunda şekillenmekte ve ülkemizin
gıda egemenliği çokuluslu şirketlerin güdümüne girmektedir.

 

 

İşlenen tarım arazilerinde 2000 sonrası dönemde 2,5 milyon hektarı aşkın daralma neoliberal
dönemin diğer önemli göstergesi olarak belirmiştir. Toplam işlenen tarım alanları 2000`den
2012`ye %10 oranında daralarak 26,4 milyon hektardan 23,8 milyon hektara gerilemiştir.
Piyasa dinamikleri çerçevesinde tarım arazileri başka sektörlerin kullanımına tahsis edilirken,
küçük üretici artan maliyetler nedeniyle üretimden vazgeçmekte ve tarım arazileri kaderine
terk edilmektedir.

 

 

Son üç yıldır pamuk, aspir ve zeytinyağındaki cüzi artışlar hariç yağ bitkileri, hububat,
yemeklik dane baklagiller ve yaş çay yaprağına verilen destekleme primlerinde artış
yapılmamıştır. 2013 yılı itibarıyla ekmeklik buğdayın alım fiyatı 720 TL/ton olarak
açıklanmıştır. Son 10 yıllık dönemde TMO`nun buğday alım fiyatları 1,9 kat artmıştır. Buna
karşılık kimyasal gübre fiyatlarındaki ortalama artış 3,2 kat, mazot fiyatlarındaki artış ise 3
kat olmuştur.

 

 

Lüks yatlara ve gemilere rafineri çıkış fiyatı üzerinden verilen akaryakıt, çiftçiye yaklaşık 2,5
kat daha fazla fiyatla satılmaktadır. Çiftçilere verilen akaryakıt desteği akaryakıt fiyatı
giderinin %10`unu bile bulamamaktadır. Bunun yanı sıra 2013 yılı için öngörülen toplam
tarımsal destek miktarı, çiftçinin kullandığı mazotun vergisini bile karşılamaktan uzaktır.

 

 

2012 yılında ayçiçeğinde ton başına 1.500 TL/ton fiyat açıklayan TRAKYABİRLİK, bu yıl
fiyatı 1.170 TL/ton olarak belirlemiştir. Girdi maliyetlerinin artmasına karşılık ürün fiyatının
düşmesi çiftçinin büyük tepkisine neden olmuştur. Bu gelişme doğrultusunda gelecek yıl
ayçiçeği üretiminin önemli ölçüde düşmesi beklenmektedir.

 

 

Ayçiçeğinde rekor üretime karşılık, 2013 yılının ilk 7 ayında yağlı tohum ve türevleri
ithalatıyla, sıvı yağ-margarin ihracatı arasında 1,6 milyar dolarlık açık oluşmuştur. Bu
dönemde 2,2 milyar dolarlık ithalata karşılık, ihracat 600 milyon dolarda kalmıştır.

 

 

Az sayıda alıcı ve buna karşılık 400 bin üreticisi olan fındık piyasasında, yüksek rekolte
söylentileri ile oluşan fiyat düzeyi, fındık üreticisinin değil, tüccarın – ihracatçının yüzünü
güldürmüştür. Fındık konusunda eklenmesi gereken bir başka önemli konu ise; 2000 sonrası
uygulanan Dünya Bankası programları çerçevesinde üretim alanlarının daraltılması istenilen
fındığın en yüksek ihracat geliri sağlamaya devam etmesidir. Nitekim 2012 – 2013 ihracat
sezonunda 301 bin ton fındık ihracatı yapılmış olup; bu rakam Cumhuriyet tarihinde fındık
ihracatı bakımından bir rekordur.

 

 

Fiyat belirlemesi yapılırken üreticinin söz hakkının olmadığı çayda, 2013 yılı ÇAYKUR alım
fiyatı toplamda 135 kuruş/kg olarak açıklanmıştır. Özel sektör açısından çayın fiyatı bu yıl da
serbest (!) olmuş; özel sektör 70-90 kuruşa çay almaya devam etmiştir.

 

 

Şeker üzerindeki politikalar bir yandan şekerpancarı üreticisi ve şeker fabrikalarını tehdit
ederken, diğer yandan dışa bağımlılığı ortaya koymaktadır. Açılan ve kazanılan birçok
davaya ve uyarılarımıza rağmen, Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) kotasının uluslararası şirketlerin
dayatmaları ile artması, şeker konusundaki olumsuzlukları artırdığı gibi mısır ithalatını da
artırıcı bir etken olmaktadır.

Girdi maliyetlerinin yüksek olmasına karşılık pamuk fiyatının aynı oranda artmaması
nedeniyle zarar eden üretici pamuk ekiminden uzaklaşarak, farklı ürünlere yönelmektedir.
Pamuk üreticisinin de sorunu verimlilik değil birçok tarım ürününde olduğu gibi yüksek girdi
maliyetleridir.

 

 

Tarım sigortaları uygulaması çiftçi ve ülke tarımının güvencesi açısından önemli
görülmektedir. Tarım Sigortaları uygulaması zorunluluk arz etmesine rağmen beklenen
düzeyin altında kalmış ve henüz tarımsal alanların ancak %15-20`inde uygulanır haldedir.
Çiftçilerin tarım sigortası uygulamasına daha fazla katılımını sağlamak için, özellikle
TARSİM-Üretici uyuşmazlığında itirazları değerlendirebilecek Hakem Heyetleri`nin
oluşturulması özellikle yerelden talep edilmektedir.

Taze meyve-sebze pazarlamasında üreticiler sattığı ürünün bedelini alamama gibi durumlarla
sıkça karşılaşmaktadır. Ticaret Kanunu`nda yapılan değişiklikle ‘çek‘ in işlevsizleşmesi bu
sorunun daha da artmasına neden olmuştur. Bunu giderecek bir pazarlama-satış sisteminin
oluşturulması üretici güveni açısından önem taşımaktadır.

 

 

On binlerce ailenin geçim kaynağı olan tütün üretiminde sözleşmeli üretim modeline
dönülmesi ile birlikte üretici tek taraflı sözleşme koşullarını kabul eder hale gelmiştir.
Firmalar-tüccar ve üretici arasında ortaya çıkan uyuşmazlık durumları üretici aleyhine
işlemektedir. Bundan dolayı bu sorunun üzerine eğilecek ciddi ve bağımsız hakem
heyetlerine gereksinim vardır.

 

 

Son zamanlarda yeniden gündeme gelen kırmızı et sorununun en önemli nedenlerinden biri
yüksek girdi maliyetleridir. Üretici hem bu nedenle, hem de ithalat politikaları nedeniyle
maliyetin altında fiyatlarla hayvan satışı yapmak zorunda kalmıştır. Bu durum binlerce
hayvan üreticisinin iflasına yol açmış ve “sıfır faizli” kredilerle kurulan birçok besi işletmesi de
el değiştirmiş veya kapanmıştır. Öte yandan süt üreticisi sattığı 1 litre çiğ sütle 1 kilo yem
alamaz hale getirilmiştir. Hayvancılıkta uygulanan politikalar hayvan üreticisine darbe
vururken, tüketiciyi de cezalandırmaktadır. Hayvancılıkta şirket tarımını öne çıkaran
politikalar terk edilerek, mevcut üreticileri daha iyi duruma taşıyacak uygulamalara geçilmeli,
var olan imkânlar bu ülkenin üreticileri için kullanılmalıdır.

 

 

Türkiye`de tarımsal üretime ilişkin istatistiklerin güvenilir ve doğru bir zemine oturtulamamış
olması, iktidarlara istatistikler üzerinde tasarrufta bulunma imkânı sağlayabilmekte; yetersizlik
ve hatalar gündeme gelmektedir. Hayvan varlığında ve hayvansal üretimde popülâsyonun
belirli bir dönemde biyolojik olarak artamayacağı kadar büyük rakamlar ortaya çıkmakta ve bu
durum kuşku ile izlenmektedir.

 

 

Tarımsal ilaç, gübre gibi tarımsal girdilerin Ziraat Mühendisleri dışında meslek grupları
tarafından da satılması veya bu konudaki girişimler, bir yandan Ziraat Mühendisliği mesleğini,
diğer yandan da güvenilir tarımı, tüketici sağlığını tehdit etmektedir.

 

 

Tarımsal danışmanlık uygulaması ülke tarımına beklenen katkıyı getirmekten uzak
kalmaktadır. Tarımsal yayım için gerekli eğitimlerin yetersiz olması tarımsal danışmanların
etkililiğini kısıtlamakta, bir yandan da çiftçinin beklediği tarımsal bilgiye erişmesini
geciktirmektedir.

 

 

Son yıllarda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı personel alımlarında Ziraat Mühendisleri,
Su Ürünleri Mühendisleri, Balıkçılık Teknolojisi Mühendisleri ve Tütün Teknolojisi
Mühendisleri sayılarının, ülkemiz tarımının potansiyeli dikkate alındığında, diğer meslek
gruplarına göre az tutulması, ZMO tarafından kaygıyla izlenmektedir.

 

 

6 Aralık 2012 tarihinde çıkarılan “Büyükşehir Yasası” ile il sınırları Büyükşehir Belediye
sınırları haline gelmiş ve idari açıdan kır nüfusu %10`un altına inmiştir. Büyükşehir
Yasası`nın kır nüfusunun refahı, yaşam maliyeti ve tarım arazileri ile doğal kaynakların amaç
dışı kullanımı konusunda getireceği belirsizlikler kaygı ile izlenmektedir. ODA`mız bu konuda
Yerel Yönetimleri duyarlı davranmada uyarıcı bir görev üstlenecektir.

 

 

Küçük üreticilik ve köylülük ülkemizde hızlı bir tasfiye sürecindedir. Buna karşılık AB`de
küçük üreticiliği ve aile işletmeciliğini destekleme, özendirme yeni politika aracı olarak daha
fazla dikkate alınmaktadır. Ülkemizde de buna uygun politikaların geliştirilmesi ve bu konuda
duyarlı olunması, gıda güvencesi ve sağlıklı tüketim açısından önemlidir.

 

 

Sonuç olarak; Cumhuriyet`in 90 ncı yılını kutladığımız ülkemizde, izlenen tarım politikaları
nedeniyle, kendine yetmeye çalışan bir ülke olma durumundan hızla uzaklaşılmakta, net
tarım ithalatçısı ülke konumuna gelinmektedir. Yanlış uygulamalar nedeniyle ODA`mız çatısı
altında örgütlü mühendislik dallarının tarımsal üretimdeki ağırlığı giderek azaltılmakta ve
geleceğe ilişkin belirsizlikler daha da artmaktadır.


Yazan - 31 Ekim 2013. Kategori MANŞET, TARIM. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oylar
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x