Türk Tavukçuluk Tarihimizden Kesitler


 

 

NURETTİN GÜRSOY DENEN MİSYONER…

 

Erkan KONURALP

 

 

 

(Fotograflar Çiftlik Dergisi arşivinden alınmıştır.)

 

 

 

image_135171

 

 

Gelişen modern tavukçuluk sektörümüzün temeline indiğimiz zaman bir “Maceracı” grubun bu sektörün temel taşlarını oluşturduğunu görürüz.Bir Hanri Benazus ve İsmail Keskinoğlu ve Vural Görener’in sektöre hizmetlerini önceki yazılarımızda anlatmıştık.Bu hizmetler sürerken yeni gelişmekte olan damızlık kuruluşlarımız ülke çapında bir seminer yarışına girdiler.Bu yarışmalar bütün amacı emekçilerin bilinçli olarak üretim yapmaları içindi.

 

Kimler yoktu ki bu seminer grupları içinde.Ülke çapındaki seminer toplantılarına katılan misyonerler içinde Prof.Dr. Mahmut Akkılıç,Prof.Dr.Rüveyde Akbay,Prof.Dr.Erdoğan Finci,Prof.Dr.Nejat Aydın,Prof.Dr.Mustafa Arda,Doç.Dr.Erol Şengör,Uzman Veteriner Hekimler, Nurettin Gürsoy,Turgut Atılgan,Kaya Demirözü,Ali Babila,Kamuran Baştuji,Birsen Akçadağ,Yavuz Sayın,Erhan Uçtu,Emin Çetinkol,Güney Gökçelik yer alıyordu.Şu an unuttuklarımız varsa özür dilerim .

 

TAVUKÇULUK TOPLANTISINDA BİR CUMHURBAŞKANI

 

 

 

özal semp

 

Tavukçuluk kuruluşlarımız büyük bir hızla büyürken Sivil Toplum örgütleri de aynı hızla yollarına devam ediyorlardı.Bunlaıın en önemlisi Bilimsel Tavukçuluk Derneği’nin toplantılarına Prof.Dr.Rüveyde Akbay’ın daveti ile Cumhurbaşkanı Turgut Özal gelerek açılışları yaparak sektörü onore ediyordu.Bunun ne demek olduğunu anlamak için şimdiki toplantılara Tarım İl Müdürü veya Müsteşar yardımcılarının iştirak ederek açılış yapmaları çok güzel bir örnek gibime geliyor.

 

 

Bu saydığımız grup, şu an yapılan 5 yıldızlı otellerdeki seminerlere inat, kümeslerde ve is kokulu köy kahvelerinde bilgilendirme yapıyorlardı.Bu misyonerlerin kaldıkları otellerden bit ve pire kaptıklarına ben çok kez şahit oldum.

 

 

gürsoy kümesteUntitled-2Okuyucuların Uzman Veteriner Hekim Nurettin Gürsoy adını bu yazılarımızda çok rastlayacaklar.Bu isim Türk Tavukçuluk Sektörü’nün bir temel taşıdır.O yıllarda kimin başı sıkışsa veya sorunu olsa mutlaka Nurettin Gürsoy ile temas kurmak isterdi.Bir de şu an ve aramızdan ayrılan tavukçuluk uzmanlarının yetişmesinde mutlaka Nurettin Gürsoy’un katkısı vardır.

 

Nurettin Gürsoy’un en unutulmaması gereken bir hareketi de emekli olmadan başlayan ve ölümüne kadar devam eden Çiftlik serüvenidir.Nurettin Gürsoy İstanbul Kadıköy Kurtköy’deki yumurta yönlü tavuk çiftliğinde yatıp kalkardı.Oysa tanıyanların yakından bildiği İstanbul Üsküdar’da boğaza kıyısı bulunan bir yalı sahibi idi.Ama o bu güzel manzarayı bir kenara iterek tavukçuluk sevdası ile çiftliğinde yatıp kalkardı.Onu tanımayanlar çifliğe yumurta almaya geldiklerinde kendisini bakıcı bilirlerdi.Bu yayında onun çifliğindeki fotoları ile de göreceksiniz.

 

Bana olayları yaşayanların, başta rahmetli Nurettin ağabeyin eşi rahmetli Necdet ablanın ve bizzat yanında olan rahmetli Prof.Dr.Erdoğan Finci’nin çok konuşulacak bir hikayesini  nakledeyim.

 

Nurettin Gürsoy Şaban Daştan ile

Nurettin Gürsoy Şaban Daştan ile

 

Nurettin Gürsoy, Pendik Veteriner Araştırma Enstitüsü’nda tavuk laboratuvarında şef görevini yürütürken eğitim görmek için yanına gelen veteriner hekimlere karşı çok sert bir insandı.Bu sertliğinin yanında incancıl yanlarıda sayılamayacak kadar çoktu.Pendik laboratuvarına gelen veteriner hekimler eğitim sırasında öğle yemeklerini Nurettin Gürsoy ile birlikte yerlermiş.Bir iki gün geçtikten sonra eğitim gören veterinerlerin bir olay çok dikkatini çekmiş.Çünkü Nurettin Gürsoy’un eşi Necdet abla hergün kendilerine tavuklu pilav getirirmiş.Bu iş bir süre geçtikten sonra iş anlaşılmış ve tavuklu pilavın kaynağı tesbit edilmiş.Günlerden birgün Erdoğan Finci laboratuvara ekim için Haydarpaşa Numune hastanesi ve Haydarpaşa lisesinin damında beslenen güvercinlerden almak için çatıya çıkar bir bakar ki güvercinler eskisi kadar yok.Orada bulunan hizmetliye sorar fakat istediği cevabı vermek için hizmetlinin niyetli olmadığını anlar. İşi sıkı tutar ve hakikati öğrenir.Meğer hergün tavuklu pilav yediğini sanan veteriner hekimler damdan yakalanan güvercinlerle yapılıyormuş.Bunu hayatta iken ben sorduğumda ilginç bir cevap almıştım Gürsoy’dan.Nurettin Gürsoy bana memuriyet sırasında eline geçen ücretle nasıl beş altı kişiyi de besleyebilirdim ki.Diyerek ilginç cevabı vermişti.Nurettin ağabeyle haftanın hemen hemen 3-4 gününü birlikte geçirdiğim için daha çok unutamayacağınız hikayeleri sizlere aktaracağım.

 

Nurettin gürsoy 1

gürsoy ve arkadaşları pendikte

Bu kez iki maceracıdan bahsedeceğiz.Bunlardan biri Tevfik Türesin diğeri de Süreyya Astarcı.İki ortağın hayat hikayelerini ve Mudurnu tavukçuluk şirketini sizlere tanıtmaya çalışalım.

 

Şimdi tam Mudurnu Tavukçuluk şirketini ele alacak iken bir baktım Bolu Basınında Süreyya Astarcı ve Tevfik Türesin’in şirket ile ilgili açıklamaları, röportajları çıktı.Hem Ankara’da Mudurnu Tavukçuluk Şirketinin Maltepe’deki bürosunda her gidişimde patronlar tevfik Türesin ve Süreyya Astarcı ile mutfakta yediğimiz öğle yemeklerini unutmam,bir de İstanbul’da Uğur ve Oktay Türesin ile birlikte yurtdışından getirilen soslarla ahçıbaşının pişirdiği piliç çeşitlerini yiyerek yeni lezzetler bulmamızı da.

 

İstanbul’da Uğur ve Oktay’ın her zaman yanında oldum ve fikirlerimizi paylaşarak  çok güzel günler geçirdik.

 

Şimdi Bolu Gündem Gazetesinde gerek Tevfik Türesin’in,gerekse Süreyya Astarcı’nın yazılarını her iki işadamı da haksızlık yapmamak için aynen yayınlıyorum ve isterlerse diğer açıklamalarını da bekliyorum.Saygılarımla.Yer kısıtlılığından Süreyya Astarcı’nın hatıratını gelecek yazımızda ele alacağız.

 

Tevfik Türesin Ve Mudurnu Tavukçuluk…

 

 

 

Tevfik Türesin ve Süreyya Astarcu

 

 

Sayın Tevfik Türesin sizi tanıyabilir miyiz, sizin aileye “Çarşambalılar” deniliyor. Bu deyim nereden geliyor?

1936 yılında Mudurnu da doğdum. Kökenimiz çarşambalı. Daha önce Mudurnu nahiyesiydi, daha sonra Seben oldu. Bize Çarşambalılar denir. Benim babaannem Çarşambalı, yani Seben in Ustasofular köyünden. Onun haricinde bir dedemizde oradan Mudurnu ya içgüveysi gelmiş. Yani hem anne tarafından hem baba tarafından Çarşambalıyız. Dolayısıyla Çarşambalılar denir. Benim babamın adı Mustafa Türesin ama Çarşambalı Hafız diye geçerdi. Babam işadamıydı, kerestecilik, manifaturacılık yaptı, kundura tezgâhları vardı. Mudurnu ya yerleşmişler. Zaten Mudurnu yla Seben in farkı yok. At ile 5–6 saatlik yol. Çarşamba da yani Seben de iki manifatura dükkânımız vardı. Nallıhan da da vardı. Biz üç kardeşiz. Abim Mehmet Türesin, ablam Saime Türesin. 1951 de ortaokulu bitirdim. Mudurnu ortaokulunun ilk öğrencilerindenim. Süha Beyin babası Yusuf Ziya Alparslan benim baş hocamdı. Hatta ölmeden 1 sene önce Abant ta karşılaştık, görüştük. Hatıralarımızdan bahsettik.

 

Yusuf Ziya Hoca, matematik hocasıydı. Bende vasat bir talebeydim, pek ders çalışmazdım. 32 kişiydik, 6 kişi geçti ortaokul bitirmelerde. 6 kişinin içinde ben vardım. Birinci karne 1-2-3, 1-2-3… Böyle toto oynar gibi. O zaman ikinci karne yoktu. Bitirmelerde 1 ay sıkı çalıştım. Yüzde yüz kalacak diyorlardı hocalar ama direkt geçtim. Yusuf Ziya hocam geldi çekti beni bir kenara, “Sen kopya mı çektin” dedi.” Hiç tahmin etmiyorduk senin okulu bitireceğini”, dedi. Ardından 1952 de İstanbul Ziraat Lisesi ne gittik Halkalı ya. Orada 3 sene yatılı olarak okudum. Ziraat Lisesi o zaman 3 taneydi. İzmir de, Bursa da ve İstanbul da vardı. Çok kaliteli bir okuldu. Sonraki yıllarda çoğaltılınca dejenere oldu bu okullar. Bu okuldan mezun olanların tümü hayatlarında başarılı oldular. Şerafettin Erbayram da Bursa mezunudur. Şükrü Türker de bizim okuldan mezun. Okulu bitirdik, esas tavukçuluğa orada başladık. İstanbul daki okulda öğleye kadar kitap okurduk, öğleden sonra da uygulamalı eğitim görürdük. Ve tavukçuluk dersi vardı. Tavukçuluk da o zaman yeni gelişiyor. Legorin cinsi var, New Hampshire var.

 

Orada kuluçka makineleri vardı. Gazlı makinelere koyardık, gece arkadaşlarla nöbet tutardık. Gaz eksilir, çoğalır diye. İrfan Bey Amerika ya gitti, 2 sene kaldı. 2 sene sonra gelişte New Hampshire ırkı daha yeni çıktı. Hem et, hem de yumurta, kombine bir ırk. Türkiye de yok. Uçakta koliyle getirdi bunları. Biz bunu makinelere bastık. Oradan sanırım 220 civciv çıktı. Bunları büyüttük, geliştirdik. Türkiye de o zaman New Hampshire ırkını biz yetiştirdik. Hayvancılığa kafam yatıyordu. Orada peynir, süt, kaymak, tereyağı ve şarap bile yaptık. Uygulamaya yönelik bir eğitim aldık, İnek dahi sağdık. Ayamama Deresi diye bir yer vardı, biz ot biçerdik. Hep üretime yönelik eğitim aldık. Ziraat Mühendisleri gelirdi, onlara şu şöyle, bu böyle diye bilgi verirdik. Eğitim 3 yıl sürdü. Seben ve Mudurnu da manifatura dükkânlarımız vardı. Mudurnu da en zenginler içerisinde gösteriliyoruz.

 

Yok, ben memuriyete gireceğim, diyerek dükkânları ağabeyime bıraktım. Memuriyete girdim, 1964 te ziraat odası kuruldu. Biz ziraat odasında tabii üyeydik. O zaman Bolu da teknik ziraat müdürlüğü vardı. İlçelerde de ziraat teknisyenliği vardı. Ziraat teknisyeni olarak çalıştım. Bir ziraat odası kanunu çıktı, zirai işlerle uğraşılması lazım. 200 tane legorin, 200 tane aldım New Hampshire damızlık, Horozlu bunlar. Bunlardan çıkan yumurtalardan civciv çıkardık. Göynük e, Mudurnu ya, köylülere damızlık civciv dağıttık. Ericek in babasına Mahmut Abi ye ben veriyordum civcivlerini. 1967 de ziraat odası bırakalım bu tavukçuluğu dedi. Ben o tavukları satın aldım. Tavuk çok kıyametli, Beyaz ete devam etmeye karar verdim. O zaman hy-line ırkı çıktı, yumurta tavuğu. Dedim ki, broilere başlayayım. O arada sene 1969 du. Radyocu Selahattin var. Onunla iyi konuşuruz. Süreyya Astarcı da vardı. Onlara dedim ki, “Sizde bu işe girin. İyi para kazanılıyor. Beraber yapalım.” Düşünüp taşındılar, “Olur” dediler. Selahattin Ağabey, Süreyya Bey ve ben ortaklık kurduk. Ziraat odası tavukları sattıktan sonra boşalan bir yer vardı. Orayı kiraladık. İzmir den gittim. Giderken hava çok iyiydi, güllük gülistanlık. Dönerken Kızılcahamam a geldik, bir kar başladı. İki silindirli uyduruk bir arabayla gitmiştik. Bolu ya geldik, Mudurnu yolu kapalı, dediler. 2 bin ya da 3 bin tane hayvan var. İnsan bile donar. Kapalı olsa da ben gideceğim dedim. Kapalı olan bölgeye geldim. Araba hafif olduğu için gazda sıkışmış soğuktan. Araba batmadan yüze yüze Tepe Karakolu nu geçtik. 200 tane ölü çıktı, eğer bu işi bilmesem yarısı giderdi.

 

Kümeste daha evvel yumurta tavuğu olduğu için oradan bulaşan mikropla tavuklarımız hasta oldu. Ortaklardan Selahattin Ağabey de bu nedenle rahatsızlandı. Ortaklar bozuk çalmaya başladı ve ortaklık bozuldu. Ama hiç zarar etmeden ayrıldık. Yumurta satmaya devam ediyorum. Ereğli den yumurta almak için geliyorlar. Ben köylerden yumurta topluyorum bu arada. Verdiğim tavukların yumurtalarını topluyorum. Haftada 30-40 bin yumurta topluyordum. Ereğli den bir toptancı gelip alıyordu. Bir kısmını da ben Ankara ya satıyordum. Ben 50 kuruşa Ankara da satıyordum. Bana “Aptal mısın, bu fiyata satılır mı?” diyorlar. Diyordum ki, “Ben Ankara yı öğreneceğim.” O arada ufak tefek broilerde yapıyorum. Ben işi geliştirdikçe etrafa da yayım yapıyorum. Diyordum ki, “Şu kadar tavuktan şu kadar kazandım. Sen de yap. Sen de yap.” diye diye1970 yılında 6-7 kişiyi inandırdım. Onlara da kendi kümesim gibi baktım, ilgilendim.

 

 

Tevfik Türesin 2013

 

 

Sene 1973. Yine Ankara ya gidiyorum işler için Fazlı Kul a. Birgün bir baktım Süreyya bakkaliye yaptığı için Ford kamyonu vardı. 2 tonluk. Onunla kafesleri yüklemiş tavuk yüklüyor. “Hayrola” dedim, “Hani sen tavukçuluk yapmayacaktın?” dedim “Ağabey bugün hususi geldim, ben seninle yeniden ortak olmak istiyorum.” dedi bana. Öyle deyince, “Selahattin Ağabey, sen ve ben üç ortaktık. Şimdi Selahattin Abi yi bırakıp nasıl ortak olacağız?” dedim. Ondan sonra bana dedi ki, “O zaten istemiyordu.” Sonra Selahattin Abi ye gittik. Yeniden ortaklık yapmak istediğimizi söyledik. “Sende yeniden ortak olur musun? dedim. Olmam deyince, ben Süreyya yla yeniden ortaklığa başladık. Ama ortak olurken benim kurulu düzenim var. Yumurta işim var, pazarım var, ayda 7 bin broiler çıkarıyorum, 20 kişiyle çalışıyorum. Bir binek arabam var, birde minibüsüm var ayrıca. Ekipmanım var, hayvanım var. Benden bu kadar şey varken, “Nasıl ortak olacağız? Bize bir minibüs yetmiyor. Sen bir kamyon alırsan, AS 600 ler çıktı o zaman, ortak olalım” dedim. “Tamam” dedi. Ama araba bir hafta oldu gelmedi. Sonradan dedi ki, “Babam razı olmuyor, AS 200 alalım.” O zaman dedim, ortaklığı ayırıyoruz. Bunun üzerine gitti, ertesi gün kamyon çekildi. Ve ortaklık öyle başladı.

 

Ben o zaman hala devlet memuruydum. Görevime devam ettim. 1974 te kesimhane kurduk. Kesimhane de çalışacak adamları Süreyya gider bakkal dükkânını çalıştırırdı. Hafta da 3 gün de kesim yapardık.

 

Sizin memuriyetinize ticaretin zararı olmadı mı?

 

O arada beni ticaret yapıyor, diye beni kaymakama valiye şikâyet etmişler. O zamanda teknik eleman olduğumuz için kaymakam vali bize pek fazla karışamaz. Konu teknik ziraat müdürlüğüne intikal ediyor. Teknik ziraat müdürü de Şadan Bey. Bir gün telefon etti, “Mudurnu ya geliyorum” dedi. “Öğlen Meram a gideceğim, bütün memurlarda oraya gelsin” diye söyledi. 6 tane teknik elemanız, hepimize ne yaptığımızı sordu. Herkes bir şeyler söyledi, bana sorunca da bende, “Akşam İzmir den 5 bin tane civciv geldi, onların yerleştirdim. Sabaha kadar da başında bekledim.” dedim. Diğerlerine doğru konuşarak, “Bakın arkadaşınız nasıl çalışıyor? Görüyor musunuz? Siz memur musunuz, ziraatçı mısınız? Bir de böyle adamı şikayet ediyorsunuz, öyle mi?” dedi. “Bundan sonra Tevfik in kılına dokunana ben dokunurum, ona göre ayağınızı denk alın.” dedi. Bu söz üzerine hepsi mosmor oldular.

 

Tabii, ondan sonra rahatladım. Önümüz açıldı. Eğer Şadan Bey bu operasyonu yapmasaydı, tavukçuluk ölmüştü. Ondan sonra daha rahat çalıştım. Baktık büyüyoruz. Pazarlama da sıkıntılar başladı, dedim pazarlamayı kendimiz yapacağız. Ankara ya bir dükkân açalım dedim. 1976 da Ankara Maltepe ye dükkân açtık. Dükkanı açtım açtığımız gün istifa ettim.Akşam hayvanları kesiyorlardı, o zaman kutu falan yok. Önüne bir demir arkaya bir demir. Gece boşaltırdım. Sabah gelirdim mesaiye. Bu şekilde günlerce aylarca uyumadan günde bazen 18 saat çalışmakla, bazen ardı ardına 36 saat çalışarak istifa edinceye kadar bu işi yürüttüm. Bugüne bugün Süreyya Bey bir kere araba şoförü olarak gelmedi. Bir tavuk sepetinin üzerinden tutmadı. Bir sıkıntıya geldi mi onun bir hastalığı vardı bağırsaklarından yatardı. Pazarlamayı ele alınca o sıra Ankara da Gima Marketleri vardı.Ben hemen Gimaları bağladım. O zaman 18 di sonradan 26 ya çıktı. Onlara bizzat servis yapıyorum. Tavukları naylon poşetlere koyuyoruz. Gazetelere reklâm veriyorum bir taraftan. Böyle tanıttık kendimizi. Biz o esnada belediye mezbahanesinde tavuğu kesiyorduk. Tamburlu yolma ve haşlamayla. Bir işçim vardı Hasan Duman. Bir günde eliyle 400 tavuğu yolardı. Öyle bir ustalığı vardı. On kişinin yolduğu 600 tane. O tek başına 400 tane. Mesela bir gün tavuk kesmiyoruz. Hasan Duman ı Süreyya Bey gider dükkânında çalıştırırdı

 

1974-75 yıllarında kurduk biz eski kesimhaneyi.Tavukçulukta yatırımları durdurmak, üretimi ve pazarı stabil tutmak beraberinde iflası getirir.Hani bisiklete binen birinin sürekli tempoyu arttırarak pedal çevirmesi gibi dolayısı ile tavukçuluk sektörünün ne yatırımı biter ne üretim planlamaları kesimhane yem fabrikasını, yem fabrikası kuluçkahaneyi, kuluçkahane üretimi doğurarak gider.Firma, ama öz kaynakla ama değişik finansman şekilleri ile yürür. Devlet yasal düzenlemeleri yapar .Tavukçuluk fuarlarında kurdele keser yani dışardan gazel atar bütün yük organizasyonu yürüten kişilerin üreticilerin ve emekçilerin sırtında dır.işte bu bağlamda Tevfik Bey kendisi farkında olsa da olmasa da gelecekte firmasını bekleyen büyük yatırımlar vardır.Ya büyüyeceksiniz ya da bu kadarı bana yeter deyip olduğunuz yerde kalıp bir müddet sonra batacak-sınız.Oyunun kuralı budur.İşte Tevfik Bey i bekleyende kesimhaneden sonra yem fabrikasıdır. Yem fabrikasının yapılış hikâyesini Tevfik Bey den dinleyelim.

 

 

462644

 

 

Hacı Yusuf a gelelim. (Hacı Yusuf Yar bir süre önce hayat hikâyesini anlattığımız Bolvit yem fabrikasının sahibi) Hacı Yusuf tan yemi alıyoruz. Ankara da Et Balık a giden kasaplar dönüşte bizim dükkâna kuyruğa girerlerdi. İyi mal satıyoruz. Daha sonra Hacı Yusuf demez mi, “Ürettiğiniz tavukları bana vereceksiniz. Yoksa size yem vermeyeceğim.” Tavukları istiyor. Eee, yem fabrikası yapmamız farz oldu. Ama para yok. Sene 1978, hemen Ziraat Bankası na gittim. Hayatım oradan al, buraya ver, şeklinde para toplamakla geçti. Ziraat Bankası na projemi anlattım. Bankadan onay aldım. “Başlayın, biz gelip bakacağız” dediler. Fabrikanın yapıldığını bu arada Hacı Yusuf duymadı. Duysa zaten yemi keser. Bir gün Göynük e gitmiş, dönüştü uğradı. Geldi her zamanki gibi, şu inşaat ne diye sordu. Ben yem fabrikası deyince, “Nasıl yaparsın?” dedi. Bende “Sen tavukları ben alacağım diyorsun. Oysa bizim Ankara da pazarımız var” dedim. O da “Artık size yem yok” dedi. Hemen Hangry Benazus u aradım. Bize haftada 60 ton yem. Yem işini böyle ayarladık. İzmir den yem geliyor. Bankadan heyet geldi baktı, fabrika bitmiş.

 

Yok alamadık. Sordum, ne oldu bizim kredi? “Siz fabrikayı bitirmişsiniz, sizin krediye ihtiyacınız yok” dediler. Nasıl olur, işe başladıktan sonra harcamaları faturalandırdık. Verin kredi dedik. Yok, hayır vermem dediler. Burada komünist bir adam vardı. Kooperatif olsaydınız belki verirdim, dedi.

 

Fabrika 7 milyona çıktı. İflas ediyoruz. Çark dönmüyor. O sıra rahmetli Rahmi Arıkan var. O Halk Bankası nda yönetimdeydi. İsmet Alver de Ziraat Bankası genel müdür muaviniydi. Zirai kredilere bakıyordu. Ziraat Bankası ndan aldılar, sonradan Halk Bankası na genel müdür oldu. Hemen Rahmi Abi ye gittim durumu anlattım, yanımıza hatta Selahattin Baysal ı da aldık. Mudurnu Tavukçuluk un kuruluşunda bütün Mudurnu Halkı, bütün çalışanları, Tankut Bey, memurlar, halk bütünleşti. Sadece benim emeğimle bu iş olmazdı. Dedim bir hafta içinde bunun çıkması lazım. Yoksa bu kadar emek boşa gidecek. Peki, dedi. İsmet Beyle görüştü beni de çağırdı. Mudurnu da da Halk Bankası var o zaman. Yeni kuruldu. Ondan bir hafta sonra 5 milyon kredi çıktı. Kurtulduk.

 

Fabrikayı kurduk ama neyle kurduk. Tevfik Türesin uğraşmasa fabrika mı kurulurdu? Ortalık toz duman olurdu. Yem fabrikası yapıldıktan sonra işin çehresi iyice değişti. 1981 de Et Balık la da çalışıyoruz. Oradan avans alıyoruz. Aldığım avans paralarla tırları aldık. 1981 de Humeyni iktidar oldu, İslami kesim diye heveslendim ve İran a gittim. İran a giderken Özal, Başbakanlık müsteşarı ve Başbakan yardımcısı. Ona gittim anlattım, iyi görüşüyordum o zaman. Oranın büyükelçisine gereken kolaylığın yapılmasını rica ederim şeklinde bir mektup yazdı. Altını da imzaladı. Aldım cebime koydum gittim İran a. Çok iyi karşılandım. İran Ticaret Bakanlığı ndan randevu aldı bana. Gittik, bir tane de tercüman bulduk. Daha Tankut Bey yok o zaman. Orada edindiğimiz bilgilere göre, bize tragomofik araba lazım. Araba bozulursa yolda tavuklar bozulur. Birde firogorofik araba lazım. İran dan Ankara ya geldik, oradan doğru Stockholm a gittim. Vabislerle görüştüm anlaşmaları yaptım. Siparişleri verdim. Geldim Fransa ya karton kutu örnekleri aldım. Tırları aldık ama dorseleri yok. En iyisi nerde var Amerika da Dorsey de. Oradan onları aldık. Onu da yine Yapı Kredi den teminat mektubu aldık. Onu da öyle hallettim. Ve 83 yılında 3 bin ton İran a bağlantı yaptım. Bin 500 tonu ben, bin tonu et balık, 500 tonu da Yupi. Henry Bey daha sonra vazgeçti.

 

“Ben veremeyeceğim” dedi. Henry Bey’inkini de ben üstlendim. Kaldı şimdi bin ton Et Balık a. Diyorlar ki, Et Balık a ortak ol Tevfik Türesin. Ben zaten kendimle uğraşıyorum, bir de Et Balık çıkıyor. 3 bin ton o dönem için çok büyük bir rakam. Böyle bir imkan yok o zaman. Tam Et Balık ı yoluna koyduk, hayvanları da bağladık, Et Balık ın şok tüneli göçmez mi… O zaman Et Balık müdürlüğe Rafet Yavuz vekaleten bakıyor. “Yapacak bir şey yok Tevfik. Şimdi ben bunu 15 gün ihaleye çıkaracağım.” dedi. 2 ay süre verdi. Dedik biz yandık. “Sen bana izin veriyor musun? Ben bunu 3 günde yapacağım. Yeter ki bana izin ver.” dedim. “Cuma başlayıp pazartesi sana teslim edeceğim” dedim. Mudurnu dan getirdim ustaları. Bir buçuk günde işler bitti, bir buçuk günde de kurudu. Pazartesi gittim genel müdüre, “Gel gidelim seninle Sincan a. Buzhane işi bitti.” dedim. Görünce şaşırdılar. Beni Et Balık ta tanırlardı ve beni oranın adamı sanırlardı. Tabii, o zaman Et Balık Kurumu ortağı diye laf çıkaranlarda oldu. 3 bin tonun 2 binini biz, bin tonunu da Et Balık yaptı. İlk ihracat, kendi tırlarımızla gitti. Havalı Kadir gidiş geliş 2 günde döndü. Şoförlerde de heyecan var o zaman.Yine Özal la Irak a gittik. Yine Özal la Kuveyt e gittik. İlk gidişimde Irak ı bağlayamadım ama Kuvet i bin 500 ton bağladım. Ardından Bahreyn i 2 bin ton bağladım. Daha sonra bin 500 ton Irak ı bağladım. Suudi Arabistan ı 700 ton bağladım. Derken organizasyon patladı.

 

Yüzde 10-20 ihracat olması lazım. Tavukçulukta bu sigortadır. Hep ben gönderiyorum, hep ben zarar ediyorum. Destek yok. Avrupa yla rekabet etmek kolay mı? Teşvik primi yok.

 

İş geliştikten sonra adı şirketten anonim şirketi olalım diye karar aldık. Yüzde 50-50 ortağız ama birde 3 üncü bir kişi lazım. Muzaffer de bizim kayınbirader de o zaman Mudurnu da çalışıyor. Süreyya nın sağ kolu benim değil. Muzaffer olur mu dedim, olur dedi. Yarım hisse ona verdik böylece. 49,75 benim, 49,75 hissede Süreyya nın. 15 gün sonra şirket kuruldu. Senai Bey de (yem fabrikası müdürü) bunu duymuş “Ben çalışmayacağım” dedi. Daha evvel de kendi kayınbiraderi “Hulusi Patoğlu olsun” dedi. “Olmaz” dedim. Senai Bey bak darılıyor, diye ona olur dedim. Yarım da ona verdik. O yarımın yüzde 0,25 ini ben, diğer 0,25 ini de Süreyya Bey verdi. 1987 de Vehbi Koç Abant a gelmiş. Cuma namazı içinde Mudurnu ya geldi. Bize de geleceğini bildirdi. Saatte 4 binlik kesimhaneyi de yeni kurduk. Koç a gezdirdik. Hayran kaldı. “Bu kırsal bölgede böyle bir tesis kurmuşsunuz. Ben Maret e bir dünya para verdim. Burası Maret kadar var. Sizi tebrik ederim. Ama bu eserin çevreye faydalı olması için ne karılarınızın ne de çocuklarınızın sözüne bakmayın.” dedi. O sırada da Mustafa Astarcı üniversiteyi bitirdi. Onların üniversite masraflarını da biz ödedik. Şirket ödedi. Bitirdikten sonra işleri karıştırmaya başladı.

 

O sandı ki beni şikayet ettiler. Fabrikaya geldi orada gördüm ben Koç u. Daha sonra hep ağabey diyen Süreyya Bey, yan çizmeye başladı. 88 in Mayıs ında genel kurul var. O arada yine sıkıntı var. Bize para lazım. Bankacı tanıdıklarım var. Aradım yardımcı olalım dediler ama ekspertiss yapılması lazım dediler. Ekspertizi yolladık. Ekspertiz bankadan Nuri Bey gitti. Ertesi gün geldi. “Tespitleri yaptınız mı?” dedim. O da, “Ağabey yok ama size kötü bir haberim var. Süreyya Bey Senai Bey in hisselerini almış” dedi. Bedava verdiğimiz hisselere Süreyya Bey yüksek miktarda para vermiş. Hisseleri Şubat ayında satmışlar haberimiz yok. Hemen Senai yi aradım, “Böyle bir şey var mı?” diye sordum. “Evet, ağabey, sizi arayacaktım ama korktum.” dedi. “Yahu sen bu hisseleri sattın da bana niye haber vermiyorsun. Sana o hisseleri ben vermedim mi?” dedim. “Kaça sattın?” diye sordum. O da söyledi. “Ya ne yaptın? Ben sana Süreyya nın verdiğinin 10 misli misini verdim. Sen neden aldandın? Neyse seni bak Oktay, Uğur bir ağabey gibi sever, sen bu akşam bir daha düşün. Bana yarın haber ver.” dedim. Senai Bey i Dedeman a hapsetmişler, kapıya da iki kişi dikmişler. Ertesi gün geldim yazıhaneye.

 

Ticaret kanunlarını karıştırıyorum, bir açık bulabilir miyim, diye. Orada, “Hisse satışları yönetim kurulundan geçmedikçe kabul edilmez.” diye bir madde buldum, rahatladım. Ama adam hisselerini temsil etmeye diye vekalet vermiş. O zaman ne olacak? Şirketi yüzde 50-50 ye kilitleyecek. Şirketi kayyuma teslim edecek. Feleğim şaşırdı şimdi. Sonradan düzeltiriz ama genel kurul benim için önemli. Hiç uyumadım. Sabah yazıhanede düşünürken, telefon çaldı. “Abi ben Senai. Oktay ve Uğur u çok seviyorum. Ben hisseleri size vereceğim” dedi. “Tamam, teşekkürler.” Dedim. Neredesin diye sorduğumda, “Dedeman Otel deyim ama göz hapsindeyim.” dedi. Genel kurul Turgutreis te. Genel kurul pazartesi bu olay cumartesi oluyor. Oktay la Dedeman a doğru gittik. Otel yakının da bir kişi önde koşuyor, iki kişi de arkadan onu kovalıyor. Bir baktım koşturulan Senai. Hemen attık arabaya Senai yi oradan kaçırdık. Resmen sinema filmi gibi. Altındağ noterini çağırdım. İşlemler için. Aradığımız noter hepimizi tanıyor. Tutmuş benim telefondan sonra Süreyya Bey e telefon etmiş. Tankut un evi Süreyya Bey in evi yan yana. Aradığımız noterin evi de bizim bir alt sokağımızda. Notere giderken Süreyya Bey e söylüyor. Onu da Tankut un karısı duyuyor. Ardından Tankut durumu öğrenip, aracındaki mobil telefondan beni arıyor ve “Abi noterle Süreyya bey konuştu. Süreyya Bey apar topar inip noterle gidiyorlar.” dedi. Çubuk a notere gittik. Noter kapatmış, pazartesi gelin yaparız, dedi. Ardından Elmadağ a geldik, olmadı. Sonra Kırıkkale ye geldik, orada açtıramadık. Keskin de Nizamettin Abi nin oğlu var. Adı Ömer. Ömer i aradım. Durumu anlattım, “Abi emrin olur” dedi. Notere gittik. Genel kurulda kilitlemek için vekalet verdirtmiş Süreyya. Böylelikle genel kurulda Senai yi Süreyya Bey temsil edecek.Yüzde 50-50 ye kilitleyecek. Ben dedim, şimdi bu Senai yi arar. Hacettepe de Mehmet Ali var. Genel sekreterlikte. Dedim bir hastam var. Bunun acil yatması lazım. 3 gün hastanede kalacak. Hastaneye yatırdım. Otele falan koysam hemen bulacaklar. Geldik genel kurula. Ben yıpranmışım. Hükümet komiseri geldi Süreyya ya soruyor, yönetim kurulu başkanı kim? Ben de benim dedim. Ardından yoklama yapıldı. Senai Gökçe deyince hemen çıkardım noterden vekaleti… Dedim oyunu ben kullanacağım. Ben çıkarıp vekaleti gösterince bunlar şaşırdı. Onlarda kendilerinde olduğunu düşünüyorlar. Bir vekalet Şubat ayında alınmış, benimki de yeni tarihli. Komiserde şaşırdı. Bunlar bağırdılar, çağırdılar. Olmaz dediler. Ticaret Bakanlığı na bir soru soruldu, son tarihli olan geçerli. Ben aldım dilekçeyi elime. Ben bir önerge verdim. Tevfik Türesin, Muzaffer Resne, Uğur Türesin. Şimdi onlar iyot gibi açıkta kaldılar. Onlardan yönetime kimse girmedi. Bana sonradan gelenler oldu. Ayrılmayın diye sözler söylediler. Dedim, özür dilesinler benden. Geldiler özür dilediler. Sonra ben jest olsun diye Süreyya Beyi yönetim kurulu başkanı yaptım.

 

 

6310üüü

 

 

1991 de milletvekili oldum ama güzel çalışılıyor. Bir sıkıntı yok. Ne zaman milletvekili adaylığına soyundum arkamdan kazanamaz diye laflar söylemiş. Düşünün bunu diyen ortağım. Bir gün olsun benim milletvekilliğim için uğraşmadı. Milletvekili seçildik ev kaynadı kalabalıktan. Süreyya yok. Süreyya yine hasta olmuş. O zaman Süreyya ile koptuk.

 

Resmen de 1995 te ayrıldık. Sene 95, 15 senede hisselerde hakimiyet bende olmasına rağmen onun yüzde 50 hakkını korudum. Kimse yapmaz bunu. İsteseydim on defa onu sıfıra indirirdim. Sermaye artırımı yaparak. Bir kere sermaye artırımı yapacağız. 65 milyon yatırması lazım. Bu parayı yatıracak mısınız? diye Mustafa ya sordum. O da paramız yok dedi. Ya o zaman hisseniz 24 e iner dedim. Bir hafta sonrada genel kurul var. Bunun hisseleri aşağı çekilince ben vicdan azabı çekerim. Koç a satmaya çalıştılar. Onun vereceği fiyata onun hisselerini alayım dedim. Alacağım ama para yok. Borsaya açılacam. Satarım ama o fiyata olmaz dedi.Şimdi Gentaş ın Yönetim Kurlu Başkanı Ahmet Kahraman girdi araya anlaştık.Ayrıca mülk aldı, İstanbul da dükkan, Bolu da apartman. Salıpazarı nda 5 bin dönüm arsa var onu aldı.

 

Toplam miktarı bir söyleseniz hisseleri ne kadar aldınız?

 

Vallaha her şey dâhil. Toplam yirmi milyon doları buldu.5 milyon dolarda öyle aldı. Birde ceketi aldım çıktım diyor. 15 milyon dolar aldı 1995 yılında. O zaman faizler yüzde 80-90 larda. O zaman Mastaş ı aldı Gentaş. Ahmet kahraman a gittim, dedim bu bir iş sahibi olmasa sağa sola sataşır. Onda para var, sizinde paraya ihtiyacınız var. Ona hisse verin dedim. Dediler, 50 milyonunu versin bana yüzde 40 ını alsın Mastaş ın dedi. Aldık başına geçirdik.6 ay sonra Kahraman hesaplara bir bakıyor 80 milyar zarar. Tevfik Türesin değil ki 23 sene kahrını çeksin. Ondan sonra onu yönetimden aldılar. Onu oraya ortak yapmıştım.

 

Herkes Mudurnu Tavukçuluk un batışını, Oktay ve Uğur un aşırı lüks yaşam tarzına bağlıyor.

 

O devede kulak.99 yılında Ecevit iktidara gelince hükümet programında faizleri yüzde 50 nin üzerine çıkarmayacağız, doları da 900 liradan yukarı çıkarmayacağız diye taahüdü var. Biz bu vaade göre kapasiteyi yüzde 100 arttırdık. Bizim o denli bir kredimiz vardı ki, Ziraat Bankası yüzde 55 le kredi verirken, biz yüzde 35 le spot kredi bulduk ve üstelikte özel bankalardan. 10 milyon işletme sermayesi, 7 milyon hayvan vardı devrede günde 150 bin kesiyorduk. Ancak sonradan anladım ki o arada birde başımıza sabotaj gelmiş.

 

Kapasiteyi yükselttik ya bir de ismi lazım değil yem fabrikasına danışman aldım. Adam benden habersiz yem fabrikasında rasyoları değiştirmiş.

 

Uğur Türesinin oğlunun sünnet düğününde Hülya Avşar Assalist

Uğur Türesinin oğlunun sünnet düğününde Hülya Avşar Assolist

 

Rasyon yem fabrikaların da kullanılan formülasyonlara denir. Adam dediğim gibi rasyoları değiştirmiş.Başladı hayvanlar yem atmaya yani hayvanlar yedikleri yemi sindiremiyorlar.Olduğu gibi dışarıya atıyorlar bu böyle üç ay sürdü.Bu üretim sahasında ½ oranında kilo kaybına sebebiyet verdi.Hayvanlar zayıfladı yüz günde inanamayacaksınız yüz günde üretim sahasında otuz sekiz milyon zarar ettim.Bizi bu da yıkmazdı.Kasım 2001 de yüzde otuz beşle kullandığımız faizler birden bire yüzde yedi yüze çıkmaz mı, hatta yüzde bin ondan sonra yapacak bir şey yok ki biz yem fabrikasında uğradığımız sabotajın ve Ecevit in kurbanıyız.Devletin sözüne güvendik.Oktayla Uğurun yediği ne ki..

 

O ara Süreyya işçileri üzerimize kışkırttı. Para olsa neden vermeyeyim. Astarcı yardımcı olacak ama Türesin ler istemiyor diye yaygaralar çıkarttı. Ben buna inanıp karşıma gelen kişilere dedim ki, Süreyya burayı 100 bin kesimle çalıştırabileceği sözünü versin ben burayı tek kuruş almadan teslim edeceğim. Bunu söylediğim kişiler sonra gittiler konuştular, ama yanaşmamış bu defada. Hani yardımcı olacaktı?

 

Ben öyle işlerle uğraşmam artık diye geri çevirmiş. Biz kredi arıyoruz. İş Bankası kredi verecekti. Koç la konuştum. Maret e telefon etti, Mudurnu yu bünyenize alın diye. Mustafa İş Bankası na gitti, Maret e gitti işleri bozdu. AK Parti yardımcı olacaktı. Başbakan Erdoğan eski Maliye Bakanı Unakıtan a talimat verdi. Kredi verin Mudurnu yu kurtarın dedi. İçeride casusları var. Milletvekillerine, bunlar kumar oynar, karı kızla yerler, içki içerler diye paraya yazık diye kışkırtmışlar. Sıkıştırınca Yüksel Bey ağzından kaçırdı. Mudurnu on senedir sıkıntı içinde. İnşallah Zuhal Bey bu işi becerir. On sene Mudurnu yu bu duruma getiren odur. Herkes mağdur, esnaf mağdur, köylüler göç ediyor. Mudurnu nüfusu 7 bindi, düştü 3500 e. Köylerin nüfusu 28 bindi, düştü 20 bine. Tam 5 bin aileye bakıyordum. Bu işi çözmemizi engelleyen Süreyya Astarcı. 2,200 işçim vardı, hiçbir işçimin bir gün sigortasını yatırmamazlık yapmadım. İşçi 1 günde çalışsa yatırmışımdır. 96 da iflas dairesi satışa çıkardı. İlhan Çetinkaya alacak dediler. O yapar diye bedava almasına itiraz etmedim. Mudurnuludur dedim. Neden etmedim. İşçi saldırıyor ya üzerime sırf işçi parasını alsın diye itiraz etmedim. Bu paranın 5 buçuk trilyonu işçilere gitti. İşçiler paralarını faiziyle aldılar. Hep ilkleri biz yaptık.

 

Tavuğu parçalamayı biz başlattık. İleri işlemeyi biz yaptık. Beypi ye, Ali Ericek e ben yardımcı oldum. Banvit e 15 gün kurs verdim. Keskinoğlu na kurs verdim. Tavukçuluğun ilerlemesi için elimden geldiğince herkese yardımcı oldum. Ama ben zor duruma düşünce hiçbirisi bir alo demedi. Bir tek Bolu dan Süha geldi.” Abi yapacağımız bir şey var mı diye? “10 gün beraber çalıştık. Şirketleri masaya yatırdık. Artık kurtuluş imkânı kalmamıştı teslim olduk.

 

Siz şimdi ne yapıyorsunuz Oktay la, Uğur ne yapıyor çok merak ediyoruz.Koca koca tesislerden geriye ne kaldı?

 

Bizim üzerimizde herhangi bir mal varlığı yok. İki oğlum bazı şirketlerde danışman olarak çalışıyorlar. Gelirleri oralardan ben ise biliyorsunuz milletvekili emeklisiyim. Milletvekili emekli maaşı ile yaşıyorum. Hemen kıyak emeklilik demeyin, biz ticari yaşamımız bitse de eşimiz dostumuz çevremiz olan insanız. Sosyal yaşamımız bulunduğumuz ortamda bu maaşla idare ediyoruz.

 

(Katkıları nedeniyle Çiftlik Dergisi Bolu bürosu Temsilcisi Aydın Özpelit ve Zeki Ercivan-Bolu Gündem gazetesine teşekkür ederim)


Yazan - 8 Mart 2013. Kategori Yazı Dizileri. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Yoruma ve geri izlemeye kapalı

Yoruma kapalı