Taciz, Teşhir, İntihar ve Üniversitelerimiz…. Prof.Dr. Tülin AKSOY

fft107_mf6414576 (1)

 

 

 

 

 

Prof.Dr. Tülin AKSOY

Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Antalya

 

Üniversitelerimizle yan yana gelmemesi gereken kelimeler ne yazık ki, benim de üyesi olduğum Akdeniz üniversitesi ile birlikte anılmaktadtır son bir hafta içinde. Yaşananlar artık bambaşka bir dönemde yaşadığımızın çok bariz göstergeleridir. Canı yananlar, çaresiz kalanlar sosyal medya yolu ile herkese seslerini duyurmakta ve artık hiç bir şey gizli kalmamaktadır günümüzde. Enformasyon (doğru bilgilendirme) kadar dezenformasyon (yanlış/çarpıtılmış bilgilendirme) da, artık çok kolaydır.

 

Çoğumuzun bildiği üzere bir fakültemizdeki bir grup kız öğrenci, 11 Kasım tarihinde bir dersliğe girdiler, doğrusunu söylemek gerekirse dersliği bastılar. Amaçları, normalde o derste bulunması gereken bir erkek öğrenciyi, adını açıklamadıkları bir kız arkadaşlarına tacizde bulunduğu iddiası ile teşhir etmek idi. Olanlar (sanırım) bir cep telefonu ile kaydedildi ve sosyal medyada paylaşıldı. Daha sonra çoğumuz bu durumdan haberdar olduk.

 

Konuya ilgi duyanlar ya da tesadüfen haberdar olanlar bileceklerdir, dün basında yer alan bir habere göre ise, teşhir edilen erkek öğrenci dün bir not bırakıp okulun önünde kendini bıçakladı. Asıl tacize uğrayanın kendisi olduğunu ve kendi deyimi ile “bu bıçağın altına yatması gerektiğini” söyledi. Karnından aldığı yaralar hafif olduğu için öğrencinin taburcu edildiğini öğreniyoruz.

 

Hangi üniversitemizde olursa olsun, bir üniversite mensubu ve anne olarak derinden sarsılacağım bir olay yaşadık. Olayın kazananı yok gibi, vaktinde çözülmeyen bir inatlaşmanın yol açtığı ve her kesimin kaybettiği bir durum gibi görünüyor. Olayla ilgili soruşturmalar, şüphesiz hem Akdeniz Üniversitesinde hem de hukuki mecrada yapılacaktır. Ancak ben de hem bir akademisyen hem de bir anne olarak bazı çıkarımlarda bulunmak isterim.

 

1)Hiçbir şey gizli kalmadığı için birine kötülük yaparken en az on kere düşüneceğiz. İşler tahmin ettiğimizden çok daha ileri aşamalara varabilir.

 

2)Aileler olarak çocuklarımızı bu vb konularda bilinçlendirmeye çalışacağız.

 

3) Kurumsal olarak böylesi riskleri önlemeye yönelik planlarımız olacak.

 

Üniversiteler kurumsal olarak böyle riskleri bertaraf edebilir mi?

 

Evet, bertaraf edebilirler, (kanımca) üniversitelerimiz bu vb kötü senaryolara hazırlıklı olurlarsa,  bu gibi durumlar engellenebilir ya da çok daha az hasarla atlatılabilir.

 

Çok kızgın bir grup öğrenci sınıfı basıyor ve çok kararlı oldukları belli. Bir hoca için pek de beklenmeyen bir durum doğrusu. Kısa süreli şaşkınlıktan sonra dersin hocası öğrencileri dışarı çıkarmaya çalışıyor ve bu tavır grubu daha da agresifleştiriyor.  Topluca kantine gidip teşhir edecekleri öğrenciyi buluyorlar ve hem onun yüzüne hem de etrafındakilere suçlamaları sıralıyorlar.

 

Akademik kurumlarda bu gibi durumlar seyrek de olsa yaşanabilir, bu nedenle kurumsal olarak bu olaylarda nasıl davranılacağı konusunda akademisyenlerin hazırlıklı olmaları sağlanabilir.

 

Son yıllarda ABD’deki bir üniversiteye araştırma yapmak üzere giden bir meslektaşım benimle orada yaşadıklarını paylaşmıştı ve açıkçası yapılanları çok doğru bulmuştum. ABD’deki ziraat fakültesinde belirli aralıklarla ilgi çekici konularda seminerler yapılıyormuş. Akademik ve idari personelin katıldığı bu toplantılarda, konunun uzmanları akademisyenlere depresyona girmiş ya da madde bağımlısı olduğu anlaşılan veya akademik personele karşı cinsel yaklaşımda bulunan öğrencilere nasıl davranacağı konularında seminer sunuyormuş. Bunu duyunca “harika, adamlar bu işi biliyor” demiştim.

 

Çünkü 1985 yılından beri üniversite öğrencileri ile haşır-neşir olan biri olarak ben de zaman zaman biz akademisyenleri zorda bırakan durumlarla karşılaştım. Bizdeki genel yaklaşım olayı kimse duymadan kapatmaya çalışmaktır. Aslında bu gibi olumsuz durumlarda akademisyenler ve diğer akademik personel kendiliğinden çözüm geliştirebiliyor ve olayı etkisiz kılıp sonlandırabiliyorsa bu da bir başarıdır. Bazı insanların sosyal zekâları ve becerileri buna elverir. Ancak bu vb konuların artık kurumsal olarak ele alınması ve mücadele yöntemleri geliştirilmesi de zorunludur. Ülkemizdeki üniversitelerin önemli bir bölümü 30 bin ve üzerinde öğrenciye sahiptir, bu denli büyük kurumların yönetilmesi çok daha büyük bir özeni ve katılımcılığı zorunlu kılmaktadır.

 

En üst düzey yöneticisinin değişmesi aşamasında yaşanan bu münferit olay tüm üniversiteyi tabii ki temsil etmemektedir. Bir üniversitede organ nakli yapılabiliyor olması nasıl ki tüm üniversitede her şeyin yolunda olduğu anlamına gelmiyorsa, böylesi olumsuz bir olay da tüm üniversitenin kokuşmuş ve işgöremez olduğu anlamına da gelmemektedir.

 

Her şeye rağmen Akdeniz üniversitesi ülkemizin birikimli ve üniversite kültürü oluşmuş akademik kurumlarından biridir. En azından bu bilince sahip insanların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.

 

Gerek üniversitelerimizin gerekse diğer kurumlarımızın, değişen dünya koşullarında, daha fazla ortak akla ihtiyacı olduğunu anımsatır saygılarımı sunarım.

URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=82576

Yazan - Kas 17 2015. Kategori ETKİNLİKLER, MANŞET, Prof. Dr.Tülin Aksoy. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

Yoruma kapalı

| Designed by Mavikedi internet Hizmetleri |