Türkiye büyük bir cömertlik gösterdi

papa_erdogan_2-jpg20141128161938

Papa Franciscus, “Türkiye büyük bir cömertlik göstererek birçok göçmeni kabul etti ve sınırlarında meydana gelen bu dramatik durumdan doğrudan etkilendi” dedi.

ANKARA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Katolik aleminin ruhani lideri ve Vatikan Devlet Başkanı Papa Franciscus, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda baş başa ve heyetlerarası görüşmelerin ardından, aralarında diplomatik misyon şefleri, rektörler, akademisyenler, üniversite öğrencileri ve basın mensuplarının bulunduğu topluluğa hitap etti.

Doğal güzellikler ve tarihi açıdan zengin antik medeniyetlerin izleriyle dolu iki kıta ve farklı kültürler arasında köprü vazifesi gören Türkiye’yi ziyaret etmekten mutluluk duyduğunu dile getiren Papa, Aziz Pavlus’un burada doğduğunu, çeşitli Hristiyan topluluklarının burada kurulduğunu, bu toprakların ilk yedi kilise konseyine ev sahipliği yaptığını ve ayrıca halen Efes yakınlarında Meryem Ana Evi olarak kabul edilen İsa’nın annesinin birkaç yıl yaşadığı yere, dünyanın her yerinden inançlı insanların hac görevlerini ifa etmek üzere Türkiye’ye geldiklerini anlattı.

Türkiye’nin önemi ve takdir edilmesinin sebeplerinin bütün bunların yanı sıra büyük bir canlılık çalışkanlık, halkının cömertliği ve bütün milletler içindeki rolünde aranması gerektiğini dile getiren Papa Franciscus, “Sizinle burada bu dostluk, karşılıklı değer verme, takdir ve saygı diyaloğu fırsatını değerlendirmek benim için bir sevinç kaynağıdır” diye konuştu.

“Bizim diyaloğa ihtiyacımız var çünkü birçok ortak değerimiz var” şeklinde konuşan Papa, aynı zamanda bu diyaloğun hikmetli bir ruh ve sükunetle farklılıklara değer vermek ve onlardan ders çıkarmaya yardımcı olması gerektiğini söyledi. “Sağlam bir barış inşa etmek çabasını, sabırla ileri götürmek gerektiğinin” altını çizen Papa, şöyle devam etti:

“Barış insanlığın onuruna bağlı olan hedefler ve temel haklara saygı üstüne kurulmalıdır. Bu yolda ancak ön yargılar ve yanlış korkular aşılabilinir ve herkesin yararına olan olumlu çabalarla saygıya ve diyaloğa yer açılabilir. Bunu gerçekleştirmek için Müslüman, Yahudi ve Hristiyan vatandaşların yasalara uygun olarak ve bu yasaların uygulandığı ölçülerde aynı haklara sahip olmaları ve aynı ödevleri yerine getirmeleri gerekir.

Bu vatandaşlar böylece birbirlerini daha kolay bir şekilde kardeş ve yoldaş olarak kabul edeceklerdir. Böylece her seferinde yanlış anlamalardan uzaklaşarak işbirliğini ve anlayışı besleyeceklerdir.”

Din ve ifade özgürlüğü

Barışın anlamlı bir işareti olan din ve ifade özgürlüğünün herkese garanti edilmesi gerektiğini vurgulayan Papa, dostluğun böylece yeşereceğine işaret etti. Papa Franciscus, “Ortadoğu, Avrupa ve tüm dünya bu yeşermeyi bekliyor. Özellikle Ortadoğu çok uzun yıllardır kardeş katlinin yaşandığı savaşlara sahne olmaktadır. Bir savaş sanki bir başka savaşı doğurmaktadır. Sanki savaşa ve şiddete verilebilecek yegane cevap yeni bir savaş ya da başka bir şiddet eylemine başvurmakmış gibi devam etmektedir” ifadelerini kullandı.

“Ortadoğu, bu barış yetersizliği nedeniyle daha ne kadar acı çekmek zorunda kalacak” sorusunu yönelten Papa, “durumun sanki daha iyiye gidebilmesi mümkün değilmiş gibi bu çatışmaların devam etmesine göz yummamaları gerektiğini” kaydetti.

“Tanrının yardımıyla barışı sağlamak için çabalama cesaretini her zaman hissetmek gerektiğini” belirten Papa, bu yaklaşımın sadakat, sabır ve kararlılıkla tüm müzakere yollarının kullanılması ve barışla sürdürülebilir kalkınmanın somut hedeflerine ulaşacağını anlattı.

Böylesi yüce bir amaca ulaşmak için dinler ve kültürler arası diyaloğun büyük katkıda bulunacağına dikkati çeken Papa, şunları söyledi:

“Bununla birlikte bütün insanlık onurunu aşağılayan ve amacı için dini araç olarak kullanan her türlü köktenci yönelim ve terörizm bertaraf edilir. Anlaşmazlıkları ve ayrımcılığı körükleyen fanatizme, köktendinciliğe ve mantık dışı korkulara karşı gelinmelidir. Tüm inananların dayanışması insan haklarına saygının ibadet özgürlüğü ve dini ahlak kurallarına göre yaşama anlamına gelir. Dini özgürlüğün bir taşıyıcı sütunu gibidir. Bu çaba onurlu bir yaşam ve doğal ortamın korunması içindir. Özellikle Ortadoğu’da bulunan halk ve devletler iklimi değiştirmek için savaşa ve şiddete karşı çıkarak hukuku ve adaleti izleyerek bu barış sürecini olumlu sonuca götürecek şekilde ilerletmeye acilen ihtiyaç duymaktadırlar.”

Suriye ve Irak

Bugüne kadar çatışmalara şahit olduklarını dile getiren Papa, özellikle Suriye ve Irak’ta terör eylemlerinin halen aralıksız devam ettiğini vurguladı. Tutuklular ve farklı etnik gruplara karşı en basit insani kuralların dahi çiğnendiğini söyleyen Papa, azınlık gruplara yönelik büyük zulümlerin gerçekleştiğini, sadece Hristiyan ve Yezidiler değil yüzbinlerce insanın evlerini ve vatanlarını, hayatlarını kurtarmak ve inançlarına bağlı kalabilmek için terk ettiğini ifade etti.

Papa, Türkiye’nin büyük bir cömertlik sergileyerek birçok göçmeni kabul ettiğini ve sınırlarında meydana gelen bu dramatik durumdan doğrudan etkilendiğini hatırlattı. Uluslararası camianın bu göçmenlere yardım etmesinin ahlaki bir mecburiyet olduğuna dikkati çeken Papa, gerekli olan insani yardımın yanında bu trajediyi ortaya çıkaran sebeplere de kayıtsız kalınmaması gerektiğini kaydetti.

Papa Franciscus, şu ifadeleri kullandı:

“Şunu da hatırlatmak isterim ki her zaman uluslararası hukuka bağlı kalmak şartıyla haksız saldırıya karşı mücadele meşru ise de sorunun çözümü için sadece askeri cevap yeterli olmayacaktır. Karşılıklı güvene dayalı, ortak ve güçlü bir çaba gereklidir. Bu çaba kalıcı barışı mümkün kılacak ve kaynaklarımızı silahlara değil insan onuruna layık gerçek savaşlara yönlendirecek, açlık ve hastalıklarla savaş, sürdürülebilir kalkınma, yaratılmış olanın korunması, modern dünyamızda dahi eksik kalmayan ve farklı yüzlerle karşımıza çıkan fakirlik ve uç eğilimlerle mücadele gibi savaşlar. Türkiye tarihi bölgedeki coğrafi konumu ve önemi nedeniyle büyük bir sorumluluğa haizdir. Türkiye’nin yaptığı seçimler ve verdiği örnek özel bir değere sahiptir. Ayrıca medeniyetlerin bir araya gelebilmesine katkı sağlayabilir ve izlenebilir barış ve kalkınma yollarını çizebilir. Her şeye kadir yüce tanrı Türkiye’yi korusun ve kutsasın ve onu etkin kabul edilebilir bir barış inşacısı yapsın.”

Temaslarını tamamlayan Papa, Vatikan Büyükelçiliğine geldi

Papa Franciscus, bugünkü temaslarının ardından geceyi geçireceği Vatikan Büyükelçiliğine geldi.

Papa Franciscus’un Vatikan Büyükelçiliğine gelişinde Filipinli bir grup, Papa’ya sevgi gösterisinde bulundu. Papa, yarın sabah İstanbul’a gidecek.

İstanbul’da Ayasofya Müzesi ve Sultanahmet Camisi’ni gezecek Papa Franciscus, Şişli’deki Saint Esprit (Kutsal Ruh) Katolik Kilisesi’ndeki ayine katılacak.

Papa, aynı gün Fener Rum Patrikhanesi’ni ziyaret edecek ve Patrik Bartholomeos ile özel bir görüşme yapacak. Papa Franciscus ve Patrik Bartholomeos, daha sonra Aya Yorgi Patrikhane Kilisesi’nde dua edecek.

Papa Franciscus, ziyaretinin son günü 30 Kasım’da, tekrar Fener Rum Patrikhanesi’ne gidecek ve Bartholomeos ile ortak bir deklarasyona imza atacak, birlikte öğle yemeği yiyecek.

İstanbul’daki temaslarının ardından Papa Franciscus, akşam saatlerinde Türkiye’den ayrılacak.

Muhabir: Meltem Uzun, Muhammet Faruk Alagaş,Ferdi Türkten, Şenay Ünalü, Halit Gülşen
Suriye’deki devlet terörü gözardı ediliyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye’deki devlet terörünün gözardı edildiğini belirterek, “Dünya, terör estiren o kişi giderse yerine kim gelir gibi mantığı olmayan bir yaklaşım sergiliyor” dedi.

ANKARA

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Papa Franciscus, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda baş başa ve heyetlerarası görüşmelerin ardından, aralarında diplomatik misyon şefleri, rektörler, akademisyenler, üniversite öğrencileri ve basın mensuplarının bulunduğu topluluğa hitap etti.

“Saygıdeğer misafirimiz” diye hitap ettiği Papa Franciscus ile dünyanın ve bölgenin tüm meselelerinin ele alındığı çok verimli bir görüşme gerçekleştirdiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, heyetlerarası görüşmede de bölgede ve dünyadaki gelişmelerin ele alındığını aktardı.

Erdoğan, “İnanıyorum ki bugün buradan vereceğimiz mesajlar, dünyadaki bu sıkıntılı süreci olumluya dönüştürmede çok büyük katkı sağlayacaktır. Zira yaptığımız görüşmede, farklı düşündüğümüz konu hemen hemen hiç yok. Dünyadaki bu olaylara bakışta aynı şeyleri paylaşıyoruz. Teröre, terörle mücadeleye bakışımız aynı. Dünyada özellikle şiddete yönelik bakışımız aynı. Paranın egemenliğine yönelik bakışımız aynı ve bu egemenliğin neleri tevlit ettiğine, neleri doğurduğuna yönelik bakışımız aynı. Bu ziyaretin, dünyamızın ve bölgemizin son derece kritik bir süreçten geçtiği böyle bir zaman diliminde gerçekleşiyor olması çok çok anlamlı” değerlendirmesinde bulundu.

Papa Franciscus’un Türkiye’ye yaptığı ziyareti çok önemsediğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

“Bölgemizde ve dünyada barış umutlarını çoğaltacak, çok önemli, çok hayati bir adım olduğuna inanıyorum. Bugün Türkiye’den verilecek mesajlar, sadece Türkiye’ye sadece Vatikan’a değil tüm İslam coğrafyasına, tüm Hristiyan coğrafyasına ulaşacak ve oralarda da barış umudunu artıracak şekilde yankı bulacaktır. Bugün Ankara’da vücut bulan bu fotoğraf, hiç şüphesiz dünya için bir umut fotoğrafıdır. Zira son yıllarda, özellikle Patrik Hazretlerinin, kardeşlik noktasındaki vurgusu çok büyük anlam ifade ediyor. Hristiyan dünyasında ve İslam dünyasında, karşılıklı önyargıların hiç arzu edilmeyecek şekilde büyüdüğüne şahit oluyoruz. Batı’da ırkçılık, ayrımcılık, farklı olana nefret ve İslamofobi ne yazık ki son derece hızlı ve ciddi bir şekilde tırmanma seyri gösteriyor. Müslüman ülkeleri yanında Batılı ülkelerde yaşayan Müslümanlara karşı önyargının ve tahammülsüzlüğün giderek arttığını görüyoruz. İnsanlar sadece mensup olduğu dinlerden dolayı peşinen ve son derece haksız biçimde gerici, hoşgörüsüz, tutucu ya da şiddet yanlısı olarak yaftalanabiliyorlar. Medyanın, kimi siyasetçilerin ve kimi çevrelerin Müslümanlara yönelik bu ırkçı ve ayrımcı algıyı bilerek ya da bilmeyerek çoğalttıklarını da görüyoruz. Örneğin Batı dünyasında, İslamı ve Müslümanları terörle özdeş hale getirmek gibi girişimlerin milyarlarca Müslümanı derinden incittiğini müşahede ediyoruz. Buna karşılık İslam dünyasında da Müslümanlara yönelik olumsuz algıyı besleyecek şekilde öfke, nefret ve şiddetin yaygınlaştığını esefle müşahede ediyoruz.”

Kendisini yenilmiş, mazlum, mağdur, terk edilmiş ve adaletsizliğe uğramış hisseden milyonlarca insanın, umutsuzluk içinde terör örgütlerinin istismarına açık hale gelebildiğine işaret eden Erdoğan, “Şunu özellikle ifade etmek isterim ki DEAŞ gibi, El Kaide gibi, Boko Haram gibi terör örgütleri uzun yıllardır devam eden yanlış politikaların sonucu olarak ortaya çıkmışlardır” dedi.

Yalnızlığa itilen, ayrımcılığa tabi tutulan, yoksulluğuyla baş başa bırakılan, kendisine sürekli çifte standart uygulanan ve adaletsizliğe maruz bırakılan yığınların, bu terör örgütlerinin istismarına açık hale getirildiğini vurgulayan Erdoğan, şunları söyledi:

“DEAŞ terör örgütü şu anda tüm dünyada biliniyor, hakkında her gün konuşuluyor. Her gün bu soruna tedbirler aranıyor veya tedbirler alınıyor ancak Suriye’de kendi halkından 300 bin masum insanı öldüren, 7 milyon insanın ülkesinde veya ülkesinin dışına iltica veyahut da sığınmacı olarak giden insanların durumu göz ardı ediliyor. Bu konuda kimse bir şey ciddi manada konuşmuyor. Burada bir devlet terörü var, kişisel terörler var, bunu biliyoruz ama Suriye’de de bir devlet terörü var. Orada devlet terörünü estiren bir kişi var ve böyle bir zalime karşı ‘Acaba o giderse onun yerine kim gelir’ gibi hiçbir mantığı olmayan, bilimsel altyapısı olmayan bir yaklaşım sergileniyor. Gazze’ye uygulanan, masum çocukların, masum kadınların ölümüne yol açan devlet terörü, ne yazık ki dünyanın dikkatini çekmiyor. Kudüs’te Müslümanların en kutsal mekanlarından biri olan Mescid-i Aksa’yı hedef alan ihlal ve saldırılar mütemadiyen görmezden geliniyor, orada farklı dini cemaatlerin kutsallarına ve özgürlüklerine yönelik de kısıtlamalar yapılıyor. Uluslararası camia, buna da duyarsız kalıyor. Türkiye’de 30 yıldır 50 bine yakın insanın ölümüne neden olan PKK terörü dünyadan gereken tepkiyi almıyor.”

“Şiddete karşı tedbirler üretmeliyiz”

Erdoğan, bazı ülkelerdeki askeri darbeler, katliamlar, hak ihlalleri, kıyımların dünyadan gereken cevabı almayarak adeta teşvik edildiğini ifade ederek, ”İşte bu çifte standartlı tutum, bu adaletsiz yaklaşım, sadece İslam dünyasındaki kitlelerin ruhunda değil, adalete gönül veren tüm insanların ruhunda tamiri zor tahribatlar açıyor” diye konuştu.

Dünyanın karşı karşıya kaldığı bu ciddi tehditlere çözüm üretecek olanın hiç kuşkusuz, farklılıkların birbirine hoşgörüsü ve ittifakı olacağını belirten Erdoğan, şunları ifade etti:

”Bugün buradan vereceğimiz veya vermekte olduğumuz mesaj aslında bu olacaktır. Gerek batıda yükselen ırkçılık, ayrımcılık ve İslamofobiye, gerek İslam dünyasında yükselen öfke ve şiddete karşı birlikte tedbirler üretmemiz kaçınılmaz bir gereklilik haline almıştır. Medeniyetler arasında inançlar, kültürler, mezhepler arasında uçurumlar derinleşerek bunu seyretmek, bunun karşısında eli kolu bağlı durmak, tarihe, vicdanlara ve inançlarımıza karşı takdir edersiniz ki büyük bir haksızlık olacaktır. Dünyamızı tehdit eden ırkçılığa, ayrımcılığa, nefret suçlarına, hoşgörüsüzlüğe karşı birlikte çözümler üretmek ve uygulamak zorunda olduğumuza inanıyorum.”

BM çatısı altında İspanya ile başlatılan Medeniyetler İttifakı Girişimi’nin bu yönde önemli bir fırsat olduğunu düşündüğünü söyleyen Erdoğan, ”Bu girişimin yaşatılması ve daha etkin hale getirilmesi küresel barış adına umut verici olacaktır” değerlendirmesini yaptı.

”Türkiye’nin tavsiyeleri dikkate alınmalı”

Türkiye’nin doğu ile batı arasında, yüzü hem doğuya hem de batıya dönük bir ülke olarak birlikte yaşama kültürüne eşsiz katkılar sağlayacak birikime sahip olduğunu vurgulayan Erdoğan, ”Topraklarımızda bin yıla aşkın süre boyunca her ırk, din, mezhep özgürce varlık göstermiş, özgürce kültürünü ve inançlarını yaşatabilmiştir” dedi.

Erdoğan, şu anda Türkiye sınırları içinde yer alan azınlıklara yönelik olarak tarihi nitelikte reformlar gerçekleştirdiklerini ve samimi adımlar attıklarını belirterek, ”Türkiye kendi içinde birlikte yaşama kültürünü güçlü şekilde desteklerken, bölgesinde ve dünyada da bunun mücadelesini samimi şekilde veriyor. Birlikte yaşama kültürünü küresel ölçekte desteklenmesi adına Türkiye’nin tavsiye ve uyarılarının mutlaka dikkate alınması gerektiğini burada vurgulamak isterim” diye konuştu.

Aynı şekilde batıda yükselen tehditler, doğuda oluşan hassasiyetler konusunda da Türkiye’nin uyarı ve tavsiyelerine dikkat edilmesi gerektiğini düşündüğünü belirten Erdoğan, ”Türkiye’nin tavsiyeleri gündelik, siyasi polemikler içinde görmezden gelinmesin. Biz yaklaşan tehlikeyi görüyor, hissediyor ve tüm insanlığı ayrım yapmaksızın tedbir almaya çağırıyoruz. Batı ile ve doğu ile irtibat kurabilme imkanını değerlendiriyor, daha yaşanabilir bir dünya için çırpınıyoruz. Sadece yakın coğrafyamızda değil, açılım politikalarımızla son yıllarda ulaştığımız Afrika, Uzak Doğu ve Latin Amerika gibi bölgelerdeki çok çeşitli sosyal, ekonomik ve çevresel sorunlarla da yakından ilgileniyoruz” şeklinde konuştu.

”Önyargıyı kıracaktır”

”Türkiye, bugün dünyanın önde gelen donör ülkelerinden biri durumuna gelmiştir” ifadesini kullanan Erdoğan, Türkiye’nin 12 yıl önce, az gelişmiş veya en az gelişmiş ülkelere yıllık 45 milyon dolar destek çıkarken, bugün yılda 4.5 milyar dolar yardım yapabilen bir ülke konumuna geldiğini söyledi.

2015 yılı boyunca yürütülecek G20 dönem başkanlığı sırasında da göç, fakirlik ve gelir dağılımındaki büyük eşitsizlikler gibi konuları öncelikler arasında değerlendireceklerini belirten Erdoğan, sözlerine şunları ekledi:

”Katolik dünyasının ruhani lideri, muhterem misafirimiz Papa Fransuva Hazretlerine, bu ziyaretiniz hiç şüpheniz olmasın ki İslam dünyası üzerinde son derece olumlu bir iz bırakacaktır. Bu ziyaretiniz aynı zamanda Hristiyan dünyası üzerinde de nice önyargıyı kıracaktır diye düşünüyorum. Bu tarihi ziyaretin, bu küresel barışı ve medeniyetin ittifakı olarak gördüğüm bu ziyaretin, yeni bir sürecin ilk adımı olması en büyük arzumuzdur. Sizi ve heyetinizi, ülkemizde görmenin memnuniyeti içerisinde tekrar teşekkür ediyor, bu ziyaretin hayırlara vesile olmasını Allah’tan temenni ediyorum. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Papa Franciscus’un hitabını dinleyenler arasında, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Türkiye’deki azınlık cemaatlerinin liderleri, yabancı misyon şefleri, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür Kemal Öztürk, üniversitelerin Felsefe Dinler Tarihi kürsülerinden akademisyenler ve bu alanda doktora ve yüksek lisans yapan bazı öğrenciler de bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Papa Franciscus’u Cumhurbaşkanı Sarayı’ndan makam aracına kadar uğurladı.

Papa Franciscus’a Fatih’in Bosna fermanı

Samimi bir havada geçtiği öğrenilen görüşmeye, Başbakan Ahmet Davutoğlu ile Vatikan Devlet Sekreteri Kardinal Pietro Parolin de katıldı.

Erdoğan ve Papa başkanlığındaki heyetlerarası görüşmelerde, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ile Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve diğer ilgililer hazır bulundu.

Papa Franciscus, ziyareti dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Romalı çağdaş ressam Riommi’nin ”St. Angelo Kalesi’nden Görünüm” adlı yağlı boya tablosundan esinlenerek hazırlanan, mozaik bir resim hediye etti. Resmin Vatikan Mozaik Stüdyosu’ndan sanatçılar tarafından hazırlandığı belirtildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da Papa’ya Fatih Sultan Mehmet’in Bosna’da ikamet eden Hristiyanlara verdiği Din ve İnanç Özgürlüğü fermanının gümüş zemin üzerine hazırlanmış tablosunu takdim etti.

Erdoğan, ayrıca çok iyi derecede Almanca bilen Papa Franciscus’a, Ankara Üniversitesince hazırlanan, dört ciltlik İslamiyet ve Hristiyanlık Dini Terimler Sözlüğü hediye etti.

Cumhurbaşkanlığından alınan bilgiye göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından Papa’ya takdim edilen fermanda, ”Ben ki Sultan Mehmed Hanım; ihsan edip Bosna rahiplerine buyurdum ki: Kiliselerinizde korkusuzca ibadet ve memleketimizde korkusuzca ikamet edin. Ne vezirlerimden ne de halkımdan kimse bunları incitmesin ve rencide etmesin. Allah’a, Peygambere, Kur’an’a ve kuşandığım kılıca yemin olsun ki canları, malları ve kiliseleri bana itaat ettikleri sürece güvencem altındadır” ifadeleri yer alıyor.

Fermanın bir nüshası, Bosna’nın Fojnica şehrindeki Katolik Fransisken Manastırında, Divan-ı Hümayun’da hazırlanan nüshası ise İstanbul’da Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığında bulunuyor.

İnanç serbestliğine ait en eski metinlerden biri olarak değerlendirilen ferman, gümüş üzerine aktarıldıktan sonra satırlar gerçek fermanda yer alan renkler kullanılarak boyandı.

Fermanı açıklamak üzere Türkçe ve İngilizce olarak hazırlanan özet metin, güncel kavramlar kullanılarak ifadelendirildi.

Muhabir: Eda Ünlü Özen, Fatma Can, Hande İlbeyi Canca

AA

URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=69813

Yazan - Kas 28 2014. Kategori DÜNYA. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

Yoruma kapalı

| Designed by Mavikedi internet Hizmetleri |