Organik Tavukçuluk Prof.Dr.Tülin AKSOY


580476_284194785044920_1464102359_n

 

 

 

 

 

Sayın Editör ve Tarım Bilgi Bankası Takipçileri,

 

 

Prof.Dr. Tülin AKSOY

Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü, Kampus, ANTALAY

tulinaks@akdeniz.edu.tr

0242 310 24 72

 

 

Ben endüstriyel ve alternatif (organik vb) tavuk yetiştirme sistemleri konusunda çalışmalar yapan ve ders veren bir akademisyen olarak, değerli hocamızın (Prof.Dr. Nazimi AÇIKGÖZ) görüşlerine katılmıyorum.

 

Yazı Çiftlik Dergisinde de yer buldu ve hemen okudum, bu konuda görüşlerimi dile getiren bir yazım rafinasyon sürecinde, ilk fırsatta bu yazıyı sizlerle paylaşacağım.

 

Organik tarıma sağlanan destek zenginlerin daha ucuza organik gıda tüketmesi amacıyla değil, dezavantajlı küçük çiftçilerin sürdürülebilirliğinin daha yüksek olduğuna inanılan (pek çok bilimsel veriye dayanılarak) organik tarıma teşvik etmek için verilmektedir (pek çok ülkede).

 

Amaç bir taşla 2 kuş vurmak değil, bir araç ile 2 konuda destek sağlamaktır! Nedir bunlar?

 

1) Yarınlarımız için sürdürülebilirlik (a- Hayvansal ve bitkisel üretimin sürdürülebilirliği,  b- Hayvan ve bitki ıslahının sürdürülebilirliği)

2)  Hem yarınlarımız hem de bugünlerimiz için kırsal kalkınma, diğer bir ifade ile ekonomik sürdürülebilirlik.

 

ENDÜSTRİYEL TARIM GİBİ ORGANİK TARIM DA SORGULANABİLİR OLMALI VE SORGULANMALIDIR.

 

Dolayısıyla Sn hocamızın bu yazısını son derece gerekli ve yararlı buluyorum ancak karşı teze inanlar olarak bizlerin de daha fazla yazması gerektiği de açık, kamuoyunun daha sağlıklı şekilde oluşması için.

 

Ve bir soru:::>>> Örneğin ülkemizdeki giysi ya da takı sektörü söz konusu olduğunda tüm taraflar ve özellikle entellektüeller, çeşitliliğin çok iyi olduğunu söyler. Fakat konu özellikle tavukçuluk ya da diğer hayvansal üretim dalları olduğunda, çeşitliliğe hiç gerek olmadığı sadece endüstrinin bize yeteceği noktasına varılır. Bunun nedenleri üzerinde ciddi olarak düşünmeliyiz.

Diğer Haberler:
PROF. DR. HAZIM GÖKÇEN: Türkiye’de Hayvancılığın Sorunlarını Ancak Devlet Çözebilir

 

Endüstriyel tarıma daha çok uzun süre muhtacız ama en azından farklı bir dünya daha olduğunun, olabileceğinin de farkında olmalıyız. Bu görüşün en önemli savunucuları, bize endüstriyel üretim modellerini transfer eden (dolayısıyla bunları üreten) Batı ülkelerinin tarım entellektüelleridir.

 

ABD’nin çok başarılı “Ülkesel Organik Programı”nın NOP (National Organic Program= Ülkesel Organik Program) sayfasında sörf yapmak için biraz vakit ayırırsak, dünyanın en büyük ekonomik gücü olan bu ülkenin, “neden organik tarım?” sorusunun birkaç cevabından birinin “INNOVASYONU DESTEKLEMEK” olduğunu görürüz.

 

Bize endüstrimizi armağan eden ülke, tarımsal innovasyonu desteklemek, bu konudaki liderliğini sürdürmek için çırpınırken ve First Lady’leri Beyaz Saray’ın bahçesinde organik tarımla ülke kamuoyuna yön vermeye çalışırken; bizim organik tarımı bu denli sorgulamamız, buna karşı organik tarımı savunması gerekenlerin de pek sesinin çıkmaması, kanımca sorgulanmaya değer bir durum.

 

Hayalci olmayalım, tamam; ancak kraldan çok kralcı da olmayalım.

tavukdolmasc4b11

Organik tavukçuluk

  • Her şeyden önce küçük çiftçilerimizin soluk almasına destek olur. Ülkemizde tavuk eti ve yumurta üretiminin sadece % 5’inin organik üretime dönüşmesi, hesaplamalarıma göre yaklaşık 1500 küçük çiftçiye yeni bir gelir kapısı demektir. Hiç kimsenin bundan ürkmesine gerek yok, daha uzunca bir süre oranın % 10-15’i geçmesi neredeyse olanaksız.
  • Kafeslere sıkışmış ya da yerde sıkışık yetiştirilen tavukların refahını yükseltir, doğalarına daha uygun yaşamasını sağlar. Modernleşmenin insanları hayvan refahı konusunda daha hassas hale getirdiği, hayvan refahının artık tavukçuluk sektöründe bir pazarlama enstrümanı olduğu unutulmamalıdır.
  • Şehir hayatından, plazalarda çalışmaktan sıkılmış ancak hala üretkenlik döneminde olan insanlarımız için sürdürülebilir bir yeni yaşam biçimi olabilir. Herkes ya beyaz ya da mavi yakalı olmak, gelir düzeyi gruplarımız da “CEO geliri” ve “asgari ücret” ya da “2 kat asgari ücret” seçenekleri ile sınırlanmak durumunda olmamalıdır.
  • Genetik varyasyonun çok büyük kısmının çöpe atılması ve giderek yok olması, sadece küçük bir kısmının kullanılması ile sonuçlanan “hibrit” tavuk kullanımının yol açtığı riskleri minimize etmede organik tavukçuluk önemli bir seçenektir. Yaygın olarak kullanılan hibritler dışındaki tüm genotiplerin, özellikle de yerel genetik kaynaklı olanların organik üretimde kullanılması, dünyamızdaki gen kaynaklarının sürdürülebilir korumasında en etkin yoldur.
  • Endüstrinin kullanabileceği tavuk hibritleri elde etmek gerçekleştirilemez bir seçenek olmasa da, zaman alıcı ve masraflıdır. Ancak organik vb üretim modellerine uygun genotipler geliştirmek ise, çok daha kolay, gerçekleştirilebilir ve daha kısa sürede sonuç verecek girişimlerdir. Bu çabalar, ilgili alandaki mutlak dışa bağımlılığımızı azaltmada bir ilk adım olabilir.
  • Türkiye’nin tohum ıslahında sağladığı başarıyı hayvan ıslahında, özellikle daha avantajlı olan tavuk ıslahında sağlayamamış olması, her şeyden önce Avrupa’nın en büyük üreticisi Türkiye için, bir PRESTİJ KAYBIDIR. Organik tarım için çalışmalara başlanarak bu kayıp en aza indirilmelidir.
  • Akademisyenlerimizin, ülkemizdeki endüstriyel tavukçuluğun gelişmesine katkısı sınırlıdır. Oysa organik vb yarı-entansif sistemler, yerli ar-ge olmadan gelişemez. Tavukçuluk ve ilgili alanlarda çalışan akademisyenlere, hem ülkelerine hem de çalışma alanlarına, yerel/evrensel katkı yapmalarında organik tarım çok öenmli bir seçenektir.. “TEKNOLOJİ/İNAVASYON ve ORTA-GELİR TUZAĞI” kelimelerini dillerinden düşürmeyenlere ve meslektaşlarıma naçizane bir anımsatma.
  • Tavukçuluk sektörü ve bu alandaki entelektüeller ve azımsanmayacak etkinlikteki STK’larımız, maalesef yılık yumurta tüketimimizi 180 âdetin üzerine çıkaramamışlardır. Hayvan refahı, lezzet, sürdürülebilirlik (tarımsal ve ekonomik) temaları çerçevesinde başarılı bir oragnik vb. tavukçuluk sistemleri uygulaması, tüketimin artmasında katkı sağlayabilir.
  • Fransa’da üretilen tavuk etinin % 16’sı, organik üretime çok benzeyen sertifikalı ve otlatmalı bir endüstri-dışı sistem olan Label Rouge (Kırmızı Etiket) üretim modelinden elde edilir. Ancak Fransa’da evde tüketilen her 3 tavuktan 1’inin, evde tüketilen her bütün tavuk karkasından 2’sinin “Label Rouge” etiketi taşıması, mutlaka bizlerce incelenmelidir. AB ortalamasına ulaşan yılık tavuk eti tüketimimizin artık pek az artmasının sektörü sıkıntıya sokmakta olduğu anlaşılmaktadır. Organik vb. tavuk eti üretimi tüketimimizi arttırabilir.
Diğer Haberler:
Gıda egemenliği panelimize bekleriz.

…….

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızda 13 adet genel müdürlük vardır, bunlardan ikisi “Bitkisel Üretim Müdürlüğü” ile “Hayvansal Üretim Müdürlüğü”dür. Bitkisel üretimle ilgili müdürlüğün altında yer alan “İyi Tarım Uygulamaları ve Organik Tarım Dairesi” hem bitkisel hem de hayvansal üretimi kapsayan görev ve sorumluluklara sahiptir. Daire başkanları başta olmak üzere oldukça başarılı işlere imza atan daire, kanımca bağımsız bir müdürlük haline getirilmeli ve hem bitkisel hem hayvansal üretime aynı yakınlık ve uzaklıkta çalışmalar yapmalıdır.  Sadece daire ve müdürlükleri değiştirerek sorun çözülmez ya da başarı yakalanmaz ama kanımca organik hayvancılık üvey evlat konumunda olmamalı ve biz akademisyenlerle daha yakın çalışmalıdır.

 

Rafinasyon sürecindeki yazım, hafiften buraya kaydı, Sn hocam Prof.Dr. Nazimi AÇIKGÖZ başta olmak üzere tarıma emeği geçen herkese selam ve saygılar.

 

 

 


Yazan - 28 Nisan 2015. Kategori MANŞET, KÜMES HAYVANCILIĞI, HAYVANCILIK, GÜNDEM, Prof. Dr.Tülin Aksoy. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

Yoruma kapalı