Rusya-Ukrayna krizi süt sektörüne de darbe vurdu


197000_549558931723083_1318318398_n

 

 

Türkiye, Rusya ve Ukrayna’dan 7 kalem yem hammaddesi ithal ediyor. İki ülke arasındaki kriz üretimi vurdu, fiyatları yükseltti. Faturayı yine girdi maliyetleri altında ezilen süt üreticisi ödüyor

 

Süt sektörüne yönelik analizimizin ilk bölümünde 2013 yılına yönelik üretim, tüketim, ihracat ve ithalat verilerini paylaşmıştık

 

Bu bölümde ise süt üreticileri açısından sektörün öncelikli sorunları ve çözüm yolları ile barındırdığı risk ve potansiyellere değineceğiz.

 

Bugün hayvancılık sektörünün en önemli sorunu girdi maliyetlerindeki aşırı yükseliş. Bu hem süt hem de et üreticileri açısından kritik önemde.

 

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın verilerine göre 2002-2013 yıllarını kapsayan dönemde karma yem ve mazot fiyatlarındaki artış yüzde 300’ü buluyor. Aynı dönemde kimyasal gübre fiyatlarındaki artış ise cinsine göre yüzde 240 ila yüzde 320 oranında değişiyor.

 

– Girdi maliyetlerinin yüzde 70’i yem –

 

Yem giderleri süt üreticileri açısından işletme giderleri içerisinde ciddi bir faktör. Üreticilerin aylık giderleri içinde yemin payı yüzde 70’i buluyor. Süt üreticisi, maalesef ne hammadde girişlerinde ne de ürettiği ürünü satarken fiyatını belirleme lüksüne sahip değil. Mazot, elektrik, yem dahil hiçbir girdinin

fiyatını üretici belirleyemiyor. Bu yüzden süt üreticileri hem girdi maliyetleri hem de satış fiyatları konusunda arada sıkışıp kalıyor.

 

Avrupa, ABD gibi gelişmiş ülkelerde kabul edilen bir gerçek var. Üretici bir litre sütünü üretip sattığı zaman bir buçuk kilo yem alabiliyor. Bu, tüm dünyada kabul gören süt-yem paritesi. Türkiye’de bu parite oldukça değişken. Ulusal Süt Konseyi’nin belirlediği mevcut çiğ süt referans fiyatı litre başına 1.15 TL. Tabii bu referans fiyatın bir bağlayıcılığı yok. Anadolu’nun farklı bölgelerinde çiğ sütün litre fiyatı 90-95 kuruşa kadar düşüyor. Bugün itibariyle bir litre süt satan üretici yaklaşık 1 kilogram yem ya alıyor ya alamıyor.

 

Sektördeki dalgalanmaların da etkisiyle 2008-2009’da bir milyon baş anaç hayvan kesime gitti. Bire bir buçuk paritesi sağlanamadığı zaman üreticiler hayvanına bakamaz hale geliyor ve hayvanlarını kesime gönderiyor.

Kesime anaç hayvan gittiği zaman yavru olmuyor. Bu da et ve süt üretiminde sıkıntı yaşanması anlamına geliyor.

 

Bu açıdan bakıldığında yem üretimi süt sektörü üzerinde önemli bir etkiye sahip.

 

– Yem hammaddesinin %41’ini ithal ediyoruz –

 

Türkiye’de yem sektörü yüzde 41 oranında ithal hammadde kullanıyor. Soya, melas, küspe gibi hammaddelerin bir bölümü Rusya ve Ukrayna’dan ithal ediliyor. Sadece bu iki ülkeden 7 kalem hammadde ithal ediyoruz.

 

Özellikle son dönemde dolardaki yükseliş ve Rusya-Ukrayna krizine paralel olarak yem hammadde fiyatları arttı. Bu da otomatikman yem fiyatlarına zam olarak yansıdı. Çünkü sektörün mevcut  hali ithal hammaddeye dayalı bir yapıda.

 

Yem hammaddesi konusunda piyasalarda bir diğer fiyat baskısı da Çin’den geliyor.  1.5 milyarlık nüfusa sahip Çin ekonomisi büyüyor ve artan alım gücüne paralel olarak tüketim de yükselişte.

DİĞER HABERLER
Kanatlı yetiştirmede aşı etkinliği anahtardır

 

Çin’de hayvansal ürünlere talep artıyor. Bu da soya gibi birçok hayvansal üretimde önem arz eden bitkilere talebi yükseltiyor. Dünyada 260 milyon ton soya üretiliyor. Ticarete konu 100-105 milyon ton soyanın 70-75 milyon tonunu tek başına Çin alıyor. Bu da fiyat artışında bir başka etken.

 

Yem sektörü ithal hammadde zorunluluğundan kurtarılmadığı sürece de bu sorun devam edecektir.

 

– Türkiye’de yem üretimi yetersiz seviyede –

 

Peki Türkiye’de yem üretimi artmıyor mu?

 

Artıyor ama yetersiz.

536406_523461567666153_2057100702_n

Geçen yıl mısır üretimi bir önceki yıla oranla 1.5 milyon ton artarak 4.5 milyon tondan 6 milyon tona yükseldi. Ama buna rağmen 1.5 milyon ton mısır daha ithal ettik.

 

Türkiye 2013’te yaklaşık 2.2 milyon ton soya ve soya küspesi ithal etti. Türkiye’de ise sadece 180 bin ton soya üretimi gerçekleşti.

 

Geçen yıl toplam 16 milyon ton yem üretildi ama 6.5 milyon ton yem daha ithal etmek zorunda kalındı.

 

Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkün.

 

Buradan şu sonuç çıkıyor. Bitkisel ürünlere yönelik plansız üretim politikaları hayvancılık sektörünü doğrudan olumsuz yönde etkiliyor.

 

Projeksiyonlara göre gelecek 5-10 yılda karma yem ihtiyacı 30 milyon tona yükselecek.

 

Bunu nasıl karşılayacağız? İthalatla mı?

 

Bu açıdan bakıldığında sadece karma yem ile sürdürülebilir ve verimli şekilde hayvancılık yapmak çok zor.

 

Türkiye’nin uzun vadeli bitkisel ve hayvansal üretim stratejisini belirlemesi lazım.

 

Bugünkü mevcut durumdan ders çıkarılarak yem hammaddesi üretimi artırılmalı.

 

– Almanya yem üretiminde kendi kendine yetiyor –

 

Almanya yem üretiminin yüzde 92’sini kendisi sağlıyor. Yemde ithal hammadde oranı yüzde 8 civarında. Almanya bu sonucu bitkisel üretimde çok etkili bir planlamaya sahip olarak elde ediyor.

 

Son dönemde Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı, yağlı tohum ihtiyacını gidermek için kuraklığa da dayanıklı bir bitki olan Aspir üretimini destekliyor. Bu alanda yine bir başka ürün olan kolza üretimi daha da artırılabilir. Zaman zaman konuştuğumuz sektör temsilcileri de benzer önerilerde bulunuyor.

 

Küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık için ayçiçek tohumu küspesi, pamuk tohumu küspesi, kolza küspesi ve aspir küspesi üretimi artırılabilir. Türkiye hayvancılık açısından soya küspesine bağımlı hale gelmemeli. Protein açığı alternatif üretimlerle giderilmeli.

 

Mevcut şartlar altında üretici kaba yem üretimine ve çeşitliliğine daha fazla ağırlık vermeli.

stienbirbebekler4

Tüm gelişmeler ışığında yem hammaddesinde dışa bağımlılık söz konusu iken hem et hem de süt üreticileri açısından hayvancılıkta istikrarlı bir yapıdan söz etmek oldukça zor.

DİĞER HABERLER
Kanatlı eti ihracatı yüzde 70 arttı

 

– Teşvik ve destekler artıyor ama işletme sayısı azalıyor –

 

Türkiye’de son 10 yılda hayvancılığa önemli teşvikler ve destekler sağlandı.

 

2002 yılında 50 baş ve üzeri büyükbaş hayvan bulunan orta ve büyük boy hayvancılık işletmesi sayısı 4 bin 300 iken 2013 yılı itibariyle bu rakam 28 bin 412’ye ulaştı. Yani son 10 yılda 24 bini aşkın 50 baş ve üzeri büyükbaş hayvancılık işletmesi kuruldu.

 

Orta ve büyük ölçekli işletmelere yönelik böyle bir fotoğraf var iken bir de madalyonun diğer yüzüne bakmakta fayda var.

 

Resmi rakamlara göre Türkiye’de son dönemde özellikle hayvancılık alanında işletme sayıları giderek azalıyor. 2011 yılında 1 milyon 745 bin işletme varken 2013 yılında bu rakam 1 milyon 251 bine geriledi.

 

Süt işletmelerinin %76,3’ü 1-10 baş arası hayvana sahipken, işletmelerin %98,38’lik bir kısmı 50 baştan daha az hayvana sahip çiftliklerden oluşuyor.

 

İşletmelerin sahip oldukları hayvan sayılarına göre küçük ölçekli olması, girdi maliyetlerinin yüksek olmasına, süt verimi yüksek sığır ırklarının temininde zorluklara ve ürünlerin pazarlanmasında güçlüklere neden oluyor. Bu olumsuz şartlar altında da maalesef üretici bu işten çıkıyor.

 

Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı’nın tüm teşvik ve desteklerine rağmen hayvansal ve bitkisel alanda planlı bir üretime ve sürdürülebilir politikalara ihtiyacı var dememiz bu yüzden.

 

 

Analiz: Türkiye’nin sürdürülebilir süt politikasına ihtiyacı var

 

 

Türkiye’de süt sektörü son dönemde hızlı bir gelişim kaydetti. Ancak sektörün kronikleşen sorunlarını aşarak sağlıklı büyümesi için sürdürülebilir planlı politikalara ihtiyacı var.

 

Türkiye’nin sürdürülebilir süt politikasına ihtiyacı var

 

Türkiye’de son dönemde süt sektöründe önemli gelişmeler yaşanıyor. Bu hafta Bloomberg HT ekranlarında süt sektörüne yönelik yayınlara yer veriyoruz.

 

Bu yılki olumsuz iklim koşullarının tarım girdilerine negatif yansıması dahil olmak üzere süt sığırcılığının kronik sorunları, yatırım fırsatları ve riskleri sektörün beklentileri ile tarım politikalarındaki uygulamaların sektöre yansımalarını da bu platformda analiz etmeye çalışacağız.

 

Süt sektöründeki verilere yer vermeden önce Türkiye’de büyükbaş ve küçükbaş hayvan varlığına yönelik rakamları paylaşmakta fayda var.

 

Türkiye’de 2013 itibariyle büyükbaş hayvan sayısı 14.5 milyonu, küçükbaş hayvan sayısı ise 29 milyonu koyun, 9 milyonu da keçi olmak üzere 38 milyonu aştı. Türkiye’nin toplam küçükbaş ve büyükbaş hayvan varlığı 53 milyon civarında.

 

Gelelim süt üretim rakamlarına…

 

TÜİK verilerine göre 2013 yılı itibariyle büyükbaş süt üretimi 16.5 milyon ton civarında, küçükbaş süt üretimi ise 1.5 milyon tonu buluyor. Yani inek sütü üretimi toplam süt üretiminin yüzde 90’ından fazla.

 

Rakamlara baktığımızda son 10 yılda süt üretiminin yaklaşık iki katına çıktığını görüyoruz.

 

Yine TÜİK verilerine göre geçen yıl ticari süt işletmeleri tarafından toplanan inek sütü miktarı yaklaşık 7.9 milyon ton oldu.

DİĞER HABERLER
2. Uluslararası Beyaz Et Kongresi'ne Davet

 

Bu da Türkiye’de kayıt dışı süt işleme şeklinin yüzde 50’yi aştığı anlamına geliyor.

 

-Peki Avrupa’da durum ne?

 

Avrupa Birliği ülkelerinde süt üretimi 140 milyon tonu aşıyor. Türkiye, mevcut süt üretimi ile Avrupa Birliği ülkeleri arasında yedinci sırada yer alıyor. Dünyada ise inek sütü üretiminde sekizinci sıradayız.

 

Süt üretiminde içme sütünün payı ise oldukça düşük.

 

Ticari işletmeler tarafından gerçekleştirilen içme sütü üretimi 2013 yılında bir önceki yıla oranla yüzde 3.8 artarak 1.3 milyon oldu. Avrupa’daki içme sütü üretim miktarı ise 31 milyon ton.

 

İçme sütü üretimindeki düşük oran tüketim seviyemizi de ortaya koyuyor. Özellikle Avrupa’ya oranla Türkiye’nin içme sütü tüketimi oldukça düşük seviyede.

 

Türkiye’de içme sütü tüketimi kişi başı yaklaşık 33 litre iken Avrupa’da bu oran 100-110 litreyi buluyor.

 

ABD’de ise 130 litreyi aşıyor.

 

Tüm bu rakamlar ışığında süt ve süt ürünlerinin gıda sanayindeki payına da göz atmakta fayda var.

 

Türkiye’de gıda sanayinin toplam üretim değerleri içinde süt ve süt ürünleri sanayinin payı yüzde 15 civarında.

 

Türkiye’nin süt ürünlerine yönelik 2013 yılı dış ticaret rakamı ise 121 bin ton ürünün ihracatı sonucu 283 milyon dolar olarak karşımıza çıkıyor. Geçen yıl 31 bin ton ithalata ise 148 milyon dolar ödeme yapıldı.

 

İhracattaki en önemli süt ürünleri kalemlerimizi raf ömrü nispeten uzun olan peynir ve tereyağı oluşturuyor. Son dönemde az da olsa dondurma ihracatı söz konusu.

 

İthalatta ise peynir, süt tozu, peynir altı tozu ve tereyağı en önemli kalemler olarak öne çıkıyor.

 

Başlıca süt ve süt ürünleri ihracatı yaptığımız bölgeler ise Ortadoğu ve Türki Cumhuriyetler olarak öne çıkıyor.

 

Bu arada 2013 yılında sektör açısından önemli bir gelişme yaşandı.  AB ülkelerine süt ve süt ürünleri ihracatı için çiğ sütün onaylı çiftlikten alınması ve işletmenin ayrı bir hattında işlenmesi koşulu ile belirli firmalara onay verildi.

 

Bu gelişmeye paralel olarak 8 süt işletmesi AB’ye ihracat için onay aldı. Bunun yanında 29 süt çiftliği de onaylı durumda.

 

AB’ye süt ve süt ürünleri ihracatı için onay alınması, Rusya-Kazakistan-Belarus Gümrük Birliği ve Çin gibi diğer bazı ülkelere de ihracat onayı için harekete geçilmesini sağladı.

 

Tüm bu gelişmeler Türkiye’de ileriye dönük planlı ve sürdürülebilir süt üretim politikalarının oluşturulmasını gerekli kılıyor.

 

Mevcut tablo ışığında süt sektörünün sorunları, sektördeki risk ve fırsatlar ile tarım politikalarındaki uygulamaların sektöre yansımalarını ise hafta sonundaki yazımızda ele alacağız.

 

Bloomberg HT Editörü İrfan Donat

idonat@bloomberght.com


26 Temmuz 2014. 11:15
0 0 Oylar
Okuyucu puanı:
Abone ol
Bildir
guest

0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
This site is protected by reCAPTCHA and the Google Privacy Policy and Terms of Service apply.
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x