Sözde Doğal Ürünler


Perakende piyasasında birçok firma ürününün üzerine rahat rahat ‘doğal’ kelimesini yazıp pazarlıyor.

 

Peki işin aslı öyle mi?

 

ORGANİK ürünler için çok yazdık. Bu kategori, sertifikalı ürünlerden oluşmasına rağmen, her kuruluştan alınan sertifikada aynı tüketici güvenini oluşturmamaktadır. Ancak, en azından denetlenirken bile elde tutulacak bir belgesi vardır. Doğal ürünlere gelince; sadece üreticinin beyanı ve ambalaj üzerindeki bilgiler yeterli görülmektedir. Yani üreticiye inanmak zorundayız! Diyelim ki inandık, o haliyle bile bunların organik ürünle benzerliği yoktur. Oysa bazı organik ürünler satan mağazalarda sözde doğal ürünlere de rastlamaktayız. Bu yönü ile bakınca da; ambalajında “doğal” yazdığı halde, gerçekte doğal olmayan ürünler hakkında yazı yazmak şart oldu.

 

Doğal sözcüğünün kelime anlamı “doğada bulunduğu şekilde”dir. Yani hiçbir durumda o doğal hale müdahale edilmeyecektir. İnekten sağılarak içilen süt elbette doğaldır. Peki, oda sıcaklığında 5-6 ay dayanan ve ağzı açıldıktan sonra da dolapta 20 gün bozulmayan UHT süt ne kadar “doğal”dır? w

 

Raflarda yer alan birçok markanın ambalajı üzerindeki bu ifade maalesef gerçeği yansıtmamaktadır. Zira UHT sürecinde sütün, 140-150 derecede işlem görmesiyle, zararlı bakteriler yanında faydalı bakterilerin de yok olması ve bazı besin değerlerinin azalması bilimsel gerçektir. Ayrıca bu sözde doğal sütten yoğurt yapma olanağı da yoktur. Düşünebiliyor musunuz? Hem doğal hem de yoğurt yapılamıyor. İşte bu sütün ambalajına kolayca “doğal” ifadesi yazılabiliyor ve kimse de garipsemiyor.

 

BAKANLIĞIN FİRMALARI TEŞHİR ETMESİ DEVRİM NİTELİĞİNDE  

 

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın son zamanlarda “taklit ve tağşiş” yapan firmaları bakanlık resmi internet sitesinden duyurması devrim niteliğinde bir uygulamadır. Yıllardır üretici firmaların resmi laboratuarlardan götürdükleri numunelere aldıkları uygun raporlar artık iş yapmamaktadır. Son günlerde tanınmış bir sosis markasının belge diye gösterdiği raporun gerçek belge sayılamayacağı bakanlık tarafından açıklanmıştır.

 

Öyle ya; hangi firma “taklit ve tağşiş”li numuneyi kontrole götürür? Yani her firmanın elinde sayısız sağlam rapor vardır ve bunların hiçbirinin geçerliliği yoktur.

 

Bakanlığın habersiz ve herhangi bir tezgahtan alarak yaptığı denetim sonuçlarını tüketici ile paylaşması her türlü övgüye değerdir. Ambalajında “yüzde 100 dana” yazdıktan sonra, içeriğinde kanatlı eti tespitinin savunulabilecek yanı var mıdır? Yoktur, ama bizim ülkemizde buna bile itiraz gelmiş ve yukarıda belirttiğim şekilde herkesin kolayca alabileceği bir rapor belge olarak sunulabilmiştir.

 

İşte bu vesile ile hiçbir tahlile ihtiyaç göstermeden dahi, doğal olmadığı belli olan ürün ambalajlarının da ele alınma vakti gelmiştir. Bu da yeni bir aşama sayılabilir.

 

UHT’li sütler 135-150 derece sıcaklıkta 2-4 saniye ısıtılır. Klasik kaynatmada ise çıkılan sıcaklık yavaş yavaş 95-100 derecedir. Genellikle bir taşım kaynatılır. Pastörizasyon işlemi ise 70-75 derece ısıda 15 saniye bekletilmesi usulü ile gerçekleşir. UHT’li süt 5-6 ay dayanırken, pastörize süt 4 gün, kaynatılan süt ise 2 gün dayanır.

 

Prof. Dr. Ahmet Aydın, UHT işleminde faydalı bakterilerin ölmediğini savunanlara soruyor: “Peki bu işlemden geçmiş süt dışarıda bekletildiğinde niye kesilmiyor?” Cevabı yine kendisi veriyor: “Çünkü fermantasyonu sağlayan faydalı süt bakterileri (laktobasiluslar ve bfidobakteriler) tahrip olmuştur da ondan.” Bu işlemin zarar verdiği diğer besin öğeleri de, sözde doğal sütte bulunan vitamin ve minerallerdir. Birçok bilimsel makalede buna dair her türlü ayrıntı bulunabilir.

 

Neticede çiğ süt ile 140-150 derece ısıyı görmüş süt arasında benzerlik yoktur. Hele hele doğallık hiç söz konusu olamaz. Doğal yoğurt da başka, benzer konudur. Tanınmış margarin üreticileri, en iyi müşterilerinin yoğurt üreticileri olduğunu söylüyor. Jelatin de çok konuşulan yardımcı malzemelerdendir.

 

DENETİMLERDEN GEÇEN ÜRÜN YİNE DE DOĞAL SAYILAMAZ  
Genelleme yapmanın yanlış olduğunu biliyorum. Diyelim ki içerikte yazmayan madde kullanımı yok ve ürün denetimlerden tam not aldı. Yine de bu ürün “doğal” sayılamaz.

 

Zira geçirdiği üretim sürecinde kısmen de olsa doğallıktan uzaklaşma söz konusudur.

 

Bu sebepten sanayi yoğurdu ile geleneksel Türk yoğurdu aynı değildir. En bariz fark haftalarca ekşimemesi ve su bırakmamasıdır. Yoğurdumuz maya açısından tamamen dışa bağımlıdır. Bu bakteriler, yurtdışında büyük kimya tesislerinde üretiliyor ve dondurulduktan sonra toz halinde firmalarımız tarafından ithal ediliyor. Usulü tartışmıyorum. Sadece soruyorum; böyle bir yoğurt nasıl doğal olabiliyor? Yoğurdun doğal olduğunu söyleyenler ise iddialarını, içinde koruyucu madde olmamasına dayandırıyorlar. Oldu, koruyucu madde yoksa doğal oluyor öyle mi? “Peki, bir ay nasıl dayanıyor ?” diye soruyorsunuz. Cevap; “Çok iyi steril ediyoruz” oluyor. Sıradan tüketici olarak tekrar soruyorum: “Ben sizin müşteriniz olarak o steril ortamı bozuyorum, aynı kaptan her gün iki kaşık ağzıma atıyorum ve bu esnada milyonlarca bakteriyi ekiyorum, yine günlerce bozulma gerçekleşmiyor. Benim tüketici olarak bu kötü muhafaza tarzımı tolere eden sihir nedir acaba? Mantıklı cevabı alamasam da, zorunlu olarak yine aynı yoğurdu yemeğe devam edeceğim. Ama kimse kusura bakmasın, bu “doğal” safsatasını yiyemeyeceğim.

Ercüment Tunçalp/ Retail News  

 


Yazan - 17 Temmuz 2012. Kategori GIDA, YENİ. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oy
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x