Türkiye’de Mera Sorunu ve Ardındaki Gerçekler


385143_352330064860103_878081208_n

 

 

PRF. DR. HAZIM GÖKÇEN

 

Sonunda beklenen oldu ve meralar imara açıldı. Zaten Büyük Şehir Yasası ile ortam
önceden hazırlanmıştı. Köyler mahalleye dönüşünce köy ortak malı olan meralar
da arsa haline geldi. Aslında meraların imara açılması olayı batılı emperyal güçlerin
(A.B.D, AB, IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü) Türkiye’nin aleyhine
tezgahladıkları senaryonun son aşamasıdır. Bu konuya ileride değinmek üzere
meralar konusunda biraz eskiye gitmek istiyorum.

 

Türkler Anadolu’ya ayak bastığından beri üzerinde koyun ve sığır beslenen
meralarımız 1950 li yılların başında Nato’ya girmemiz karşılığında verilen traktör ve
zirai ilaç rüşveti sonunda vahşi biçimde sürülerek tarlaya dönüştürülmüş ve Orta
Doğu’ya buğday üretmek amacıyla da ziraate açılmıştır. Uzun yıllar boyu süren bu
tahribat sonucunda Türkiye’deki mera arazisi miktarı üçte iki oranında azalmıştır.

 
Yıllar itibariyle bir yandan yüz ölçümleri azalan, bir yandan da aşırı otlatma sonucu
nitelikleri bozulan meralarımız günümüzde neredeyse kullanılamaz hale
gelmişlerdir. Bu süreçte Devletimiz belki kasten belki de ihmal sonucu meralarımızı
ıslah etmemiştir. En azından benim bildiğim son elli yıl içerisinde sürekli olarak
meraların ıslah edileceği söylenmiş ancak ne yazık ki bugüne kadar bir arpa boyu
bile yol alınamamıştır.. Üstüne üstlük yıllardır terör, ormanlaştırma, kiralama gibi
nedenlerden dolayı meralar doğru dürüst kullanılamamaktadır. Öte yandan dağlık
bölgelerdeki çayırlara ve yaylaklara ise araba yolunun bulunmaması ve su
kaynaklarının kuruması nedeniyle sürüler artık gidemez olmuştur. Bu durum ister
istemez Türkiye’de koyunculuğun ve sığır besiciliğinin gerilemesine, kırmızı et
sorununun ortaya çıkmasına yol açmıştır.

 

Böyle giderse önümüzdeki on yıl içerisinde koyunculuk tümüyle bitecek, Türkiye
büyük miktarlarda kesimlik sığır ve lop et ithal etmek zorunda kalacaktır. Zaten batılı
emperyal güçlerin istediği de budur.

 

Buradan hemen başa dönüp batılı emperyal güçlerin Türkiye üzerine
tezgahladıkları oyuna gelmek istiyorum. Türkiye’nin Dünya üzerinde bulunduğu
stratejik konumu çok iyi bilen batılı emperyal güçler Ülkemizi zayıflatmak ve her
bakımdan kendilerine bağımlı kılmak adına son 15-20 yıl içerisinde aynısını geçmişte
Somali’de uyguladıkları büyük bir planı devreye sokmuşlardır.

 

Bu planın esasını hayvansal ürünlerin gelecekte petrolden daha önemli stratejik
maddeler haline geleceği gerçeği oluşturur. Batılı emperyal güçler nasıl ki geçmişte
petrol üreten Ülkeleri kendilerine bağımlı hale getirmişlerse günümüzde de
hayvansal üretim potansiyeli güçlü olan Ülkelerde aynı taktiği uygulamaktadırlar.

 

Türkiye üzerinde tezgahlanan oyunun ilk aşaması emperyel güçlerin kesin üye
yapmayacaklarını bile bile Türkiye’yi AB’ye aday üye olarak kabul etmeleridir.
Böylece kriter adını verdikleri dayatmalarla Türkiye’yi o arada da hayvancılığımızı
dizayn etme kolaylığını elde etmişlerdir. İlk iş olarak genel adı ile Tarım Bakanlığına
el atmışlar, dayattıkları yasalarla Bakanlığı bir yaz boz tahtası haline çevirerek
merkez taşra uyumunu yok etmişler ve bu yolla Veteriner Hekimleri hayvancılıktan
uzaklaştırmışlardır.Bugün 1500 ü Bakanlık teşkilatında, 3500 ü Targel’de olmak üzere toplam 5000
Veteriner Hekimi mesleklerinin dışında işler yapmaktadırlar. Emperyal güçlerin ikinci
önemli işleri Türkiye’de aile hayvancılığını yok etmek amacıyla uğraş vermek
olmuştur. Nitekim, önce kuş gribi bahanesi ile köy tavukçuluğunu, sonra da meraları
kullanılamaz hale getirerek ve gerekli desteği vermeyerek koyunculuğu ortadan
kaldırmak yoluna gitmişlerdir.

 

Şimdi de sıra aile sığırcılığına gelmiştir.

 

Önce, aile sığırcılığını sıfır faizli krediler ve teşvikler vererek palazlandırdıkları mega
işletmelerin haksız rekabeti altında ezerek kar edemez duruma getirmişler, sonra
da köyleri mahalleye dönüştürerek köy sığırcılığını yapılamaz duruma sokmuşlardır.
Üstüne üstlük bir de girdileri ucuzlatmayarak ve çiğ süt fiyatını arttırmayarak köy
sığırcılığını bitme noktasına getirmişlerdir. Türkiye’de köy tavukçuluğunu,
koyunculuğu ve aile sığırcılığını ortadan kaldırarak kırsal nüfusu belki AB’nin
dayattığı %5 ler düzeyine indirebilirler ama köyden kente göçün yarattığı işsizlik
sorununa ve sosyal patlamaya nasıl çözüm bulacakları belli değildir.

 
Meraların imara açılması konusu grubumuzda da tartışma konusu oldu.
Tartışmalarda öncelikle mesleki örgütlerimizin bu konuda çaba göstermeleri
önerildi. Bilindiği gibi meraların ve hayvancılığın tek sahibi Veteriner Hekimliği
mesleği değildir.

 

Bu konuların çok sayıda paydaşı ve bileşeni vardır. Meraların imara açılmasına asıl
karşı çıkması gerekenler hayvan üreticileri ve onların temsil edildiği Birliklerdir. En
başta bu Birliklerin paydaş mesleki örgütlerin de desteğini alarak soruna sahip
çıkmaları gerekir. Üzülerek görmekteyiz ki kendilerini ilgilendiren bu en hayati
konuda bile Birliklerden ses çıkmamaktadır.

 

Konunun ikinci muhatabı Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Hayvancığın paydaşı olan
mesleklere mensup Milletvekillerinin Meclis açıldığında konuya sahip çıkmaları
gerekir. Ancak, yazımın içeriğinde de belirttiğim gibi ne kadar çabalarsak
çabalayalım emperyal güçlerin Türkiye hayvancılığı üzerinde oynadıkları oyunu
bozmadan bu sorunlara çözüm bulmamız mümkün değildir.


Yazan - 8 Kasım 2015. Kategori MANŞET, TARIM. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oy
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x