Tavuk Üretiminde Bazı Uygulamalar…Prof.Dr.F.Tahir Aksoy

Prof. Dr. F. Tahir Aksoy 

(ftaksoy@yahoo.com)

 

Broiler_PA2Hayvansal üretim içerisinde tavuklar, kısa zamanda büyük miktarlarda üretilebilmeleri, biyolojik verimliliklerinin yüksek oluşu, ürünlerinin besin değerlerinin yüksek olması ve iyi pazar bulması gibi nedenlere bağlı olarak önemli bir yer tutar. Bu yazının başında; Dünya’nın genel sorunları, piliç eti ve yumurta üretiminin geçmişi ve muhtemel geleceği konusunda kısa bir özet yapıldı ve ardından günümüzde sıklıkla kullanılmaya başlanan Fabrika Çiftlikler (factory farms), Çiftlikten Sofraya Denetim(from farm to table), Organik Üretim (organic production) gibi bazı kavramların kısa tanımları yapıldı.

 

Batı dünyasında;  “Çok üret, çok tüket, refah içinde yaşa” felsefesi 1960’lı yılların başında insanlığın kurtuluşu olarak görülüyordu. Bu dönemlerde çevre sorunları toplumların gündemine girmeye başladı. Zamanın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri U-Thant, 1969 yılında üye ülkelere çevrenin korunması konusunda birleşme çağrısı yaptı. Roma Kulübü olarak anılan özel bir kuruluşun MIT’ye (Massachussets Institute of Technology) hazırlattığı rapor 1972 yılında yayınlandı ve çok büyük yankı uyandırdı. Bu yayında, nüfus ve sanayi üretiminin sabit hızla artacağı, besin maddesi ve hammadde artışında sınırlar olduğu ve dünyanın hammadde kaynaklarının tükeneceği ve nihayet çevre kirliliğinin giderek artacağı görüşü savunuldu. Büyük yankı yapan bu çalışma 18. yüzyılın sonlarında tartışılan MALTHUS teorisini biraz andırıyordu. Dünyanın geleceği konusunda “iyimserlerle,  kötümserler” arasında yine büyük tartışmalar oldu. Thomas Robert Malthus (d. 1766 – ö. 1834) İngiliz nüfus bilimci, ve ekonomi politik teorisyenidir.  İnsanların geleceği konularında karamsar kuramları ile ünlüdür.  1789 yılında, nüfusbilimi için çok önemli kurallara imza atan çalışması, “Nüfus Artışı Hakkında Araştırma“yı yayımladı. Daha sonra 1803 yılında bu eserini gözden geçirip tekrar yayımladı. Çalışması büyük yankılar uyandırmış ve birçok yeni tartışmaya neden olmuştur. Bu fikrinin temeli şudur: uygun şartlarda herhangi bir kısıtlayıcı faktör (salgın hastalık vb.) yoksa nüfus geometrik dizi biçiminde artar (2, 4, 8, 16, 32, 64, …), oysa besin maddeleri aritmetik dizi biçiminde artar (1, 2, 3, 4, 5, 6,)

 

576577_217134601729989_100003003535981_363190_172539821_nBİRLEŞMİŞ MİLLETLER, 1972 yılının Haziran ayında Stockholm’de bir çevre konferansı düzenledi. Böylece çevre sorunu, uluslar arası büyük bir best online casino boyut kazandı. Ayni kuruluş 1987 yılında sürdürülebilir kalkınma ilkelerinin anlatıldığı “ORTAK GELECEĞİMİZ”  adlı bir rapor yayınladı. Birleşmiş milletlerin ikinci çevre toplantısı, tam 20 yıl sonra 1992 yılında yapılan “RİO KONFERANSI” oldu. Bu konferansta da “SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA” benimsendi ve daha açık şekilde tanımlandı. Buna göre sürdürülebilir kalkınma; doğal sermayeyi tüketmeyen, gelecek kuşakların kendi gereksinimlerini karşılama olanaklarını ellerinden almayan, ekonomi ve eko sistem arasındaki dengeyi koruyan, ekolojik açıdan sürdürülebilir bir kalkınmadır.

 

Bu arada küresel ısınma ve online casino deutschland iklim değişikliği tartışmaları başladı. Birleşmiş Milletlerin iklim değişikliği çerçeve sözleşmesi / Kyoto protokolü, 11 Aralık 1997’de tamamlandı. Bu protokol, sanayi uygulamaları esnasında oluşan 6 adet gazın, atmosfer içinde çoğalıp sera etkisi oluşturmasına karşı her ülkede kısıtlayıcı önlemler alınmasını öneriyordu. Protokol, 16 Mart 1998, 16 Mart  1999 tarihleri arasında ülkelerin imzasına açık tutuldu. İlkten herkes tarafından benimsenir gibi görünen protokole AB ülkelerinin tam desteği sürerken, sonradan ABD ve RUSYA gibi kimi ülkelerce çekinceler kondu. Küresel ısınmanın başka nedenleri de tartışıldı. Gelişmiş sanayi işletmelerinin bu gazların sınırlandırılması karşısında görecekleri muhtemel zararın en aza indirilmesi tartışmaları gündeme geldi. Bu tartışmaların bir süre daha devam edeceği söylenebilir.

 

Gelişmiş ülkeler son elli yıl içinde her alandaki üretimde büyük bir değişim içine girdiler.  Yeni teknolojilerin geliştirilmesi ve birim başına üretimin artırılması yanında hızla artan Dünya nüfusu ile birlikte pek çok sorun ortaya çıktı.  Yeryüzü kaynaklarının sınırlı olduğu ve korunması gerekliliği öğrenildi.

 

Sonuçta;  sanayi ötesi toplumların veya bilgi toplumlarının oluşması bekleniyor (Erkan H. 1992). Bu değişimin hangi boyutlara uzanacağı henüz tam olarak bilinmiyor.  Bu yapılanmanın iki önemli özelliği bulunuyor. Bunların birincisi; çok bilgi üretilmesi, bilginin değerlendirilmesi, bilgi ve habere çabuk, kolay ve ucuz ulaşılması. Bilgisayar, internet, televizyon, yazılı ve görsel basın, her düzeyden araştırma kuruluşları bu aşamanın önemli araçları sayılabilir. Bilgi toplumlarının ikinci özelliği, bilgili ve pek çok konuda duyarlı insanlardan oluşmasıdır. İnsanlar daha sağlıklı ve daha uzun ömürlü olmaya yöneldiler.

 

536047_217104095066373_100003003535981_363031_829318229_nFabrika çiftlikler: Bu çiftlikler endüstriyel hayvancılık işletmeleridir. Buralarda hayvanlar hayvan refahı kuralları uyarınca ve yasal olan yoğun yerleşim sıklığında bulundurulurlar. Broiler ve yumurtacı piliçlerin üretiminde bu uygulama yaygındır.  Bu uygulama dana eti ve inek sütü üretiminde de yaygındır.  Bu çiftliklerle ilgili olarak çeşitli tartışmaların ardından günümüzde ‘’kümesten ya da ahırdan sofraya gıda denetimi (food inspection from farm to fork), antibiyotiklerin doğru kullanımı   (purudent use of antibiotics), hayvan gönenci ( animal welfare), sürdürülebilir hayvansal üretim (sustainable animal production) ’’ gibi konularda çeşitli kural ve yönetmelikler geliştirilmiştir. Devlete ait çeşitli kurumlar bu denetimleri yapmakla görevlendirilmiştir. Fabrika çiftlikler sayesinde insanlar daha ekonomik,  sağlıklı ve yeterli beslenme olanaklarına kavuşmaktadır.

 

Organik yumurta ve broiler üretimi: Toprağın, çevresel sistemin (ekolojik) ve insan ve hayvan sağlığının sürdürülebilir olmasını gözeten bir üretim şeklidir. Bu üretim şekli; çevreyle ilgili süreçlere, biyolojik çeşitliliğe ve yerel koşullara göre uyarlanmış döngülere dayanır. Organik üretimde doğal olmayan gübre, hormon, antibiyotik ve GDO kullanılmaz.  Üretim maliyetleri daha yüksektir. Bu üretim kontrollü ve sertifikalı bir üretim şeklidir. Üretimin yasal kuruluşlarca denetlenmesi aksatılırsa çeşitli sahtekârlıklar sahnelenebilir.  Bu üretimde üreticinin ruhsatlandırılması ve ürünlerin yasal pul ile işaretlenmesi esas olmalıdır. Milletlerarası Organik Tarım Federasyonu (IFOAM) 1972 yılında kurulmuştur. Organik üretimde giderler daha fazladır. Zamanla koşullar elverdiği şakilde bu üretimin tüm Dünya’da yaygınlaşması arzu edilmektedir.

 

Not: Bu makale ile ilgili kaynaklar yazarından istenebilir

URL: http://www.ciftlikdergisi.com.tr/?p=40553

Yazan - Nis 29 2013. Kategori HAYVANCILIK, KÜMES HAYVANCILIĞI, MANŞET, Prof. Dr. F. Tahir Aksoy, YAZARLAR. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık

Yoruma kapalı

| Designed by Mavikedi internet Hizmetleri |