Ne olacak şu tavukçuluğun hali?


Prof. Dr. Tülin AKSOY

Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi  Zootekni Bölümü Öğretim Üyesi

Yıllardır Çiftlik Dergisi’ne yazdığı bilimsel yazıları ile tanınan ve sektör tarafından ilgi ile izlenen Prof.Dr.Tülin AKSOY son günlerde büyük tartışmalara neden olan tavukçuluk sektörü ile ilgili Dünya Gazetesi’ne ilgi çeken bir yazı kaleme aldı. Yazarın  yazısını siz okuyucularımıza sunuyoruz:

Son günlerde hayvansal gıdalar konusu gündemin ilk sıralarında, genellikle tıp doktorlarına ait açıklamalar toplumun dikkatini çekiyor. Kanımca, tavukçuluk alanında çalışan akademisyenler de uzmanlık alanlarındaki gündemin oluşumuna katkı sağlamalıdır. Tam 30 yıldır hemen hemen her gün en az birkaç saat tavuk yetiştiriciliği konusunda okuyan-yazan, bu konularda ulusal ve uluslararası toplantıları yakından izleyen bir öğretim üyesi olarak, kaleme aldığım bu yazı umarım katkı sağlar. Soruları tek tek yanıtlamak yerine, bir perspektif sunmaya çalışacağım.

 

Tavukçuluk neden önemlidir?

Hayvansal protein tüketimi, ülkelerin gelişmişlik  zenginlik göstergesidir. 1970’de yaklaşık 4 milyar olan dünya nüfusu 2010’da 7 milyara yaklaşmıştır (%75’lik artış). Bu zaman diliminde, sığır ve koyun-keçi eti üretimi %62 ve %101 oranında artmıştır; artış domuz etinde %205, tavuk yumurtasında %225, tavuk etinde %556’dır (http:// faostat.fao.org). Hızla artan dünya nüfusunun sağlıklı ve dengeli beslenmesinde, son 40 yıldır tavuklar başroldedir. Özellikle de kalkınmakta olan ülkelerde.

 

1950’li yıllara kadar tamamen bir arka bahçe uğraşısı olan tavukçuluk, AB ve ABD’de giderek gelişmiş ve endüstriyel bir yapı kazanmıştır. Tavuk türünün avantajları nedeniyle tavuk eti ve yumurtası çok ucuza üretilebilmektedir, bu gıdalar aynı zamanda en nitelikli hayvansal gıdalardır ve bunların tüketiminde domuz etinde olduğu gibi dinsel ve/veya kültürel kısıtlamalar yoktur. Tavukların avantajları yüksek üreme gücü, kuşaklararası sürenin kısa olması,  çok erken yaşta verim alınması, ürünler içinaz miktarda yem tüketmeleri ve küçük alanlarda barındırmadır. Bu avantajlar, tavukların genetik ıslahında ve makineleşmede büyük ilerlemelere  yol açmıştır. Sağlık koruma ve hayvan beslemekonu sundaki gelişmeler de baş döndürücüdür. Bütün bunlar üretimin daha kontrollü, ucuz ve kaliteli olmasını sağlamıştır.

 

Kalkınmakta olan ülkelerin hayvansal gıda ihtiyacını karşılamak üzere, endüstriyel tavukçuluk bu ülkelerde de ithalata dayalı olarak hızla gelişmektedir. Türkiye ekonomisinin dışa açıldığı 1980’li yıllardan itibaren, tavukçuluk sektörümüz hızla gelişmiştir. Günümüz Türkiye’si, 1.4 milyon tonluk tavuk eti üretimi ile Avrupa birincisidir ve yıllık 740 bin ton (yaklaşık 12 milyar adet) yumurta üretimi ile Fransa ve İspanya’nın ardından 3. sıradadır. Üretimdeki artışın yanı sıra kalite de çok yükselmiştir, hem konunun uzmanı hem de bir tüketici olarak, soframıza koyduğumuz tavukçuluk ürünlerinin AB standartlarında olduğuna yürekten inanıyorum ve bunu her ortamda dile getiriyorum.

 

Türkiye’de üretilen etin %70’i kanatlı sektöründen

2010 yılında dünyada yaklaşık 293 milyon ton et üretilmiştir (http://faostat.fao.org), bunun %37’si domuz, %34’ü kanatlı, %21’i sığır ve %5’i koyun-keçi etidir. Ülkemizde ise kanatlı etinin payı %70’tir, sığır ve koyun-keçi etleri %16 ve 14’lük paya sahiptir. Dünyada üretilen kanatlı etinin %88’i tavuktan, kalan kısmı ise hindi ve ördek başta olmak üzere diğer türlerden elde edilirken, ülkemizde üretilen ve tüketilen kanatlı etinin %99’u tavuk etidir. Üretimdeki artışa rağmen, tavuk eti ve yumurta tüketimimiz kalkınmış ülkelere oranla düşüktür. 1990 yılında kişi başı yıllık tavuk eti tüketimimiz 3,5 kg iken, 2011’de 19 kg’a ulaşmıştır (http://www.besd-bir.org). Yıllık kişi başı tüketim AB’de 20-25 kg, ABD’de ise 50 kg’ın üzerindedir. 2011 verilerine göre, kişi başı yıllık yumurta tüketimimiz yaklaşık 162 adet/kişi/yıl (9,08 kg/kişi/yıl) olarak gerçekleşmiştir (http://www.yum-bir.org/). Kişi başı yıllık yumurta tüketimi Danimarka, Hollanda ve Çin’de 310 adet, Rusya ve AB’de 250 adettir. Daha genç nüfusa sahip olmamıza rağmen, insanımız gelişmiş ülkelerdekine oranla çok daha az et ve süt tüketmektedir; ayrıca son yıllardaki çok büyük artışa rağmen, kişi başı tavuk eti ve özellikle yumurta tüketimimiz düşüktür. Dolayısıyla, tavukçuluk sektörünü eleştirirken, insanımızın nasıl besleneceği konusunu gözardı etme lüksüne sahip değiliz.

 

AB ve kalkınmış ülkelerde yaşanan gelişmeler, ülkemizdeki durum

Endüstriyel tavukçuluğun anavatanı olan Avrupa, aynı zamanda bu sistemlerin en acımasız şekilde sorgulandığı yerdir. Sadece tavukçuluk değil, diğer entansif hayvancılık dalları ile endüstriyel bitkisel üretimin sürdürülebilirliği 1960’lı yıllardan itibaren Avrupa ve ABD’de sorgulanmaya başlamıştır. Sentetik kimyasalların kullanılması, yoğun üretimin çevreyi kirletmesi ve ürünlerdeki kalıntılar başlıca hassasiyetlerdir. Ayrıca çiftlik hayvanlarının doğalarına uygun olmayan şekilde barındırılması pek çok tüketicinin vicdanını rahatsız etmektedir ve özellikle kafes tavukçuluğu çok fazla tepki çekmektedir. Genetiği değiştirilmiş mısır ve soyanın hayvan yemlerinde kullanılması da kamuoyunda tedirginlik yaratmaktadır.

 

Giderek artan bu duyarlılıklar neticesinde, 1980’li yılların başından itibaren “Alternatif Üretim Sistemleri” ortaya çıkmış ve bunların ürünleri raflarda yerini almıştır. Artık günümüzde ticari tavukçuluk sektörü, daha ucuza standart üretimi hedefleyen ve “konvansiyonel (geleneksel) tavukçuluk” olarak adlandırılan endüstriyel sektör ile sürdürülebilirliği ve hayvan refahını öne çıkaran “alternatif tavukçuluk” olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Organik tavukçuluk en yüksek üretim standartlarına sahip, her aşaması kontrollü ve sertifikalı alternatif sistemdir; daha düşük standartlarda ve organik üretime geçişte ara aşama olarak kabul edilen alternatif sistemler de vardır.

 

Organik üretimin maliyeti yüksek

Alternatif sistemlerin en temel özelliği kafes dışında yetiştirmedir. Ayrıca yerde yetiştirmede hayvan başına daha fazla alan bırakılması, tavukların otlaklara çıkarılması, daha ileri yaşta kesim, genetiği değiştirilmiş yem hammaddeleri ile hayvansal kökenli yemlerin kullanılmaması, aşı-ilaç ve yem katkı maddelerinin kısıtlanması gibi hususlar da söz konusudur. Diğer bir ifadeyle, alternatif sistemler daha az yoğun üretim modelleridir. Alternatif tavukçuluk sistemleri, daha küçük işletmelerde yapılmaktadır ve üretim maliyetleri 1,5-3 kat daha yüksektir. Batılı tüketicilerin bir kısmı, sürdürülebilirlik ve hayvan refahına  katkı sağlamak üzere, bu ürünlere daha fazla para ödemeyi kabul etmektedir. Ayrıca, daha geç yaşta kesim ve otlatma nedeniyle oluşan yoğun lezzet, yüksek fiyat ödemenin nedenlerinden biridir (özellikle Fransa’da). Son 10 yılda, AB’de yumurta tavukçuluğu hızla kafes dışı sistemlere kaymaktadır; 1996’da kafes dışı alternatif yumurta üretim sistemlerinin payı AB (15)’de %8 iken, 2007 yılında (AB-25) % 25 olmuştur (%14 yerde üretim, % 9 serbest otlatmalı ve %2 organik). Organik kanatlı etinin toplam üretimdeki payı, yumurtaya oranla daha düşüktür (yaklaşık %0.2). Fransa, “Label Rouge (LR)” yani “kırmızı etiketli” tavukçuluk sistemi ile dikkat çekmektedir.

 

Endüstri karşıtı (contraindustrial) sistem olarak kabul edilen LR tavukçuluk, organik üretime benzer standartlara sahip ve her aşaması çok sıkı şekilde kontrol edilen sertifikalı bir üretim sistemidir (www.attra.ncat.org). Fransa’da 2007 itibariyle, 22 bölgesel organizasyon, 6 bin çiftçi ve 250 firmadan oluşan bir LR sektörü söz konusudur. Aynı yıl Fransa’da 105 milyon adet LR kanatlı hayvan kesilmiş (450 milyon Avro) ve 320 milyon adet LR yumurta üretilmiştir (64 milyon euro). Fransa’da toplam kanatlı eti üretiminin %10’u LR etiketlidir, buna karşılık kanatlı hayvancılık yapan çiftçilerin %40’ı LR üreticisidir. Perakende satılan tavuk etinin 1/3’ini (bütün karkasların ise 2/3’si) LR etiketli ürünler oluşturmaktadır (http://ec.europa.eu). Pazarlamada sürdürülebilirlik, kalite ve kırsal kalkınma öğeleri kullanılmaktadır. Fransa devleti en fazla 4 bin tavukluk kümeslerde yapılan LR tavukçuluğu, bir kırsal kalkınma aracı olarak başarıyla kullanmıştır.

 

Kalkınmış ülkelerdeki tüketicilerin büyük çoğunluğu organik ürünlere büyük ilgi duymaktadır, ancak yüksek fiyatlar nedeniyle sadece bir kısım tüketici satın alabilmektedir. Organik tavukçulukta yüksek maliyetin başlıca nedeni daha geniş arazi ve yüksek iş gücü ihtiyacıdır. Ayrıca AB’de organik tarım için temiz alan bulmak zordur. Yüksek kırsal nüfusumuz, miras hukuku nedeni ile parçalanmış arazilerimiz ve henüz tarıma açılmamış alanlarımız, ülkemizin için avantaj oluşturmaktadır; tabii kullanabilirsek! Şubat ayında yazılı basınımızda da yer alan bir habere göre, AB ile ABD arasında imzalanan bir anlaşma ile Avrupa’daki organik gıda pazarı ABD çiftçisine açılmıştır. ABD’de bakanlığın 1990’da uygulamaya koyduğu “Ülkesel Organik Program (National Organic Program)”çok olumlu sonuçlar vermiştir. Ülkede organik olarak yetiştirilen tavuk sayısı 1992 yılında 60 bin iken, 2008 yılında 16 milyona yaklaşmıştır ve organik tavukçuluk işletmelerinin ortalama tavuk sayısı 1.200’dür (www.ers.usda.gov/Data/ Organic/Data/Farmlandlivestockfarm.xls). Bu bilgiler, konuya yakın ya da uzak pek çok kişi için ezber bozucudur. Dünya devi ABD 1.200 tavukluk işletmelerin verimliliğini arttırmaya çalışmaktadır, tarımda dev güç Fransa’da tüketilen tavuk etinin %10’u otlakta yetiştirilmektedir ve devlet bu üretimi desteklemektedir, ABD Fransa’nın başarılı LR tavukçuluk modelini uygulamaya çalışmaktadır. Ancak yapılan desteklemelerin son derece akılcı ve etkin şekilde uygulandığı göz ardı edilmemelidir. Peki, bizde durum nedir? Organik bitkisel üretimde bir hayli mesafe alınmıştır. Organik yumurta ve süt konusunda sevindirici gelişmeler yaşanmaktadır, büyük süpermarketlerde düzenli olarak bu ürünleri bulmak artık mümkündür. Ancak organik ve benzeri alternatif sistemlerde üretilmiş tavuk eti henüz kolaylıkla bulunabilir hale gelmemiştir.

 

Yapılan hatalara/eksikliklere ilişkin bir örnek sunmak isterim. 1994 yılına kadar Türkiye’de hindi eti üretimi sadece yılbaşına yönelik olarak otlatmaya dayalı şekilde yapılmaktaydı. Tarla tarımı yapılan bölgelerde yere dökülen daneleri toplayarak beslenen 300-500 hindilik sürüler pek çok köylü ailesine ek gelir sağlıyordu. Yılda yaklaşık 800 bin adet hindi palazı küçük işletmelerde besiye alınarak 3 bin 500 ton civarında hindi eti çok ucuza üretiliyordu. Bu sürdürülebilir ve geleneksel üretim biçimi, kolaylıkla organik hindiciliğe dönüştürülebilirdi. Oysa ülkemizde entansif hindiciliğin başlamasından çok kısa bir süre sonra otlatmalı hindicilik tamamen durma noktasına gelmiştir. Çünkü endüstriyel hindicilik yapanlar, yılbaşında piyasaya sürülen bu ürünü rakip olarak görmüşler, akademisyenler konuyu yeterince önemseyip gelişimine katkı sağlamamışlar, ilgili bakanlık da “verimsiz bir üretimi daha fazla desteklemek anlamsızdır” diyerek desteğini çekmiştir.

 

Sonuç

Sektörümüz çok başarılıdır ancak kullanılan hayvan materyali bakımından %99 oranında dışa bağımlıdır, yem hammaddeleri ve aşı-ilaç bakımından da bağımlılık çok yüksektir. Kısacası davul bizdeyse, tokmak ellerdedir. Bu durum yadsınamaz, küreleşme vs. diyerek geçiştirilemez. Endüstri sürekli girdi ve teknoloji ithali ile belirli bir seviden ileriye gidemeyeceğini görmeli ve dışa bağımlılığı azaltmak ve teknoloji geliştirmek üzere gerekli girişimlerde bulunulmalıdır. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı da konu ile ilgili olarak çok başarılı uygulamalar yapmıştır ve yapmaktadır. Bütün gelişmelere rağmen, hayvancılığımız henüz istenen seviyeye gelememiştir. Kalkınmış ülkelerde tarımsal gelirin büyük kısmı hayvancılıktan sağlanır. Bakanlığımız kısa süre önce isminde değişiklik yapmıştır, “köyişleri” çıkarılıp “hayvancılık” kelimesi eklenmiştir. Hayvancılığa daha fazla önem verileceği algısı oluşturulmuştur; ancak bakanlığın isminde “kırsal kalkınma”nın yer almaması, %30’luk kırsal nüfusa sahip bir ülke için kabul edilebilir değildir. Oysa kırsal nüfusu %5’in altında olan İngiltere’de ilgili bakanlığın adı “Çevre, Gıda ve Köyişleri Bakanlığı (The Department for Environment, Food and Rural Affairs)”dır. İsim, her şey değildir ancak algının oluşmasında önemlidir.

 

Eleştiri yapanlar öz eleştiriyi ihmal etmemelidir, iğneyi batırdık ve şimdi sıra çuvaldızda. Sayısı 40’a yaklaşan zootekni bölümlerindeki (ziraat ve veteriner fakülteleri) akademisyenlerimiz diğer çiftlik hayvanlarının yanı sıra, tavuk yetiştiriciliği konusunda bilimsel çalışmalar yapmaktadır. Türe özgü avantajları nedeniyle, tavuk ve bıldırcın ülkemiz akademisyenlerininen fazla çalıştığı türlerdir. Bu çalışmalar o kadar fazladır ki, konuyla ilgili uluslararası bilimsel dergilerde yayınlanan makalelerin çok önemli bir kısmı araştırmacılarımıza aittir. Akademisyenlerimiz bilim dünyasının saygın üyeleridir, ancak tavukçuluk sektörümüz hem kullandığı teknolojide hem hayati girdileri sağlamada göbeğinden dışa bağımlıdır. Akademisyenlerimiz, sorunları çözmede ve dışa bağımlılığı azaltmada katkısı olacak bilimsel çalışmalara ne yazık ki pek fazla ilgi göstermemektedir gösterememektedir; bunlar kanatlı hayvan ıslahı, entansif tavukçuluğun yol açtığı çevresel sorunlar, organik vb. sürdürülebilir sistemlerin geliştirilmesi, gen kaynaklarının korunması ve geliştirilmesidir. Dolayısıyla, bu konularda yetişen akademisyen sayısı da azalmaktadır. Çünkü bu alanlardaki bilimsel çalışmalar belirli düzeyde alt yapı, daha uzun zaman ve büyük bütçeler gerektirmektedir, ayrıca disiplinler arası çalışma ve diğer paydaşların katılımı şarttır. Bu zorluklar, sığır ve koyunkeçi yetiştiriciliği alanında daha da belirgindir, akademisyenler çeşitli zorluklar nedeniyle bu alanda çalışmaktan kaçınmaktadır.

 

Diğer taraftan, kırmızı et üretimindeki sorunlarımız kronikleşmiştir ve artık otomatiğe bağlanan damızlık sığır ithalatımız, Fransız çiftçi örgütlerinin bazı yasa tasarılarını engellemelerine yol açacak kadar büyük bütçeye ulaşmıştır. Konu ile ilgili olarak ülkemizde yaşanan en önemli eksiklik, bilginin topluma ulaştırılmasında yaşanmaktadır. Batı’da üniversiteler, bakanlık ve STK’lar internet ortamını kullanarak sistemli bir şekilde toplumu bilgilendirmekte ve sağlıklı bir kamuoyu oluşumunu sağlamaktadır. Toplumumuzun merak ettiği her sorunun yanıtını alabileceği siteler oluşturulmalı ve sürekli güncellenmelidir. Ayrıca, küçük-orta ölçekli tavuk (vb. çiftlik hayvanı) yetiştirmek isteyen ya da yetiştiren vatandaşımızın ülkemiz koşullarına uygun ve en güncel teknik bilgiye en kolay şekilde ulaşabilmesi sağlanmalıdır.

 

Bu eksiklerimiz giderildiğinde, hayvansal üretimde ciddi artışlar yaşanacaktır ve gelenekselleşen “hormon/ antibiyotik” haberleri de artık gündemi işgal etmeyecektir. Ancak burada sıralanan eksiklerin tamamlanmasında akademisyenlere büyük görev düştüğü kanaatindeyim. Ülkemiz, tavukçuluk ve diğer hayvansal üretim dallarında küçümsenmeyecek başarılar elde etmiştir. Ancak rekabetin giderek arttığı, dengelerin alt-üst olduğu bir dünyada daha fazla söz sahibi olmak isteyen bir ülke görüntüsü veren Türkiye, stratejik sektör tarımın bütün dallarında daha iyi olmak zorundadır. Bunu başarmanın ilk şartı bu ve benzeri konuların gündeme gelmesi, tartışılması, çözümler üretilmesi ve hayata geçirilmesidir. Ancak bilimsel esaslar referans alınmadan yapılan ve çözüm üretmekten uzak tartışmaların sadece kafaları karıştıracağı ve özellikle orta-düşük gelir grubundaki vatandaşlarımızın daha kötü beslenmesiyle sonuçlanacağı unutulmamalıdır. Ayrıca, Türkiye’yi tavukçulukta daha iyiye götürmek için, paydaşların (üniversiteler, kamunun diğer temsilcileri ve özel sektör) sürekli gelişen bir işbirliği yaratması büyük önem taşımaktadır.

 

Organik üretip, Avrupa’ya ihraç edebilirizTavukçuluk endüstrisinde çok büyük başarı kazanmış olan Türkiye, organik ve benzeri alternatif sistemlerde tavuk eti ile yumurtası üretecek koşullara sahiptir ve toplumun bir kesimi bunları tüketebilecek ekonomik güçtedir, ayrıca avantajlarımız nedeniyle AB’ye ihracat da yapabiliriz. Diğer taraftan, kırmızı et üretimindeki sorunlar yüzünden tavuk etine mahküm hale gelen tüketicimize farklı seçeneklerin sunulması pazarın büyümesi ile sonuçlanacaktır. Ayrıca yüksek kırsal nüfusumuz nedeniyle bu emek-yoğun üretim modellerini önemsemek zorundayız. Alternatif sistemlerin gelişmesi için ilk koşul, toplumda bu konuda farkındalık yaratılması yoluyla tüketicilerin bir kısmının daha yüksek fiyatı ödemeye razı edilmesidir. Bu nedenle son günlerde gündeme gelen tartışmalar beni rahatsız etmiyor, bilakis olumlu buluyorum.

 

Tavuk eti ve yumurta üretimi artıyor

Tavuk yumurtası üretimi 2012 yılı Mart ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 7.7 artışla 1 milyar 232 bin 880 adet oldu. Mart ayında kesilen tavuk sayısı yüzde 11.6 artışla 84 milyon 156 bin adet düzeyinde gerçekleşirken, tavuk eti üretimi yüzde 13.5 artışla 140 bin 920 ton düzeyinde gerçekleşti. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mart 2012 Kümes Hayvancılığı Üretim İstatistikleri’ni açıkladı. Buna göre Tavuk yumurtası üretimi Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 7.7 artışla 1 milyar 232 bin 880 adet oldu. Tavuk yumurtası üretimi, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 11.4 arttı.

 

Ucuz tavuk eti ve yumurta üretiminin tek yolu endüstriyel tavukçuluktur

GELİR DÜZEYİ

çok düşük kimi ülkelerde tavukçuluk sektörü sadece köy tavuklarından oluşur. Kalkınmış ve kalkınmakta olan ülkelerde ise standart kalitede ve yüksek miktarda tavuk eti ve yumurtasını ucuza üretmenin tek yolu, endüstriyel tavukçuluktur. Sektör, et ve yumurta tavukçuluğu olarak tamamen birbirinden bağımsız iki kısımdan oluşmaktadır.

 

Et tavukçuluğunda, yüksek gelişme hızına sahip etçi hibrit civcivler modern kümeslerde yetiştirilir, 5-7 hafta yoğun yemlerle beslenerek kesime hazır hale (2-2.5 kg canlı ağırlık) getirilir. Ülkemizde de yaygın olarak kullanılan çevre kontrollü yaklaşık 2.000 m2 taban alanına sahip bir kümese yaklaşık 30 bin adet civciv konur ve 6 hafta sonunda 50 ton civarında tavuk karkası elde edilir. Yılda 6 devre üretim yapıldığında, toplam üretim 300 ton/kümes/yıl olmaktadır. Aynı büyüklükte 2-3 katlı kümesler de vardır (600-900 ton/kümes/yıl). Ülkemizde ve dünyada, yumurta tavukçuluğunun %80-85’i kafes sistemlerinde yapılmaktadır. Yüksek yumurta verimi yönünde ıslah edilmiş yumurtacı hibrit tavuklar, çevre kontrollü kümeslerdeki 5-8 katlı kafeslerde barındırılırlar ve yılda 310-320 adet yumurta verirler. Kümeslerde iklim kontrolü, yemleme-sulama, yumurta toplama ve paketleme ile gübrenin uzaklaştırılması mekanizasyon uygulamaları ile yapılır ve bu kümeslerde sadece 1-2 işçi çalışır.

 

Yaklaşık 1.500 m2’lik bir kümese 80 bin adet civarında yumurta tavuğu konmakta ve bir yıllık üretim döneminde 25 milyon adet yumurta üretilmektedir. Burada sıraladığımız ileri teknoloji uygulamaları ve tavukların olağan üstü yetenekleri sayesinde, tavuk eti kırmızı etin yaklaşık 1/5’i fiyatla satılabilmektedir, 40-50 g ağırlığında kırmızı ete eşdeğer kabul edilen bir yumurta ise 30-40 kuruş fiyatla (eşdeğerinin 1/3’i) tüketicilere sunulabilmektedir .


Yazan - 16 Mayıs 2012. Kategori HAYVANCILIK. Bu yazıya yapılan yorumları takip edebilirsiniz RSS 2.0. Bu yazı yoruma kapalı fakat geri izlemeye açık
0 0 Oy
Okuyucu puanı
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Bütün yorumları gör
0
Düşünceleriniz bizim için önemlidir, lütfen yorum bırakınız.x
()
x